İçeriğe geç

BERCESTE

Bölüm 4 · 8 dk okuma

BERCESTE

Bölüm 4

4

~'Konuşan insan , öyle kolay dertten ölmez. Bir insan konuşmadı da içine gömüldü müydü , sonu felakettir.'

-Yaşar Kemal

•

Elis'i güçlükle eğlenmesi için gitmeye zorladıktan sonra herkes gibi bende odama çekildim. Üzerimden çıkartmadığım beyaz elbisemle yere eğilip topuklularımı çıkarttım ve balkona çıktım.

Ilık bir yaz akşamıydı. Tam dışarıda yürümelik diyemiyordım çünkü hiç yürümemiştim. Hava almak için öylesine dışarı çıkıp yürüdüğüm olmamıştır.

Balkon demirlerine tutunarak yarım saat kaldığım balkondan çıplak ayaklarımı sürüyerek ayrıldım.

Yarına annem tarafından yorucu bir hazırlığa sürüklenecektim. Arkadaşının düzenlediği büyük bir yemeğe davetliydik. Bütün gün beni mükemmele yakın hale getirmek için her türlü yolu deneyecekti.

Ondan dolayı erken yatmalıydım.

'

Ertesi akşam bütün sosyete tarafından tercih edilen ünlü bir otelin restoranında yemek yiyorduk. Oldukça kalabalıktı.

Çok sıkılıyordum.

Annemden fısıldayarak lavaboya gitmek için izin aldığımda Egemen bana eşlik etmek için ayağa kalktı. O an mideme bir yumru oturdu.

Dişlerimi sıkarak yemek salonundan ayrılırken arkamdan geldiğini bilmek tüylerimi ürpertiyordu.

Koridorun köşesini döner dönmez hızlı adımlarıma rağmen bileğimden yakalamış sırtımı duvara yaslamıştı.

-"Bırak beni lütfen !" dedim korkudan nefes nefese kalırken.

Kaçacak bir santim bile bırakmadan üstüme geldi. Uzun boyu ve geniş vücuduna benim gücüm bir hiç gibiydi.

-"Şşşt...bağırmasana. Kaç gündür yanına yaklaşmadım. Kokun burnumda tütüyordu."

Yaşlarla dolup taşan gözlerimi etrafta çare ararcasına gezdirdim. Tam yanımda büyük bir bitki olduğu için kimse görünmüyordu.

-"Egemen yalvarırım bırak istemiyorum anlasana istemiyorum!" Bileklerimi kelepçe gibi sarmış ellerinden kurtarmaya çalışıyordum. Fayda etmiyordu.

Yüzünü boynuma yaklaştırdığını hissettiğim an dudaklarımdan hıçkırık firar etti.

Hemen yüzünü kaldırıp elleriyle yüzümü tutacakken göğsünden var gücümle ittirdim. Boşluğuna denk gelmiş olacak ki geri kaymıştı.

-"Alışmaya çalışsan her şey daha güzel olacak."

Ruh hastası !

-"Ne alışması ne diyorsun sen ? Yok öyle bir şey yok !" dedim ağlayarak.

Yaklaşma girişiminde yeniden bulununca kriz geçirircesine ona saldırdım. Artık dayanamıyordum. Ne dokunmasına ne de hastalıklı sözlerine dayanamıyordum.

Tek tutunduğum dal ileri gitmemesiydi. Eğer onu da yapacak olursa kendimi öldürürdüm. Bunu yapardım.

Kendimi aciz hissediyordum. O bana dokunma taciz girişiminde bulundukça yıpranıyordum.

-"Egemen ! Neler oluyor burada ?!"

Ellerimi yüzümden çekip hıçkırarak sesin geldiği yöne baktım. Sonunda görmüşlerdi işte.

Ellerini omzumdan çeken Egemen geriye adım attı.

-"Amca anlamadım bir anda ağlamaya başladı."

Ne ?

Salonun yarısının önümüzde toplanmış olmasını umursamayarak mahvolmuş yüzümü sildim. Sendeleyerek bir kaç adımla onlara ilerledim.

-"Taciz ediyor bana ! Her bulduğu yerde yapıyor ! Görmüyorsunuz ! Görün yalvarırım görün !"

21 yıllık hayatımın belki de bir ilk yakarışıydı. Ruh sağlığım için bunu yapmalıydım.

