İçeriğe geç

BERDEL'İN ZULMÜ

Bölüm 32 · 6 dk okuma

BERDEL'İN ZULMÜ

Bölüm 32

Bölüm 32:

Her kadın mutluluğu tatmak ister kocası ile ilk evliliğin heyecanını, ilk çocuğunun haberinde, sadece kocası ile mutlu olmayı diler bir kadın. Taki bu gerçekleri gerçekleştirmeyen kadınlarda vardır ve bu kadınlardan birisi idi Sahra ateşoğlu. Hazar ateşoğlu bir berdel uğruna evlenen adam sırf kardeşi ona acı çektirdi diye aynı acıyı masum karısına da aynı şekil eziyet edip acı çektiren adam.

Bu yaptıklarına pişmanmıdır? Evet nereden bile bilir diki berdel uğruna evlendiği kadın göz bebeği ölen kardeşine isim verin genç kız olduğunu. Nereden bilecekti kendi sevgilisi onu parası uğruna yanında duruyor iken zülüm ettiği karısı onun heran yanında duracağını ve şimdi karısının karnında kendi bebekleri vardı. Hazar ateşoğlu tek dileği aylarca acı çektirdiği kadının onun taş kalbine çiçek açtırdığı gibi karısının da kalbindeki tüm yaraları sarmak.

Süpürge makinesinin sesine uyanmıştım ki yerimden kıpırdayamadım. Koltukta Hazar ile uyuya kalmışım düşmeyeyim diye bir koluyla belimi sıkıca kavramıştı Hazar'ın elinden kurtuldum hafif şişmiş karnımı tutup kalçamın üzerine oturdum. Karnım büyüdükçe daha çok yoruluyordum. Bir kalkmam ile bu kadar nefes nefese kalacağımı hiç zannetmiyordum dokuz ay boyunca nasıl dayanacağım hiç bir fikrim yok.

Yukarıda büyük ihtimalle temizlik vardı yavaşça ayağa kalktım yan koltukta duran çarşafı alıp Hazar'ın üzerini örttüm. Bir süre öylece yatan adamı izledim uyurken bile bu kadar yakışıklı olmak zorunda mıydı? Buse de haklı şahsen Hazar ile böyle tanışmasaydım onu ilk gördüğümde tutulurdum ki Buse tutulmakla kalmamış parasına bile tüymüş böyle paralı, yakışıklı ve ağa olan bir adamı kim kaybetmek ister ki? Derin bir iç çektikten sonra hırkamı alıp dışarı çıktım.

Arka bahçeye gidip güllerime baktım karnımı tutup dizlerimin üzerine çöktüm nazikçe güllerimi okşadım güzel kokularını içime çektim." Siz ne kadar güzel siniz böyle" Gülümsememle bir iki elim ile karnımı sevmeye başladım. " Bak bebeğim senin gibi mis gibi kokuyorlar senin güzel kokunu içime çekmeyi dört gözle bekliyorum. Sen büyüyünce baban ile bu güzel bahçeyi güzelleştireceksiniz baban sana her gün güller alacak sende annenin sana verdiği güzel çiçek bahçesini kendinle bir yaşatacaksın" İzinsiz gözümden bir damla yaş aktı burnumu çektim ardından akan göz yaşımı sildim.

" Babanı hiç bırakma olur mu? Belki bu gülleri yaşattığım gibi kendim yaşayamayacağım ama seninle bir baban ve sana bıraktığım güzel bahçen yaşayacak...... yaşatacaksın." Acı içinde gülümsedim göz yaşlarımı durduramıyordum derin nefes aldım sonrada sakince bıraktım.

Arkamdan gelen kalın ses ile omuz hizamdan Hazar'a baktım.

"Sahra!" Kızdığı çatık kaşlarından ve ses tonundan belli oluyordu. Burnumu çekip gözyaşlarımı sildim. Bir elim karnımda iken diğer elim ile yere tutunup destek alarak ayağa kalktım.

"Bir şey mi oldu?" Dedim anlamsızca. Hazar bir elini cebine atar iken diğer eli ile burun kemerini sıktı kırışık gömleği ve dağılmış saçlarıyla dışarı çıkmıştı.

