İçeriğe geç

BEYAZ KEKLİK [AĞA SERİSİ 1]

Bölüm 6 · 6 dk okuma

BEYAZ KEKLİK [AĞA SERİSİ 1]

Bölüm 6

Beşinci Bölüm

Zaman, hayatın en büyük paradokslarından biridir. Bir yandan sonsuz gibi görünür, diğer yandan ise avuçlarımızdan hızla kayan kum taneleri gibi akar gider.

Günler, haftalar hatta aylar birbirini kovalarken, yaşamın sonsuz bir hızla geçip gittiğini fark etmek çoğu zaman mümkün değildi ve tam şuan o anlardan birindeydik. Koskoca iki yıl geçmişti, geçen bu uzun zamanda kim bilir kaç insan doğmuş kaç insan ölmüştü.

İç çekerek bulunduğum konuma baktım. Daha iki sene önce ben evlenmeyeceğim diye ölümleri bile düşünürken şimdi kendi isteğimle Dağhan'ların konağındaydım. Belki yine tamamen kendi hür iradem değildi ama kader beni bir noktadan bu noktaya getirmişti.

Konağa bir karmaşa hakimdi çünkü bugün Dağhan'ın tahliye olacağı gündü. Nasıl olduğunu bilmiyordum ama bir şekilde mahkeme kararını lehine çevirmeyi başarabilmişti. Bunun için oldukça mutluydum ama yine de bundan sonra ne olacağını bilememek beni oldukça geriyordu.

Sabahın erken saatlerinde haberi alır almaz konağa gelmiştim. Buraya gelene kadar doğruluğu da benim için muammaydı tabi. Hiç kimse, Dağhan'ın avukatı ve Vural'da dahil hiç kimse bana bundan bahsetmemişti. Hoş son haftalarda Dağhan görüşleri bile kabul etmemişti orası ayrı. Belki de bu yüzden de vicdan yapıyordum, adam benim yüzümden iki sene cezaevinde yatmıştı.

Düşünceleri bir kenara bırakarak kollarımı oturduğum koltuğun başlığına yasladım. Sabahtan beri temizlikti yemeklerdi derken gerçekten yorulmuştum ve kendimi kalabalıktan soyutlayarak boş bir odaya gelmiştim. Etrafımda kimse olmasa bile zihnimdeki düşünceler susmuyor, beni biraz olsun yalnız bırakmıyordu. İç çektim, mantıklı düşünemiyordum.

Kahve gözlerim boş sokakta dolanırken tanıdık arabanın görüş açıma girmesiyle nefesimin kesildiğini hissettim. Kalbim göğüs kafesimi kıracak gibi büyük bir şiddetle çarparken oturduğum yerden hızla kalktım. Boş odadan çıktığımda tüm konağın büyük bir telaşla hareketlendiğini gördüm. Herkes Dağhan’ı görmek için can atıyordu. Dağhan’ın annesi Havin Hanımın “Oğlum!” diye bağırmasıyla merdivenleri hızla inerek avluya çıktım.

Dağhan’ın etrafında oluşan kalabalık olduğum yerde duraksamama neden olurken içimdeki garip hissi dinginlemeye çalıştım. Sonuç olarak artık evindeydi.

Kalabalık, Dağhan’ın geçmesi için hafifçe dağıldığında onun kor saçan gözleriyle karşılaştım. Bu çocuk Duru’yu garip bir şekilde heyecanlandırsa da bakışlarının arkasındaki ciddiyeti görebiliyordum. Dağhan çok değişmişti, uzayan saçları yine kısacık kesilmiş tıraşını olmuştu. Hatta hafiften kilo bile vermişti ama en önemlisi bana olan bakışları değişmişti. İki yıl boyunca vicdan azabından kavrulurken onu hiç yalnız bırakmak istememiştim. Tüm görüşlerine eksiksiz gitmiştim. İlk başlarda bana olan tavrı oldukça ılımlı olsa da gözlerinde yeniden saf nefret vardı. Bu son görüşlere gelmemesinin nedenini açıklıyordu.

