Selam, bölümde bazı değişikler yapıp yeniden paylaşıyorum. Hatta baya değişikler yaptım ben bu haliyle çok sevdim umarım sizde seversiniz. İyi okumalar💘
‘’Hayat ne kadar zordur.'' bu sözü herkes kullanır peki herkes gerçekten zorluğu yaşar mı? Herkes acı çeker mi? Bence çekmez. hayat adaletsizdir, acımazsızdır! Bazıları mutluluğun dibini yaşarken bazıları mutsuzluğun dibini yaşar. Yine de sorsan yaşanılamaz derler, yaşamak için her şeyin illaki mükemmel mi olması gerek. Peki hiç yaşamak zorunda kalınan insanlara n’olur? Bazıları yaşamaya mecburdur. Yaşamak zorunda çünkü, Hayat nedir diye sorsanız bana Cennetle cehennem arası bir şey derdim. Öyle bence birileri cenneti yaşar birileri cehennemi. Peki sen cenneti mi yaşarsın cehennemi mi? Hangisini yaşamak isterdin. Hepinizin cenneti dediğini duyar gibiyim. Peki şöyle bir soru sorsam, cehennemi yaşamadan cennetin kıymetini nasıl bileceksin? Zorluklar insanı güzelleştirir, tecrübe kazandırır. Güzelleşmeye devam et. Bekle; Senin olan sana gelecektir..
‘’Elif, iyi misin?’’ Açelyanın sesini duymamla başımı kaldırdım. 1 saattir yere bomboş bakıyor, düşünüyordum. Gülümsedim.
‘’İyim, Açi neden sordun?’’ Meraklı meraklı yüzüme baktı.
‘’Düşünüyordum, sadece merak edilecek bir şey yok.’’
‘’Neyi düşünüyordun?’’
‘’Hiç öylesine.’’
‘’Peki,’’ kolluma hafifçe dokundu ‘’iyisin demi gerçekten?’’
‘’Elbette,’’ gülümsemesi yüzüne yayıldı,
‘’İyi o halde şu müşterilerle ilgilenir misin?’’
‘’Tamamdır.’’ Deyip diğer kasaya doğru yöneldim.
Müşterilere güler yüzlü olmak zorundaydım bir nevi kuraldı,
Gülümseyip ‘’Merhaba, Hoşgeldiniz.’’ Aldıkları ürünü geçirirken
‘’Başka isteğiniz var mıydı?’’
‘’Hayır, teşekkürler. Kolay gelsin.’’
‘’Sağ olun, yine bekleriz.’’ Tüm gün insanlarla aramda geçen max konuşma buydu
Bugün baya kalabalıktı Pazar günü olduğundan herhalde. Allahtan dersim yoktu yoksa pat diye düşüp bayılacaktım gerçeği bayılsam yeridir ama neyse.
‘’Açelya?’’ arka sıralardan seslendi.
‘’Efendim?’’
‘’Ben bugün biraz erken çıkabilir miyim?’’
Bir şey demeyip direk yanıma geldi.
‘’N'oldu kuzum, iyi misin?’’ tebessüm ettim,
‘’İyim, bir şey yok biraz hava almak istiyorum sadece. Ne bileyim bir kafeye falan gitsem biraz böyle denizi falan izlesem olmaz mı?’’
Bir anne edasıyla rahatladığını yüzünde görebiliyordum.
‘’Niye olmasın harika olur hemde! Keşke bende gelsem ama biliyorsun bugün ikimiz tekiz ve bu saate kapatamayız marketti.’’ Yüzüne neşeyle baktım. ‘’Olsun başka sefere de tüm işleri Adem’e yıkar bu sefer de biz kaçamak yaparız he, ne dersin?’’ küçük küçük gülümsedi. ‘’Harika olur!’’ gülümsemesine karşılık verdim. ‘’O zaman anlaştık.’’ Deyip ellerimi uzattım. Ellerimden tutup beni kendine çekip sımsıkı sarılırken ‘’Anlaştık tabii ki,’’ sarılmasına karşılık verdim, ‘’yavaş ya boğacaksın beni.’’
‘’Hahahahahaha'' kahkaha sesi döküldü ağzından. ‘’Bunu asla yapmak istemem!’’ kollarından sıyırmanın yollarını arıyordum, yapıcı bir şekilde boğuluyormuş numarası yaparak, ‘’O zaman bırakmaya ne dersin?’’ beni tamamen bırakırken bir daha böyle bir anın yaşanmasını istemediğim için
‘’Oldu o zaman, görüşürüz!’’ Ellerimle öpücük yollayıp hemen çantamı alıp marketten çıktım. Arkamdan ‘’Dikkatli ol,’’ diye seslendiğini duydum ama umursamadım neye dikkat edecektim ki sonuçta. 20 yaşında kocaman bir kızdım, Ellim Ayağım tutuyordu elhamdülillah gözüm de görüyordu Eee o zaman ben neye niye dikkat edeyim.