"Haber vermeden dışarı niye çıkıyorsun?"

"Yatıyordun Fatoş ablada üst katta temizlik yapınca buraya gelmek istedim." Ağlamamak için kendimi zor tutuyordum. Az önce ağlamam ve Hazar'ın şuan ki kızgın hali daha fazla ağlamama sebep olacaktı.

"Bir daha haber vermeden hiç bir yere gitmeyeceksin. Deli gibi uyandım her yerde seni aradım"

"Kaçacak halim yok öyle bir ihtimalim yok zaten" Çenemle karnımı gösterdim." Bu karnımla nereye gitmemi bekliyorsun? Zaten yarım dünyaya benziyorum, yürüyemiyorum" Başımı aşağıya eğip ağlamaya başladım küçük bir kız çocuğu gibi içlenerek ağlıyordum. Hazar bir kaç adım ile aramızdaki mesafeyi kapattı çenemi tutup başımı dikledi gözlerine bakmamı sağladı.

"Kim sana yarım dünya diyor?" Bir elim ile göz yaşımı sildim.

"Rüyamda Kıvanç diyordu yarım dünya, yürüyen dünya diye dalga geçiyordu cidden öyleyim biraz daha büyüdüğünde tam bir dünya olacağım" Daha fazla ağlamaya başladım. Hazar'ın kahkahası bahçeyi dolduruyordu.

"Ah! hormonlar var ya" Sulu gözlerimle sessizce gülen adama bakıyordum baş parmaklarıyla göz yaşlarımı sildi.

"Daha da büyüyecek"

"Büyüyecek tabi Sahra yoksa bebeğimiz dünyaya nasıl gelecek?"

"Ha bir de kuluçka makinesi oldum" Hazar daha fazla gülmeye başladı.

"Ben öyle bir şey demedim"

"Söylediklerin onu ima ediyor"

"Sen nasıl bir belasın böyle kadın"

"Şimdide bela oldum" İçlene içlene konuşmam daha fazla duygulanıp ağlamama sebep oluyordu.

"Sen böyle yaparsan yüklerimi nasıl hafifleteceksin?"

"Hah!"

"Hah! ya.... hadi kahvaltımızı edelim yeterince ağladın" Küçük çocuk gibi göz yaşlarımı sile sile içeri geçmiştim. Merdivenlere geldiğimizde olduğum yerde durdum ben durunca tepeden bana bakan adama baktım.

"Niye durdun?"

"Odam yok"

"Sahra allah için senin odan ,benim odam, bizim odamız yukarıda"

"Onu bir hafta boyunca başka odada kalmamı kabul etmeden önce

düşünseydin" Hazar iki eliyle yüzünü ovaladı. Bu gebelik sürecinde bu adamın burnundan getirmezsem bana da Sahra demesinler.

" Dün iyiydin, Bu gün sabah sabah ağladın şimdi inatçılık yapıyorsun lan beni çileden çıkartmayamı çalışıyorsun?"

"Olabilir" Omuz silkerek yanından cilveli bir şekilde uzaklaştım. Hazar sabır çeke çeke merdivenlerden çıkarken mutfağa girdim tabakta duran kesilmiş salatalığı alıp yemeye başladım. Fatoş abla sissezce kıkırdarken domates doğramasını izledim.

"Deli ettin yine bizim oğlanı"

"Hep başkaları mı deli edecek Fatoş sultan birazda biz deli edelim"

"İlahi sahra bu hamilelik sana pek yaramış"

"Ne demezsin ki abla bir ağlıyorum , bir gülüyorum ,bir sinirliyim bende çözemedim ama hoşuma da gitmiyor değil " Dedim göz kırparak son salatalığımı yerken sürahiden bardağa su doldurdum.

"Odaya çık istersen üzerin toprak olmuş" Tek dikişte içtiğim su bardağını sertçe masaya bıraktım.

"Değiştireceğim" Arkamı döndüğümde Hazar'ın göğsüne çarptım başımı kaldırdığımda burnum çenesine değiyordu. Gözlerindeki öfkeyi heryere saçarken sinirli bir şekilde nefes alış verişini hissede biliyorum.