Dağhan’ın dudağı alayla, sevgiden çok uzak bir biçimde kıvrıldığında yüzümdeki tebessüm sönmüş kaşlarım çatılmıştı. Uzun zaman sonra ilk defa Dağhan’ın karşısında ne yapacağımı bilemedim.

Hiçbir tepki vermeden çatık kaşlarla bakarken Dağhan sanki beni görmemezlikten gelerek yanımdan öylece geçip gitti. Dudaklarım şaşkınlıkla aralanırken konağın kadınları çoktan kulaktan kulağa fısıldamaya başlamışlardı. Kısa sürede öfke bedenimi ele geçirdiğinde yumruklarımı sıkarak Dağhan’ın peşinden ilerledim. Bana insanların içinde böyle davranma hakkı yoktu.

Hızlı adımlarla ilerlerken onu odasına çıkan merdivenlerde yakaladım. Yüzüme bakmadan hareketlerini hızlandırdı. Verdiği tek tepki bu muydu yani? Aynı tavrını sürdürerek odasına girdiğinde kapıyı tutarak ben de içeri girdim ve kapıyı sertçe kapattım. Omzunun üzerinden kafasını çevirerek bana baksa da tekrar önüne döndü ve dolabına yöneldi.

“Çık.” sesi oldukça mesafeli ve sertti.

“Çıkmayacağım.” dedim kapıyı kilitlerken. “Kız gibi attığın tribin hesabını vereceksin.” Eline aldığı tişörtü sıkarak buruşturdu. Hala yüzüme bakmıyordu.

“Ne tribi atacağım kızım ben sana?” alaycı ifadesini yüzüne yerleştirerek bana döndü. Onun bu bakışlarından nefret ediyordum. “Gördüğün gibi sikimde bile değilsin.” İçimde bir şeylerin kırıldığı hissi tüm göğsümü ele geçirirken yutkundum, bunu beklemiyordum. Kirpiklerimi kırpıştırarak sadece “Neden?” diye sordum. Duru’nun son çırpınışlarıydı bunlar. “Bir anda neden böyle değiştin?”

“Çünkü değmezmiş Yüsra. Senin yüzünden iki senem heba oldu, buna değmezsin.” Gelen ikinci darbe beni gerçekten dumura uğratmıştı. Böyle bir şey demesini beklemiyordum, hiçbir zaman bunu bana belli etmemişti. Her görüşte beni rahatlatmak için olumlu şeylerden bahsedip durmuştu.

“Yapmasaydın o zaman!” diyerek hiddetlendim karşısında ağlayıp sızlanacak halim yoktu. “Sen benim iki sene boyunca rahat rahat gezdiğimi mi düşünüyorsun? Ne biliyorsun ki sen!”

Yüzündeki o ifadeyi silmeden “Biliyorum neler yaptığını Yüsra.” dedi. Gözlerindeki nefret daha da artmıştı sanki “O piçle konuşup gününü gün ederken hiçbir şey öğrenemeyeceğimi mi sandın?”

Sözlerinin ağırlığının ardından oluşan sessizliğini bozan şey ona attığım tokat oldu. Kafası yana eğilirken çenesinin seğirdiğini gördüm, bunu beklemiyor gibiydi. “Asıl sen hiçbir şeye değmezsin!” sesimi olabildiğine yükseltmiştim, gözüm hiçbir şeyi görmüyordu artık. “Senin o sokaktaki şerefsizlerden gram farkın yok!”

“Sesini alçalt.” sesi kısık olmasına rağmen net bir emirdi.

“Ne sesini alçalt ya? Bana yaptığın imanın farkında mısın sen amına koyayım?”

Çenemden tutarak kafamı kapıya yasladığında ellerimi göğsüne koyarak itmeye çalıştım ama birazcık bile yerinden oynamamıştı. Çenemi hafifçe sıkarak “Kelimelerine dikkat et.” dedi, çenesini sıkıyordu.

“Bırak beni.” dedim aynı öfkeyle ve Dağhan yine benimle zıtlaşarak aramızdaki mesafeyi kapattı. “Ne sanıyorsun sen kendini? Gel deyince gelecek, sus deyince susacak biri mi var karşında senin?” Olduğum yerde çırpınırken Dağhan beni hiç ciddiye almıyormuş gibi bakıyordu.

