Villayı çevreleyen alçak taş duvarı aşıp sessizce uygun bir giriş aramaya koyuldum. Gecenin karanlığı beni ve yapmayı çalıştığım şeyi gizlese de etrafımdakileri seçmekte zorlanıyordum; ancak yakınlarda beni kolayca fark edecek kimse olmamasına rağmen fenerimi açmaya çekiniyordum.
Ön kapı tahmin ettiğim gibi kilitliydi, ben de duvarın dibinden yürüyerek alternatif bir giriş için bakınmaya başladım. Zemin kattaki pencerelerden iki tanesi kırık olsa da ne geçebileceğim boyuttalardı ne de güvenli görünüyordu. En son villanın arkasındaki içi boş havuzun ve bir kenara atılmış iki şezlongun kenarından yürüyerek büyük bir cam kapıya ulaştım. Neyse ki biraz zorlayınca rahatsız edici bir sesle yana kayarak bana yol açtı.
Temmuz akşamının boğucu havası yeterince kötü değilmişçesine içeriye adımımı atar atmaz yoğun bir toz ve rutubet dalgası aylardır bu anı bekleyen askerler gibi ciğerlerime saldırdı. Homurdanarak elimi çoktan maskemin kapattığı ağzıma götürdüm, burada nefes almak resmen imkânsızdı. Bir an için maskeyi çıkarmanın nefes almamı kolaylaştıracağını düşünsem de cesaret edemedim. Bu villanın duvarlarına işlemiş nem ve küften, birikmiş toz katmanlarından daha önemli sorunlar vardı; kurumuş kan lekeleri, hastalık riski taşıyabilecek biyolojik kalıntılar…
Ay ışığı içeriye uğramadığından çevremi görebilmek için yanımda getirdiğim eski feneri çalıştırdım. Avuç içim uzunluğundaki fener, onu açtığım anda bulunduğum odayı şaşırtıcı derecede iyi aydınlattı. Hemen solumda başlayıp bütün bir duvarı kaplayan tezgâh ve dolapları rahatlıkla görebiliyordum. Sağ taraftaysa sadece duvara asılı bir manzara tablosu duruyordu. Odanın ortasında bir şey yoktu, ben de fenerimi sol taraftaki eşyaların üzerinde gezdirmeye başladım.
Sıra sıra dizilmiş siyah mutfak dolaplarını, elektrikli ocağı, buzdolabını, fırını ve tezgâhın üstündeki tek tük mutfak gereçlerini inceledim. Buzdolabının çalışıp çalışmadığını anlamak için kulağımı yaklaştırsam da uzaktan gelen sinek vızıltıları ve dışarıdaki cırcır böcekleri haricinde bir şey duyamadım. Sessizliği kırmak için gürültülü bir nefes verip tezgâha odaklandım. Tozlu olmasının dışında temiz görünen tezgâhın bir köşesi fark edilir bir şekilde lekelenmişti.
Işığı lekeye iyice yaklaştırdım. Uzaktan belli olmasa da tezgâhın köşesinden yere doğru uzanıyordu. Dolabın koyu rengi üzerinde kaybolan kahverengimsi leke, açık renkli zeminde kocaman ve çarpık bir doğum lekesi gibi duruyordu.
Artık ne olduğu belli olmasa da bir zamanlar sıcak ve yapış yapış olan kandan geriye kalan izler olduğunu biliyordum, haberleri takip eden herkes bilebilirdi. Henüz birkaç ay önce bu villada cinayet işlenmişti. Bütün aile öldürülmüştü. Zemindeki lekenin kenarında usulca hareket eden minik kurtçuğu izlerken kafamdan haber sitelerinde yazılan bilgileri yeniden gözden geçirdim. Kadını mutfakta, kendi kanı üstünde cansız yatarken bulmuşlardı.
Olduğum yerde durdukça huzursuzluğum artmaya başladığından yerdeki lekeye basmamaya çalışarak yavaşça evin içerisine ilerledim. Soruşturma daha bitmediğinden içeride bir polis veya jandarma ile karşılaşmaktan çok korkuyordum ancak bir süredir buraya kimselerin uğramadığı belli oluyordu. Aslında ben de burada olmamalıydım ama hem merakıma yenik düşmüştüm hem de artık katili bulmak için bir çaba gösterildiğini düşünmüyorum.
Dışarıya açılan geniş cam kapı haricinde mutfağın ayrı bir kapısı yoktu, biraz yürüyünce kendimi geniş bir açıklıkta buldum. Gittikçe ısınan feneri istemsizce daha sıkı kavradım. Beni bu kadar ürperten şeyin yalnız olmam mı yoksa yalnız olmama ihtimalim mi olduğundan emin değildim. Bu civarda pek yerleşim yeri yoktu, villanın konumu şehir merkezinden çok sahile ve doğaya yakındı. Yazın mahremiyet isteyen kimselerin birkaç haftalığına kiraladığı sıradan bir yerdi. Yani evet, tek başımayım gibi görünüyor.
Feneri solumdaki merdivenlerin üst tarafına tuttum fakat ışık üst katı aydınlatmaya yetmiyordu. Her ne kadar yukarıyı araştırmak istesem de oraya çıkma düşüncesi birden vücudumu kaskatı etmeye yetmişti, boynum çoktan kasılmaktan sızlamaya başlamıştı.
Buraya meraktan gelen ilk kişi değildim; cinayet haberi internette yayıldıktan sonra birçok kişi ışığa çekilen sinekler gibi villaya akın etmişti. O zaman da içeriye girmek yasaktı tabii ve bu yüzden çoğu insan olayları dışarıdan izlemekle yetindi ancak bu bazı insanları durdurmaya yetmedi. Cinayetten yaklaşık iki hafta sonra bir grup genç, villaya girip evin perili olduğunu kanıtlamak için video çekmişti. İzlenme uğruna bolca zırvaladıklarını hatırlıyorum; öldürülen üç kişinin hayaleti hâlâ bu evde dolanıyormuş, zamanları daha gelmemiş, bekliyorlarmış. İntikam için. Videoyu izleyebilmiştim ama hemen sonra kaldırılmıştı, o gençler de delilleri karartma ve bunun gibi suçlardan tutuklanmışlardı zaten.
O olaydan sonra bile meraklı insanların içeriye kafalarını uzatıp şöyle bir bakındıklarına eminim. Belki hepsi benim gibi içeriye kadar girmese de dışarıdan aynı şeyi yaptılar. Merak ettiler, sorular sordular. Bunu kim yaptı? Ve neden? Bu konuda onlardan bir farkım olmadığını itiraf etmeliyim, beni de buraya getiren şey araştırma hırsımdan ve gerçekleri öğrenme isteğimden başka bir şey değildi. Ama kritik bir noktada diğer herkesten ayrılıyorum. Ben bu gizemi çözeceğim, katilin kim olduğunu bulacağım.