Dolunay
Annemle babamın ayrılmasından bir ay sonra Manisa'dan İstanbul'la taşınmıştık. Aslında birbirlerini severek evlenmişlerdi. Ama annemin dediğine göre ben doğduğumda herşey mahvolmuş.
Bu yüzden annem benden hep nefret etmişti. Hatta bir keresinde beni yetimhaneye bile vermeyi düşünmüş. Ama babam onu bu kararından vazgeçirmişti. Daha üç yaşımda olduğum için fazla bilgi sahibi değildim.
Annem bana hiç bir zaman çocuğu gibi davranmamıştı. Ortamlarda bana yabancı gibi davranmıştı. On yaşıma geldiğimde annem doğum günümde kulağıma benden nefret ettiğini söylemişti. Babam ise annemin aksine beni çok severdi. Şimdi ise beni seven kişinin yanında değilde benden hep nefret eden bir insanın yanındaydım.
Annemle kalma kararını kendim vermiştim. Çünkü o yalnız kalamazdı. Sinirden kafayı yerdi. Babam onun yanında kalmam için bana yalvarmıştı. Ama annemle kalmıştım. Annem bir şirkette muhasebeci idi. Ama babamla ayrıldıkları ay boyunca kendini işine adamıştı. Gün içinde neredeyse birbirimizi göremiyorduk. Hoş ki annem beni zaten görmek istemiyordu.
Ama işin garip tarafı ise annem tatilde yapmıyordu. Yeni aldığımız evdeki dolabımı ve odamı düzenliyordum. Evimiz diğer evimizin yanında müştemilat gibi kalırdı. Babam çok zengindi. "Dolunay bitmedi mi işin?" Dedi annem. Muhtemelen mutfaktaydı. Elimdeki kitapları da yerleştirdim. "Bitti." Sonra yavaş adımlarla mutfağa gittim.
Annem tabakları yerleştiriyordu. İşini yaparken babama ve bana belalar okuyordu. Ama en çok babama. İşinden dikkatini ayırmadan benimle konuştu. " Acıktıysan masada yemek var." Gözlerimi masaya çevirdim. Makarna duruyordu. En azından ölmemi istemiyor. Ama hiç iştahım yoktu.
"Acıkmadım." Dedim sessizce. Annem bana döndü. "O zaman git bir iki sokak ötedeki liseye kaydını yap." Beynim tak etti. Bu sene lise sondum. O yüzden derslerime önem vermek zorundaydım. Ya benimle dalga geçer ve zorbalarlarsa o zaman ne yapacaktım? Lise birden beri sürekli zorbalığa uğrayan taraftım. Ayrıca yüzümdeki lanet çiller yüzünden bir çok kere dövüldüm.
Kendimi düşünce yığınından kurtararak anneme cevap verdim. "Tamam." Dedim. Odama girip yeni yerleştirdiğim şortlardan ve tişörtlerden bir tane aldım. Üstüme giydikten. Sonra kapının önünde duran ayakkabılarımı giyip çıktım. Beş katlı binanın üçüncü katında oturuyorduk.
Annemin dediği yere gittim. Yoldayken düşünüyordum. Beni arkadaş olarak görürmüydüler? Bunca sorularla liseye nasıl vardığımı hatırlamıyordum bile. Lise eve yakındı. O yüzden sabahları yürüyebilirdim. Liseye girdiğimde direkt olarak okul memurunun yanına gittim. Memura kaydımı yaptırdıktan sonra elime kağıt tutuşturdu.
Kaydımı yaptırdıktan okulun yakınındaki kırtasiyeden okul formasını aldım. Okul forması siyah renkti. Annemden forma için para almamıştım. Ama babam bana yüklü bir para vermişti. Formamı aldıktan sonra aynı kırtasiyeden bir kaç defter ve kalem alıp eve gittim.
Eve girdiğimde annem oturma odasında oturmuş televizyon izliyordu. Onun yanına hiç uğramadan odama geçtim. Odamda birkaç dakika geçirdikten sonra odamın dışındaki duşa girdim. Duştan çıkıp turuncu saçlarımı kuruladım. Saçlarımı kuruladıktan sonra memurun elime tutuşturduğu kağıda göz attım.