🧚♀️
‘’Ne Alırdınız Efendim?’’ biraz düşündüm. dudaklarımı büzdüm, ne alsam? ne alsam? Diye düşündüm iki dakikalık düşünmenin ardından en son kararımı verdim. ‘’çikolatalı kek, yanında portakalı meyve suyu ama çikolata bol olsun kekin üstünde. Böyle dolu dolu.’’ Garson istediğimi başıyla onaylayıp elindeki küçük deftere not aldı, sonrada uzaklaştı.
Bende sırtımı oturduğum sandalyeye yaslayıp, denizi seyrettim. İşten çıktıktan sonra denizin karşısında yeni açılmış kafeye geldim. Siparişlerimi verdim ve bekliyordum hep Çalışacak değildim ya? Biraz da hayatın keyfini sürmeliydim. 10 dakika sonra siparişim gelince ilk önce getirdikleri keke baktım, üstünde akışkanlı çikolata vardı ve tam istediğim gibi bol boldu. söylemeyi unuttum galiba ben tam çikolata canavarıyım, çocukluğumdan beri baya baya seviyorum dünya bir yana, çikolata bir yana, öyle bir sevda işte.. Çikolatalı kekimi yavaş yavaş tadını çıkara çıkara yedim. Meyve suyumu da bitirdikten sonra. Biraz daha orada oturdum bir yarım saat, burada huzur vardı sakindi sessizdi, sessizliği çok Sevmesem de güzeldi. Zaten bugün pazardı rahattım ama yarın pazartesi ders vardı, sonrası iş, bunu düşününce bile Yoruldum. Derin bir nefes alıp bu 10 dakikalık huzuru kendime zindan etmemeye karar verdim. Biraz oturduktan sonra garsonu çağırıp hesabı ödedim. Sonrası da sessizce mekandan ayrıldım. Kulaklığımı kulağıma takıp rastgele bir müzik açtım ve kaldırımda yürümeye başladım. Buradan evime kadar 30 dakikalık bir mesafe vardı otobüsle gitmem gerekti . ama bugün canım yürümek istiyordu hemde bir değişiklik olurdu. O kadar uzun zamandır hayatımda değişken bir şey olmadı ki, sıkılıyordum. İçten içe yine de buna şükür ediyordum. Karşıya geçmem gereken yere geldiğimde Önce sağa sonra sola baktım yolun boş olduğuna ikna olup Bir kaç adım attım yolun ortasında geldiğimde bir aracın üzerime geldiğini gördüm. Bir kaç saniye donakalsam da hemen toparlanıp kendimi bir refleksle sırt üstü yere attım. Ayağımın üstüne düşünce bir çığlık koparttım. Olduğum yerde sızlanırken vücudumun titrediğini hissettim. 20’li yaşlarında 1,76 boylarında genç bir çocuk yanıma doğru geldi başını eğip konuşmaya başladı. ‘’Hanımefendi, iyi misiniz?’’ düşmemin etkisiyle kulağımdan yere düşen kulaklığıma baktım. ‘’iyim Allah razı olsun siz nasılsınız.’’ Şaşkınlıkla bana bakarken, devam ettim ‘’Sizce nasıl olabilirim? Ayağımı burktum az kalsın ölüyordum. Ama iyim ya, çok iyim!’’ ellerini saçlarından geçirdi.
‘’Kusura bakmayın, dalmışım.’’ Sinirle dudağımın iç kısmını ısırdım. ‘’Hiç kusura bakmam ki, keşke yarım bırakmasaydınız işinizi.’’
‘’Anlamadım?’’
‘’Öldürseydin diyorum! Arabayı nasıl kullanıyorsun arkadaşım? Nereden aldın sen bu ehliyeti.’’
‘’Hanımefendi, size dalgın olduğumu söyledim ki...’’ başını kaldırıp yoldaki kulaklığıma baktı. ‘’sizi yolda fark ettiğimde kornaya bastım ama kulaklık takıyordunuz duymadınız. Bu durumda sizde suçlusunuz.’’ Olduğum yerde sızlandım Haklı oluşuna kızarken bide
şuan ki halimize baktım ikimizde yolun ortasında durmuş tartışıyorduk. Yoldaki insanlar bize bakıyordu. Arabalarındaki insanlar da öylece bekliyordu.
‘’Her neyse, Ayağım çok acıyor hastaneye götür beni.’’ Düşünüyor gibi dururken.
‘’Yuh ama beni bu şekilde böyle bırakmayı düşünmüyorsun demi?’’ gülerken ekledi,
‘’Aslında fena olmazdı.’’
‘’Ne diyorsun ya sen! ne fena olmazdı. Nasıl yaraladıysan öyle De iyileştireceksin.’’
