Ege ve Kaya, birbirlerine kısa bir bakış attıktan sonra istemeyerek de olsa başlarını sallayarak teklifi kabul ettiklerini belirttiler. Riyad'ın yüzünde hafif bir gülümseme belirdi. "Akıllıca bir seçim," dedi. "Size talimatlarımı vereceğim. İlk işiniz, yarın gece depoda bir teslimatı almanız olacak. Detayları daha sonra öğreneceksiniz."Riyad, iki adama sert bir bakış daha attıktan sonra kapıya doğru yöneldi. "Ve unutmayın," diye ekledi, "Beni hayal kırıklığına uğratırsanız, ikinci bir şansınız olmayacak."Ege ve Kaya, odada yalnız kaldıklarında derin bir nefes aldılar. Kaya, Ege'ye dönerek, "Ne yapacağız? Bu işin sonu kötüye gidiyor," dedi.Ege, kaşlarını çatarak, "Şimdilik işbirliği yapmaktan başka çaremiz yok," diye cevap verdi. "Ama dikkatli olmalıyız. Riyad'ın ne tür bir adam olduğunu bilmiyoruz ve riskleri minimize etmeliyiz."Kaya, endişeyle başını salladı. "Umarım bu işten sağ çıkabiliriz," dedi.Ege ve Kaya, Riyad'ın talimatlarını aldıktan sonra, belirtilen depoya doğru yola çıktılar. Depo, şehrin dışında, terkedilmiş bir sanayi bölgesinde yer alıyordu. Gece karanlığında depo oldukça ürkütücü görünüyordu.Karanlık gece ve terkedilmiş sanayi bölgesindeki depo, çevresine kasvetli bir atmosfer yayıyordu. İçeri girmeden önce dikkatlice etrafı incelediler. Ege, depoda kamera ve güvenlik sistemleri olduğunu fark etti. Hızla çantasından bilgisayarını çıkardı ve güvenlik sistemlerini devre dışı bırakmak için gerekli yazılımları çalıştırdı.
Bir süre sonra, ekranında güvenlik kameralarının ve alarm sistemlerinin kapalı olduğunu gösteren yeşil onay işaretleri belirdi. Ege, güvenlik sistemlerini geçtiklerine emin olduktan sonra Kaya'ya girmek için onay verdi .
Depoya girdiklerinde, içeride bir grup silahlı adamın beklediğini gördüler. Ortamdaki gerginlik hissedilir derecede yoğundu. Liderlerinden biri, sert bir sesle, "Siz Riyad'ın adamlarısınız, değil mi?" diye sordu.
Ege, güven vermeye çalışarak, "Evet, Riyad bizi buraya gönderdi. Almamız gereken bir belge var," dedi.
Lider, bir an duraksadıktan sonra, "Peki, ama işler planlandığı gibi gitmeyecek," diye karşılık verdi. Aniden bir silah sesi duyuldu ve çatışma başladı. Ege ve Kaya, hızla yere yatarak kendilerini korumaya çalıştılar. Fakat Ege'nin kolunda anlam veremediği bir acı vardı. Liderin silahından çıkan kurşun Ege'nin kolunu sıyırmıştı . Kurşunlar etraflarında vızıldarken, Ege ve Kaya, sürünerek korunaklı bir köşeye geçmeye çalıştılar. Kaya, "Buradan çıkmamız lazım!" diye bağırdı. Ege başını salladı ve yanındaki kırık camın arasından bakarak, "Belgeler şurada, hemen alıp kaçmalıyız," dedi.Ege, cesaretini toplayarak , çatışmanın ortasında Ege ve Kaya'ya dönerek, "Kaya, buradan çıkmalısın. Belgeleri bulmak ve Riyad'a götürmek benim işim," dedi.
Kaya, gözlerinde korku ve endişe ile, "Hayır Ege, seni burada bırakamam. Birlikte geldik, ki çıkacağız," diye itiraz etti.
Ege, acıyla yüzünü buruşturarak, "Bu şekilde ikimiz de öleceğiz. Sana ihtiyacım var, ama dışarıda. Buradan canlı çıkıp Riyad'la buluşmamız gerekiyor. Lütfen, Kaya, git ve beni bekle," dedi.
