İçeriğe geç

BERDEL'İN ZULMÜ

Bölüm 30 · 7 dk okuma

BERDEL'İN ZULMÜ

Bölüm 30

Bölüm 30:

Hazar elleri ile yüzümü avuçladı başımı yavaşça kaldırıp gözlerine bakmamı sağladı sulu gözlerimle beni koruyan adama bakıyordum baş parmakları ile akan göz yaşlarımı sildi.

"Ağlama kadın başını dik tut" dedi Erkeksi tınısıyla.

"Artık dayanamıyorum..... her bir belanın beni bulmasına katlanamıyorum Hazar" dedim kısık ses tonunda ne göz yaşlarımı durdura biliyordum nede içimde ki yangını.

"Sen Hazar Ateşoğlu'nun karısının başın her zaman dik duracak. Sözünü herkeze geçireceksin. Ağlamak bir Ağa karısına yakışmaz susmakta."

"Ben.... Öyle birşey yapmadım. Ahmet......" Ağlamaktan konuşamıyordum.

"Bana açıklama yapmak zorunda değilsin Sahra ben neyin ne olduğunu biliyorum. Herşeyi biliyorum her konuyu dibine kadar biliyorum senin yapmadığında biliyorum" Burnumu içime çektim sulu gözlerimle Hazar'a bakıyordum bir adım geriye giderek elinden kurtuldum.

"Nasıl herşeyi derken?" Dedim titreyen sesimle. Eli ile yatağa oturmaya işaret etti. Yatağa geçip oturdum Hazar bir süre bana baktıktan sonra karşıma geçip oturdu.

"Biliyorum Sahra... Yani Ahmet ile olan ilişkini bunu Hayat'a defalarca açıklamama rağmen yinede evlenmek istedi. Ahmet benim çocukluk arkadaşım dı seninle olan her anısı gelip bana heyecanlı bir şekilde anlatırdı. Hayat bile bile bu hayatı seçti Ahmet sadece seni sevdiğini başkası ile evlenmeyeceğini bana defalarca söyledi ama Hayat için nasıl olduysa ısrar ede ede arkadaşlığımız uğruna kabul etti bu konunun buraya kadar gideceğini bilemezdim "dedi kısık ses tonunda konuşuyordu.

" Ve bunu bildiğine rağmen benimle evlendin bana zorla sahip oldun"dedim ağlayarak.

"Çok sinirliydim sevdiğim varken arkadaşımın sevdiğiyle berdel uğruna evlenmem beni deli etti üstüne kardeşimin kaçması herşeyin sinirini senin üzerinde çıkardım. Sana kendimi affettiremem bunu biliyorum Sahra ama şunu belki o Ahmetin ölümü binim elimden olacak Buse ve Hayat ile sonra ilgileneceğim canını yaktıkları gibi onlara bin nislini yaşatacağım "dedi Dişlerini sıkarak. Elimin tersiyle göz yaşlarımı sildim bağırsam ne yararıma ağlasam ne yararıma koca dünyada tüm dertler beni bulmuş gibiydi.

" Canlarını yakıp öldürsen acımın ineceğini mi zannediyorsun? "Dedim boğuk sesimle.

" Dinmeyecek biliyorum. Ağlama artık dinlen birkaç işim var halledip geleceğim aşağıya inme " Sonrada odadan çıktı bacaklarımı kendime doğru çekip öylece donuk bir şekilde etrafa bakıyordum. Ağlamaktan saatin kaç olduğunun farkında değildim.

Akşam olmak üzereydi ama Hazar hâlâ gelmemişti acıkmıştım aşağıya inme deyince odadan dışarı adımımı atmadım. Dolaptan hırkamı giyip balkona çıktım bir süre gözlerimi kapatıp öylece serin rüzgarın tenime vurmasını bekledim. Konağın kapısının açılma sesini duyunca gözlerimi açıp aşağıya baktım. Hazar gelmişti avlunun ortasında durup başını balkonun olduğu yere kaldırdı bana bakıp hafif gülümsedi sonrada içeri girdi odaya girdiğimde Hazar da içeri girmişti burnu kızarmıştı hava gittikçe soğuyordu.

"Artık kalın giyinmen lazım Hazar Ağa havalar soğuyor" Üzerimdeki hırkayı çıkarıp yatağa bıraktım.

