İyi bak kendine derler gitmeden önce veda etmeden gitmek. Bir tek şey vardır eğer konuşa bilinseydi ailesini bırakıp gitmek zorunda kalmazdı. Bu satten sonra konuşmak ne fayda eder ki. İki kalp durmuş iki can gitmiş bir daha ölü kişiyi görememek gördüğün sadece bir avuç topraktan ibaret artık.
Kimse konuşmuyor sadece acı feryatlar hastanede yükseliyor. Bir eşin... Bir kadının acı feryatları. Ömrünü adadığı eşini kaybetme feryatları, bir daha onu göremeyeceği için atılan acı içindeki feryatlar ateş oğlu konağına Kara şimşek gibi çökmüştü Zafer Ağanın ölmesi.
"Tekrardan başınız sağolsun" dedi Doktor Hazar'a bakarak. Bir dava yüzünden babasını kaybetmişti bir yandan hâlâ kendine gelemeyen karısı Sahra ikiz bebekleri olacağını bilmeden birini düşürmüştü.
"Zafer!" Dedi feryatlar içinde Güneş hanım. Ayaklarında derman yoktu yere dizlerinin üzerine düşmüştü hıçkıra hıçkıra ağlıyordu kocasının ardından.
"Kıvanç" dedi Hazar geriye doğru sendeleyerek "Babam yaşıyor dimi?" Kelimeleri tek tek yutarak konuşuyordu. Kıvanç kan çanağına dönmüş gözleriyle abisine baktı.
"Abi" dedi titreyen sesiyle hızlı bir şekilde akan göz yaşını silmişti bebeğinin haberinin hemen ardından babalarının ölüm haberini almışlardı Kıvanç diyecek birşey bulamıyordu bir yanı evlat acısı diğer yanı da baba acısı vardı Hazar da"
"Baba! Babam ölmedi.... Hayır!" ağlayarak Sıraç abisine sarılıyordu Şirin. Hayat yeni uyanmıştı bebeğinin durumu iyiydi onunda düşük tehlikesi olduğu için hâlâ Ahmet ile odalarındaydı bu olaydan sonra babasının ölümünü kaldıracağını zannetmiyordu doktor aksi taktirde bebeğe ve anneye zarar gele bilirdi.
"Babam ölmedi! " dedi Hazar bağırarak. Yeşil gözleri kızarmıştı.
"Hepsi senin yüzünden!" Dedi Nergis bağırarak Hazar'ın yakasına yapıştı ağlayarak. Hazar tepki vermedi. "Senin yüzünden öldü... Sen yaptın mutlumusun? Söylesene!" Dedi Nergis ağlamaktan tuttuğu yakayı yorgunca bıraktı elini yumruk yaparak Hazar'ın göğsüne vurmaya başladı Hazar yine tepkisiz di.
"Senin Nalet olasıca sinirin yüzünden bunlar oluyor. Keşke onun yerine sen ölseydin Hazar!" Nergis dizlerinin üzerine düştü kimse ses çıkarmıyordu. Hazar bakışını babasının olduğu yere çevirdi Koca kapı açıldı beyaz çarşaf ile örtülmüş babasına baktı. O an boğazının tam ortasına bir yumruk oturdu. Ağlayarak sakin adımlar ile önünde duran sedyeye ilerledi titreyen elleriyle beyaz çarşafın ucundan tutup babasının başını açtı.
"Babam" dedi Ağlayarak Hazar. "Neden bırakıp gittin bizi baba" Akan göz yaşlarını sertçe eliyle sildi. Babasının çocukluğundan beri sevdiği o yumuşak grimsi saçlarına dokundu.
"Seni yaşatamadım baba!"
"Gittin hatıraların bize yetmez " Hıçkıra hıçkıra ağlayarak beyaz örtüler içinde olan babasına sarıldı Hazar. Tıpkı çocukluğun babasının ğösünde ağladığı gibi ağladı. Kıvanç ağlayarak abisinin omzunu tuttu artık gitmesi gerekiyordu.
"Abi" dedi tekrardan Kıvanç. "Abi bırak... Gitmesi gerek" Hazar burnunu çekerek babasına baktı. Şirin babasını öyle görünce dayanamayıp bayılmıştı.
"Baba sensiz nasıl yapacağım. Arkamda ki koca dağ çınarım yıkıldı baba! Kalksana! Ben buradayım. Sınırını aşıyorsun Hazar desene! Senin sözünü dinlemeyen kulağımı siksinler baba!" Sustu Hazar sulu gözleriyle babasından cevap bekledi. Kıvanç sertçe yumruk yaptığı elini dişledi.
" Baba...... Baba bende dayanacak güç kalmadı "dedi iki elini aşağıya saldı dik omuzlarını düşürdü.
" Gitmemiz gerek "dedi Yanındaki görevli. Kıvanç Hazar'ın iki kolundan tutup sedyeden ayırdı. Görevliler sedye üzerindeki babasını götürür Ken öylece baka kalmıştı. Yerde feryat içinde ağlayan iki kadın kocalarının ardından baktılar.
" Baba bizi bırakma! "Dedi Hazar bağırarak. Ağlamaktan nefes alamıyordu babasının ölümü ile yıkılmıştı. İmrenerek izlerdi babasını Hazar. Ağalığını, babalığını, kocalığını her zerresine imrenirdi göğsünü kocaman gerer" Bu benim babam"derdi koca dağ çınarıydı arkasında. Yaptığı hata yüzünden babası kalp krizi geçirme sebebi olmuştu kendi yıkmıştı bu koca dağ çınarını.
Gün gelir insanlar ölür. Derler ya bizimde vaktimiz buraya kadar Zafer Ağanın kide bu kadar dı. Arkasında koca ailesini bırakıp gitmişti çocuklarının başında artık bir baba eşlerinin başında bir koca olmayacaktı. Torunlarının bir dedesi olmiyacak tı. Veda etmeden gitmişti Zafer Ağa üç oğlu mezarını kazdı ağlayarak acılarını içlerine gömerek. Hiç kimsenin dokunmalarını istemediler kendileri babalarını uğurluyacaklardı.