Kağıtta genellikle okul kuralları yazıyordu. Ayrıca derslerin saat 08.30 da başlayıp, 15.30 da biteceği de başlıyordu. Ona göre bende telefon alarmımı saat 06.00'ya kurdum. Sonra pijamalarımı giyip yatağımda, uykuya teslim oldum. Acaba yarın nasıl geçecekti?
---
Alarmın çalmasıyla uyandım. Hemen banyoya gittim. Yüzümü ve ellerimi soğuk suyla yıkadım. Annem gitmişti. Bir muhasebeci olmasına rağmen hem gece hem de gündüzleri çalışıyordu. Odama gidip akşamdan ütülediğim formamı giydim. Saçlarımı açık bırakmak istedim. Ama okulun ilk günü ve ilk gidişim olduğu için bu fikirden vazgeçmek zorunda kaldım. Onun yerine atkuyruğu yaptım. Hafif bir makyaj yapsam mı diye düşündüm ama sonunda pes ettim. Benim çirkinliğimi bir makyaj bile kapatamazdı.
Mutfağa gidip kendime kahvaltı hazırladım kahvaltımı da bitirdikten sonra çantamı da alıp evden çıktım. Çıkarken evin anahtarını kapının yanındaki vazoya bıraktım. Ayakkabılarımı da giyip evden binanın merdivenlerinden inmeye başladım. Dışarı çıktım. Dün okula gittiğim yolu kullanarak okula gittim.
Okula vardığımda kapıda asılı kağıtlara baktım. Kendi ismimi aramaya koyuldum. Sonunda ismimi bulmuştum. İsmimin yanında 12-B yazıyordu. Bende 12-B öğrencilerinin oluşturduğu sıraya girdim. Sonra okul müdürü gelip konuşmasını yaptı. Ardından İstiklal Marşı'nı okuduktan sonra herkes sınıflarına girdi.
Bende sınıfa girdim. Arkanın bir önündeki sıraya yerleştim. Yanıma siyah saçlı, gözleri maviye çalan bşr kız oturdu. Kız anında cıvıldadı " Selam! Sınıfa yeni gelmişsin ben Leyla." Kızın bağırmasıyla bütün gözler bize döndü. "Ben Dolunay." Dedim sakin bir sesle.
İki tane kız bizim olduğumuz sıraya geldi. Birisi siyah saçlı ve aynı renge sahip gözleri vardı. Ayrıca siyah saçlarına kahkül kestirmişti. Bir anlığına onu kıskandım. Onun gibi güzel olamadığım için. Yanındaki de çekik gözlere ve siyah saçlara sahipti. İkisi de çok güzeldi.
Çekik gözlü kız elini masaya koydu ardından bana baktı. "Sınıfımıza yeni birisi gelmiş!" Dedi bağırarak. Sonra bana doğru eğildi, "Söyle bakalım çilli inek misin?" Tonuna alay hakimdi.
Derin bir nefes alıp cevap verdim. "Adım çilli değil Dolunay." Dedim. Sesimi oldukça rahat bir şekilde kontrol edemesem de. Kahküllü olanı söze girmek üzere kırmızı dudaklarını araladı. " Pekâlâ, adın her neyse ama artık adın Çilli." Dedi. Burnundan gülerek.
Kahküllü devam etti, ama konuşurken bana değil de Leyla'ya bakıyordu. "Leyla, sınıf geleneklerimizi arkadaşına söylemedin mi?" Dedi dudaklarını bükerek. Leyla sadece başını eğdi ve başını hayır dercesine salladı. Kızlar gülerek gittiler.
Öğretmen sınıfa girdi ve herkes ayağıya kalktı. Ders başladı.
-
Ders bittikten sonra yanıma kahverengi saçlı bir çocuk Leyla çocuğu görür görmez yerinden kalktı. Bu hareketine şaşırmıştım açıkçası. Çocuk dikkatle beni inceledi. Sonra lafa girdi. "Selam ben Eymen. O kadar da çirkin değilsin aslında çok güzelsin." Dedi. Ona gülümsedim. " Teşekkür ederim ben Dolunay." Dedim ve yerimden kalktım. Lavaboya gittim. Lavaboda benim haricimde iki kız vardı. Aynanın karşısına geçip çirkinliğime baktım. Sonra kapı açıldı ve içeriye bugün ki kızlar girdi.