"Birşey olmaz. Acıktın mı?" Hazar eskisi gibi değildi birbirimizi sevmesek bile en azından saygı duyuyorduk bebek varken bana birşey yapamazdı.

"Sen inme deyince yemeğe inmedim."

"Tamam üzerini giyin gidelim"

"Nereye?"

"Çok soru sorma giyin gidelim ama sıkı giyin birde hastalığınla uğraşmayayım"

"Sanki uğraş diyen var" dedim omuz silkip giyinme odasına gidip üzerimi giyindim. Hazar Güneş hanıma haber verdikten sonra konaktan çıktık nereye gittiğimize dair hiç birşey söylemiyordu lokantaya veya

restorant 'a da gitmiyorduk.

"Nereye gidiyoruz?" Dedim tekrardan. Yoldan gözlerin ayırıp bana baktı sonrada hafif gülümsedi. Arabayı durduğunda etrafa baktım.

"Geldik" Kapıyı açıp arabadan aynanda indik önümde duran büyük eve baktım. Aynı yanan evimiz gibiydi ama daha büyüktü toprak beni görünce gülümsedi Hazar yanıma geldikten sonra içeri geçtik kapıya doğru yöneldiğimde Hazar belimden tutup kendine doğru çekti.

"Tı şuanlık eve girmiyoruz" dedi Kalın sesiyle kaşlarımı çakıp Hazar'a baktım.

"Nedemek girmiyoruz. Burada bu soğukta ne yapmamızı bekliyorsun?" Dedim kızgın bir tavırla sinirlenmiştim hem açtım hemde üşüyordum.

"Ondan önce sana göstermem gereken birşey var"

"Ne göstereceksen çabuk göster. Ya açlıktan bayılacağım yada soğuktan" dedim titreyerek. Hazar gülmeye başladı bu adamı anlamak çok zordu. Hazar nereye gidiyorsa arkasından onu takip etmeye başladım. Arka bahçeyide geçmiştik bu evin bahçesi neden bu kadar büyüktü? Hazar bir anda durunca omzuna çarptım.

"Önüne bakmadan yürürsen böyle çarparsın işte" dedi omuz hizasından bana bakıyordu.

"Buraya neden geldik?"

"Çok soru soruyorsun" dedi iç çekerek. Arkama geçip elleri ile gözlerimi kapattı ne yapmaya çalıştığını anlamaya çalışıyordum.

"Ne yapıyorsun?" Dedim tedirgin bir ses tonunda.

"Şşt! Sadece benimle beraber adım at" dedi kulağıma yaklaşarak kısık ses tonunda söylemişti sıcak nefesini ensemde hissediyordum. Birkaç adım attıktan sonra olduğumuz yerde durduk.

"Neden durduk?"

"Geldik"

"Aç ozaman gözlerimi" dedim sinirli bir şekilde.

"Senin elinden bir tanesini aldılar bende sana binlercesini aldım." dedi kısık ses tonunda sonrada gözlerimi açtı. Gördüklerim karşısında ağlasamıydım sevinsemiydim bilemedim. Gözlerim dolmuştu her bir tarafım kırmızı güller ile doluydu Hazar'a dönüp baktım beni öylece seyrediyordu.

" Hazar.... Bu"dedim donuk şekilde tekrardan koca bahçenin güller ile donatıldığına baktım. Kırmızı ve yeşil tonlarını arasında sadece Hazar ve ben vardım birde bebeğimiz.

" Bebeğimiz ile büyüyecek binlerce gülün "dedi gülümseyerek. Gözümden bir damla yaş süzüldü.

" Bunları sen mi..... Yaptın? "dedim gözlerine bakarak.

" Benden başka kim yapa bilir. "dedi gülümseyerek bir kaç adım atıp aramızdaki mesafeyi de kapattı iki elini belime bağlayıp kendine doğru çekti.

"Sen bunların en iyisini hak ediyorsun Sahra. Belki sana iyi bir kocalık yapamadım zulüm ettim seni çok kırdım. Taş kalbim olduğu söylenirdi biliyormusun"

"Bunları neden yapıyorsun? ..... Karın olarak görmediğin bir insanın önce canını yakıp ondan sonra mutlu etmeye neden çalışıyorsun?" Dedim ağlayarak.

"Nereden bile bilirdim ki taş kalbimin içinde çiçek açtıracak bir kadın ile tanışıp evleneceğimi" Öylece ona bakıyordum bu adam az önce ne demişti? O kadar yakındık ki dudak dudağa gelmemiz an meselesiydi.

