Erkekler acısını unutmak için içki içer yeri geldi sigara içer. Bir kadın kendine zarar vermemek için saçlarını keser. Sahra saçlarını kendine zarar vermemek için kesmemişti ona zarar veren hastalığı yüzünden kesmişti oysaki en çok kendi saçlarını severdi.
Hazar en çok onun saçlarına bayılırdı kalçasına kadar gelen koyu kestane saçları severdi Hazar ama hiçbir zaman bunu dile getirememişti.
"Sahra Saçların çok dökülmeye başladı" dedi İdil saçlarımı tarar iken ben kızımı emziriyordum.
"Biliyorum tedavi yüzünden" dedim içim buruk bir şekilde.
"Sırf kızını emzirmek için iki haftadır ilaçlarını içmiyorsun"
"Kızımdan önemli değil" İdil kopan saçlarım ile resmen can çekişiyor du her tuttuğunda elinde saçlarım kalıyordu bana belli etmese bile farkındaydım. Komidine uzanıp makası İdil'e uzattım Ayça uyumuştu göğsümden ayırıp yatağa yavaşça kızımı koydum. İdil yüzüme aval aval bakar iken ayağa kalktım aynanın tam karşısında durdum.
"Ne yani kesecek misin?" dedi elindeki makası göstererek. Saçımın bir tutam alıp elimde kalan saçları gösterdim.
"Sence kesmek azda olsa acıyı azaltmaz mı?" Dedim ağlamaklı sesimle. İdil ağlama dercesine baktı bana elimde kalan saçlarımı yumak yapıp masanın üzerine bıraktım. Akan göz yaşlarımı ellerimle iyice sildim önüme gelen uzun saçlarımı arkama atıp aynadan İdil'e baktım.
" Eminmisin? "
" Eminim " dedim titreyen sesimle İdil yataktan kalkıp arkama geçti önce saçlarıma sonrada bana baktı.
"Bu saçlara nasıl kıya bilirim ben şimdi? Sahra"
"Benim kesmemi mi istiyorsun?" Dedim ters bakışımda anlamıştı elime o makası alırsam kafamda saç bırakmazdım. Derin nefes verdi İdil elleri titriyordu biliyordum benden fazla seviyordu saçlarımı okulda bile sürekli örerdi.
Önce nazikçe düzeltti saçlarımı ardından en vurucu atışı yapmıştı bir tutamını kesmeye başladı o an akan göz yaşımla gözlerimi kapattım. Sanki boşlukta gibi hissettim kendimi. Kıyamadığım saçlarıma kıyacak kıvama gelmiştim.
İdil makası masaya bıraktığını gelen ses ile anladım. Gözlerimi yavaşça açtım İdil parmaklarını saçlarımın arasında gezdirdi nazikçe. Oda ağlıyordu benim görmemem için arkasını döndü.
"Ben şunları toparlıyayım" dedi titreyen sesiyle. Yere baktım kendi saçlarım dı. Aynaya baktım elimi kaldırıp parmaklarımı saçlarımın arasına soktum tek, tek baktım saçıma kalçama kadar gelen saçım artık göğüs izamdaydı halbuki ben kesseydim boyun hizamda bile yapa bilirdim. Boğazıma yumru oturdu yutkunamadım. Bağırmak istiyordum bağıramıyordum. Tesellim yoktu, telafi yoktu.
"Ayça" Hakan odaya gülümseyerek girer iken yerdeki saçlarımı ve beni görünce yüzündeki gülümseme solmuştu yerine sinirli bir yüz hali almıştı. "Sen ne yaptın? Sahra"
"Çok dökülüyordu" dedim titreyen dudaklarımla şuan hüngür hüngür ağlayasım vardı halbuki. Çatık kaşlarıyla içeri bir adım attı.
"Geçtimi dökülmen? Geçti mi acın?" Konuşma dercesine sulu gözlerimle bir bakış attım ama susmadı çene kasları daha çok gerildi "Söyle bitti mi? Böyle yapınca bitiyor mu?" Akan göz yaşımla sessiz Hıçkırıklarımı susturmaya çalıştım. "Yüzüme bak Sahra. Nasıl kıydın o saçlarına?" sesi yumuşadı bir anda çatık kaşları bir anda çöktü iki omzumdan tuttu kendine doğru çekti koca cüssesine sıkıca sarıldım göğsünde küçük bir çocuk gibi ağlamaya başladım.