"Hiç çıkmasaydın Hanım Ağam davul zurnayla odana uğurlardık"

"Aslında kötü bir fikir değil Hazar Ağa"

"Sen bana sabır ver Allah'ım"

"Amin" Dedim ellerimi açarak sonrada mutfaktan çıktım. İHızlıca odaya girip üzerimi çıkardım ip askılı uzun geniş beyaz pembe çiçekli bir elbise giydim dalgalı saçlarımı at kuyruğu yapıp sıkıca sıktım. Aynadan kendime baktım şişik karnım ile elbisenin içinde oldukça tatlı olmuştum kapıyı açıp odadan çıktım.

Hazar Masa başına oturmuş şekilde duruyordu beni görünce kaşlarını havaya kaldırıp bana baktı sandalyemi çekip yerime oturdum. Birşey demeden kahvaltımı etmeye başladım masada ne var ne yoksa tabağıma doldurdum iştahla ısırdığım ballı ekmeğim ile kendimden geçtim.

"Tadı güzelmiş" ballı ekmeğimden tekrar bir ısırık daha alırken iki kol dirseğini masaya koymuş birleştirdiği ellerini çenesine koymuş bir şekilde mızırca gülümseyip beni izleyen adama baktım.

"Sen niye yemiyorsun?" Dedim domates yerken.

"Seni izlerken yemiş gibi oldum" Çayına bir kaşık şeker attıp karıştırdı zevkle çayından bir yudum aldı.

"Kahvaltıdan sonra konağa gidiyoruz"

"Tamam" Hazar tek kaşını kaldırıp soru sorar gibi bana baktı.

"Direk tamam sebebini sormiyacakmısın?"

"Hayır"

"İyi doyduysan kalkalım"

"Tamam" Suyumu içtikten sonra ayağa kalktım. Artık yürürken bile karnımı tutarak yürüyordum bir an alışmıştım. Hazar ceketini giydikten sonra boy aynasından yakasını düzeltti benim ceketimi alıp bana doğru uzattı.

"Üşürsün çıkmadan giy"

"Tamam" Hazar sabır çekercesine başını salladı ceketimi giyerken evden çıktık. Arabaya bindiğimde direk emniyet kemerimi taktım ne olur ne olmaz tekrar başımı torpidoya vurmak istimiyorum. Hazar adamlarıyla konuştuktan sonra sürücü koltuğuna oturup arabayı çalıştırdı işte yola çıkmıştık en güzeli çenemi sıkı tutmam yoksa her an arabadan atıla bilirdim heleki bu halimle. Aslında katılsam bile gündüz taksi bulup bine bilirdim ama sonrada insanların diline düşerdik.

"Gittiğimizde Nergisle diyaloğa girme" Kısa bir bakış attım Hazar'a o tokattan sonra onunla konuşup kaynana gelin rolüne hiç giremem.

"Tamam" dedim yolu tekrar izlemeye başladım.

" Hayat lada öyle"

"Tamam"

" Sabır.... Sabır" Kendi kendine küfür eden adama kulak asmamayı tercih ettim karnımı sevmeye başladım. Fazlu uzun sürmeden konağa gelmiştik Hazar arabayı durdu, arabadan aynanda indik. Yanıma geldikten sonra avluya geçtik.

"O Sıraç ile sakın konuşmuyorsun" İşte bu bir gerçek uyarıydı.

"Neden?" Hazar iki kaşını havaya kaldırdı ellerini cebinden çıkarmadan bana baktı.

"Ha Herşeye tamam Sıraç deyince tamam değil neden?"

"Ama-"

"Aması yok."

"Hazar"

"Bakma öyle hadi gir içeri"

"Tamam" üstüne basa basa söylemeştim. Zaten Sıraç ile konuşmak istiyordum tek bana yardım edecek kişi oydu Kıvançla veya Defne ile de konuşamazdım tek dileğim Sıraç ile sakin bir yerde konuşmak.

Beğenmeyi ve yorum yapmayı unutmayın lütfen 🌸

Bölüm sonu

3 yorum