Kızların girmesiyle birlikte diğerleri çıktı. Bende dışarı çıkacaktım ama kahküllü olanı benim önümü kesti. Bana elini uzattı. "Ben Ekin." Dedi bende ona elimi uzattım. Ama kıza elimi uzatmamla kendimi yerde bulmuştum. Ayağıya kalkacaktım. Ama Ekin beni itti. Sonra üzerime bir kova su döküldü. Dökenin kim olduğuna baktığımda başımda çekik gözlü kız duruyordu. "Hoşgeldin! Ben Melisa." Dedi ve ardından yüzüne zafer gülümsemesi yerleştirdi.
Sonra Melisa, Ekin'in yanına gidip koluna girip, çıktılar. Ayağıya kalktım. Ve içimden küfürler yağdırdım. Aynanın karşısına geçtim. Şimdi ise çirkin ördek yavrusundan başka bir şeye benzemiyordum. Derin nefes alıp sınıfa gittim. Her yerim ıslaktı.
Sınıfa girdiğimde bütün gözler bana döndü. Sessizce yerime oturdum. Leyla bana döndü. Üzülerek onları gösterdi. " Onlar mı yaptı?" Dedi. Cevap vermek yerine başımı evet dercesine salladım. Sonra Bir tane kız sınıfa girdi. Bu kız bizim sınıftan değildi. Bana doğru yürüdü. "Bu çirkin ördek yavrusu kim?" Dedi Melisa'ya dönerek. Melisa omuz silkti."Çilli. Sınıfa yeni gelmiş bizde kutladık." Dedi sanki yaptığından gurur duyuyordu.
Gözlerimi devirdim. Sonra kız benden uzaklaşıp sınıftan çıktı. Leyla'ya dönüp, "O kızı kim?" Dedim. Leyla bana peçete uzattı. "O diğer sınıftan Melisa ve Ekin'in arkadaşı." Dedi. Elindeki peçeteyi nazikçe ondan aldım. Ve yüzümü sildim. Hoca sınıfa girdi. Sınıfa girer girmez gözleri bana döndü. "Kızım sana ne oldu?" Dedi. Yanıma yaklaşarak.
Hocaya geçiştirici bir cevap verdim. Derse başladı.
-
Dersten çıktıktan sonra sıramda oturuyordum. Leyla ise bir kızın yanında kızla birşey konuşuyordu. Sıramdan kalkıp kızların yanına gittim. Leyla'nın yanındaki kız siyah tenliydi. Saçlarını göremiyordum çünkü başına bu sıcakta şapka vardı.
Merak etsem de sormadım. Kızın yanına giderek onlara selam verdim. "Selam." Dedim. Siyah tenli kız bana baktı. "Selam. Ben Bihter, sen?" Dedi. Siyah bakışlarını bana döndürmüştü. "Ben Dolunay." Kız bu arada isminin hakkını veriyordu.
Kızın şapkası aniden birisi tarafından indirildi. Kim olduğuna baktığımda karşımda mavi gözlü garip tıraşlı bir çocuk duruyordu. Çocuğun yanında da Melisa duruyordu. Melisa gürültülü bir kahkaha patlattı. Sonra Melisa konuştu. "Çok iyi yaptın Tufan." Dedi. Tufan kızın yanağından bir öpücük aldı. Sinirlenmiştim. "Sen ne yapıyorsun!?" Sesim oldukça sinirli çıkıyordu.
Az önce gülen Tufan şimdi dişlerini sıkmış bana bakıyordu. "Sen kimsin, burnunu benim işime sokuyorsun." Dedi. Dayanamadım. "Kim olduğum seni ilgilendirmez." Dedim. Tufan bana bir adım attı. "Sen çok büyük bir hata yaptın. Aptal." Dedi. Burnumdan hafifçe güldüm. Sonra hoca sınıfa girdi. Herkes yerlerine geçiyordu. Melisa yerine geçerken omzuma sert bir şekilde vurdu ve bana fısıldadı. "Tufan seni doğduğuna pişman eder çilli." Dedi.
Sadece omuz silktim. Artık korkmuyordum çünkü alışmıştım. Dövüşmeye. Yerime geçtim. Aniden omzumda bir el hissettim. Arkamı döndüğümde Bihter bana teşekkür edermiş gibi gülümsüyordu.
En azından birisi zorbalanmaz, diye düşündüm. Derin bir nefes aldım ve dersi dinlemeye başladım. Tufan bana bir iki kere vurur bırakırdı. Yeniden omuz silktim.