Hazar mezarın içinde olan Sıraç'a elini uzattı Sıraç gözleri kızarmış bir şekilde abisine baktı ardından elini tutup yardımıyla mezardan çıktı. Kıvanç hâlâ mezarın içindeydi küreği gelişi güzel fırlattı göz yaşlarını sildi. Hazar ve Sıraç tabutun kapağını açmak için birbirlerine baktılar kapağı açtıklarında ikisininde hem yüreğine hemde boğazların tam ortasına bir yumruk daha oturdu. Sıraç babasının ayakların tutup nazikçe kaldırdı Hazar babasının belini tuttu ne garip doğarken bacaklarımızdan tutup ters çevirirler popomuza vururlar. Meğersem ölürken de aynı toprağa verirken ayakların tutup kaldırılır bir ölü doğma ve ölüm olsa gerek.
Yavaşça üç kardeş babalarını Kara toprağa yerleştirdi tahta ile kapattıktan sonra ellerine tekrar kürek aldılar. Hazar ilk Ağlayan annesine baktı bitmiş haldeydi neredeydi gülen Güneş sultan artık ondan eser kalmamıştı. Bakışı yanında yüzü bembeyaz bir ceset ten farksız olan karısına baktı bir eli karnında iken babasının mezarına bakıp ağlıyordu daha çocuğunun acısını yaşamadan kayın babasının haberini almıştı.
Hazar, Kıvanç ve Sıraç üç kardeş babalarının çocukları hep beraber kavgasız sessizce ağlayarak babalarını son kez defnettiler her bir kürek ile toprak attılar babalarının üzerine baş ucunda tahta parçası Zafer Ateşoğlu 1978-2024 Ruhuna fatiha yazıyordu.
"Bizi bırakıp gittin Zafer..... Bizi ardında bıraktın" dedi Güneş hanım ağlayarak. Kıvanç ağlayan karısına sarıldı. Ahmet ağlayan karısının başını okşuyordu. Sıraç ağlayan kız kardeşinin başını göğsüne yaslamış bir şekilde sarıyordu. Nergis hanım kocasının ayak ucunda oturmuş toprağını seviyordu.
Hazar karısına kızarmış gözleriyle baktı ağlayarak karnına bakıyordu Sahra bebeğiyle bir kayın babasını da toprağa gömmüştü onun omuzlarından tutucak kimsesi yoktu göğsünde ağlayacağı bir kocası yoktu.
Hazar hastane Sahranın sinir krizinden sonra yanına fazla gitmiyordu gitse bile Sahra istemiyordu Herşeye o sebep olmuştu. Ama şuan kocasına ihtiyacı vardı omuzların tutup başını göğsüne yaslamaya ihtiyacı vardı.
"Anne artık git-" diyecekti ki annesinin şarkısı ile susmuştum Hazar.
"Boğazında düğümlenen hıçkırık olayım
Unutma beni, unutama beni
Gözünden damlayamayan gözyaşın olayım
Unutma beni, unutama beni
Ağlayarak iç çekti Güneş hanım kocasının mezarını okşarken devam ettirdi ağlayarak şarkısını.
Gölgen gibi adım adım
Her solukta benim adım
Ben nasıl ki unutmadım
Sen de unutma beni, unutama beni
Hazar kan çanağına dönmüş gözleriyle annesini seyrediyordu herkes göz yaşlarını silerken tekrar tekrar ağlıyordu.
Gölgen gibi adım adım
Her solukta benim adım
Ben nasıl ki unutmadım
Sen de unutma beni, unutama beni
Acı içinde gülümsedi kocasının mezarına. Uyumadan önce saçlarını okşayarak bu şarkıyı okurdu Zafer ağaya ve son kez mezarının başında saçlarını okşadığını gibi toprağını okşayarak okuyordu.
Bitmek bilmez kapkaranlık geceler boyunca
Unutma beni, unutama beni
Ayrılığın acısını kalbinde duyunca
Unutma beni, unutama beni"
Sıraç annesini alırken Hazar Güneş hanımı kollarından tutup kaldırdı gitmeden önce Ateşoğlu ailesi baktı Zafer Ağanın mezarına sessizce ağlayıp oradan uzaklaşmışlardı. Sahra en arkalarında yürüyordu adım atacak gücü yok iken gitmek istedi yanında destekçisi yoktu kocasında dahil. Toprak arabanın kapısını açtı Sahra elinden destek alarak yavaşça bindi yol boyunca herkes sessizdi kimse çıt çıkarmadı boş yolu seyrettiler.
******
Herşeyi al beni geri ver desek geri verirler mi? İnsanlar gider anıları kalır aynende öyle olmuştu Zafer Ağa gitti geriye evde bıraktığı anıları kaldı beş ay olmuştu Zafer Ağa öleli herkes artık kendi odalarına çekiliyordu kimse kimseye karışmıyordu ne bir gülme sesi nede bir kavga konak ölüm sessizliği ile bürünmüştü.
"Sahra Keçamın" Güneş hanımın seslenişiyle Sahra salona doğru ilerledi kapı aralığından kaynanasına baktı.
"Efendim Daye"
"Sofra hazır mı?"
"Hazır ama kimse gelmek istemiyor. Ahmet Hayat ile dışarıda yiyeceğini söyledi. Nergis hanım odasında tokum dedi. Sıraç, Hazar ve Kıvanç şirkette daha gelmediler Şirin ve Defne ise-" diyecektim sözümü kesti.
"Hepsi sofraya gelicek. Bir Allahını kulu hele o sofraya gelmesin o zaman benim gazabından kurtulamazlar ara kocanı şirketten çıkıp gelsinler konuşacaklarım var" İlk defa güneş annemi böyle sert görüyordum. El atmazsa konak konaklıktan çıkacaktı herkes kendi aleminde ne kadar kayıp verirsen ver ama asla kendini kaybetme.
Karnım büyüdüğü için merdivenlerden çıkamıyordum o yüzden yardımcılarına birine haber verip herkese söylemesini istedim. Sıra Hazar'ı aramaktı hâlâ kendini sorumlu tutuyordu herşey den ve doğruydu asla itiraz edemezdim onun yüzünden bir bebeğimi kaybettim. O süreç içinde Selin konağa gelip gidiyordu nur topu gibi bir oğlu olmuştu. Zafer babanın ölümünün ardından Hazar Selin'e ve abime kin bağlamadı yakın değiller ama o kadar uzakta değiller. Bahçeye çıkıp Hazar'ı aradım.