‘’Oldu güzelim başka isteğin var mı?’’ etrafıma bakınmaya başladım neden mi? Çünkü, kafasına bir şey atmam gerekti, kafası gitti çocuğun ve geri gelmesi lazımdı. Atacak bir şey bulamayınca sağlam ayağımdaki ayakkabıyı çıkardım. ‘’Ne yapıyorsun?’’ diye sordu ‘’hiç,’’ diye geveledim ağzımın içinden. O meraklı bakışlarla beni izlerken ellime aldığım ayakkabıyı kaldırdım. ‘’Sakın düşündüğüm şeyi yapayım deme!’’ keyifle güldüm. ‘’Ben düşünceleri okuyamıyorum ne düşündüğünü bilmiyorum.’’ O kaçmaya yeltenirken ayakkabımı ona doğru fırlattım, omzuna çarpıp yere düşünce söylenmeye başladı. ‘’Manyak mısın!?’’ diye sordu zaferle bağırdım. ‘’Evettttttt,’’ söylene söylene yanı başıma geldi ‘’Delisin sen iyi değilsin sen!’’ dudaklarımı kıvırdım keyifle ‘’Biliyorum teşekkür ederim.’’ O, keyifsiz karşımda dururken benim keyfim oldukça yerine gelmişti. ‘’ Nereye gidiyorsan bırakayım da kurtulayım senden.’’ Ha şöyle yola gel, gördünüz mü? bir ayakkabı neleri değiştiriyordu. ‘’Hastaneye gidicem ama ondan önce sana zahmet ayakkabımı getirsen.’’ Sanki dünyanın en olağan olayını anlatmışım gibi karşımda donakaldı, bir kaç saniyenin sonunda toparlandı ‘’Hayatta olmaz, getirmem o ayakkabıyı.’’ Baştan aşağı sözdüm ‘’Neden? Seni onunla kovaladığım için mi?’’
‘’Hayır ama getirmem.’’
‘’Ben nasıl alayım ayakta duramıyorum?’’
‘’Bana ne atmasaydın?’’
‘’Sende saçma sapan konuşmasaydın?’’
‘’Sende bana beni hasta...’’ arkamızda bağıran adam sözünü böldü, ‘’Çekilsenize artık yoldan sizi mi beklicez?’’ pis pis sırıttım ve işaret parmağıyla genç çocuğu gösterdim ‘’Dayıcım, çok çok haklısın. İki saattir yoldan çekilelim diyorum ama beni dinlemiyor dikilmiş kalmış heykel gibi. Çok haklısınız.’’ Afal, afal yüzüme baktı ‘’Ne diyorsun ya sen?’’ ona doğru döndüm ‘’Yalan mı hastaneye götür diyorum götürmüyorsun.’’
Sonra yine dayıya döndüm ‘’Dayı, keşke sizin zamanında yaşasaydım ya öyle bir zamana denk gelmişim ki ne vicdan kalmış ne merhamet, ben ayağımı burktum ama bu genç beni hastanede götürmüyor. ha bide onun yüzünden burktum ayağımı.’’ Dayı ikimize baktı şaşkınlıkla olayı anlamaya çalışıyor gibiydi. arabadan dışarıya başını uzatan teyze konuştu ‘’Püüü sana, yazıklar olsun.’’ ben cidden eğlenmeye başlamıştım ayağımdaki sızıyı bir kenara bırakıp bu ana odaklanıyordum. ‘’Demi teyze? Çok ayıp. Sizin zamanında böyle miydi hiç? O kadar kötü bir zamana denk geldim ki.. Anlatamam.’’ Eh birazcık dram da olsun demi. Ehehehe ‘’Şimdi seni hastaneye götürücem ve bu saçmalık bitecek.’’ ‘ Tamam,’ der gibi başımı salladım iki eliyle koltuk altımdan tutarak beni kaldırdı. seke seke arabanın arka koltuğuna götürmek isterken. ‘’Arka olmaz önde olmak istiyorum.’’ Geri bir iki adım atıp, beni ön koltuğa, şoför koltuğun yanına oturttu kendisi de koltuğuna geçerken ‘’Ayakkabım! Ayakkabım kaldı al onu.’’ Burnundan solduğunu sabrının son demlerinde olduğunu fark ettim. ama tabii ki de oyunumdan vazgeçmedim. Huylu huyundan vazgeçer mi hiç? Sinirle arabadan inip, ayakkabımı getirip kucağıma bıraktı öyle sinirle bıraktı ki. Biran ürksem de vazgeçmedim. ‘’Ne değerli ayakkabın varmış arkadaş, başımın etini yedin.’’ Sinirle söylenirken cevabım gecikmedi ‘’Ben eşyalarıma çok değer veririm.’’
Burnundan soludu ‘’onu anladık,’’
Bölümle ilgili düşüncelerinizi şu kısma bırakalabilirsiniz. Buraya kadar geldiğiniz için teşekürler.💓

