BENZEMEZ KİMSE SANA
Selâm sizi fazla bekletmeden hemen bölüm atayım dedim.
Oy ve yorumlarınızı eksik etmeyin.
Keyifli okumalar...♥

Yattığım yerden anlamsız sesler çıkararak, gerinmeye başladım.
Burası hiç rahat değildi! Benim ortopedik yatağım niye böyle rahatsız edici olmuştu ki?
Biraz daha hareket edince bir şeyin düşme sesiyle tam olarak ayılamadan gözlerimi açtım.
Gözlerimi etrafta dolaştırıp, bakındım.
İyide burası benim odam değil ki?
Benim Daniel Craig posterim neredeydi ki?
Aman Allah'ım neredeyim ben!
Yoksa kaçırıldım mı?
Size bir sırrımı açıklayayım hemen, ben uyandığım ilk beş dakika boyunca yaşadığım hiç bir şeyi hatırlayamam.
Bu sebeble panik olmuştum.
Doğrulup üstüme bırakılmış montu alarak kenara koydum.
Bu arada zihnim yavaş yavaş olanları hatırlamaya başlıyordu.
Aman Yarebbim ben şuan Kuzey'in odasındaydım!
Ve daha kötüsü burada uyuyakalmıştım!
Ne kadar süredir uyuduğumu öğrenmek için hemen telefonumu çıkarıp saate baktım.
Saat altıya geliyordu.
Dörtte burada olduğuma göre iki saattir uyuyordum burada.
Bu çok utanç verici bir şeydi.
Ben nasıl böyle bir şey yapmıştım ki?
Utançla yutkunup saçlarımı çekiştirdim.
Ama canım ne yapayım yani, Kuzey'i beklerken içim geçmişti.
Erken gelseymiş o da.
Kendi kendimi telkin ederek, odada gözlerimi dolaştırmaya başladım.
Ancak dolaştırmaz olaydım...
Kuzey şaşkın bir şekilde masasında oturmuş, öylece bana bakıyordu.
Ağzım açık bir halde ona bakıp, kafamı eğdim.
Şuan görünmez olamıyorduk değil mi?
Üstüste yutkunurken, Kuzey'in ayağa kalkmış, bana doğru yürüdüğünü hissettim.
Önümde ki sehpaya oturarak, yere düşen buz torbasını aldı.
Buz torbası ne alakaydı ki?
Etkileyici ve ilgili bir sesle,
"İyi misin?" diye soran Kuzey'e kafamı kaldırmadan, aşağı yukarı salladım.
"Alnın ağrımıyor değil mi? Hani kırılmıştı ya." diye konuştu bu sefer.
Alnım mı?
Tabi ya ben alnımı taş gibi sert göğüsüne çarpmıştım. O an, o heyecanla hissetmesem de, cidden canım acımıştı sonrasında.
Bir cesaret kafamı yavaş yavaş kaldırınca, yüzüme hafif eğilmiş muhteşem yüzünü gördüm. Ve yutkunmadan edemedim.
Bu adam bana fazlasıyla zararlıydı.
Gözlerine bakıp, elimi alnıma koydum. Çok hafif bir şişlik ve sızı vardı.
Aman be dostlarım, canı sağ olsun onun.
"Yo... Yok. Ağrımıyor iyi." diyebildim zorlukla. Allah'ım iyice rezil oluyordum.
Şimdi de kekelemiştim iyi mi!
Kuzey doğrulup, "İyi buna sevindim. Eğer kendini kötü hissedersen söylemen yeterli." diyerek dikkatle yüzüme baktı.
Bu sefer kekelemeden,
"Gerek yok iyiyim. Teşekkür ederim." dedikten sonra bakışlarımı yere indirip devam ettim.
"Ayrıca özür dilerim... Şey ben cidden nasıl uyudum..." diye devam edecekken Kuzey araya girerek konuşmamı böldü.
"Özür dileyecek bir şey yok!
Aksine ben teşekkür ederim, ciddi bir işi almamı sağladın." deyince kafamı kaldırıp ona baktım.
Çok güzeldi be insafsız!
Biraz rahatlayarak gülümsedim.
"Rica ederim, hiç sorun değil." dedim ve utanmıştım kesinlikle.
Ayrıca ben niye utanıp, kekeleyip, en acısı niye kalbimin çıkacakmış gibi attığını hissediyordum?
Umarım bunlar başıma iş açmazdı.