"Efendim"
"İşiniz ne zaman biter?"
"İki üç saat belki gelmeyiz. Birşey mi oldu?"
"Hayır. Annem herkesi yemek masasına bekliyor herkes gelicek dedi kesin talimat konuşacakları varmış" Hazar dertli bir şekilde nefes verdi.
"Selin gelicek mi?"
"Bilmiyorum"
"Tamam geliyoruz" Birşey demeden telefonu kapattım. Hazar eski Hazar değildi babasından sonra ağalık görevi tamamen onun üzerineydi ki artık bende bir hanım ağaydım kadınlar arası davayı çözmek için sürekli ben gidiyordum Güneş hanımın gitmesine izin vermiyordum. Bazen sinir bozucu olabiliyorlar ama yinede çekile bilir insanlardı. Benim üzerimde Hanım ağa yükü olduğu için mecbur etrafta dolanmak zorunda kalıyordum yemeklerdir odur şudur derken kendimi yatakta buluyorum.
"Off!" dedim derin bir nefes verdim. Konağın kapısı açılmasıyla gelenlere baktım abim ve Selin gelmişti Kucağında minik bebekleri Miran Bozkaya.
"Çiçeğim sen niye dışarıdasın?" dedi abim.
"Öyle daraldım nefes alayım dedim. Sizi hangi rüzgar attı?"
"Annem aradı az önce" dedi Selin. Demek haber vermişti.
"Ha. Sizin geleceğinizi bilmiyordum"
"Ne konuşaçak mış?"
"Bilmiyorum" Ağlayan bebeği baktım. Selin oldukça yorulmuşa benziyordu ve oğlu cidden çok mızırdı.
"Yine bu ciyaklıyor" dedi Selin bıkkın bir şekilde. Hafif gülümsedim.
"Sen ver bakalım paşamı. Zaten yemek arka bahçede yenilecek bir annemin yanına çıkın bende minik" dedim göz kırparak. Selin bana minattar mış gibi bir bakış atıp bir çırpıda oğlunu kucağıma verip abimle içeri girdi bende avluda dolaşarak Miran bebek ile konuşmaya başladım.
"Miranım güzel bebeğim. Sen abimi olucaksın" Hafif gülümsemese ile iki gamzesi ortaya beliri verdi
"Ama o gamzeleri ben yerim. Sakın çapkınlık yapayım deme" yeşil gözlerini kocaman açtı işte bu bakış beni bitiyordu amcası kılıklı.
"Öyle bakma bana küçük Hazar" yanağına bir buse kondurdum. Şişmiş karnımla tutmak biraz zordu karnıma tekme atmasıyla karnımda ki canavardan tekme atıyordu.
"AA ama Miran daha karnımdayken tekme savaşına gidiyorsanız kardeşin doğunca sizi hiç düşünemiyorum"
"Uzak tut o veleti kızımın yanından" Başımı çevirip gelenlere baktım. Üç kardeş karizmalarıyla içeri girmişti. Evet Kızımız olacaktı isim daha düşünmedik sadece sağlıkla kucağımıza almayı istiyorduk tabi Hazar Ağa kızı olacağını duyduğu an Kıvanç ve Sıraç'ı bile yanıma yaklaştırmıyordu Hayat' ın bebeğinin cinsiyeti de yarın belli olacak eve bir erkek daha gelirse Hazar bu konaktan gideceğimizi kesinlikle söyledi. Bebeği yeşil gözleriyle izleyen adama baktım hafif çıkan sakalları geriye doğru aradığı saçları dik duruşu ile hâlâ aynıydı evet biraz çökmüştü ama ailesi için ayakta durmak zorunda olduğunu biliyordu.
"Senin bacaklarını kırarım Miran" dedi Hazar bebeği kucağına alarak. Şuan yeğenine bu kadar bağlıyken kendi çocuğu doğduğu zaman nasıl biri olacağını hiç düşünemiyorum.
Bir bölümün sonuna daha geldik umarım beğenmişsinizdir.
Aşağıdaki bölümler tekrar kopyalanmış düzeltmeye çalıştığıma rağmen aynı o yüzden bu bölümden sonra ki yeni bölüm yarın yayınlayacağım
İyi bak kendine derler gitmeden önce veda etmeden gitmek. Bir tek şey vardır eğer konuşa bilinseydi ailesini bırakıp gitmek zorunda kalmazdı. Bu satten sonra konuşmak ne fayda eder ki. İki kalp durmuş iki can gitmiş bir daha ölü kişiyi görememek gördüğün sadece bir avuç topraktan ibaret artık.
Kimse konuşmuyor sadece acı feryatlar hastanede yükseliyor. Bir eşin... Bir kadının acı feryatları. Ömrünü adadığı eşini kaybetme feryatları, bir daha onu göremeyeceği için atılan acı içindeki feryatlar ateş oğlu konağına Kara şimşek gibi çökmüştü Zafer Ağanın ölmesi.
"Tekrardan başınız sağolsun" dedi Doktor Hazar'a bakarak. Bir dava yüzünden babasını kaybetmişti bir yandan hâlâ kendine gelemeyen karısı Sahra ikiz bebekleri olacağını bilmeden birini düşürmüştü.
"Zafer!" Dedi feryatlar içinde Güneş hanım. Ayaklarında derman yoktu yere dizlerinin üzerine düşmüştü hıçkıra hıçkıra ağlıyordu kocasının ardından.
"Kıvanç" dedi Hazar geriye doğru sendeleyerek "Babam yaşıyor dimi?" Kelimeleri tek tek yutarak konuşuyordu. Kıvanç kan çanağına dönmüş gözleriyle abisine baktı.
"Abi" dedi titreyen sesiyle hızlı bir şekilde akan göz yaşını silmişti bebeğinin haberinin hemen ardından babalarının ölüm haberini almışlardı Kıvanç diyecek birşey bulamıyordu bir yanı evlat acısı diğer yanı da baba acısı vardı Hazar da"
"Baba! Babam ölmedi.... Hayır!" ağlayarak Sıraç abisine sarılıyordu Şirin. Hayat yeni uyanmıştı bebeğinin durumu iyiydi onunda düşük tehlikesi olduğu için hâlâ Ahmet ile odalarındaydı bu olaydan sonra babasının ölümünü kaldıracağını zannetmiyordu doktor aksi taktirde bebeğe ve anneye zarar gele bilirdi.
