İçeriğe geç

beyaz frezya

Bölüm 1 · 7 dk okuma

beyaz frezya

Bölüm 1

1. bölüm

Sevgili Sevgilim Bir çok kez elime aldım bu kalemi her seferinde de duraksadım. Bir çok şey geçti aklımdan,görüşüm bulanıklaştı ve de canım hiç olmadığı kadar yandı. Yazdığım her bir kelime de tekrar tekrar ölüyor gibi oldum. Şimdi nefesimi tutarak yazıyorum bunları sana, güçlü durmaya çalışarak. Üzgünüm sevgilim hiçbir zaman senin beni bildiğin gibi birisi olmadım. Ne cesaretim vardı hayata karşı güçlü durmaya ne de seni sevmeye. Senden son kez istediğim şey beni anlaman,bencilce bu istediğim hemde çok bencilce ama başka bir şey de gelmiyor elimden. Arkama dönüp bakarsam gidemem birtanem,bırakamam seni. Burada kalmaya devam edersem eğer biliyorum daha çok üzüleceksin. Vazgeçmek çok zor senden evet sadece senden. Çünkü sen yoksan yanımda uyandığım her yeni günün hiçbir tadı olmayacak,aldığım hiçbir nefesin, dinlediğim hiçbir şarkının bir anlamı olmayacak. Ben böylesine yanıp tutuşuyorum, seni yüreğimden söküp atamıyorum. Çok çabalıyorum. İkimiz için en iyisinin bu olduğunu bir tarafım hep biliyordu,bugünün geleceğini ve bu yazının önünde sonunda yazılacağını. Üzülmeni asla istemiyorum mümkünse gülümseyerek oku bu mektubu, güzel dudaklarından o gülüşün hiç eksilmesin. Ben görmesem de hissederim her zaman seni bilirsin. Yanında olmadığımda eksikliğimi hiç hissetme, belki çok özlersen beni, her zaman gittiğimiz o sahile git denize karşı otur. Dalgalarda beni hisset, onlara kulak ver, ama özleme beni lütfen. Hiç istemesemde unut beni, çünkü ben gittiğimde bile benim yüzümden ağladığını düşünmeye katlanamıyorum. Seni sevmediğimi asla aklından bile geçirme ben sana olan aşkımı sığdırabileceğim bir ölçü bulamıyorum çünkü. Gitmek zorundayım, lütfen beni affet. Çok yoruldum yetersizliğimden, gelgitlerimden, kendime olan nefretimden böyle devam edemiyorum. Yaşadığım her bir saniye vücudum çürüyor kalbim küçülüyor küçülüyor ve ben nefessiz kalıyor gibi hissediyorum. Hiçbir şeyin suçluları biz değiliz bunu unutma. Bana kız, söv ama şunu bil böyle olmayı ben istemedim beni buna onlar mecbur kıldı. Birçok kez sordun, anlatmaya hiç dilim varmadı. Beni dinleyeceğini biliyordum, elinden geldiği kadar yardım edeceğini. Ama üzgünüm, boğazımdaki o düğümü çözemedim. Kafamdakileri uygun cümlelere dökemedim sana hiçbir şeyden bahsedemedim. Bunlar benimle gömülmeye mahkûm ettiğim anılar olarak kalacaklar. Belki de birçok geceni bunu düşünmeye ayırdın, anlam veremedin.Özür dilerim. Binlerce kez özür dilerim Seni çok seviyorum. Her gece aynı düşü kuruyorum yeni, tertemiz bir sayfa. Sadece sen ve ben Hiçbir engelimiz yok Birbirimizden başka kimsemiz yok mutluyuz,hiç olmadığımız,olamayacağımız kadar mutlu. Şu hayatta yüzümü güldüren tek şey olduğun, beni sevdiğin ve bana inandığın için teşekkür ederim. Bana olan inancını mahvettiğim ve güçsüz olduğum içinse özür dilerim. Senden özür dileyeceğim bunca şey varken veda bile edemediğim için özür dilerim. Nasıl edilir