Kaya, Ege'nin kararlılığını gördüğünde sonunda kabul etmek zorunda kaldı. "Tamam, ama dikkatli ol," dedi ve Ege'yi geride bırakarak depo dışına doğru koştu.
Ege, dişlerini sıkarak çatışmanın içinden geçerek belgelerin olduğu yere yöneldi. Silah sesleri arasında, düşmanlardan kaçarak masanın üzerindeki dosyayı kapmayı başardı. Ancak çıkarken kolundan vuruldu. Acıyla inleyerek ama kararlılıkla depodan çıkmayı başardı.
Riyad'ın belirttiği buluşma noktasına geldiğinde, Kaya çoktan oradaydı. Riyad, Ege'yi görünce memnuniyetle gülümsedi. "İyi iş çıkardınız," dedi. "Şimdi dinlenmeye gidin. Sizin için özel bir oda hazırlattım."
Ege ve Kaya, Riyad'ın yönlendirdiği odaya gittiler. Bir hemşire hemen Ege'nin kolunu sarmak için geldi. Yarayı temizledi ve bandajladıktan sonra sessizce odadan ayrıldı.
Ege, yorgun bir şekilde yatağa oturup, "Kaya, bu iş çok tehlikeli. Daha dikkatli olmalıyız," dedi.
Kaya, başını sallayarak, "Evet, ama en azından hayattayız. Şimdi ne yapacağız?" diye sordu.
Ege, derin bir nefes alarak, "Önce biraz dinlenelim. Sonra daha sağlam bir plan yaparız," dedi. Ardından telefonunu çıkararak kız kardeşi Elen'i aradı. Telefon çaldı ve Elen'in sesi duyuldu , "Alo?"
Ege, yorgun ama kararlı bir sesle, "Elen , ben Ege. Güvendesin, değil mi?" diye sordu.
Elen 'in sesi endişeli ama sakin geldi, "Evet, Ege. Sen nasılsın? Sesin kötü geliyor."
Ege, kolundaki ağrıyı unutmaya çalışarak, "Ben iyiyim. Sadece biraz işler karışık. Ama merak etme, her şeyi halledeceğim," dedi.
Elen, Ege'nin sesindeki tuhaflığı fark edip, "Ege, neler oluyor? Lütfen her şeyi anlat," diye ısrar etti.
Ege derin bir nefes alarak, "Dubai'ye geldim. Burada bir çatışma oldu ve yaralandım, ama iyiyim. Merak etme," dedi.
Elen daha da panikleyerek, "Hemen yanına geliyorum!" diye atıldı.
Ege, "Hayır Elen, şimdi değil. Daha sonra. Şu an buraya gelmen güvenli değil. Ben iyiyim, gerçekten," diyerek Elen'i sakinleştirmeye çalıştı.
Elen, derin bir nefes alarak, "Tamam, ama neden bana haber vermedin neden oradasın ?" dedi.
Ege, " Elen sadece nasıl olduğunu merak etmiştim. Ben iyiyim bişeyim yok . Kaya ile tatile geldik fakat işler karıştı , iyiyim ben merak etme. Seni haberdar edeceğim," dedi
Elen, derin bir nefes alarak, " peki abicim kendine ne olursun dikkat et ve beni kendinen habersiz bırakma " demesiyle Ege'nin yüzünde ağrısına rağmen ufak bir tebessüm belirdi .
Ege " tabi miniğim beni merak etme görüşüz " diyerek konuşmayı bitirdi .
Ege, telefonu kapatıp Kaya'ya dönerek, "Şimdi, daha büyük bir plan yapma zamanı. Riyad'a güvenemeyiz, ama şimdilik onun oyununu oynamak zorundayız," dedi.
Kaya, Ege'nin kararlılığına katılarak, "Evet, birlikte bunu başaracağız," dedi. Ve ikisi, gelecekte ne yapacaklarını planlamaya başladılar.
Ege ve Kaya, planlarını sabaha kadar titizlikle hazırladıktan sonra biraz dinlenmeye çekildiler. Ertesi gün, Riyad onları erkenden arayıp, "Sizi ilginç bir yere götüreceğim," diyerek resim atölyesine davet etti. Ege ve Kaya, merakla kabul ettiler.