"Babam ölmedi! " dedi Hazar bağırarak. Yeşil gözleri kızarmıştı.
"Hepsi senin yüzünden!" Dedi Nergis bağırarak Hazar'ın yakasına yapıştı ağlayarak. Hazar tepki vermedi. "Senin yüzünden öldü... Sen yaptın mutlumusun? Söylesene!" Dedi Nergis ağlamaktan tuttuğu yakayı yorgunca bıraktı elini yumruk yaparak Hazar'ın göğsüne vurmaya başladı Hazar yine tepkisiz di.
"Senin Nalet olasıca sinirin yüzünden bunlar oluyor. Keşke onun yerine sen ölseydin Hazar!" Nergis dizlerinin üzerine düştü kimse ses çıkarmıyordu. Hazar bakışını babasının olduğu yere çevirdi Koca kapı açıldı beyaz çarşaf ile örtülmüş babasına baktı. O an boğazının tam ortasına bir yumruk oturdu. Ağlayarak sakin adımlar ile önünde duran sedyeye ilerledi titreyen elleriyle beyaz çarşafın ucundan tutup babasının başını açtı.
"Babam" dedi Ağlayarak Hazar. "Neden bırakıp gittin bizi baba" Akan göz yaşlarını sertçe eliyle sildi. Babasının çocukluğundan beri sevdiği o yumuşak grimsi saçlarına dokundu.
"Seni yaşatamadım baba!"
"Gittin hatıraların bize yetmez " Hıçkıra hıçkıra ağlayarak beyaz örtüler içinde olan babasına sarıldı Hazar. Tıpkı çocukluğun babasının ğösünde ağladığı gibi ağladı. Kıvanç ağlayarak abisinin omzunu tuttu artık gitmesi gerekiyordu.
"Abi" dedi tekrardan Kıvanç. "Abi bırak... Gitmesi gerek" Hazar burnunu çekerek babasına baktı. Şirin babasını öyle görünce dayanamayıp bayılmıştı.
"Baba sensiz nasıl yapacağım. Arkamda ki koca dağ çınarım yıkıldı baba! Kalksana! Ben buradayım. Sınırını aşıyorsun Hazar desene! Senin sözünü dinlemeyen kulağımı siksinler baba!" Sustu Hazar sulu gözleriyle babasından cevap bekledi. Kıvanç sertçe yumruk yaptığı elini dişledi.
" Baba...... Baba bende dayanacak güç kalmadı "dedi iki elini aşağıya saldı dik omuzlarını düşürdü.
" Gitmemiz gerek "dedi Yanındaki görevli. Kıvanç Hazar'ın iki kolundan tutup sedyeden ayırdı. Görevliler sedye üzerindeki babasını götürür Ken öylece baka kalmıştı. Yerde feryat içinde ağlayan iki kadın kocalarının ardından baktılar.
" Baba bizi bırakma! "Dedi Hazar bağırarak. Ağlamaktan nefes alamıyordu babasının ölümü ile yıkılmıştı. İmrenerek izlerdi babasını Hazar. Ağalığını, babalığını, kocalığını her zerresine imrenirdi göğsünü kocaman gerer" Bu benim babam"derdi koca dağ çınarıydı arkasında. Yaptığı hata yüzünden babası kalp krizi geçirme sebebi olmuştu kendi yıkmıştı bu koca dağ çınarını.
Gün gelir insanlar ölür. Derler ya bizimde vaktimiz buraya kadar Zafer Ağanın kide bu kadar dı. Arkasında koca ailesini bırakıp gitmişti çocuklarının başında artık bir baba eşlerinin başında bir koca olmayacaktı. Torunlarının bir dedesi olmiyacak tı. Veda etmeden gitmişti Zafer Ağa üç oğlu mezarını kazdı ağlayarak acılarını içlerine gömerek. Hiç kimsenin dokunmalarını istemediler kendileri babalarını uğurluyacaklardı.
Hazar mezarın içinde olan Sıraç'a elini uzattı Sıraç gözleri kızarmış bir şekilde abisine baktı ardından elini tutup yardımıyla mezardan çıktı. Kıvanç hâlâ mezarın içindeydi küreği gelişi güzel fırlattı göz yaşlarını sildi. Hazar ve Sıraç tabutun kapağını açmak için birbirlerine baktılar kapağı açtıklarında ikisininde hem yüreğine hemde boğazların tam ortasına bir yumruk daha oturdu. Sıraç babasının ayakların tutup nazikçe kaldırdı Hazar babasının belini tuttu ne garip doğarken bacaklarımızdan tutup ters çevirirler popomuza vururlar. Meğersem ölürken de aynı toprağa verirken ayakların tutup kaldırılır bir ölü doğma ve ölüm olsa gerek.
Yavaşça üç kardeş babalarını Kara toprağa yerleştirdi tahta ile kapattıktan sonra ellerine tekrar kürek aldılar. Hazar ilk Ağlayan annesine baktı bitmiş haldeydi neredeydi gülen Güneş sultan artık ondan eser kalmamıştı. Bakışı yanında yüzü bembeyaz bir ceset ten farksız olan karısına baktı bir eli karnında iken babasının mezarına bakıp ağlıyordu daha çocuğunun acısını yaşamadan kayın babasının haberini almıştı.
Hazar, Kıvanç ve Sıraç üç kardeş babalarının çocukları hep beraber kavgasız sessizce ağlayarak babalarını son kez defnettiler her bir kürek ile toprak attılar babalarının üzerine baş ucunda tahta parçası Zafer Ateşoğlu 1978-2024 Ruhuna fatiha yazıyordu.
"Bizi bırakıp gittin Zafer..... Bizi ardında bıraktın" dedi Güneş hanım ağlayarak. Kıvanç ağlayan karısına sarıldı. Ahmet ağlayan karısının başını okşuyordu. Sıraç ağlayan kız kardeşinin başını göğsüne yaslamış bir şekilde sarıyordu. Nergis hanım kocasının ayak ucunda oturmuş toprağını seviyordu.