Yerimden kıpırdanıp,
"Ben artık gitsem iyi olacak." diyerek ayağa kalktım.
Ama gitmek istemiyordum ben. Hep burada kalmak istiyordum.
Acaba başım dönüyor diye, kendimi Kuzey'in kollarına mı atsam?
Bu sayede biraz yakın olurduk ve ben nasıl koktuğunu anlardım. Çünkü nasıl koktuğunu deli gibi merak ediyordum.
Ama hayır bunu yapmayacaktım.
Ben kendimi pekala iyi hissediyordum.
Bunun gibi ucuz numaralar yapacak kız değildim.
'Seni istiyorum' diyecek ve alacaktım onu! Başka şeye hacet yoktu.
Kuzey,
"Pekala, seni ben bırakayım o halde." diyerek gülümsedi.
Kafamı sallayıp onayladıktan sonra birlikte odadan çıktık.
Çıkmadan önce koltuğa bıraktığım montu eline aldı.
Allah'ım! Üşümeyeyim diye montunu üstüme atmıştı.
Nasıl düşünceli bir yiğit.
Sessiz bir şekilde yürürken, Kuzey asistanına dönüp,
"Özge Hanım, ben çıkıyorum. Dediklerim aynen yapılsın." dedikten sonra yürümeye başladı.
Bende adının Özge olduğunu öğrendiğim sarışın kıza gülümseyip, Kuzey'in ardından yürüdüm.
Ona yetişeyim derken nefes nefese kalmıştım. Eh tabi sizin bacaklar uzun, ben zavallı nasıl yetişeyim size?
Asansörün yanında durup etrafa baktı. Sanırım yeni aklına gelmiştim.
Beni görünce yanıma geldi.
"Bir sorun mu var?" diye sordu ilgiyle.
Ama ben senin bu ilgine alışırım sonrada olur olmadık şeyler yaparım.
Uyarmadı deme!
Nefesimi düzene koyup,
"Hayır yok. Sadece sen hızlı yürüdüğün için, sana yetişeyim derken nefes nefese kaldım!" dedim.
Ardından homurdanarak,
"Tabi sizin bacaklar uzun, hızlı gidiyorsunuz." diyerek sustum.
Gülüşünü bastırıp,
"Afedersin." dedikten sonra, benim adımlarıma ayak uydurarak asansöre bindik.
Kendi şahsi asansöründen indikten sonra, benim adımlarımla bana eşlik eden Kuzey'le holdingten çıktık.
Çıkışta son model bir BMW görmez miyim?
Gördüm.
Çok havalıydı be!
Kuzey arabanın şoför yerine geçip, beni beklemeye başladı.
Benim hiç triplere girecek halim yok!
Niye kapımı açmadı diye.
Ama olsun, şimdilik öyle olsun.
Ama demişti dersiniz, Kuzey bana deli olacak ve kapımı da açacak. Bu da böyle bilinsin.
Kendimi fazla kaptırınca Kuzey, kafasını eğip baktı.
Bende hemen kapıyı açıp arabaya bindim.
Çok güzeldi be!
Eh tabi zenginlik çok başka.
Adresi söyledikten sonra, ben onu izlemiş ve hayal alemine dalmıştım.
Hülyalı hülyalı bakmaya devam ederken Kuzey'in kafasını çevirip bana baktığını gördüm.
Tabi bende hemen duruşumu değiştirdim.
Öğrenin bunları lütfen. Sizi kolay lokma sanmasınlar.
Kuzey muhteşem sesiyle,
"Cansu'yla bu kadar kısa bir sürede tanışıp, bu kadar iyi arkadaş olmanız cidden şaşırtıcı." diyerek yola baktı.
"Ama senin çok farklı bir enerjin var. İnsanı kendine çekiyorsun." deyip sustu.
Allah'ım! Alttan alttan kendisinin de bana çekildiğini itiraf ediyor!
Yerim seni.
Boğazımı temizleyip cevap verdim.
"Aslında ben herkese öyle değilim.
Cansu çok iyi, çok kibar ve samimi bir kız. Bende onu kendime yakın bulduğum için, bu kısa sürede Best Kanka olduk." dedim.
Kuzey kısık sesle gülüp, bana döndü.
"Best Kanka oldunuz yani?" diyerek yola baktı.
"Evet olduk. Zaten onunla birlikte dört Best Kankam var."
Kuzey,
"Anladım." diyerek yola bakmaya devam etti.