"Geçmiyor Hakan. Boğazımın ortasına bir yumru oturuyor. Yüreğimin ortasına bir bıçak saplanıyor. Her gün bu dökülen saçlarıma ağlamaktan bıktım. Ben bunları hak etmiyorum. " Hakan az önce kestiğim saçlarımı okşamaya başladı ben ağladıkça belimden sıkıca tutu göğsüne daha çok sokuldum şuan buna ihtiyacım vardı.
"Geçicek Sahra" Başıma bir buse kondurdu. Hakan bana bir abiden farksızdı. Abi demesem bile abim gibi arkamda dağ gibi duruyordu üniversite zamanlarımda benim için çok erkek dövdüğüde olmuştu yetmedi bana bağıran hocaları müdürü bile dövmüştü.
" Geçmiyor işte" dedim içlene içlene. Yüzümü avuçlayıp ona bakmamı sağladı baş parmaklarıyla göz yaşlarımı sildi acı içinde hafif gülümsedi.
"Geçer kız bal gibi geçer. Hele sağ salim çık şu ameliyattan bak nasıl geçiyor"
"Çıkarmıyım?" Dedim içlenerek ela gözlerimle en melul bakışı sundum.
"Çıkarsın. Çıkarsın hele çıkma o doktorun nasıl ebesini tersten siktiriyorum" Ağlamayı bir köşeye bırakıp gülmeye başladım.
"Ona hiç kuşkum yok" dedi İdil kıkırdayarak.
"Teşekkür ederim" dedim. Hakan başımı tutup tekrar göğsüne yasladı saçlarıma bir buse kondurdu.
"Teşekkür etme kızım. Asıl sen Ayça gibi bebeği bizim hayatımıza getirdiğin için sana biz teşekkür ederiz"
"Eeee ama abi ben cidden evlatlık olduğumu düşünmeye başlayacağım" dedi İdil dudağını büzerek. Hakan bana bakıp gülümsedi.
"Gel zilli, gel" dedi gülerek kolunun altına İdil'i de aldı önce İdil'i sonrada benim başıma buse kondurdu. Kızımın ağlama sesiyle başını kaldırıp kızıma baktı hızlı bir şekilde kollarının altından bizi atıp kızımın yanına gitti. Hakan gülümseyerek kızımı dikkatlice kucağına aldı.
"Ne o kız ananla İdil teyzeni sarınca sende mi kıskandın?" dedi Gülümseyerek. İdil ile gülmeye başlamıştık akan burnumu çektim kendi ailem beni bir kez bile aramamıştı arasa bile açmazdım ama insan işte yine bir çaba bekliyor.
Hakan kızımı alıp aşağıya inerken bende saçlarımı hızlıca topluyup aşağıya indim Şerwan Ağa bizi yemeğe davet etmişti. Herkes masaya oturmuş kalabalık bir masaydı Şerwan Ağa, karısı, çocukları, Cihan
ve Kaya üstüne ben, kızım, Hayat ve Ahmet. Belki son yemeğimde son anımdı. Kızımla son zamanbarımdı bilemiyorum. Sandalyemi çekip yerime oturdum.
"Nerede kaldın kızım? Yemekler soğudu" dedi Zuhal hanım.
"Ayça uyuyordu uyanmasını bekledim" dedim gülümseyerek. Ayça yerinden memnundu Hakan'nın kucağında yerini almıştı çorbadan hem kendi yiyordu hemde minik minik kızımın tatmasınıda sağlıyordu.
"Hadi bak kızım senin için bu kavurmayı yaptırdım" dedi Şerwan Ağa. Tabağa uzanıp bir iki kaşık kendi tabağıma koydum.
"Elinize sağlık" dedim bir kaşık ağzıma atarken.
"Afiyet bal şeker olsun güzelim" dedi Zuhal hanım. O sırada ağzı açık şekilde çorba vermesini bekleyen kızıma baktım kendince sesler çıkarıyordu.
"Dur kız çekiştir me vereceğim" Dedi Hakan gülerek. Kaşığa az çorba alıp sakince üfladikten sonra kızımının ağzına dikkatlice verdi Ayça hanım çorbasını zevkle içiyordu.