Hazar karısına kızarmış gözleriyle baktı ağlayarak karnına bakıyordu Sahra bebeğiyle bir kayın babasını da toprağa gömmüştü onun omuzlarından tutucak kimsesi yoktu göğsünde ağlayacağı bir kocası yoktu.
Hazar hastane Sahranın sinir krizinden sonra yanına fazla gitmiyordu gitse bile Sahra istemiyordu Herşeye o sebep olmuştu. Ama şuan kocasına ihtiyacı vardı omuzların tutup başını göğsüne yaslamaya ihtiyacı vardı.
"Anne artık git-" diyecekti ki annesinin şarkısı ile susmuştum Hazar.
"Boğazında düğümlenen hıçkırık olayım
Unutma beni, unutama beni
Gözünden damlayamayan gözyaşın olayım
Unutma beni, unutama beni
Ağlayarak iç çekti Güneş hanım kocasının mezarını okşarken devam ettirdi ağlayarak şarkısını.
Gölgen gibi adım adım
Her solukta benim adım
Ben nasıl ki unutmadım
Sen de unutma beni, unutama beni
Hazar kan çanağına dönmüş gözleriyle annesini seyrediyordu herkes göz yaşlarını silerken tekrar tekrar ağlıyordu.
Gölgen gibi adım adım
Her solukta benim adım
Ben nasıl ki unutmadım
Sen de unutma beni, unutama beni
Acı içinde gülümsedi kocasının mezarına. Uyumadan önce saçlarını okşayarak bu şarkıyı okurdu Zafer ağaya ve son kez mezarının başında saçlarını okşadığını gibi toprağını okşayarak okuyordu.
Bitmek bilmez kapkaranlık geceler boyunca
Unutma beni, unutama beni
Ayrılığın acısını kalbinde duyunca
Unutma beni, unutama beni"
Sıraç annesini alırken Hazar Güneş hanımı kollarından tutup kaldırdı gitmeden önce Ateşoğlu ailesi baktı Zafer Ağanın mezarına sessizce ağlayıp oradan uzaklaşmışlardı. Sahra en arkalarında yürüyordu adım atacak gücü yok iken gitmek istedi yanında destekçisi yoktu kocasında dahil. Toprak arabanın kapısını açtı Sahra elinden destek alarak yavaşça bindi yol boyunca herkes sessizdi kimse çıt çıkarmadı boş yolu seyrettiler.
******
Herşeyi al beni geri ver desek geri verirler mi? İnsanlar gider anıları kalır aynende öyle olmuştu Zafer Ağa gitti geriye evde bıraktığı anıları kaldı beş ay olmuştu Zafer Ağa öleli herkes artık kendi odalarına çekiliyordu kimse kimseye karışmıyordu ne bir gülme sesi nede bir kavga konak ölüm sessizliği ile bürünmüştü.
"Sahra Keçamın" Güneş hanımın seslenişiyle Sahra salona doğru ilerledi kapı aralığından kaynanasına baktı.
"Efendim Daye"
"Sofra hazır mı?"
"Hazır ama kimse gelmek istemiyor. Ahmet Hayat ile dışarıda yiyeceğini söyledi. Nergis hanım odasında tokum dedi. Sıraç, Hazar ve Kıvanç şirkette daha gelmediler Şirin ve Defne ise-" diyecektim sözümü kesti.
"Hepsi sofraya gelicek. Bir Allahını kulu hele o sofraya gelmesin o zaman benim gazabından kurtulamazlar ara kocanı şirketten çıkıp gelsinler konuşacaklarım var" İlk defa güneş annemi böyle sert görüyordum. El atmazsa konak konaklıktan çıkacaktı herkes kendi aleminde ne kadar kayıp verirsen ver ama asla kendini kaybetme.
Karnım büyüdüğü için merdivenlerden çıkamıyordum o yüzden yardımcılarına birine haber verip herkese söylemesini istedim. Sıra Hazar'ı aramaktı hâlâ kendini sorumlu tutuyordu herşey den ve doğruydu asla itiraz edemezdim onun yüzünden bir bebeğimi kaybettim. O süreç içinde Selin konağa gelip gidiyordu nur topu gibi bir oğlu olmuştu. Zafer babanın ölümünün ardından Hazar Selin'e ve abime kin bağlamadı yakın değiller ama o kadar uzakta değiller. Bahçeye çıkıp Hazar'ı aradım.
"Efendim"
"İşiniz ne zaman biter?"
"İki üç saat belki gelmeyiz. Birşey mi oldu?"
"Hayır. Annem herkesi yemek masasına bekliyor herkes gelicek dedi kesin talimat konuşacakları varmış" Hazar dertli bir şekilde nefes verdi.
"Selin gelicek mi?"
"Bilmiyorum"
"Tamam geliyoruz" Birşey demeden telefonu kapattım. Hazar eski Hazar değildi babasından sonra ağalık görevi tamamen onun üzerineydi ki artık bende bir hanım ağaydım kadınlar arası davayı çözmek için sürekli ben gidiyordum Güneş hanımın gitmesine izin vermiyordum. Bazen sinir bozucu olabiliyorlar ama yinede çekile bilir insanlardı. Benim üzerimde Hanım ağa yükü olduğu için mecbur etrafta dolanmak zorunda kalıyordum yemeklerdir odur şudur derken kendimi yatakta buluyorum.
"Off!" dedim derin bir nefes verdim. Konağın kapısı açılmasıyla gelenlere baktım abim ve Selin gelmişti Kucağında minik bebekleri Miran Bozkaya.
"Çiçeğim sen niye dışarıdasın?" dedi abim.
"Öyle daraldım nefes alayım dedim. Sizi hangi rüzgar attı?"
"Annem aradı az önce" dedi Selin. Demek haber vermişti.
"Ha. Sizin geleceğinizi bilmiyordum"
"Ne konuşaçak mış?"
"Bilmiyorum" Ağlayan bebeği baktım. Selin oldukça yorulmuşa benziyordu ve oğlu cidden çok mızırdı.
"Yine bu ciyaklıyor" dedi Selin bıkkın bir şekilde. Hafif gülümsedim.
