İçeriğe geç

Beyaz Kan

Bölüm 1 · 9 dk okuma

Beyaz Kan

Bölüm 1

Bölüm 1

Saat altı civarıydı. Geceyi masamda devirmiştim yine. Ayın zarif ışıkları kendisini güneşin güçlü kollarına bırakırken, ben masanın başında ders notları alıyor, uyumamak için vücudumla savaşıyordum.

Gece boyu içtiğim kahveler, altını çizdiğim satırlar ve notunu aldığım konular, dışarıdaki karanlığın yavaşça pembe ufuklara büründüğünü hissettirmemişti bile.

Evden çıkma saatim yaklaşıyordu. Bu yüzden notlarımı toparladım ve doğruca lavaboya gittim. Yorgun gözlerime bir çare bulmalıydım. Aynanın karşısına geçtiğimde gözlerimin uykusuzluktan kan topladığını gördüm ve hemen birkaç krem ile gözaltlarıma masaj yapmaya başladım.

Koyu gri halkalar, parmaklarımla yaptığım masajın ve belki de kremin etkisiyle biraz olsun dağılmaya başlamıştı.

Gözlerimi idare eder bir seviyeye getirdikten sonra odama geri döndüm. Kendimden haylice uzun, beyaz, kapaklarında aynalar olan dolabımın karşısına geçtim. Kapağı açtım ve bugün ne giymek istediğimi düşünmeye başladım.

Her zaman kıyafetlerime, saçıma, dış görünüşüme özen gösterirdim. Doğruyu söylemek gerekirse gösterdiğim bu özen her ortamda fark edilmeme sebep oluyordu. Fakat bu durum benim için can sıkıcı bir durum değildi. Çünkü bunu seviyordum. Buna kibir mi yoksa ego mu denilirdi bilmem, fakat çoğunluğun nefretine karşın ben her zaman buydum.

Sahip olduğum bu kibrin yerinde olduğunu düşünürdüm çoğu zaman. Çünkü diğer kırmızılara karşın ben her zaman daha başarılıydım ve her zaman kendimi daha da geliştirmek üzere çabalardım. Aslında yerli olduğunu düşündüğüm bu kibrin altında, büyük bir hırs, büyük bir tutku yatardı.

Fakat bana kıyasla kırmızıların genelde tek başarısı, hayatta kalıyor olabilmeleriydi.

Ben bu değildim. Ben Nancy Kosamov'dum. Ailemin asil beyaz kanını taşıyan bir varistim. Benim, benden farklı ve aşağı olan o insanlar gibi miskinlik etme lüksüm yoktu. Her zaman daha ileri gitmeli, daha yükseğe çıkmalıydım. Çünkü benim taşıdığım asil kanın mücevheri buydu.

Hep daha ileri.

Beyaz ve mavi, aynı bütünlüğün parçası olduklarında mükemmel görünürdü. Öyle ki, paletimde karıştırmayı en çok sevdiğim iki renkti. Benim paletim, benim bedenimdi. Ve bu zümrütten kıymetli paletin üzerinde renkli ebruliler yapmak, bedenime gösterdiğim küçük bir minnetti.

Giyindikten sonra aynanın karşısına geçtim ve son bir kez kendime baktım. Mavi şortun üzerine beyaz bir crop-top giymiş, ayakkabı olarak beyaz topuklularımı tercih etmiştim. Son halime baktığımda, bir kez daha ne kadar büyük bir özenle yaratıldığımı anlamıştım.

Yüce tanrı beni, bizi ışığın parlaklığı ile yaratmıştı. Kendi ışığından bir parça bölmeyi layık görmüştü. Biz tanrının, kendisine en yakın olan çocuklarıydık. Tanrının dünyadaki gölgesiydik.

Aynadaki görüntümden tatmin olduktan sonra makyaj masama geçmiş ve uzun, buzul sarı saçlarımı sağ omzumda toplayıp yavaşça tarayarak göze hoş gelir hale getirmiştim.. Sonrasında kendime yakıştırdığım, genelde her gün yaptığım makyajımı yapmaya başlamıştım.