ki veda senin gibi birisine?Bu satırlarımı bir öpücük, sarılış olarak say beni affet. Son olarak da frezyalarını sulamayı unutma umudunu asla kaybetme. Üzgün olduğunda onlara sığın, yapraklarını okşa ve konuş onlarla. Elveda. Elimde tuttuğum eskimiş kağıdı hafifçe buruşturdum. Neden yaptın ki bunu bana? Neden böyle ansızın terk ettin beni? Seni unutabileceğime inanarak mı yazdın bunları? Hayır Özgür hiçbir şey dediğin gibi olmadı unutmadım seni, asla da unutmayacağım. Bugün gidişinin 1. yılı ve ilk günki kadar taze hislerim. Göz yaşlarım daha fazla dayanamayıp birer birer akmaya başladılar yanaklarımdan. "Aptal" diye fısıldadım. "Aptal, nasıl unuturum ben seni." Kalbim tekrardan ağırmaya başladı,nefes alamaz oldum o an. Ellerimden destek alarak ayağa kaltım ve çatının korkuluklarına doğru yürüdüm. Hava bozmuştu, serin bir rüzgar yüzüme vuruyordu ve gözyaşlarımın kurumasına neden oluyordu. Belki de birazdan yağmur yağardı, Özgür'ü düşündüğümde yağmurun yağmasını severdim. Dökemeyeceğim tüm gözyaşları yağmur damlaları olarak inerdi gökyüzüne, onun toprağına değer ve de çiçeklerini sulardı. Nerde yatıyorsun şimdi onu bile bilmiyorum oysaki,uğrayanın var mı yanına? Toprağını temizleyen,seninle konuşan? Kavradığım korkuluğu daha sıkı bir şekilde tuttum ve gökyüzüne baktım. Yıldızlar, bir sürü yıldız gökte ne de güzel parlıyordu, tanıdık bir melodi döküldü dudaklarımdan ben fark etmeden. Bir kaç damla döküldü sonra bulutlardan, gözlerimi kapattım. Yağmur şiddetini arttırırken ben olduğum yerden kıpırdamadan duruyordum. "keşke geri dönsen" "bana geri dönsen" diyebildim zorlukla. Ellerim şişmiş gözlerime doğru gitti, parmak uçlarımla göz kapaklarımı ovaladım ve ağrısını gidermeye çalıştım. "Belki burada olsaydın küçük bir öpücüğünle tüm ağrıyı sıfırlayabilirdin ama sen gitmeyi seçmiştin, bizi terk etmeyi. Kızmıyorum sana kızamıyorum, ama düşünerek bu işin içinden de çıkamıyorum neden kolay yolu tercih ettiğini,kaçmayı seçtiğini ve beni geride bıraktığını anlayamıyorum. Ben her gün yokluğunu çok daha ağır bir şekilde hissediyorum senin düşündüğünün aksine. Şimdi keşkelerden başka hiçbir şey düşünemez oldum, keşke ve keşke senin bu sorumluluğu tek başına üstlenmene izin vermeseydim hiç yanından ayrılmasaydım. Seni daha fazla çözmek için çabalasaydım lütfen sen de beni affet birtanem. Ben tüm gönlümle seni affediyorum,biliyorum yanlış bir yolu seçmiş olsanda bunu her şeyin daha iyi olacağını düşündüğün için yaptın. Yine kendinden önce başkalarını düşündün,ben seni hiç anlamadım neden kendinden bu denli nefret ettiğini hep benliğini geri plana attığını keşke kendini benim gözümden görebilseydin o zaman anlardın belki ya da bana sorsaydın seni sana uzun uzun anlatırdım." Beni duymayacaktı biliyorum ama kendimi yıldızlarla konuşmaktan da alıkoyamıyordum. Uzun bir süre bekledim, saat ilerledikçe bedenim artık düşüncelerimden arınmak için yalvarıyor gibiydi. Bacaklarım tutmuyordu,gözlerim kapanıyor ve başım resmen çatlıyordu.

