Ben Gece. Bu yıl hayatımı tamamen değiştirecek bir olay yaşadım: Annemle babam boşandı. Açıkçası bence iyi ki de boşandılar; evliliklerini sürdürmeye çalışmaları benim için çok daha yorucuydu. Babamla birlikte yaşama kararı aldığım için taşınmak zorunda kaldım, haliyle nakil işlemleri de peşinden geldi. Beni yarı özel bir okula kaydettirdiler. Oturduğumuz yer gayet sakin ve nezih olduğu için "O kadar da kötü olamaz," diye düşünmüştüm. Tek sorun son sınıfta olmamdı; eğer bu değişiklik hoşuma gitmezse bir yıl mezuna kalmam gerekebilirdi.
Eski okulumda pek arkadaşım yoktu. Yani, sıra arkadaşım olan "sınıfın sessiz çocuğu" dışındakilerle pek bağım yoktu diyebilirim. Çocuk resmen bir NPC (karakter dışı oyuncu) gibi davranıyordu. Bir keresinde ona "Günaydın," demiştim; tam otuz saniye sonra "Evet," diye cevap vermişti. Şaka gibi değil mi?
Yeni okulumdaki üçüncü ayımdı. Hâlâ çok samimi olduğum biri yoktu ama beni dışlamıyorlardı da. Bir plan yaptıklarında, gitmeyeceğimi bilseler bile nezaketen sorarlardı. Sınıf öğretmeni bunlara ilk yıllarında, "Geziye gideriz," diye söz mü vermiş ne? Haliyle son yıla kadar sabretmişler ama sınıftan birkaç kişi iki hafta önce hocaya bu sözünü hatırlatınca olanlar oldu.
Sonuç mu? Şu an valizimi topluyorum. Yanımda Melda var. Melda ile pek aynı kafada değiliz ama yine de bana iyi davranıyor. Bazen onun "pick me" olduğunu düşünüyorum. Mesela geçen hafta, Aras’ın sevgilisi olduğunu bildiği halde ona fazla "yakın" davrandı. Sonra Aras durumdan rahatsız olduğunu söyleyip ondan uzaklaştı. Aras ve Ekim’in gayet güzel giden bir ilişkisi var; bazen onları kıskanıyorum doğrusu. Belki bir gün benim de öyle bir ilişkim olur, kim bilir?
Melda: "GECE HADİ AMA! Geç kalacağız senin yüzünden. Arka dörtlüyü kapmalıyız ki Araslar oraya yerleşemesin!"
Gece: "Of, iyi tamam be, geliyorum.
Okulun kapısının önüne geldiğimizde, ellerimizde bavullar ve sırtımızda çantalarla göçebelere benziyorduk. Bavulumu kaldırıp servise yükleyecekken, bir anda dengemi kaybettim ve iki bavulla birlikte yere devrildim. Daha doğrusu yere değil, Demir’in ayağının üzerine düşmüştüm.
Gece: "Hassi... Şey, yani özür dilerim! Ayağına bir şey olmadı değil mi?"
Demir: "Kızım ne var bunların içinde? Leş falan mı koydun?"
Gece: "Çok komikmiş, bir daha olmasın."
Demir: "Çekil hadi şuradan."
Çekilip bavulları yerleştirmesine izin verdim. Servis desen yol geçen hanı gibiydi. Tüm "hormoncanlar" oradaydı. Yemin ederim, sabahın dördünde içerisi nasıl öyle kokabiliyordu? Ne yediniz, ne içtiniz arkadaşlar?
Tam yer bulup oturacakken bir ses yükseldi:
Efe: "Hoşt lan bücür!"
Gece: "Senin anandır bücür! Kes lan sesini sırık!"
Efe: "Aras oturacak buraya, seni şöyle alalım kaba hanımefendi."
Gece: "Ne oldu, koltuğu satın mı aldı? Ne sikimsonik bir iş bu?"
Efe: "Ya sen bir geç şuraya, öyle söylen yenge ya."
Gece: "Hoşt ulan! Ne yengesi?"
Beni zorla ön koltuklardan birine oturttu. Yaklaşık yirmi saniye sonra Demir geldi. Arka koltuğa Aras ve Ekim oturduğu için mecburen yanıma çöktü. Neyse, en azından önümde anlaşabildiğim birkaç kız oturuyordum.
Sonunda yola koyulduk. Her şeyin dahil olduğu, beş yıldızlı tam bir tatil oteline gidiyorduk. Duyduğuma göre otelin yakınlarında bir müze varmış; zaten hocayı da geziye bu şekilde ikna etmişler.
Yol eğlenceli geçiyordu. Bir ara "Vampir Köylü" oyununa sardık, sonra kızlar şarkılara eşlik etmeye başladı. Ben de kaynaşalım diye "Kumralım"ı açtım. Tam tahmin ettiğim gibi tüm kızlar şarkıyı biliyordu; hep bir ağızdan bağırıyorduk.
Cansu: "Şarkı sarmadı, Vampir Köylü’ye mi dönsek acaba?"
İlk turda vampir ben çıkmıştım.
Cansu: "Ben muhtarım. Hadi köylüler uyusun, vampirler kalksın... Kimi öldürüyorsun vampir?"
Parmağımla Nefes’i işaret ettim.
Cansu: "Tamam, şimdi herkes uyansın."
Demir: "Eğer vampir Gece değilse hiçbir şey bilmiyorum dostlar."
Gece: "Tamam işte, hiçbir şey bilmiyorsun."
Demir: "E ama sensin, eminim."
Gece: "Nasıl bu kadar emin olabiliyorsun ya?"
Demir: "Çünkü seni tanıyorum."
Gece: "O nasıl oluyor kral? Seninle samimi bile değiliz."
Demir: "Nasıl yani—"
Gece: "Oyum Demir’e!"
Demir’i eledim ve oyunu ben kazandım. "Bu oyun böyle oynanır sürtükler!" diye pişkin pişkin güldüm. Artık çok yorulmuştuk, biraz kestirmeye karar verdik. Başımı cama dayayıp uyumuşum. Yaklaşık yarım saat sonra, sanırım Demir boynumun büküldüğünü fark edip başımı omzuna yaslamıştı. Bunu hissetmiştim ama "Niye yaptın?" diye çıkışacak halim yoktu; bu yüzden uyumaya devam ettim.