Makyajımı yaparken, ruhumun kasırgalarını biraz olsun dindirdiğini düşündüğüm bir müzik açmıştım. Fakat yine de belli bir noktaya kadar işe yarıyordu bu. Genelde işin sonunda açtığım müzik, kadrajın uzağında kalan bulanık bir figür haline geliyordu düşüncelerimin arasında.

Makyajımı bitirdikten sonra boynuma sıktığım tatlı kokunun odada bıraktığı o şekerli esinti ile çıkmıştım evden.

Yine klasik sabah trafiği, klasik insanlar. Hepsi birbirinden farklı görünüyordu. Fakat hepsinin takındığı yüz ifadesi, yorgun ruhları, ne kadar renkli giyinirlerse giyinsin, kıyafetlerinin içinde siyah beyaz bir karikatür gibi görünmelerine sebep olan boş gözleri aslında renkli olmaktan ne kadar uzak olduklarını gösteriyordu. Hepsi bir noktada buluşup, aynı oluşlarını kutluyorlardı sanki.

Benim dünyamdaki insanların farkı; her ne kadar beyaz olurlarsa olsun etrafa saçtıkları renkli kokuları, enerjileri ile etrafa zarafet saçmalarıydı. Ben bu dünyaya ait değildim. Benim ait olduğum dünya, gökkuşağının içindeki boşluk bile olabilirdi. Fakat burası değildi.

Bunları düşünürken okula varmıştım. Üniversitem eski bir üniversiteydi. Bundan dolayı dışarıya yaydığı görüntü karanlık, bir o kadar da asildi. Kocaman bir avlunun ortasında şatoya benzeyen ana binanın etrafı, konak yanı müştemilatlar gibi görünen fakülteler ile çevriliydi. Sade, kasvetli ve şık... Bunu söylemek garip fakat bazı kırmızıların mimari anlayışı gerçekten takdire şayandı.

Fakülteme giden yolda mavi zambaklar diziliydi. Sanki bu bembeyaz çiçeklerden yapılmış yol benim için yapılmıştı. Ne zaman bu yoldan geçsem, kendimi daha iyi hissediyordum. Çünkü bu çiçekler, kendi dünyamdaki bir çiçek türüne çok benziyordu. Bu yüzden de bu yoldan her geçtiğimde, kendimi bir anlık da olsa kendi dünyamın atmosferinde hissediyordum.

Mavi zambakların zarafetinin arasında süzüldükten sonra fakülteye varmıştım. İşte günlük uyum sağlama rutinim burada başlıyordu. Kırmızılar her zamanki gibi bana baktıklarını fark etmediğimi sanıyorlardı. Fakat her birinin gözleri adeta tenime yapışıyordu. Beni izleyerek tanımaya çalışıyorlardı. Rengimi belli etmemeliyim deyiminin hayata dökülüşünü burada yaşıyordum, her gün özümü onlardan saklamaya çalışarak.

Merdivenleri çıkıp üst kata vardım. Sabahın sessizliğini, topuklu ayakkabılarımın yankıları bozuyordu. Kapıyı açıp amfiye girdim. Kendim için uygun olan sıraya doğru ilerlerken burnuma çok tuhaf bir koku geldi. Bu, adımı unutturacak kadar karakteristik, burnumu, duyularımı uyuşturacak kadar yoğun bir kokuydu. Sahibini görmeyi dileyerek büyük bir açlıkla arkama döndüm.

Salon bomboştu. Belli ki sadece güzel bir parfüm kokusuydu fakat kokunun güzelliği onu içselleştirmeme sebep olmuştu. Çok üzerinde durmadım ve yerime oturdum.