"Sen ver bakalım paşamı. Zaten yemek arka bahçede yenilecek bir annemin yanına çıkın bende minik" dedim göz kırparak. Selin bana minattar mış gibi bir bakış atıp bir çırpıda oğlunu kucağıma verip abimle içeri girdi bende avluda dolaşarak Miran bebek ile konuşmaya başladım.
"Miranım güzel bebeğim. Sen abimi olucaksın" Hafif gülümsemese ile iki gamzesi ortaya beliri verdi.
"Ama o gamzeleri ben yerim. Sakın çapkınlık yapayım deme" yeşil gözlerini kocaman açtı işte bu bakış beni bitiyordu amcası kılıklı.
"Öyle bakma bana küçük Hazar" yanağına bir buse kondurdum. Şişmiş karnımla tutmak biraz zordu karnıma tekme atmasıyla karnımda ki canavardan tekme atıyordu.
"AA ama Miran daha karnımdayken tekme savaşına gidiyorsanız kardeşin doğunca sizi hiç düşünemiyorum"
"Uzak tut o veleti kızımın yanından" Başımı çevirip gelenlere baktım. Üç kardeş karizmalarıyla içeri girmişti. Evet Kızımız olacaktı isim daha düşünmedik sadece sağlıkla kucağımıza almayı istiyorduk tabi Hazar Ağa kızı olacağını duyduğu an Kıvanç ve Sıraç'ı bile yanıma yaklaştırmıyordu Hayat' ın bebeğinin cinsiyeti de yarın belli olacak eve bir erkek daha gelirse Hazar bu konaktan gideceğimizi kesinlikle söyledi. Bebeği yeşil gözleriyle izleyen adama baktım hafif çıkan sakalları geriye doğru aradığı saçları dik duruşu ile hâlâ aynıydı evet biraz çökmüştü ama ailesi için ayakta durmak zorunda olduğunu biliyordu.
"Senin bacaklarını kırarım Miran" dedi Hazar bebeği kucağına alarak. Şuan yeğenine bu kadar bağlıyken kendi çocuğu doğduğu zaman nasıl biri olacağını hiç düşünemiyorum.
İyi bak kendine derler gitmeden önce veda etmeden gitmek. Bir tek şey vardır eğer konuşa bilinseydi ailesini bırakıp gitmek zorunda kalmazdı. Bu satten sonra konuşmak ne fayda eder ki. İki kalp durmuş iki can gitmiş bir daha ölü kişiyi görememek gördüğün sadece bir avuç topraktan ibaret artık.
Kimse konuşmuyor sadece acı feryatlar hastanede yükseliyor. Bir eşin... Bir kadının acı feryatları. Ömrünü adadığı eşini kaybetme feryatları, bir daha onu göremeyeceği için atılan acı içindeki feryatlar ateş oğlu konağına Kara şimşek gibi çökmüştü Zafer Ağanın ölmesi.
"Tekrardan başınız sağolsun" dedi Doktor Hazar'a bakarak. Bir dava yüzünden babasını kaybetmişti bir yandan hâlâ kendine gelemeyen karısı Sahra ikiz bebekleri olacağını bilmeden birini düşürmüştü.
"Zafer!" Dedi feryatlar içinde Güneş hanım. Ayaklarında derman yoktu yere dizlerinin üzerine düşmüştü hıçkıra hıçkıra ağlıyordu kocasının ardından.
"Kıvanç" dedi Hazar geriye doğru sendeleyerek "Babam yaşıyor dimi?" Kelimeleri tek tek yutarak konuşuyordu. Kıvanç kan çanağına dönmüş gözleriyle abisine baktı.
"Abi" dedi titreyen sesiyle hızlı bir şekilde akan göz yaşını silmişti bebeğinin haberinin hemen ardından babalarının ölüm haberini almışlardı Kıvanç diyecek birşey bulamıyordu bir yanı evlat acısı diğer yanı da baba acısı vardı Hazar da"
"Baba! Babam ölmedi.... Hayır!" ağlayarak Sıraç abisine sarılıyordu Şirin. Hayat yeni uyanmıştı bebeğinin durumu iyiydi onunda düşük tehlikesi olduğu için hâlâ Ahmet ile odalarındaydı bu olaydan sonra babasının ölümünü kaldıracağını zannetmiyordu doktor aksi taktirde bebeğe ve anneye zarar gele bilirdi.
"Babam ölmedi! " dedi Hazar bağırarak. Yeşil gözleri kızarmıştı.
"Hepsi senin yüzünden!" Dedi Nergis bağırarak Hazar'ın yakasına yapıştı ağlayarak. Hazar tepki vermedi. "Senin yüzünden öldü... Sen yaptın mutlumusun? Söylesene!" Dedi Nergis ağlamaktan tuttuğu yakayı yorgunca bıraktı elini yumruk yaparak Hazar'ın göğsüne vurmaya başladı Hazar yine tepkisiz di.
"Senin Nalet olasıca sinirin yüzünden bunlar oluyor. Keşke onun yerine sen ölseydin Hazar!" Nergis dizlerinin üzerine düştü kimse ses çıkarmıyordu. Hazar bakışını babasının olduğu yere çevirdi Koca kapı açıldı beyaz çarşaf ile örtülmüş babasına baktı. O an boğazının tam ortasına bir yumruk oturdu. Ağlayarak sakin adımlar ile önünde duran sedyeye ilerledi titreyen elleriyle beyaz çarşafın ucundan tutup babasının başını açtı.
"Babam" dedi Ağlayarak Hazar. "Neden bırakıp gittin bizi baba" Akan göz yaşlarını sertçe eliyle sildi. Babasının çocukluğundan beri sevdiği o yumuşak grimsi saçlarına dokundu.
"Seni yaşatamadım baba!"
"Gittin hatıraların bize yetmez " Hıçkıra hıçkıra ağlayarak beyaz örtüler içinde olan babasına sarıldı Hazar. Tıpkı çocukluğun babasının ğösünde ağladığı gibi ağladı. Kıvanç ağlayarak abisinin omzunu tuttu artık gitmesi gerekiyordu.
