Kan vardı her yerde kan vardı. Elindeki şaraptan bir yudum daha alırken susuz kalmış bir hayvan gibi bir hayvan gibi akan kanlara bakıyordu.
Düşen kan damlaları pıt pıt sesler çıkartıyor ve depoda yankılanıyordu. Gözleri vahşi bir hayvanın ki gibiydi. Ellerindeki siyah eldivenleri çıkartırken gözleri yerdeki kan birinkintilerindeydi. Dudağının kenarı kıvrılırken bu duyguyu ne kadar özlediğini fark etti. Sakindi. Hiç olmadığı kadar sakindi ve bu sakinlik hiç olmadığı kadar korkutucuydu.
Elindeki bıçakla adamın kalbini deşerken bir annenin çocuğuna baktığı gibi bakıyordu. Hava dondurucu derecede soğuktu ve bu soğukluk insanın tenini ürpertiyordu. Geceydi, karanlıktı ve bu karanlık insanlar için kaçış yoluydu. Karşısındaki adam acılı ve son nefeslerini veriyordu. Çığlıkları depoda yankılanıyor, ama asla dışarıya ulaşmıyordu.
Kurbanın kalbi artık ellerindeydi ve karşısındaki adam artık son nefesini vermişti. Ölmeden önce duyduğu tek şey ölüm kokan nefes ve kan arzulayan gözler vardı.
Sarò sempre a un soffio di distanza
(Her zaman bir nefes uzakta olacağım)
Kurbanının kasıklarına bıçağını defalerca sapladı. Elindeki sıcak bıçağı kasıklarına bastırdıgında son kez çığlık sesi duyuldu. Sıra kafasına geldiğinde daha büyük bir bıçak aldı. Elindeki bıçakla kafasını çizdi ilk önce sonra kafasını yardı ve kemiklerini çıkardı.
Dudaklarındaki gülümseme daha korkutucu bir hâl alırken yavaşça işine devam etti. Adamın beynini parçalarken düşündüğü tek şey bundan aldığı zevkti.