5 Gün Sonra
Beş gündür bu depodaydım sadece Defne yemeğimi ve suyumu getirip geri gidiyordu. Dudağımdaki yara kurumuştu ellerim ve ayaklarım buz kesilmişti depo o kadar soğuk ve rütübetliydiki hasta olmamak elde değildi ağlamaktan gözlerimde yaş kalmamıştı. Kapının açılması ile açmakta zorlandığım gözlerim ile kapıya baktım. Elinde tepsiyle gelen Şirindi.
"Sahra yemeğini getirdim" dedi elindeki tepsiyi eğilip diğer tepsinin yanına barıktı.
"Sahra beş gündür getirdiğimiz yemekleri tekrar tekrar getirip götürüyoruz azına bir lokma almadın hastanalıcaksın" dedi Şirin. Sadece boş duvara öylece bakıyordum.
"Yemeyeceğim Şirin al götür pis abinin yemeklerini" dedim kısık ve hâlsiz sesimle. Şirin birşey demedi eski yemeği alıp depodan çıktı kapıyı da kitledi sadece suyu alıp bir iki yudum içtim.
Küçük demirli pencereden gelen güneş ışığı ile gözlerimi hafif araladım. Dudaklarım kurumuştu gözlerimi açamıyordum titriyordum. Zafer Ağa ve Hazarın bağırışmalarını duyunca kendimi zorla dikledim. Ayağa kalkamaya çalıştım ama kalkamadım.
"Hazar haddini aşıyorsun! " dedi Zafer Ağa bağırarak.
"Baba o benden de turp gibi öyle insanlara birşey olmaz ait olduğu yerde!" dedi Hazar bağırarak karşılık vardi.
Duvara tutunarak ayağa kalktığım. Soğuktan donan ayaklarım acıyordu üzerine fazla basamıyorum. Acı içinde kapıya doğru ilerlemeye başladım.
"Baba!" dedim kısık sesimle. O anda gözlerimin karardığını hissettim yere sertçe düştüm kafamı az ötede duran taşa çarptım kapının hızlıca açıldığını bulanık şekilde gördüm sonrada heryer karanlık.
*****
Gözlerimi açmak istesemde açamıyordum. Başım çatlıyacak gibiydi gözlerimi araladığımda bana bakan hemşire ile göz göze geldim koşarak dışarı çıktı. Heryeri bulanık görüyordum ağrı içinde başımı tuttum dilim damağım kurumuştu. Kapıyı hızlıca açan doktora baktım ardından gelen Zafer Ağa, Güneş hanım, Nergis hanım, Kıvanç , Şirin ve Defne öylece bana bakıyorlardı gülümsüyorlardı.
"Allahım sana şükürler olsun" dedi Güneş hanım. Doktor beni muayne etti.
"Sahra hanım işaret parmağımı takip edermisiniz" dedi doktor baş parmağı ile bir sağ bir sol yaptı bende takip ettim.
"Ne oldu bana?" Dedim. Acı içinde kendimi diklemeye çalıştım ama yapamadım başım çok ağrıyordu.
"Başınızı taşa sert bir bekilde çarpmıştınız Sahra hanım."dedi doktor. Beş on dakika sonra herşeyi hatırlamıştım depoda düşmüştüm. Kıvanç doktor ile dışarıya çıktı Şirin hızlı adımlarla yanıma gelip ayak ucuma oturdu elimi tuttu.
" Sahra bizi çok korkuttun "dedi Şirin ağlayarak.
" Neden ağlıyorsun? Şirin alt tarafı bir kaç saat baygın kaldım "dedim.
" Bir kaç saatmi? Sahra üç gündür hastanedesin ve uyanmıyordun başını o kadar çok sert çarpmıştınki depo kan gölüne dönmüştü bir ceset ten farkın yoktu "dedi Defne titreyen sesiyle. Sakince yutkundum Şirin'in yardımıyla kendimi dikledim.
" Tüh bende kendimi öbür dünyada zannediyordum. "dedim alaycı bir tavırla. Herkes kıkırdamaya başladı.
" İlahi ölümden dönen sen değilmişsin gibi konuşuyorsun kızım. Allaha şükür Hazar oğlumun kanı seninkiyle uyuştu yoksa belkide seni kaybetmiştik çok kan kaybın vardı ve hiç biryere bulunamadı "dedi Güneş hanım üzgün sesiyle. Nasıl yani Hazar beni o depoda esir tutmamış gibi birde hayatımı kurtarmak için kan mı verdi? Kapı tekrar açıldı içeri Hazar ile Kıvanç girdi.
" Nasılsın? Sahra " dedi Kıvanç gülümseyerek.
" Daha iyiyim. "dedim kısık sesimle gülümsedim.
" Hadi o zaman biz gidelim Sahra kızım sen iyice dinlen olurmu? "dedi Zafer ağa başımı onaylarcasına salladım. Herkes odadan çıktığında Hazar ile odada tek kalmıştık ayakta öylece bana bakıyordu. Başımı çevirip cama baktım Hazar'ın yüzünü görmek bile istemiyordum. Elindeki poşedi kucağıma bıraktı.
" Al iç ilaçlarını"dedi kalın sesiyle. İlaç poşetini alıp yanımdaki masaya mıraktım. Hazar biraz daha bana öylece baktıktan sonra odadan çıktı. Başımı yastığa yasladım öylece tavanı seyrettim. Yarım bir saat öylece kaldıktan sonra ilaç poşetini alıp ilaçlarımı içtim. Kapı tekrar açıldı Hazar elinde yemek ile geldi tepsi bacaklarımın üzerine koydu.