Fark ettiniz değil mi?
Hayatımla ilgili bilgi edinmeye çalışıyor.
Ah çok romantik...
Evimin sokağına gelene kadar kısa kısa konuştuk, ama Kuzey durgunlaşmıştı. Ne olmuştu ki?
Sokağın başına gelince,
"Ben burada ineyim." deyip ona döndüm.
"Bıraktığın için teşekkürler." dedikten sonra kapıyı açtım.
Açıkçası bozulmuştum. Ne olmuştu ki?
"Rica ederim, iyi akşamlar." diyen Kuzey'e, bende 'iyi akşamlar' dedikten sonra, arabadan indim ve yürümeye başladım.
Cidden moralim bozulmuştu.
Dengesiz miydi bu adam?
Yürümeye devam ederken, hala araba sesi duymadığım için dönüp baktım.
Araba öylece duruyordu.
Kuzey telefonla konuşuyordu. Daha sonra, ona baktığımı görünce gaza basıp gözden kayboldu.
Kendimi şimdi daha berbat hissediyordum.
Peki acıyan göğüs kafesime ne demeli?
Apartmandan içeri girip, merdivenleri çıktım.
Kapıyı çalıp beklemeye başladım.
Anahtarı arayacak halim yoktu.
Bir süre sonra kapıyı Murat açtı.
"Hoş geldin abla." diyerek bana sarıldı. Saçlarımı öperken bende ona sarıldım.
"Hoş buldum kardeşim." dedikten sonra elini omuzuma atmış ve içeri geçmiştik.
İçeri girince annem,
"Akasya, prensesim geldin mi?" diye sordu.
Yanına giderek, başımı göğüsüne yasladım.
"Geldim annem." diyerek kollarımı beline sardım.
Kendimi cidden kötü hissediyordum.
Annem bana sarılıp, saçlarımı okşadı.
"Anasının kuzusu!"
Murat ortamdaki gergin havayı anlamış gibi hemen lafa atladı.
"Yalnız o benim lafım ana." dedi.
Anlayamayan annem karışık bir yüzle bana baktı.
"Hangi laf çocuğum?"
Murat yanımıza oturup,
"Ana dedin ya, onu diyorum." diyerek gülümsedi.
Kıkırdayan annem,
"İlahi oğluşum!" deyince bende ona katılıp gülümsedim.
Aile çok başkaydı...
Huzurdu, birlikti, sevgiydi...
Gözlerimi annemin mis gibi kokusuyla huzur içinde yumdum.
Ben güçlüydüm!
Ve böyle bir ailem olduğu için hep güçlü olacaktım.
***
Aradan geçen üç haftalık gibi bir süreçte, ne kadar o günü unutmuş olsamda, hala içimde bir yerde kırgınlığım vardı.
Bu sürede eskisi gibi, hayatıma devam ettim elbette.
Cansu'yla daha sıkı fıkı bir dostluğumuz oldu.
Gerçi Zeynep kıskanıyor gibi ama, onun yeri her zaman farklı bende.
Tabi ikisini de çok seviyorum.
Bu tartışılamaz bile.
O günden beri, Kuzey sürekli aklımdaydı. Hiç çıkmadı insafsız! Kendime kızdım durdum ama elden ne gelir ki?
Gönül ferman dinliyor muydu dostlarım?!
Onu fazla hatırlamamak için derslere yoğunluk vermiştim.
Çokça çalışmış ve bunun meyvesini almıştım.
Notlarım epey yükseldi bu sayede.
Üstümde ki monta sıkıca sarılıp yürümeye başladım.
Bugün dersim erken bitmişti ve ben Cansu için hediye bakacaktım.
Ayy! Ben size söylemeyi unuttum!
Haftasonu Cansu'nun doğum günü partisi var. Ve ben onun için hediye alacaktım.
Nasıl bir hediye alacağım konusunda bir fikrim yoktu henüz ancak gidince aklıma bir fikir gelirdi muhakkak.
Murat atlayıp, 'Ben sana yardımcı olurum' demişti.
Hayır yani sen ne anlarsın annem, hediyeden falan.
Diyemedim tabi. Gönlünü kırmak istemedim yavrumun.
Okuluna gidip, onu alacak öyle alışveriş merkezine gidecektik.
Ellerim cebimde sallana sallana bir halde yürürken, Cansu'nun okula doğru yürüdüğünü gördüm.