Bu adam ciddi manada şizofrendi bence.

“Allah’ın belası adam!” ellerimle göğsüne vurdum. “Nefret ediyorum senden.”

“Karşılıklı.” çenemi bırakarak geri çekildiğinde ilk ve son kez açıklama yapmak için gözlerine baktım. Siyah gözlerinden bir şeyleri anlamak çok zordu.

“Kimden duydun, sana ne söylediler bilmiyorum ama ben kimseyle göz göze bile gelmedim Dağhan. Sana belli etmemeye çalıştım ama bir senem psikologlarla geçti benim. O görüntüleri aklımdan silmek o kadar zordu ki Dağhan bir de senin için vicdan azabı çektim ben.” bakışları azıcıkta olsa yumuşarken kilitlediğim kapıyı açtım. “Bana bu kadar kinlenebileceğin hiçbir şey yapmadım sana Dağhan. Bir kere yüzüme bakıp bana ne olduğunu söylesen bu halde olmazdık.”

Hiçbir şey söylemeden açtığım kapıdan çıktığımda arkama bile bakmadan ilerledim. Bir an önce evime gitmek istiyordum. Avluya çıktığımda meraklı bakışlar üzerimde dolanırken Kardelen’in “Yüsra abla nereye?” dediğini duydum ama hiçbir şey demeden montumu üzerime geçirdim. Kimseye tek kelime laf etmek istemiyordum.

“Kızım otursana şöyle, ne bu acele?” Havin Hanıma küçük bir tebessüm gönderdikten sonra “Eve gitmem lazım benim şimdi, sonra yine gelirim zaten.” diye mırıldandım. Israrlı bakışlarına karşı bir bahanem yoktu ama gitmek istiyordum.

Havin Hanımın itiraz edeceği sırada avlunun büyük kapısı açıldı. Önce o gür saçlarıyla içeri İclal girdi ardından annesi. Havin Hanım karşılamak için hemen ayaklandığında İclal’le göz göze geldik ardından ensemde sıcak bir nefes hissettim. İclal o aşina olduğumuz gülüşünü yüzüne takınmış bize bakarken hafifçe kafamı kaldırıp arkamdaki adama baktım. Dağhan gözlerini kırpmadan ona bakıyordu.

Uzun zaman sonra ilk defa ağlama hissiyle doldum. Dağhan hala onu mu seviyordu? Yüzüme bu yüzden mi hiç bakmıyordu? Nefesim kesilirken zihnimdeki sorular göğsüme dev bir yangın olarak düştü.

“Sabah Dağhan’la zaten görüşmüştük ama yine de bir uğrayalım dedik annemle.” dedi İclal avludaki koltuğa otururken.

Dağhan ilk ona gitmişti. Aylarca yüzüme bakmazken ilk İclal’in kapısını çalmıştı.

Bir anda tüm dikkatlerin İclal’e dönmesi, herkesle arasının iyi olduğunu kanıtlama çabaları kendimi ikinci kez kimsesiz hissettirmişti. Yirmi beş yaşında yeniden on yedi gibi hissetmiştim.

Gitmek için hareketlendiğimde Dağhan’ın kaslı kolu belime dolandı ve beni kendine çekerek sırtımı göğsüne yasladı. Göğsüm garip hislerle çarparken Dağhan kulağıma eğildi. “Düşündüğün gibi değil.”

Yutkundum, düşündüğüm gibi olmamasını çok isterdim ama gördüklerim aksini kanıtlıyordu.

Dağhan ikinci kez beni şaşırtarak “Anne biz çıkıyoruz haberin olsun.” dedi. “Nişanlımla baş başa kalmak istiyorum.”

Bölüm sonu

3 yorum

  • NEY NEY NEY BİZE KÖR KÜTÜK DELİ DİVANE HERKESİ HİÇE SAYACAK KADAR ÇOK MU SEVİYORSUN💋

    1Yanıt
  • Kitaplardaki kadınların kurursuzlugu düşündüğü gibi değilmiş nisanlin bilmiyor ama iclal biliyor

    1Yanıt