"Ye yemeğini bu tabak bitecek. Ben gidiyorum birşeye ihtiyacın olursa toprağa söylersin." dedi Hazar kaşları çatık bir şekilde. Başımı onaylarcasına salladım ardından odadan çıktı. Bir iki kaşık çorbadan içtikten sonra tepsiyi alıp masaya koydum. Yatağa tekrar uzandım ve gözlerimi kapattım.
Uyandığımda odada yine kimse yoktu masamın yanında bir not vardı.
"Sabah Toprak seni almaya gelicek çıkış işlemlerin hallettim." Yazıyordu Yazan Hazar'dı vicdansız adamın tekiydi kendi yapmamış gibi birde yanımda bile durmuyordu ölsem umurunda olmazdım kesin. Zaten karısını bu hâle getiren bir koca hastanede neden yanında olsunki. En azından o yokken daha rahattım.
*****
Sabaha kadar uyumadım. Öylece güneşin doğuşunu seyrettim kapının tıklanmasıyla düşüncelerimden arınmıştım.
"Gir!"dedim. Kapıyı açıp Toprak içeri girdi önünü ilikledi.
" Hanımım gitme vakti"dedi üzerimi çoktan giyinmiştim. Toprağın yardımıyla yataktan kalktım. Hastadeneden çıktık arabaya bindikten sonra Toprak sürücü koltuğuna geçti arabayı çalıştırdı.
"Toprak camı açarmısın?" Dedim toprak dikiz aynasından bana bir süre baktı ardından arka kapının camını açtı temiz havayı içime çektim.
"Ağrını yok dimi hanımım eğer varsa Hazar beyim sağlık ocağına gidip iğne vurdurmamazı emretti"
"Ağrım yok" dedim net ber şekilde emir mişmiş emiri batsın. Konağa vardığımız her zamanki gibi Hazar hariç herkes beni avluda bekliyordu kapımı Kıvanç açtı elinden destek alarak arabadan indim. Defne çok şanslı bir kadın o kadar nazik, yaşıyıklı, sevmek nedir bilen bir adam ile evliydiki bir an Hazar ile kardeş olduklarını unutuyordum. İkisi çok farklıydı aynı anadan gelmelerine rağmen.
"Hoş geldin kızım" dedi Zafer Ağa gülümseyerek.
"Hoş buldum" dedim mırıldanarak.
"Kıvanç oğlum Sahra kızımı odasına dikkatlice çıkar dinlensin" dedi Güneş hanım. Kıvanç ile içeri geçtik merdivenlerden dikkatlice çıktık.
"Kusura bakma Sahra seni almaya gelemedim şirkette işler çok yoğundu"
"Sorun değil Kıvanç kendi kocam beni umursamıyor ölüme sürüklüyor senmi beni düşüneceksin" dedim sinirli bir gülüş atarak.
"Abimle beni bir araya atma Sahra abimle benim aramda dağlarca fark var" Odanın kapısını açıp içeri geçtik yavaşça yatağa oturdum.
"Kıvanç" dedim kısık ses tonuyla.
"Efendim"
"Hazar hep böyle birisi mi?"
"Yani aslında öyle birisi değildi o kadar çok sevdiklerinden darbe aldı bir anda değişti sevdiğini kaybettikten sonra olan oldu çok agresif oldu sinirlerine hakim olamamaya başladı üstüne Ağa olması onu tamamen yıprattı" dedi Kıvanç iç çekerek.
"Sevdiği derken Buseden önce başka bir sevdiği daha mı vardı?" Dedim.
"Hazar 18 yaşındayken yani biz 8 yaşıdaki kız kardeşimizi bir silah çatışmasında kaybettik. Hazar hiçbir kıza bakmazdı kardeşine baktığı gibi onu gözü gibi koruyordu baba oluyordu taki ölümüne kadar hep kendini suçladı günlerce intikam almak için çırpındı durdu sinir hastası oldu babam elden ayaktan düşünce üstüne kız kardeşimizin ölümü Hazar'a ağalığı üstlendiki babama yük olmasın diye. Hemde ölümü ile kardeşimizin canını alanın canını almak için Ağa oldu. Kan davası olup bir daha bize savaş açamayacakları için bu yola girdi"dedi Kıvanç hüzünlü bir şekilde.
"Peki adı neydi kız kardeşinizin?" Dedim yutkundum.
"Ayça"dedi Kıvanç gözleri dolmuştu burnunu içine çekti.
" Yani geçmişte yaptıklarının acısını benden çıkarıyor "dedim titreyen sesimle.
" Geçmişle alakası yok. Ayça'nın ölümünden sonra tek dayanakları Selin ve Şirin'di abimin. Selini Ayça gibi görürdü abin ile kaçtığını duyunca çıldırmıştı senin abin onun kardeşini aldı diye oda abinin kardeşi yani seni aldı ki onun çektiği acıyı onunda çekmesini istiyordu "
" Ama abim seline zulüm etmiyor "dedim. Konuşmakta zorlanı yordum.
" Sen dinlen Sahra yemeğini odana göndeririz. "dedi acı bir gülümsemeyle ardından odadan çıktı.