Yanında da Kuzey vardı!
Bunun ne işi vardı şimdi burada?
Onları tanımamazlıktan gelerek, elime telefonumu alıp ilgileniyormuş gibi yapıp yürümeye devam ettim.
Fakat Cansu tanıdı beni.
Hain görümce.
"Akasya canım!" dese bile dönüp bakmadım.
Çünkü Kuzey yine umursamaz davranırsa, cidden ağlayacaktım.
'Bu kız ne çabuk vazgeçti' dediğinizi duyar gibiyim.
Hayır! Ben asla vazgeçmedim.
Sadece kafamı toparlamaya çalışıyordum. Fakat Kuzey Bey yüzünden bu pek mümkün değildi.
Yanıma gelip, kolumu tutarak dönmemi sağladı.
"Akasya aşk olsun! Duymadın mı beni?!" diye gücenik bir şekilde dudaklarını büzdü Cansu
Tabi ben hiç bozuntuya verir miyim?
O gelmeden Allah'tan kulaklığımı takmıştım.
Şaşırmış gibi,
"Cansu kuşum!" dedim.
Cansu,
"Hain arkadaş! Nedense sana seslendiğim de beni duymuyorsun!" dedi.
"Aa olur mu öyle şey?
Kulaklık vardı kulağımda canım." dedim gayet masum bir şekilde.
Gülümseyen Cansu,
"İyi o halde. Nereye gidiyorsun bakalım?" diye sordu.
Arkasında olan Kuzey'e bakmamaya çalışarak,
"Murat'la biraz dolaşacağız işte." diye konuştum.
"Ne güzel keşke bende gelebilseydim. Ah ne yazık ki derse gireceğim." diye yakınan Cansu, ardından beni öptü.
"Şimdi gitmem lazım, dersim başlayacak birazdan. Sonra görüşürüz kuşum." dedi.
"Görüşürüz canım." diyerek vedalaştık. Ardından Cansu abisinin yanına gidip bir kaç şey dedikten sonra hızla okula girdi.
Biz de Kuzey'le orada kalmıştık.
Bana bakınca, telaşla yürümeye başladım. Hayır, onunla konuşmak istemiyordum.
Tamam belki saçma ama ona kırılmıştım.
Öncesinde, ilgili davranıp daha sonra bir hiçmişim gibi davranması kırmıştı beni.
Tamam belki olayı fazla dramatize ediyordum. Belki o zaman canı sıkılmıştı ama yine de üzülmüştüm.
Benim gibi duygularını uçlarda yaşayan insanlar, çok çabuk üzülüp kırılabiliyordu.
Olabildiğince hızla yürüyüp oradan uzaklaştım.
Zaten Kuzey'in benimle konuşmak gibi bir derdi yoktu.
Ama oda ne?
Gözlerim yanlış görmüyorsa Kuzey arabasıyla peşimden geliyordu!
Allah'ım ne olur ölmek için daha çok gençtim.
Kalp krizinden gidersem eğer, suçlusu yakışıklı serseri Kuzey'dir.
Böyle biline.
"Akasya!" diyen sesle ismimi duyunca olduğum yere çivilendim adeta.
İsmim hiç bu kadar güzel, bu kadar anlamlı olmamıştı.
Bir kez daha,
"Akasya!" deyince kendime gelerek ona döndüm.
Sesimi bulup,
"Ef... Efendim?" dedikten sonra şükür ettim. Hiç sesim çıkmayacak sanmıştım.
Kuzey,
"Erkek arkadaşınla buluşacaksın ama... Gideceğin yere kadar bırakabilirim seni." dedi.
Ne dedi o?
Erkek arkadaş mı?
O da kim?
"Pardon kim?" diye sordum.
Arabasının kapısını açıp indi.
Yanıma yaklaşıp,
"Cansu ile konuşmalarınızı duydum. İstersen seni gideceğin yere kadar bırakayım."
Tabi bende ona aval aval bakıyordum.
Daha sonra olayı anlayarak,
"Yanlış anlamışsın." dedikten sonra yere bakıp, "Benim erkek arkadaşım yok. Bahsettiğim kişi kardeşim." dedim.
Yani senin üstüne gül koklamam dedim.
Yani seninim yiğidim dedim.
Bunun üstüne sesi çıkmayan Kuzey'e kafamı kaldırıp baktım.
Yine durgunlaşmıştı.
Bunun derdi neydi böyle?