"Ne... Çiçek...... Anlamadım" dedim şaşkın şekilde bir yandan ağlarken diğer yardan Hazar 'ın dediklerini anlamaya çalışıyordum.

"Sahra ben seni çok geç tanıdım. Sen gözümün önündeyken seni göremedim meğersem evleneceğim kadını yıllar önce bulmuşum" Cebindeki kırmızı kurdeleli tokayı çıkardı önüme gelen iki tutam saçımı tutup arka başıma birleştirdi iki tatam saçımı toka ile tutturdu.

"Hazar" diye bildim sadece bu adamın gözlerinde başka birşey görüyorum nefret.... acı.... intikam değildi bam başka bir duygu vardı.

"Seneler önce sen demiştin hastanede sevdiğin olursa ona takarsın veya kardeşine. Ben kardeşimi çok küçükken kaybettim onun hasretiyle yandım eğer ona takamadıysam gerçek sahibine takmayı bekledim ve beklediğim kişi gelmişte ama ben göremedim bunun için kendime o kadar çok kızıyorum ki"

"O sendin.... Bebeğe isim verirken yanımda duran kişi" dedim şaşkın şekilde.

"Bendim..... O seneler ikimizde bambaşka birileriydik. Ne sen beni tanıya bildin, nede ben seni taki o gün balkonda bebeğe isim verdiğini anlattıktan sonra aklıma takılmıştı topraktan araştırma yapmasını istedim ama sonucu annem gelip söyledi meğersem o seni tanıyormuş bana herşeyi anlattı "

" O çocuk tutulduğum sendin yani"dedim gülerek.

"Nasıl yani?" Dedi şaşkın şekilde işte Sahra ayıkla pirincin taşını şimdi.

"Yani ilk görüşte aşk diyelim ama o kadar umursamamıştım seni bir kere görmüştüm bir daha nerede göreceğim diyip unutmaya çalışmıştım ama hâlâ bir köşede közü ile duruyordun."

"O zaman o közü tekrardan yakalım"

"Ne!?" Dedim şaşkın şekilde birşey dememi beklemeden beni kendine daha fazla çekip dudağıma yapıştı o közü tekrar...... tekrar ateşli dudaklarıyla yakıyordu ve bu durumdan hiç şikayetçi değildim Hazar dudağımın her santimini şefkat ile öperken ben olayın şaşkınlığı ile tepki veremiyordum. Koca gül bahçesinin ortasında beni kendine doğru çekip nazikçe aşıkmış gibi öpüyordu dudağımın alt kısmını hafif emip bıraktı alnını alnıma dayadı ağlıyordum ama nedeni ni bilmiyordum.

"Aramızdaki mesafeleri yok edelim. Sadece biz ve çocuğumuz olsun" dedi kısık ses tonunda.

"Durum Leyla diyorsun yani" dedim burnumu çekerek.

"Leyla mı değilmi bilemem ama tutulduğum doğrudur" dedi gülümseyerek.

"Peki benim ilk tutulduğum o gözlüklü çoçuk gibi ola bilecekmisin?"

"Ona söz veremem ama her an, her dakikasında affettireceğime yemin ede bilirim"

"Ne sevmekten vaz geçerim nede ölmekten gibi yani"

"Ölmek yok bu koca evi boşa mı yaptırdım"

"Ne için yaptırdın?"

"Tek çoçuk ile duracağımı zannediyorsan yanılıyorsun" dedi alaycı bir tavırla.

"Ukala adam" dedim sırıtarak. Hazar baş parmağı ile akan göz yaşlarımı sildi.

"Ne gül var senin gibi kokan nede yıldız senin gözlerin gibi parlayan tutulmuşum bir sevdaya yanıp bitiriyorum aşkından." dedi yanaklarımı okşarken. Gülmeye başladım benimle beraber Hazar da gülmeye başladı Bahçe kahkalarımız ile dolarken bu sefer gülmekten göz yaşlarım aktı. Her ne olursa olsun bir kadın üzgünken de ağlar küçük bir mutluluk kırıntısı içinde ağlar ve bu kırıntı benim için o kadar güzeldi ki tek dileğim bu kırıntının sonsuza dek bizimle kalması.

Bölüm sonu

21 yorum