Dakikalar geçtikçe öğrenciler tek tek sınıfa giriyordu. Kızlardan bazıları varlığımın farkında bile olmazken, bazıları nefret dolu bakışlarında beni boğmaya çalışıyordu. Kızlar tarafından bu denli sevilmeme sebebim aslında kıskançlıktan ziyade, onlarla arama ördüğüm duvardı. Fakat ördüğüm bu duvar sadece onlara değildi. Hiçbir kırmızı kanlının hayatımda boşa yer kaplamasını istemiyordum, bu yüzden genelde yalnızlık ile baş başa kalmayı tercih ediyordum.

Bu şekilde davranmam da doğal olarak burnu havada görünmeme sebep oluyordu, ki bu düşünceye de uzak bir yapım yoktu zaten. Göründüğünden öte, kendimin ve seçimlerimin oldukça farkındaydım.

Kendi planlarıma göre buradan gitmeme az kalmıştı. Beni, kırmızı kanlılar ile anlaşmama gerek olmadığı düşüncesine iten motivasyon da buradan geliyordu zaten.

Sonunda profesör salona girmiş ve ders an itibariyle başlamıştı. Okuduğum bölüm kimya bölümüydü. Molekülleri, bileşikleri seviyordum. Kendi dünyamda gördüğüm eğitimler, buranın kimya eğitimi ile oldukça benzerdi. Temelimin olduğu bir bölüme kayıt olmak, görünmez olmamı sağlayacak en iyi etkendi. Hoş, görünmez olması gereken bir ajana göre fazla frapandım.

Sınıftaki gürültü, dersin başlamasından yaklaşık beş dakika sonra sessizliğe bürünmüştü. Arada birkaç gereksizin kıkırdamaları kulağı tırmalasa da genel olarak hakimiyet profesörün anlattığı konudaydı.

Dersin ortalarında, kendimi en iyi verdiğim dakikalarda telefonuma mesaj geldi. Mesaj Albert'tandı.

"Molada fen-edebiyatın arkasına gelir misin, seninle konuşmak istiyorum."

Albert. Düşmanımın erkek arkadaşı. Kısa bir süre önce, kafamı dağıtmaya ihtiyacım olduğu bir anda bara gitmiştim. Aynı gece orada Albert ile karşılaşmış, alkol tesiriyle beni tavlamaya çalıştığı cümlelere maruz kalmıştım. Şimdilerde, o gece bana kurmaya çalıştığı yakınlığı, sevgili kız arkadaşına söylememem için yalvarışlarda bulunuyordu.

Sinirle telefonu ters çevirip sıraya geri koymuş, önlerde oturan Rose'a bakmıştım. Belki de bana yaptıklarının karşılığını bu şekilde ödüyordu. O halde kaderin cilvesiyle birlikte oyun oynama vaktiydi. Asık suratımda kötü bir tebessüm belirmişti. Masum insanların çektikleri acıdan mutlu olacak kadar kötü kalpli birisi değildim. Ve Rose da, masum birisi değildi.

Telefonu tekrar elime almış ve Albert'a cevap vermiştim.

"Ne konuda konuşacağız?"

Mesaj gittikten hemen sonra geri cevap gelmişti.

"Bunlar telefondan konuşulacak şeyler değil Nancy, biliyorsun."

"Ve sen de Rose'un bilmesini istemiyorsun değil mi?"

"Evet. Ne yaşandıysa bitti gitti, Rose bunu bilmemeli."

Mesajı okudum ve telefonumu sıraya geri koydum. Geleceğini tahmin ettiğim kanıtın bugün geleceğini kestirememiştim doğrusu. Yaklaşık on dakika sonra profesör derse ara verdi.

Sınıftakilerin önünde konuşmaya karar vermiştim. Tıpkı onun beni sınıftakilerin önünde rezil rüsva ettiği gibi. Ayakkabımın topukları ile kafasını ezmek isterdim, fakat şu an için elimde ezebileceğim gururu vardı sadece. Ve ben de bunu zevkle yapacaktım.

Öğrencilerin tamamı çıkmadan gür bir ses ile Rose'a seslendim.