"Hakan istersen Ayçayı ver de rahat yemeğini ye"
"Ben yiyorum Sahra sen kendini doyur" Dedi Hakan ardından kızıma gülümseyerek baktı tekrar soğuttuğu çorbayı kızıma yedirdi ve ekledi "Dimi amcasının gülü" dedi kızıma gülümseyerek. Hayat kolumu hafif dürterek ona bakmamı sağladı.
"Sahra bu çok tekme atıyor normal mi?" dedi tedirgin bir ses tonunda.
"Ah Hayat sen birde karnımda Ayçayı görseydin" dedim kıkırdayarak "Tekme atması normal büyüyor artık karnına sığmadığı için tekmeliyor"
Dedim rahatlaması için doğumu yaklaşıyordu. Anladım dercesine bir bakış atıp yemeğine geri döndü herkes iştahla yemek yerken ben bir kaç lokmada doymuştum.
"İdil tuzu versene" dedi Cihan. İdil Cihan'a ters bir bakış attı.
"Sende hiçmi nezaket diye birşey yok" Cihan tek kaşını kaldırıp yok dercesine omzunu yukarı kaldırdı.
"Tuz için nezaket mi?" dedi alaycı bir tavırla elini uzattı "Kızım versene şu tuzu artık çorbam soğudu"
"Versene değil verirmisin. Koskoca asker olmuşsun insanlarla nasıl konuşacağını bilmiyorsun. Yazık!" Dedi İdil kınayıcı bir şekilde. Cihan sinirle burnundan soldu.
"İdil ver şunu" dedi Cihan. İdil vermedi duymamazlıktan gelip suyundan zevkle bir yudum aldı. "İdil versene!" İdil yine banamısın demedi salatadan bir çatal alıp zevkle çiğnedi. Cihan gözlerini bir saniyeliğine kapatıp açtı ya sabır dercesine başını salladıktan sonra malum cümleyi söylemişti "Tuzu verirmisin" İdil direk uyuzca gülümseyerek Cihan 'a baktı.
"Duyamadım bir daha söylermisin? Bende sağırlık varda"
"İdil ver şu zıkkımı şimdi bu masadan tuz yemeden kalkmak istemiyorsan ver şunu...... Verirmisin" gülmemek için dudaklarımı bastırırken Hayat kendini tutamayıp kıkırdadı.
İdil adam ol dercesine tuzu alıp sert bir şekilde Cihan'ın avucunun içine bıraktı.
"Valla tüm tim bir araya gelse bir İdil edemez" dedi Kaya gülerek. Cihan en ters bakışını sundu abisine Şerwan Ağa dayanamayıp güldü. Zuhal hanım kıkırdadı tabiki bu neşeye karşı benim kızımda minik kahkahasını patlattı.
"Baklan küçücük kız bile seninle dalga geçiyor topoş" dedi Hakan gülerek. Kızımın yanağını uzun uzun öptü.
"Hakan siktir git başımdan" dedi Cihan böbürlene böbürlene.
"Ne o koçum kardeşim sana erdemlik dersi veriyor işte" dedi Kadir gülerek.
"Sitmişim erdemliği" diye mırıldandı Cihan tabiki duymamazlıktan geldim. Kesinlikle gelicek tim yoksa bu dört abi Şerwan Ağa da dahil onu yerin dibine soka bilirlerdi.
"Aferin amca kızı bir sen bu dangalağın hakkından geliyorsun" dedi Kaya. İdil eyvallah dercesine başını salladı.
"Herkes yemekten sonra bahçede toplanıyor. Kadir gitarını al. İdil çay ıvır zıvır sende geri kalan ev ahelisi hırkanızı alıp minderlerinize geçiyorsunuz" dedi Hakan boş gözlerle hepimiz Hakan'a baktık.
"Sebep?" dedi Kaya.
"Sahra kulağımızı şenlendirecek te o yüzden" Hala bön bön bakmaya devam ettim. Ev ailesi buna dünden razıymış gibi hemen ayağa kalktı.
"Ee hadi o zaman. Sahra kızımın ağzından şarkı dinlemeyeli çok olmuştu" dedi Zuhal hanım şaşkın bir kadarda mutlu bir şekilde Zuhal hanıma baktım.