Kuzey,
"Öyle mi?" dedikten sonra, "Anladım." diyerek sustu.
Cidden şuan beyin felci geçiriyordum.
Tabi öyle bir şey varsa.
Kendimi toparlayıp konuştum.
"Evet. Aslında gitmemin nedeni Cansu'nun doğum günü için bir hediye almak. Daha hediye almadım da." dedim.
Hayır yani ne diye ona söylediysem.
Ah aptal Akasya!
Pek oralı olmayan Kuzey, daha sonra,
"Bende daha hediye almadım." dedi.
Anlaşılan yeni hatırlamıştı.
Utangaç bir şekilde,
"Şey... Umm... Aslında istersen birlikte alalım. Birbirimize yardımcı oluruz." dedim.
Yüzüme baktıktan sonra düşünceli bir şekilde,
"Yok sağol. Sen kendi hediyeni al, ben başımın çaresine bakarım.
Görüşürüz." dedikten sonra arkasını dönüp yürümeye başladı.
İnanamıyorum!
Cidden inanamıyorum!
Resmen istemedi beni.
Dolan gözlerim eşliğinde, dalgın dalgın yürümeye başladım.
Gerçekten aptaldım, yani ben kimdim ki onunla gidip, birlikte hediye seçmesine yardımcı olacaktım.
Bir anda boşluğuma, daha doğrusu heyecanıma gelmiş ve öyle demiştim.
Keşke öyle demeseydim..
Gözümden düşen bir damla yaşa engel olamadım.
Niye aptal gibi ağlıyordum ki!
Sinirlerim iyice bozulmuştu.
Bu ben değildim.
Hemen toparlanmam gerekiyordu.
Murat'ın okulunun önüne gelip beklemeye başladım.
Moralim çok bozuktu, ama bunu kimseye belli etmeyip içimde yaşayacaktım.
Zaten hep acılarımı içimde yaşamıyor muyum?
Böyle şen şakrak, bir şeyi kafasına takmayan biri gibi görünsem bile, emin olun öyle değil.
Her neyse epey duygusallaştım.
Daha yolun başındayım, elbette ki önüme taşlar çıkacak ve tökezleyecektim.
Yapmam gereken şey, Kuzey ne kadar dengesiz davranırsa davransın, onu yola getirmek olacaktı.
Ben Akasya Makbule Öztürk'tüm!
***
Bonus kafalımın gelmesiyle yola düşerek, alışveriş merkezine gitmiştik.
Elbette keyfimin yerine gelmesi için onunla uğraşıp durmuş ve deli etmiştim onu.
Ne yapayım?
Bu moralle hiç alışveriş falan yapamazdım.
Ama olsun şimdi keyfim gayet yerinde idi. Elimde milkshake'im içip içip dolaşıyorduk. Efkarlanmıştık tabi.
Bir süre dolaştıktan sonra ne alacağıma bir türlü karar verememiştim.
Cansu'ya ne alabilirdim ki?
Buldum!
Ona resim yapması için malzeme alacaktım.
Tabi o kendisi de alabilirdi ama bende alacaktım.
Cansu çok güzel resim yapabiliyor. Fakat hiç cesaretli değil. Yani bu konuda pek özgüveni yoktu.
Yaptığı resimleri bir tek bana göstermişti.
O kadar güzel yapmıştı ki!
Genelde yağlı boya tarzı çalışma yapmıştı. Ve bende onları alarak, herkesin içinde verip cesaretli olması gerektiğini göstereceğim.
Müthiş bir fikir bulmuştum.
Hemen o malzemeleri almak için, bir mağazaya girmiştik.
Ona güzel bir tuval almıştım ve ilk tuvali benden olacaktı.
Cidden heyecanlanmıştım.
Alışveriş bittikten sonra, yorgun bir şekilde eve gelmiştik.
Ah annem yine bir şeyler yapıyordu.
Çünkü ev çok sessizdi.
Murat bana kaş göz işareti yapıp,
"Yine ne ile karşılaşacağız cidden merak ediyorum." dedikten sonra salona geçtik.
Bide ne görelim...
BÖLÜM SONU...
Sizce ne gördüler?
Kuzey'in bu davranışları sizce neden olabilir?
Bölümü beğendiniz mi?
Sonraki bölümde görüşünceye dek, kendinize güzelce bakın.
Seviliyorsunuz.❤
Instagram:
mavilinin_incileri
Sevgiler, Mavili Yazar🌸