"Abi" dedi tekrardan Kıvanç. "Abi bırak... Gitmesi gerek" Hazar burnunu çekerek babasına baktı. Şirin babasını öyle görünce dayanamayıp bayılmıştı.
"Baba sensiz nasıl yapacağım. Arkamda ki koca dağ çınarım yıkıldı baba! Kalksana! Ben buradayım. Sınırını aşıyorsun Hazar desene! Senin sözünü dinlemeyen kulağımı siksinler baba!" Sustu Hazar sulu gözleriyle babasından cevap bekledi. Kıvanç sertçe yumruk yaptığı elini dişledi.
" Baba...... Baba bende dayanacak güç kalmadı "dedi iki elini aşağıya saldı dik omuzlarını düşürdü.
" Gitmemiz gerek "dedi Yanındaki görevli. Kıvanç Hazar'ın iki kolundan tutup sedyeden ayırdı. Görevliler sedye üzerindeki babasını götürür Ken öylece baka kalmıştı. Yerde feryat içinde ağlayan iki kadın kocalarının ardından baktılar.
" Baba bizi bırakma! "Dedi Hazar bağırarak. Ağlamaktan nefes alamıyordu babasının ölümü ile yıkılmıştı. İmrenerek izlerdi babasını Hazar. Ağalığını, babalığını, kocalığını her zerresine imrenirdi göğsünü kocaman gerer" Bu benim babam"derdi koca dağ çınarıydı arkasında. Yaptığı hata yüzünden babası kalp krizi geçirme sebebi olmuştu kendi yıkmıştı bu koca dağ çınarını.
Gün gelir insanlar ölür. Derler ya bizimde vaktimiz buraya kadar Zafer Ağanın kide bu kadar dı. Arkasında koca ailesini bırakıp gitmişti çocuklarının başında artık bir baba eşlerinin başında bir koca olmayacaktı. Torunlarının bir dedesi olmiyacak tı. Veda etmeden gitmişti Zafer Ağa üç oğlu mezarını kazdı ağlayarak acılarını içlerine gömerek. Hiç kimsenin dokunmalarını istemediler kendileri babalarını uğurluyacaklardı.
Hazar mezarın içinde olan Sıraç'a elini uzattı Sıraç gözleri kızarmış bir şekilde abisine baktı ardından elini tutup yardımıyla mezardan çıktı. Kıvanç hâlâ mezarın içindeydi küreği gelişi güzel fırlattı göz yaşlarını sildi. Hazar ve Sıraç tabutun kapağını açmak için birbirlerine baktılar kapağı açtıklarında ikisininde hem yüreğine hemde boğazların tam ortasına bir yumruk daha oturdu. Sıraç babasının ayakların tutup nazikçe kaldırdı Hazar babasının belini tuttu ne garip doğarken bacaklarımızdan tutup ters çevirirler popomuza vururlar. Meğersem ölürken de aynı toprağa verirken ayakların tutup kaldırılır bir ölü doğma ve ölüm olsa gerek.
Yavaşça üç kardeş babalarını Kara toprağa yerleştirdi tahta ile kapattıktan sonra ellerine tekrar kürek aldılar. Hazar ilk Ağlayan annesine baktı bitmiş haldeydi neredeydi gülen Güneş sultan artık ondan eser kalmamıştı. Bakışı yanında yüzü bembeyaz bir ceset ten farksız olan karısına baktı bir eli karnında iken babasının mezarına bakıp ağlıyordu daha çocuğunun acısını yaşamadan kayın babasının haberini almıştı.
Hazar, Kıvanç ve Sıraç üç kardeş babalarının çocukları hep beraber kavgasız sessizce ağlayarak babalarını son kez defnettiler her bir kürek ile toprak attılar babalarının üzerine baş ucunda tahta parçası Zafer Ateşoğlu 1978-2024 Ruhuna fatiha yazıyordu.
"Bizi bırakıp gittin Zafer..... Bizi ardında bıraktın" dedi Güneş hanım ağlayarak. Kıvanç ağlayan karısına sarıldı. Ahmet ağlayan karısının başını okşuyordu. Sıraç ağlayan kız kardeşinin başını göğsüne yaslamış bir şekilde sarıyordu. Nergis hanım kocasının ayak ucunda oturmuş toprağını seviyordu.
Hazar karısına kızarmış gözleriyle baktı ağlayarak karnına bakıyordu Sahra bebeğiyle bir kayın babasını da toprağa gömmüştü onun omuzlarından tutucak kimsesi yoktu göğsünde ağlayacağı bir kocası yoktu.
Hazar hastane Sahranın sinir krizinden sonra yanına fazla gitmiyordu gitse bile Sahra istemiyordu Herşeye o sebep olmuştu. Ama şuan kocasına ihtiyacı vardı omuzların tutup başını göğsüne yaslamaya ihtiyacı vardı.
"Anne artık git-" diyecekti ki annesinin şarkısı ile susmuştum Hazar.
"Boğazında düğümlenen hıçkırık olayım
Unutma beni, unutama beni
Gözünden damlayamayan gözyaşın olayım
Unutma beni, unutama beni
Ağlayarak iç çekti Güneş hanım kocasının mezarını okşarken devam ettirdi ağlayarak şarkısını.
Gölgen gibi adım adım
Her solukta benim adım
Ben nasıl ki unutmadım
Sen de unutma beni, unutama beni
Hazar kan çanağına dönmüş gözleriyle annesini seyrediyordu herkes göz yaşlarını silerken tekrar tekrar ağlıyordu.
Gölgen gibi adım adım
Her solukta benim adım
Ben nasıl ki unutmadım
Sen de unutma beni, unutama beni
Acı içinde gülümsedi kocasının mezarına. Uyumadan önce saçlarını okşayarak bu şarkıyı okurdu Zafer ağaya ve son kez mezarının başında saçlarını okşadığını gibi toprağını okşayarak okuyordu.
Bitmek bilmez kapkaranlık geceler boyunca
Unutma beni, unutama beni
Ayrılığın acısını kalbinde duyunca
Unutma beni, unutama beni"
Sıraç annesini alırken Hazar Güneş hanımı kollarından tutup kaldırdı gitmeden önce Ateşoğlu ailesi baktı Zafer Ağanın mezarına sessizce ağlayıp oradan uzaklaşmışlardı. Sahra en arkalarında yürüyordu adım atacak gücü yok iken gitmek istedi yanında destekçisi yoktu kocasında dahil. Toprak arabanın kapısını açtı Sahra elinden destek alarak yavaşça bindi yol boyunca herkes sessizdi kimse çıt çıkarmadı boş yolu seyrettiler.