Titreyen dizlerim daha fazla beni taşıyamazken yere düştüğüm an Elis kollarıma yapıştı.

İnsanların yüzüne yansıyan dehşeti yaşlarla dolu gözlerimden dolayı zar zor görüyordum.

-"Amca inanma yalan söylüyor. Psikolojisi bozulmuş !" Egemen kendini kurtarmak için ölümüne rol yaparken daha fazla ağladım.

Kendime ağladım. Yaşadıklarıma ağladım.

Başımı iki yana salladım. Bir parça umut görmek istedim. Öfke vardı. Neden ?

-"Hemen arabaya bindirin !"

Dedemin komutu üzerine Egemen ve Elis beni sürüklerken deli gibi çırpınıyordum.

Ailem kurtarmıyor siz kurtarın dercesine herkese bağırıyordum. Ağlamaktan helak olduğumda arabanın koltuğundaydım.

-"Loya...Loya bana bak sakin ol. Ben yanındayım. "

Başımı sallayıp Elis'in kollarını ittirdim ve kapıya sindim. Aşağı eğilmiş ağlarken olacakları düşünüyordum. Bana inanırlar mıydı ? İnanmalıydılar. Ya inanmazlarsa ? Kaldırabilir miydim ?

-"Sana bunun hesabını soracağım!"

Egemen'in arabasında olduğumuzu onun şoför koltuğuna oturup konuştuğunda anladım.

-"Allah belanı versin !" dedim içimden nasıl geldiyse.

Elis bu halde olmama şok içerisinde bakıyordu.

-"Abi neler oluyor ? Sen...Loya'ya-"

-"Kapat çeneni gerizekalı ! Yok öyle bir şey. Uyduruyor !"

Hıçkırıp saçlarımı çekiştirdim.

-"Yaptı...yaptı...yaptı." Tek söyleyebildiğim ağzımdan tek çıkan kelime buydu.

Yol boyunca Elis elini bedenimden çekmemişti.

Bana mı inanırdı abisine mi ?

Evin girişine taş zemine çöktüm. Ruhum da çökmüştü.

-"Loya odana gidelim. Kalk hadi ne olur ?"

Allah'a yalvarır gibi iki büklüm halde ağlamaya devam ettim. Bir çare göndersin diye durmadan dua ediyordum.

-"Bu ne rezillik ?! Bu ne terbiyesizce bir davranış ?! Bizi mahvettin !!"

Babamın ceketini önüme fırlatıp evi inletircesine bağırması bana gerçekleri gösterdi.

O an ağlamayı bıraktım.

İnanmamıştı.

Göz pınarlarımda titreyen yaşlarla anneme baktım.

Ben senin kızınım bana inan !

İçimde kopan fırtınalar dudaklarımı kıpırdatmıyordu.

Duygusuzca baktı. Daha doğrusu iğrenircesine.

Bitmiştim. Kahrolmuştum.

Yaşıyordum ama ölmüştüm.

-"Kuzenine nasıl böyle bir iftira atarsın ?! Ailemize nasıl böyle bir duruma sokarsın ?!"

Tepkisizdim. Elis beni yerden kaldırırken de anne baba dediğim insanlara öylece bakıyordum.

Merdivenlerden çıkarken de yalnızca nefes alıyordum. Hiçbir mimik oynamıyordu.

-"Loya..."

Ayaklarımı ruhsuzca sürüyerek bedenimi yatağıma kadar taşıdım.

-"Git." dedim fısıltıyla.

İkiletmeden kapıyı kapatarak çıktı. Herkes şok olmuştu değil mi ? Kimse beklemiyordu.

Peki ben ?

Beni düşünen var mıydı ?

'

İki gün sonra yine odamdaydım. O geceden beri çıkmıyordum. Kimse de gelmiyordu. Hiç mi kimsenin içine şüphe düşmemişti ? Beni bu kadar mı önemsemiyorlardı ?

İtibarımız daha önemliydi.

Gözlerimde artık yaş kalmamış kurumuştu.

Yataktan kalkacakken odamın kapısı büyük bir gürültüyle açıldı.

-"Toparlan gidiyorsun !"

Babamın söylediğiyle kalakaldım. Nasıl yani ?

-"Ne ?" dedim.