Atölyeye vardıklarında, duvarlarda asılı sanat eserleri ve renkli tablolar dikkatlerini çekti. Riyad, Pablo Picasso'nun hayatı ve sanatı hakkında uzun bir konuşma yapmaya başladı. Picasso'nun tarzı, hayatındaki dönüm noktaları ve resimlerindeki semboller üzerinde durdu .
Ege ve Kaya, Riyad'ın konuşmasını dinlerken atölyeyi gezmeye başladılar. Ege, duvarda asılı olan bir aile resmine dikkatle bakmaya başladı. Resimde bir kadın ve iki çocuk vardı. Ege, bu sahnenin ona yabancı gelmediğini hissetti, ancak resmi tam olarak hatırlayamıyordu. İçinde bir şeyler kıpırdandı, sanki unutulmuş bir anıyı canlandırmak istiyordu.
Riyad, Ege'nin dikkatini fark etti ve ona yaklaştı. Ege, gözlerini resimden ayırmadan, "Bu resim... sanki tanıdık geliyor ama nereden hatırladığımı bilmiyorum," dedi.
Riyad endişe ve korku dolu yüz ifadesiyle tabloyu duvardan indirerek, "Bazen fazla derine dalıyorsun küçük oğlan," dedi. "Her şeyin bir zamanı var. Şimdi başka şeylere odaklanmalıyız."
Ege, Riyad'ın bu tavrı karşısında biraz şaşkın ama bir o kadar da kararlı bir şekilde başını salladı. Kaya da Ege'nin yanına gelerek ona destek verdi. "Ege, doğru zaman geldiğinde her şey ortaya çıkacak," dedi.
Bu anın ardından, Ege ve Kaya atölyedeki planlarına geri dönerek, Riyad'ın dikkatini çekmemeye çalıştılar. Ancak, o resmin Ege'nin zihninde bıraktığı iz, gelecekteki olayların bir habercisi gibi duruyordu. Riyad'ın kim olduğunu ve neden o resmi oradan kaldırdığını anlamaları gerekiyordu. Bu olay, Ege ve Kaya için yeni bir gizemin başlangıcı olacaktı.
Kaya, Ege'nin kararlılığını gördüğünde sonunda kabul etmek zorunda kaldı. "Tamam, ama dikkatli ol," dedi ve Ege'yi geride bırakarak depo dışına doğru koştu.
Ege, dişlerini sıkarak çatışmanın içinden geçerek belgelerin olduğu yere yöneldi. Silah sesleri arasında, düşmanlardan kaçarak masanın üzerindeki dosyayı kapmayı başardı. Ancak çıkarken kolundan vuruldu. Acıyla inleyerek ama kararlılıkla depodan çıkmayı başardı.
Riyad'ın belirttiği buluşma noktasına geldiğinde, Kaya çoktan oradaydı. Riyad, Ege'yi görünce memnuniyetle gülümsedi. "İyi iş çıkardınız," dedi. "Şimdi dinlenmeye gidin. Sizin için özel bir oda hazırlattım."
Ege ve Kaya, Riyad'ın yönlendirdiği odaya gittiler. Bir hemşire hemen Ege'nin kolunu sarmak için geldi. Yarayı temizledi ve bandajladıktan sonra sessizce odadan ayrıldı.
Ege, yorgun bir şekilde yatağa oturup, "Kaya, bu iş çok tehlikeli. Daha dikkatli olmalıyız," dedi.
Kaya, başını sallayarak, "Evet, ama en azından hayattayız. Şimdi ne yapacağız?" diye sordu.
Ege, derin bir nefes alarak, "Önce biraz dinlenelim. Sonra daha sağlam bir plan yaparız," dedi. Ardından telefonunu çıkararak kız kardeşi Elen'i aradı. Telefon çaldı ve Elen'in sesi duyuldu , "Alo?"
Ege, yorgun ama kararlı bir sesle, "Elen , ben Ege. Güvendesin, değil mi?" diye sordu.
Elen 'in sesi endişeli ama sakin geldi, "Evet, Ege. Sen nasılsın? Sesin kötü geliyor."
Ege, kolundaki ağrıyı unutmaya çalışarak, "Ben iyiyim. Sadece biraz işler karışık. Ama merak etme, her şeyi halledeceğim," dedi.
Elen, Ege'nin sesindeki tuhaflığı fark edip, "Ege, neler oluyor? Lütfen her şeyi anlat," diye ısrar etti.
