İçeriğe geç

Beş Yıldızlı Cehennem

Bölüm 3 · 3 dk okuma

Beş Yıldızlı Cehennem

Bölüm 3

Kırmızı leke

Kapıyı aralayıp baktığımda Ekim, yarı kapalı ışıklardan dolayı görünmeyen lavaboyu arıyordu. Evet, ne yazık ki bazı odalar küçüktü ve bu yüzden içeride lavabo yoktu; Ekim de bu sebeple ortak kat lavabosuna gidiyor olmalıydı. Kimseye fark ettirmeden kapıyı sessizce kapatıp yeniden kilitledim.

Saat gece 04:00 olmak üzereydi. Gözüme bir gram uyku girmemişti. Biraz sosyal medyada dolaşayım derken okul öğrenci grubundaki konuşmaları gördüm. Herkes, grup kurulması için telefon numarasını paylaşmıştı. Tam uykuya daldığım anda telefonuma bir bildirim düştü:

"Nefes 12/C sizi 'tatill' grubuna ekledi."

Umursamayıp yeniden uyumaya çalıştığım sırada bir bildirim daha geldi:

+90...: "Kapını kilitlediğine emin misin?"

Mesaja bakmak için telefonu elime alınca içime bir şüphe düştü. Sessizce kalkıp kapıyı kontrol ettim; kilitliydi. Mesajı atan kişinin profilinden bunun Demir olduğunu anladım.

Gece: "Psikopat mısın çocuk? Bu saatte böyle mesaj mı atılır?"

Demir: "Kilitlediğine emin olmam lazımdı, elimde değil."

Gece: "İnsan gibi sorabilirdin, bu ne böyle gerici gerici yazmışsın?"

Demir: "Ben ne yaptım, sormadım mı sanki?"

Gece: "Sormasan daha iyiydi."

Telefonu bırakıp uyudum. Onun dediklerini umursamak istemiyordum. Sabah, kapının sertçe yumruklanmasıyla sıçrayarak uyandım. Ben yataktan fırlamışken Melda’nın hâlâ horul horul uyuması acayip gıcık gelmişti. Aras’tan başka hiçbir şeyi umursamıyor, aptal velet.

Kapıyı açtığımda kimse yoktu. Tam kapatacakken ayaklarımın ucunda bir zarf buldum:

"Beyninize kazınan gerçeklikler vardır. Örneğin şeytanın rengi veya çekiciliği. Akşam saat 20:00, balo salonu. ~ Otel Yönetmeliği ~"

Anladığım kadarıyla hepimizin kırmızılar içinde olacağı bir parti veya balo düzenlenmişti. Ama ne de güzel!

Zarfı elimde evirip çevirirken koridorda bir hareketlilik duydum. Karşı odanın kapısı yavaşça aralandı ve Demir, sanki bütün gece hiç uyumamış gibi dinç ama bir o kadar da gergin bir ifadeyle dışarı çıktı. Gözleri yerdeki zarfa, sonra da benim yüzüme odaklandı.

"Sana da mı geldi?" diye sordu, sesi koridorun boşluğunda yankılanarak.

"Sadece bana değil, herhalde herkese gelmiştir," dedim zarfı havada sallayarak. "Şeytanın rengi falan filan... Bay Sencer’in estetik anlayışı biraz fazla gotik, değil mi?"

Demir yanıma kadar gelip fısıldadı: "Gece, bu bir kutlama değil. Bu otelde hiçbir şey göründüğü gibi değil. O akşamki baloya gitmek zorundayız ama sakın... sakın kimseden bir şey içme."

O sırada Melda içeriden esneyerek bağırdı: "Geceee! Kiminle konuşuyorsun sabah sabah? Ay, Aras mı geldi yoksa?"

Melda yataktan fırlayıp yanımıza geldiğinde yerdeki zarfı gördü ve çığlık attı. "Aman Tanrım! Kırmızı temalı balo mu? Benim o muhteşem saten elbisem tam da bunun için! Aras beni o elbisenin içinde görünce aklı başından gidecek!"

Demir bana "Sözümü unutma," dercesine bir bakış atıp uzaklaştı. Melda ise çoktan valizini karıştırmaya başlamıştı bile. Ama benim dikkatimi çeken başka bir şey vardı; zarfın arkasında küçük, neredeyse görünmez bir kan lekesine benzeyen kırmızı bir iz vardı. Ve bu iz, sanki hâlâ ıslaktı.

Öğlene doğru yemek salonuna indiğimizde herkesin elinde aynı zarflardan vardı. Efe, "Açlıktan öleceğim, şeytanın rengiymiş... Ben sadece domates çorbasının rengiyle ilgileniyorum şu an," diyerek ortamı yumuşatmaya çalışsa da Ekim’in yüzü bembeyazdı.

Ekim yanıma yaklaşıp kolumu tuttu. "Gece, dün gece koridorda birini gördün mü? Ben lavaboyu ararken... birisi arkamdan fısıldadı. Ama arkama döndüğümde kimse yoktu."

Tam cevap verecekken Bay Sencer merdivenlerin başında belirdi. O sahte, gergin gülümsemesiyle bizi süzdü. "Akşama hazır mısınız gençler? Ruhunuzun derinlikleri, bu gece o kırmızı ışıkların altında aydınlanacak."

Akşam saat 20:00 olduğunda balo salonunun ağır metal kapıları gıcırdayarak açıldı. İçerisi tamamen kırmızı mumlarla aydınlatılmıştı ama müzik... Müzik çalmıyordu. Sadece derinden gelen, ritmik b

ir kalp atışı sesi vardı.

Bölüm sonu

3 yorum