Buradan ayrıldıktan sonra ne yapacaktım? Gelen birçok samimiyetsiz soruya “evet iyiyim” diyerek geçiştirecek, Saatler ilerledikçe hayatımda her şey aynı kalacak fakat bir tek bu özlem duygum her geçen saniye kat ve kat daha çok artacaktı. Gece ilerledikçe özlem kendini pişmanlığa bürüyecekti. Aniden şimşek çakmasıyla, mektup parmaklarımın arasından sıyrılıp rüzgarla beraber uçmaya başladı. Hiç düşünmeden kendimi ileriye doğru attım. Odağım sadece mürekkebi akmış ve eskimiş ama içinde hayata tutunmama neden olan cümlelerle dolu mektuptaydı. Bir elim zorla korkuluğu kavradı diğeriyleyse de son anda mektubu kavradım ve avcumun içine sıkıştırdım. O kadar korkmuştum ki, kafamı hafifçe kaldırdım ve elime baktım. Ya tutamasaydım onu, kaybetseydim ben ne yapardım? Böyle mi sahip çıkıyordum onun bana bıraktığı son hatırasına? Bacaklarım titremeye başlayınca vücudumun üst kısmının aşağa doğru sarktığını fark ettim. Gözlerimi mektuptan çekip etrafta gezdirdim, her şey o kadar küçüktü ve rüzgar o kadar davetkardı ki kendimi salmak istedim. Hiçliğe karışmak,düştüğüm karanlıkta onu bulmak istedim. Gözyaşlarım tek tek aşağa doğru düşmeye,başım dönmeye ve korkulukları sıktığım parmaklarım gevşemeye başladı. Son bir kuvvetle kendimi geriye doğru ittim. Tüm vücudum yere yığıldı, yağmur şiddetini tekrar arttırmaya başladı, mektubu ceketimin iç cebine sıkıştırdım. Telefonumu elime aldığımda 20 cevapsız çağrıyla karşılaştım, saat oldukça geç olmuştu. Telefonu sert bir şekilde yana fırlatıp derin bir nefes verdim. O sırada yandan tok bir ses duydum.“Amma da gürültülüsün.” Kendime hakim olamayıp güçlü bir çığlık atıp olduğum yerde direkt doğruldum. Etraf o kadar karanlıktı ki hiçbir şey seçemiyordum. karşımdaki duvarda bir hareketlenme olunca, gözlerimi kısarak ne olduğunu anlamaya çalıştım. Karşımdaki kişi ayağa kalkınca bende onunla beraber ayaklandım, bana doğru attığı adımlarla mesafeyi azalttı. “Kendini ordan atsaydın yazık olurdu.” dedi kısık bir sesle. Hiçbir şeye anlam veremiyordum “Ne?” diyebildim sadece. “Ani gelen duygulara kapılma, neyse ki seni kurtarmama gerek kalmadan kafanı çalıştırdın.” Dedi ve bir adım daha yaklaştı bana. Ona cevap veremeden,bir şimşek daha çaktı ve etraf aydınlandı. Yüzü oldukça net bir şekilde gözlerimin önünde aydınladı . Gözyaşlarım yanaklarımı istila etmeye başladı o an etraf bulanıklaştıkça,gözlerimi tekrar açtığımda ve ben net görmeye başladığımda burada olmayacağı hissiyle irkilerek gözyaşlarımı sildim. Hâlâ oradaydı, ama bu gerçek olamazdı zihnim bana büyük bir oyun oynuyordu. Hiçbir şey söylemeden merdivenlere doğru koşmaya başladım, kaçıyordum her zaman yaptığım ve yapacağım gibi. Arkamdan bağırdı “Nereye gidiyorsun?” Arkamı bile dönmeden çatının kapısını açıp kendimi merdivenlere attım ve koşarak inmeye başladım. Arkamda adım sesleri duymaya başlayınca hızımı daha da arttırdım ama yine de beni kolumdan yakalayıp kendisine doğru çevirdi. Başım sert bir şekilde göğsüne çarptı, gözlerimi sıkıca kapatıp ona bakmayı reddettim bu yaşananlar gerçek olamazdı bundan adım kadar nettim. “Bu davranışından dolayı alınmam gerekiyor gibi hissediyorum” dedi alaycı bir şekilde,daha sonra ekledi.“Yüzüme bak” Başımı sağa ve sola doğru hızla sallarken kafamı tuttu ve sabit kalmasını sağladı.“Seni bir yerden tanıyorum” dedi. “ Gözlerini aç, bu benim için önemli” diye bağırınca, irkildim ve gözlerimi yavaşça açtım. Sıkıca tuttuğu başımı serbest bıraktı. Kaşları hafifçe çatıldı, gözlerini kıstı birçok duygu geçti o an irislerinden. “İmkansız” diye bağırıp tüm gücümle onu ittim. Şaşkınlıkla tökezledi, bunu fırsat bilip tekrardan koşmaya başladım. En sonunda kendimi apartmandan attım ve bomboş sokakta nereye gittiğimi bilmeden sadece koştum. Uzun bir sürenin ardından kendimi sahil kenarında buldum, iki bacağımın üstüne düşerek denize bakakaldım. İstemsizce ellerimi kuma geçirmiş sıkıyordum.Ayakkabılarımı ve ceketimi çıkartıp fırlattım ve yavaş yavaş denize yürüdüm. Onunla konuşmaya ihtiyacım vardı, Özgür’e ihtiyacım vardı. Deniz ayaklarıma değdiğinde tüm vücudum soğuktan titredi, daha da ilerledim. Artık göğsüme kadar suyun içindeydim Özgür’le birdim. “Nasıl sana bu kadar benzeyebilir?” dedim ,avuç içime aldığım dalgaya bakarak. Hiç ses çıkmadı ama o beni dinliyordu, biliyordum. Kafam o kadar karışmıştı ki, o yabancının yüzü Özgür’ün yüzüyle tıpatıp aynıydı. Belki de ben hayal görmüştüm, loş ışığın verdiği bir yanılsama da olabilirdi. Ya o ise? kafamda dönen bu soruya gülümsedim. Birden bir sıcaklık sardı bedenimi, gözlerimi kapatınca yabancının yüzü serildi önüme ardından tanıdık bir koku doldu burnuma. Olamazdı ki, Özgür ölmüştü. Öldüğünden ne kadar emindim? cenazesi olmamıştı,bir anda yok olmuştu hayatımdan. Elimde kanıt olarak mektubu kalmıştı sadece Eğer o yabancı özgürse bir yıldır neredeydi? O da beni hatırlamıyordu? Saçmalıyordum, Özgür ölmüştü. Bugün olanlar ise korkunç bir tesadüftü.

——

Buraya kadar okuduğunuz için teşekkür ederimm umarım beğenmişsinizdiiirr <3

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.