Ege derin bir nefes alarak, "Dubai'ye geldim. Burada bir çatışma oldu ve yaralandım, ama iyiyim. Merak etme," dedi.
Elen daha da panikleyerek, "Hemen yanına geliyorum!" diye atıldı.
Ege, "Hayır Elen, şimdi değil. Daha sonra. Şu an buraya gelmen güvenli değil. Ben iyiyim, gerçekten," diyerek Elen'i sakinleştirmeye çalıştı.
Elen, derin bir nefes alarak, "Tamam, ama neden bana haber vermedin neden oradasın ?" dedi.
Ege, " Elen sadece nasıl olduğunu merak etmiştim. Ben iyiyim bişeyim yok . Kaya ile tatile geldik fakat işler karıştı , iyiyim ben merak etme. Seni haberdar edeceğim," dedi
Elen, derin bir nefes alarak, " peki abicim kendine ne olursun dikkat et ve beni kendinen habersiz bırakma " demesiyle Ege'nin yüzünde ağrısına rağmen ufak bir tebessüm belirdi .
Ege " tabi miniğim beni merak etme görüşüz " diyerek konuşmayı bitirdi .
Ege, telefonu kapatıp Kaya'ya dönerek, "Şimdi, daha büyük bir plan yapma zamanı. Riyad'a güvenemeyiz, ama şimdilik onun oyununu oynamak zorundayız," dedi.
Kaya, Ege'nin kararlılığına katılarak, "Evet, birlikte bunu başaracağız," dedi. Ve ikisi, gelecekte ne yapacaklarını planlamaya başladılar.
Ege ve Kaya, planlarını sabaha kadar titizlikle hazırladıktan sonra biraz dinlenmeye çekildiler. Ertesi gün, Riyad onları erkenden arayıp, "Sizi ilginç bir yere götüreceğim," diyerek resim atölyesine davet etti. Ege ve Kaya, merakla kabul ettiler.
Atölyeye vardıklarında, duvarlarda asılı sanat eserleri ve renkli tablolar dikkatlerini çekti. Riyad, Pablo Picasso'nun hayatı ve sanatı hakkında uzun bir konuşma yapmaya başladı. Picasso'nun tarzı, hayatındaki dönüm noktaları ve resimlerindeki semboller üzerinde durdu .
Ege ve Kaya, Riyad'ın konuşmasını dinlerken atölyeyi gezmeye başladılar. Ege, duvarda asılı olan bir aile resmine dikkatle bakmaya başladı. Resimde bir kadın ve iki çocuk vardı. Ege, bu sahnenin ona yabancı gelmediğini hissetti, ancak resmi tam olarak hatırlayamıyordu. İçinde bir şeyler kıpırdandı, sanki unutulmuş bir anıyı canlandırmak istiyordu.
Riyad, Ege'nin dikkatini fark etti ve ona yaklaştı. Ege, gözlerini resimden ayırmadan, "Bu resim... sanki tanıdık geliyor ama nereden hatırladığımı bilmiyorum," dedi.
Riyad endişe ve korku dolu yüz ifadesiyle tabloyu duvardan indirerek, "Bazen fazla derine dalıyorsun küçük oğlan," dedi. "Her şeyin bir zamanı var. Şimdi başka şeylere odaklanmalıyız."
Ege, Riyad'ın bu tavrı karşısında biraz şaşkın ama bir o kadar da kararlı bir şekilde başını salladı. Kaya da Ege'nin yanına gelerek ona destek verdi. "Ege, doğru zaman geldiğinde her şey ortaya çıkacak," dedi.
Bu anın ardından, Ege ve Kaya atölyedeki planlarına geri dönerek, Riyad'ın dikkatini çekmemeye çalıştılar. Ancak, o resmin Ege'nin zihninde bıraktığı iz, gelecekteki olayların bir habercisi gibi duruyordu. Riyad'ın kim olduğunu ve neden o resmi oradan kaldırdığını anlamaları gerekiyordu. Bu olay, Ege ve Kaya için yeni bir gizemin başlangıcı olacaktı.
Elen :
-Yeşil göz
-Kumral saç
-buğday ten
-170 boy
-54 kilo
-Yaş 16
- moda tasarım öğrencisi