Yüzü sinirden başka birine bürünmüştü. Kolumdan çektiği gibi yataktan kaldırdı.

-"Ailemizi rezil ettin ! Orada olanları bir ahmak kayıt almış ! Bütün her yerde bu rezillik konuşuluyor !"

Kendimi savunmamın bir yararı olmayacağını görüyordum. Hayal kırıklığı değil bu ruh kırığıydı. Bir baba kızını göz göre göre öldürüyordu.

-"Beş dakikan var. Psikolojinin bu sıralar bozuk olduğunu söyledik. Ki bu çok doğru !! Egemen'e attığın iftira onun meslek hayatını kim bilir nasıl etkileyecek !! Kendine gelene kadar klinikte kalacaksın !"

Sonrasında bu duvarlar benim çığlıklarıma şahit oldu. Artık sessizce ağlamıyor feryat figan çığlık atıyordum.

Onun mesleği batsın kızının hayatı bitiyor diyemedim !

Tek bir eşyama dokunmadan hiçbir şey yapamadan beni arabaya koyduklarında bağırmaktan boğazım kısılmıştı.

Ben deli değildim ! Benim psikolojim bozuk değildi ! Aksine olması gerekenden çok daha iyiydi !

Arabanın camına yapışıp dışarıda ağlayan Elis'e bağırdım. Boğazım yırtılırcasına bağırdım.

-"Kurtar beni ! Elis kurtar beni !! Ölürüm Elis kurtar yalvarırım kurtar !!"

Gözden kaybolana dek hıçkıra hıçkıra koltuğa sindim. Nefes alamıyordum. Ağlamaktan bütün bedenim tükenmiştim.Yanımda yine kimse yoktu. Arabayı süren adamdan başka kimse yoktu. Yine zorla uçağa bindirilirken de yardımıma koşan kimse yoktu.

Babamın adamı olan korumaya yakarmıştım. Aileme değil ona yalvarmıştım.

Ben mi suçluydum ?

Nereye gittiğimi bilmeden götürülürken bana bir kerelik sormak çok mu zordu ?

5 Ay Sonra

Odamın yada daha doğrusu bana göre hücremin kapısını kapatıp üstümdeki hırkaya sarıldım.

Koridorlarda beni artık ilk başlardaki gibi korkutmayan insanların yanından geçiyorken kimseye bakmıyordum.

Bu klinikte ne kadar zamandır kaldığımı bilmiyordum. Çünkü burada zaman kavramına bakacağım herhangi bir şey yoktu. Zamana ihtiyacım da yoktu. Zamansız bir ölüydüm.

İsviçre'de tıkıldığım bu klinikte herhangi bir tedavi görmüyordum. Ancak görsem yeriydi. Tek başıma kaldığım bembeyaz oda insanın aklını uzun süre sağlıklı saklamazdı.

Kimse bana karışmıyordu. İstediğim saatte odamdan çıkıyor istediğim saatte giriyordum.

Fakat iyi değildim. İyi kalmaya çalışıyordum.

Nedensizce beni kapattıkları bu klinikten ne zaman çıkacağımı da bilmiyordum. Ailem dediğim ailem olmayan insanların hiçbiri gelmiyordu.

Bu beni artık yaralamıyordu. İlk aylarda yaşadığım krizler geçmişti. Alışmıştım. Gelmeyeceklerdi.

-"Bende gelebilir miyim ?"

Koridordan geçerken açılan başka bir kapıyla durdum. İlk iki ay odamdan çıkmamıştım ama daha sonra dayanamayıp kendimi yağmurun altına attığımda bir arkadaşım olmuştu. İlk arkadaşım.

Defne.

İkimizde konuşmuyorduk. İkimizde birbirimize iyi geliyorduk. En iyisi birbirimizin dilini biliyor oluşumuzdu.

Başımla onu onayladım.

Yan yana kliniğin kapısından bahçeye çıktık. Çam ağaçlarının altına yapılmış banka oturduğumuzda bütün şehir buradan görünüyordu. Bu klinik farklı bir yerdeydi. Çok yukarılardaydı. Anlayabiliyordum.

-"Kış mevsimini severim."

İkimizinde gözleri uzağa daldığında sesiyle kendime gelip irkildim.

-"Bende öyle." dedim.