"Rose!"

Rose iğrenir bir ifade ile bana baktı.

"Ne var?"

Ayakta dikilen Rose'un yanına gittim. Hemen diğer iki köpeği de Rose'un arkasına geçti. Ona vereceğim herhangi bir fiziki zarar sonrasında beni parçalamak için bekliyorlardı. Alaycı bir şekilde konuşmaya başladım.

"Sanırım erkek arkadaşının tasmasını sıkman gerekiyor."

Onu erkek arkadaşından vurabileceğim benim bile aklıma gelmezken, yaşadığı şoka hiç şaşırmamıştım. Gözleri yerinden çıkacak gibi açılmış fakat dik duruşundan ödün vermeyerek konuşmuştu.

"Ne diyorsun sen?"

Cevap olarak telefonumdaki konuşmayı gösterdim. Kız telefonu elimden çekerek hepsini tek tek okumaya başladı. Sevgilisinin düşmanına ettiği yalvarışları görmek, kızı hüsrana uğratmıştı.

"Senin gibi bir kız nasıl aldatılır, gerçekten çok üzücü bir durum. Yine bileklerini kesmemeye çalış olur mu?"

Bunu söylerken bir yandan da saçlarını okşamaya yeltenmiştim. Kız elim saçına değdiği anda yaşlı gözler ile bağırarak elimi tuttu.

"İşte senin ederin bu Nancy! Senin ederin benim artığım ile oynaşmak kadar!"

Gülerek cevap verdim

"Sen her gün kendini yedirirken o mu artık oluyor? Güldürme beni.”

"Seni öldürürüm!"

Kız bağırarak üzerime yürüdü ve saçımı çekmek üzere elini uzattı. Pis uzun tırnakları, bir pençe gibi şekil almış parmakları... Bu iğrenç yaratık saçıma dokunmak üzereydi. Nefes almak şimdiden zorlaşmıştı. Böyle tiksinç bir varlıkla aynı havayı solumaktan bile iğrenirken, onun bana temas edeceği düşüncesi midemi iyice bulandırmıştı. Kendimi kontrol edemezdim...

Kız birden bire acıyla inledi ve elini indirdi. Arkadaşlarından biri hemen atıldı

"İyi misin ne oldu?"

"Elime kramp girdi, çok acıyor!"

Rose'un yere attığı telefonumu çantama atıp salon kapısına yöneldim. Bana yaptığı bu hadsizlik, öfkeme öfke katmıştı. Tam kapı eşiğinde durdum ve tekrar Rose'a bakıp gülümseyerek konuşmaya başladım.

"Albert fen-edebiyatın arkasında bekliyor. Beklediği kişi sen değilsin, ama istersen bir uğra yanına."

Ardımda cevap vermesine izin vermemiş, ağlayan genç bir kız bırakıp amfiyi terk etmiştim.

...

Sonraki derslerim çevrimiçi olduğu için okuldan ayrılmış, sürekli gittiğim kitabevinin yolunu tutmuştum. Bu kitabevi oldukça küçük fakat bir o kadar beni heyecanlandıran bir yerdi. Buraya sayılı insan gelirdi. Çünkü kitaplar genel olarak mitoloji, tarih, tanrı, metafizik gibi konuları kapsıyordu. Bu tür kitaplar insanlar tarafından pek tercih edilmediği için buraya oldukça az kişi gelirdi. Dükkan sahibini de pek üzmezdi bu durum. Çünkü müşterileri az olsa da öz olurdu. Bir gelen, ikinci defa gelir, üçüncü defasında oraya gelmiyor olsa bile önünden geçtiği için mutlaka uğrardı.

Arabamı dükkanın yakınlarına park etmiştim. Saat daha sabah saatleri olduğu için park yeri bulmak zor olmamıştı. Heyecanla dükkana girmiş, esnaf ile selamlaşmış ve kitap raflarının arasına girmiştim.