İdil Elimden tutup hızla beni kaldırdı hepimiz bahçeye geçip minderlerimizin üzerine oturduk Ayça bu sefer Kaya'nın kucağındaydı kızımı dev cüssesi ile koruma altına almıştı kızımda hiç şikayetçi değildi kucağında uslu uslu duruyordu.
"Ayy durun ya gitar bizi kesmez Def getireceğim" dedi İdil yerinden kalkıp koşar adımlar ile içeri gidip Def'i aldı ve tekrar uçar adımlar ile yerine oturdu bu kadar hızlı olması beni günden güne şaşırtıyor. Heyecanlı bir şekilde Def'i bana doğru uzattı ilk Def'e ardından İdil'e baktım.
"İlk benim istediğim" en masum bakışını sundu. Yapma dercesine bir bakış atıp Def'i elinden aldım.
"Tamam. Söyle ne istiyorsun?"
"Sence?" dedi tek kışını kaldırarak tam bir xece herdem hastası kendisi. Gülümsedim istediği şarkıyı adım kadar biliyordum. Def 'e parmaklarımla ritim tutturarak vurmaya başladım.
"Heta doh tu li ba min bu
(Daha düne Kadar yanımdaydın)
Li ber çavê min bu
(Gözlerimin önündeydin)
Ew destê te li ser sînga min, ser dile min bu
(Ellerin sinemdeydi yüreğimde)
Niha tu li ku ez li ku me, çima wûlo bu
(Şimdi sen neredesin ben nerede, neden böyle oldu)
Dikim nakim çare nabe dil perîşan bu
(Ne yaparsam yapayım çaresi yok yürek perişan oldu) Def'i Narin parmaklarımla vurarak ritmi devam ettirdim o sırada parmaklarını emip beni seyreden kızıma bakıp gülümsedim.
Her dem bîra min, xeyala min da
(Heran aklımdasın, hayalimdesin)
Çiqa dûrî te bim, di nav dilê min da
(Ne kadar uzağımda olanda yüreğimdesin)
Gelo tu nikarî, were ji nivşkê da
(Ansızın çıkıp gelemezmisin)
Niha tu li ku ye yarê, ez li ku derê me
(Şimdi sen neredesin ben nerede) Gözlerim dolmaya başlamıştı burnumu çektim. Titreyen sesimi bastırarak şarkıya devam ettim.
Ew çavê te li bîra min, li benda te mam
(Gözlerin hâlâ hatırımda, bekliyorum yolunda)
Lê mixabin hêvî nema, çav li ma rêyan
(Ne yazmak ki umudum tükendi gözlerim yolda kaldı)
Niha dilêm pir westîya, tenê ma ye can
(Şimdi yüreğim çok yorgun, yalnız kaldı can)
Ez çi bêjim çi nebêjim, dil bûye wêran
(Ne söylesem ne yapsam da yürek viran olmuş?
Her dem bîra min, xeyala min da
(Her an aklımdasın. Hayalimdesin)
Çiqa dûrî te bim, di nav dilê min da
(Ne kadar uzağımda olsan da yüreğimdesin)
Gelo tu nikarî, were ji nivşkê da
(Ansızın çıkıp gelmez misin)
Niha tu li ku ye yarê, ez li ku derê me
(Şimdi sen neredesin ben nerede) Göz yaşlarım oluk oluk akar iken Def'i yere bıraktım. Göz yaşlarımı saklamak için başımı aşağıya eğip parmaklarımla oynamaya başladım. Sen Mardindesin ben İstanbulda Hazar. Aramızda mesafe olsa bile hâlâ aklımdasın. Gözlerin kızımın gözleri olmuş söyle nasıl gitsin aklımdan.
Her yanım da sen varken ben nasıl seni unutmaya çalışacağım. Hıçkırıklarımı susturmaya çalışıyordum İdil elini bileme koyup okşadı sulu gözlerimi arkadaşıma diktim belki yarın son günümdü o masadan yüzde yirmi olmasına rağmen kalkacağımı biliyorum, hissediyorum ama ya kalkmazsam? Kızıma ne olacak? Peki Hazar? Hâlâ bu durumdayken onu düşünmem çok acımasızlıktı.