******
Herşeyi al beni geri ver desek geri verirler mi? İnsanlar gider anıları kalır aynende öyle olmuştu Zafer Ağa gitti geriye evde bıraktığı anıları kaldı beş ay olmuştu Zafer Ağa öleli herkes artık kendi odalarına çekiliyordu kimse kimseye karışmıyordu ne bir gülme sesi nede bir kavga konak ölüm sessizliği ile bürünmüştü.
"Sahra Keçamın" Güneş hanımın seslenişiyle Sahra salona doğru ilerledi kapı aralığından kaynanasına baktı.
"Efendim Daye"
"Sofra hazır mı?"
"Hazır ama kimse gelmek istemiyor. Ahmet Hayat ile dışarıda yiyeceğini söyledi. Nergis hanım odasında tokum dedi. Sıraç, Hazar ve Kıvanç şirkette daha gelmediler Şirin ve Defne ise-" diyecektim sözümü kesti.
"Hepsi sofraya gelicek. Bir Allahını kulu hele o sofraya gelmesin o zaman benim gazabından kurtulamazlar ara kocanı şirketten çıkıp gelsinler konuşacaklarım var" İlk defa güneş annemi böyle sert görüyordum. El atmazsa konak konaklıktan çıkacaktı herkes kendi aleminde ne kadar kayıp verirsen ver ama asla kendini kaybetme.
Karnım büyüdüğü için merdivenlerden çıkamıyordum o yüzden yardımcılarına birine haber verip herkese söylemesini istedim. Sıra Hazar'ı aramaktı hâlâ kendini sorumlu tutuyordu herşey den ve doğruydu asla itiraz edemezdim onun yüzünden bir bebeğimi kaybettim. O süreç içinde Selin konağa gelip gidiyordu nur topu gibi bir oğlu olmuştu. Zafer babanın ölümünün ardından Hazar Selin'e ve abime kin bağlamadı yakın değiller ama o kadar uzakta değiller. Bahçeye çıkıp Hazar'ı aradım.
"Efendim"
"İşiniz ne zaman biter?"
"İki üç saat belki gelmeyiz. Birşey mi oldu?"
"Hayır. Annem herkesi yemek masasına bekliyor herkes gelicek dedi kesin talimat konuşacakları varmış" Hazar dertli bir şekilde nefes verdi.
"Selin gelicek mi?"
"Bilmiyorum"
"Tamam geliyoruz" Birşey demeden telefonu kapattım. Hazar eski Hazar değildi babasından sonra ağalık görevi tamamen onun üzerineydi ki artık bende bir hanım ağaydım kadınlar arası davayı çözmek için sürekli ben gidiyordum Güneş hanımın gitmesine izin vermiyordum. Bazen sinir bozucu olabiliyorlar ama yinede çekile bilir insanlardı. Benim üzerimde Hanım ağa yükü olduğu için mecbur etrafta dolanmak zorunda kalıyordum yemeklerdir odur şudur derken kendimi yatakta buluyorum.
"Off!" dedim derin bir nefes verdim. Konağın kapısı açılmasıyla gelenlere baktım abim ve Selin gelmişti Kucağında minik bebekleri Miran Bozkaya.
"Çiçeğim sen niye dışarıdasın?" dedi abim.
"Öyle daraldım nefes alayım dedim. Sizi hangi rüzgar attı?"
"Annem aradı az önce" dedi Selin. Demek haber vermişti.
"Ha. Sizin geleceğinizi bilmiyordum"
"Ne konuşaçak mış?"
"Bilmiyorum" Ağlayan bebeği baktım. Selin oldukça yorulmuşa benziyordu ve oğlu cidden çok mızırdı.
"Yine bu ciyaklıyor" dedi Selin bıkkın bir şekilde. Hafif gülümsedim.
"Sen ver bakalım paşamı. Zaten yemek arka bahçede yenilecek bir annemin yanına çıkın bende minik" dedim göz kırparak. Selin bana minattar mış gibi bir bakış atıp bir çırpıda oğlunu kucağıma verip abimle içeri girdi bende avluda dolaşarak Miran bebek ile konuşmaya başladım.
"Miranım güzel bebeğim. Sen abimi olucaksın" Hafif gülümsemese ile iki gamzesi ortaya beliri verdi.
"Ama o gamzeleri ben yerim. Sakın çapkınlık yapayım deme" yeşil gözlerini kocaman açtı işte bu bakış beni bitiyordu amcası kılıklı.
"Öyle bakma bana küçük Hazar" yanağına bir buse kondurdum. Şişmiş karnımla tutmak biraz zordu karnıma tekme atmasıyla karnımda ki canavardan tekme atıyordu.
"AA ama Miran daha karnımdayken tekme savaşına gidiyorsanız kardeşin doğunca sizi hiç düşünemiyorum"
"Uzak tut o veleti kızımın yanından" Başımı çevirip gelenlere baktım. Üç kardeş karizmalarıyla içeri girmişti. Evet Kızımız olacaktı isim daha düşünmedik sadece sağlıkla kucağımıza almayı istiyorduk tabi Hazar Ağa kızı olacağını duyduğu an Kıvanç ve Sıraç'ı bile yanıma yaklaştırmıyordu Hayat' ın bebeğinin cinsiyeti de yarın belli olacak eve bir erkek daha gelirse Hazar bu konaktan gideceğimizi kesinlikle söyledi. Bebeği yeşil gözleriyle izleyen adama baktım hafif çıkan sakalları geriye doğru aradığı saçları dik duruşu ile hâlâ aynıydı evet biraz çökmüştü ama ailesi için ayakta durmak zorunda olduğunu biliyordu.
"Senin bacaklarını kırarım Miran" dedi Hazar bebeği kucağına alarak. Şuan yeğenine bu kadar bağlıyken kendi çocuğu doğduğu zaman nasıl biri olacağını hiç düşünemiyorum.