Kendimi sürekli olarak geliştirmem gerekiyordu. Bundan dolayı sürekli araştırma yapar, kitap okur, güçlerim üzerinde çalışmalar yapardım. Okuduğum kitapların çoğunu genelde buradan alırdım. Mütevazi bir dükkandı ve sahibi de sevdiğim tek kırmızı kanlıydı. Güler yüzlü, iyi niyetli ve bilgilerini paylaşmayı seven cömert, yaşlı bir kadındı.

Satılan kitapların çoğu, içeriklerine hakim olduğum kitaplardı. Bu yüzden kendime uygun olan kitabı bulabilmek için rafları daha detaylı inceliyordum. Birkaç kitap incelemiştim. fakat ya yazarın kalemi güzel değildi ya da konular. Bir süre sonra ilgimi çekecek kitabın bugün olmadığını düşünerek vazgeçecektim ki, tam karşımda duran kitabın kapağı çok ilgimi çekmişti.

Kitabı açmış ve sayfalarında hızlı hızlı gezinmeye başlamıştım. Anlatım güzel görünüyordu. Kitabın arka kapağındaki özeti okudum ve kitapta geçen bilgilerin pek bilmediğim konular olduğunu gördüm.

Elimdeki kitapla dükkanın kapısına doğru yönelmişken burnuma uyuşturucu etkisinde bir koku gelmişti. Sabah amfide duyduğum kokunun ta kendisiydi. Ve bu sefer bu kokunun nereden geldiğini bulmakta kararlıydım.

Derhal arkama dönmüş ve etrafa bakınmaya başlamıştım. Fakat gördüğüm manzara kitap ciltlerinden başkası değildi. Topuğumun çıkardığı sesi umursamadan hızlı hızlı yürümeye başladım rafların arasında.

Duyduğum bu kokuyu parfüm kokusu ile bağdaştırmak, kokuya saygısızlıktan başka bir şey olamazdı. Bu koku bir insanın üstündeki yeni yıkanmış kıyafetlerinin kokusu da değildi. Fakat sadece değillerin farkındaydım. Kokunun ne olabileceğini kestiremiyordum.

Rafların arasından geçtim, yolun sonunda sağa dönerek diğer iki rafın arasında yürümeye başladım. Ne kadar hızlı yürüdüğümün farkına, birisine çarptıktan sonra vardım. Orada birisi olduğunu görmemiştim bile.

Çarptığım kişiden özür dilemek için arkamı döndüğümde vücudumu buz kesmişti. Aradığım kokunun içinde boğuluyordum sanki.

Fakat tek sorun, koku kaynağının bu adam olması değildi.

Bölüm sonu

1 yorum

  • 🌙Merhaba Sevgili Yazar Dostum, Seni köklerini wattpad, çizgi studio ve kitappad gibi ilham verici platformlardan oluşturan 🌟Parlak Yıldızlar Kütüphanesi🌟 adlı discord sunucumuza davet ediyoruz.✨ ⭐Sunucumuzda seni bekleyen şeyler: ~📚Yazarlar için destek ve eleştiri turları, kitap tanıtım kanalları, tur sonrası röportajlar ve nice ödüller. ~💌Sohbetin ve muhabbetin bol olduğu kanallar. ~🎰Çeşit çeşit ses, chat ve pc oyunları. ~🕯️Bilgi alabileceğiniz çeşit çeşit gündem kanalları. ~🏆Düzenli olarak gerçekleşen yarışmalar. ~🎉Eğlencenin zirve yaptığı etkinlikler. ~💎Huzuru ve düzeni sağlayan yetkililer. Sunucumuz yeni açıldı ve senin gibi değerli yazarlarla birlikte büyümek istiyoruz.✨ Gel, sen de bu kütüphanedeki bir yıldız ol ve gökyüzünü parlat. Katılmak için tek yapman gereken: 🔗 https://discord.gg/2u6VFzb4ZJ Yukarıdaki linke tıklamak. Sevgilerle, Nova Yıldızları Ekibi ☀️