Bazen konuşur bazen hiç konuşmazdık. Defne buraya geldiğinde koridorda onun çığlıklarını duymuş kapıdan izlemiştim. Çok kötü bir haldeydi. Gitmek istiyorum diye bağırıp duruyordu. Onda kendimi görmüştüm.

Bu yüzden yanına gidip onunla konuşmuştum. Kimseye derdini anlatamadığı için benim Türk olduğumu anlayınca hemşirelerden kaçmış bana sarılmıştı.

Benden bir ay sonra gelmişti ve o gün bugündür birlikteydik. Yaşadığı korkunç şeyi bana bir gece yıldızları izlerken anlatmıştı. Bu klinik sanırım bir tek ona iyi gelmişti çünkü o geldiği halinden bin kat daha iyiydi.

Çok güzel toparlanmıştı.

Ben git gide batarken.

-"Konuşmanın iyi geldiğini burada öğrendim."

Sessiz kaldım. Artık içimden ağlamak da gelmiyordu.

Ama anlatamazdım.

Defne'nin de bana inanmayışı ailemden daha ağır hissettirebilirdi. Ne de olsa hayatımda olan tek kişiydi.

Kimse inanmamıştı ki o inansın.

-"Çok yoruldum." diye fısıldadım. Sesim havaya karışırken duyup duymadığından emin değildim.

Ne haldeyken ne hale gelmiştim.

Yaşamaktan yorulmuştum.

-"Anlat." dedi tek kelime.

Başımı iki yana salladım.

-"İnanmazsın." dedim sızlayan burnumu yok sayarak.

-"İnanırım. Artık hayatta her şeye inanıyorum." diyince bir kaç saniye gözlerine baktım.

Upuzun gür kirpikleriyle güzel bir kızdı.

Çizdiğim resimlerde hep gür kirpikli yüzler çizerdim.

Sahi kalem tutmayı ne çok özlemiştim.

O saniye hıçkırıp ayağa kalktım. Oradan uzaklaşacakken Defne'nin kolumu tutmasıyla gidemedim.

Uzun bir süre ona sarılarak orada ağladım. Hayatımda ilk defa birine sarılarak ağlamıştım. Değişik bir duyguydu. Biraz iyi biraz kötü.

-"Burada kalmak istiyorum. Gidecek hiçbir yerim yok." Defne'ye içimden geldiği gibi konuşmak güzel bir histi.

Söylediklerimse ne acıydı.

Kimsem olmadığı için klinikte kalmak istiyordum.

-"Ailen...nerdeler ? Ben...ben önceden hatırlıyorum seni görmüştüm ailenle."

Gözlerimi silerek geri çekildim.

-"Yoklar." dedim.

-"Neden buradasın ?" dedi ağlamamı sorgulamadan.

Güçsüzlükle banka geri çöktüm. İçim titriyordu. Üşüyordum ama bunun havayla ilgisi yoktu.

Gözlerimin dalıp gittiği yerde aylar öncesinin görüntüleri vardı.

-"İnanmadılar. Bana inanmadılar."

Fısıltım havaya karışırken elini omzuma koyup destek olurcasına sıktı.

-"Ailen mi ?"

Başımı aşağı yukarı sallayıp çeneme doğru yol alan göz yaşını sildim.

Konuşmaya devam etmek için güç bulamadığım sıralarda klinikten bu yöne gelen hemşire ile sessiz kaldık. İngilizce konuşunca ikimizde anlamıştık.

Genelde bütün doktor ve çalışanlar almanca konuşurdu.

Defne gözlerini benden ayırmadan ayağa kalktı.

Hemşire abisinin ziyarete geldiği haberini vermişti.

-"Döndüğümde konuşalım olur mu ?"

Tepki vermeden gitmesini bekledim. O uzaklaşırken omuzlarımdaki ağırlıkla banka yan şekilde yattım ve dizlerimi karnıma çektim.

Yarım kalmış tükenmiş birisi olmuştum. Devam etmeye canım yetmiyordu.

•••

Merhaba 🌸

Kısa bir bölüm oldu çünkü içime tam olarak sindi mi sinmedi mi karar veremedim. Hikayenin gidişatını büyük bir ölçüde değiştirecek bir bölüm oldu.

Siz nasıl buldunuz ?

Bölüm sonu

7 yorum