İçeriğe geç

Beni Saklayanlar

Bölüm 1 · 4 dk okuma

Beni Saklayanlar

Bölüm 1

Bir çocuğun sesi

Sabah saat yediyi gösteriyordu.

Masamın üzerindeki dosyaları son kez kontrol ettim. Bugünkü duruşmanın evraklarını sırasıyla düzenleyip çantama koydum.

Telefonum çaldı.

Ece’ydi.

— Günaydın Deniz Hanım. Mahkeme için araç hazır.

— Günaydın. Dosyalar tamam mı?

— Tamam. Duruşma tutanağı ve ek belgeler de dosyada.

— Güzel. Onları da yanıma alıyorum.

Ceketimi giyip ofisten çıktım.

Adliyeye vardığımızda saat dokuzu geçiyordu. Koridor oldukça kalabalıktı. Ece arkamdan gelirken elindeki dosyayı bana uzattı.

— Duruşma salonu üçüncü katta. Karşı tarafın vekili de gelmiş.

Dosyayı aldım.

— Tamam. Önce dosyayı bir kez daha inceleyelim.

Koridorun kenarındaki boş banklardan birine oturduk. Dosyayı açıp birkaç sayfayı tekrar okudum.

— Şu belgeyi işaretlemiş miydiniz?

— Evet, beşinci sayfada.

Sayfayı çevirdim.

— Tamam. Duruşmada buraya özellikle değineceğim.

Ece not aldı.

— Başka bir hazırlık var mı?

— Şimdilik yok. Duruşmadan sonra ofise dönünce diğer dosyaya geçeriz.

Saat dokuz buçuk olduğunda salona girdik.

Duruşma yaklaşık kırk dakika sürdü.

Çıktığımızda Ece notlarını kontrol etti.

— Karar için yeni tarih verildi.

— Ne zaman?

— On yedi Ekim.

— Takvime ekleyin.

— Ekliyorum.

Merdivenlerden inerken telefonum yeniden çaldı.

Bu kez ofisten arıyorlardı.

Telefonu açtım.

— Deniz Darduvar.

Karşıdaki kişi kendisini tanıttı ve kısa bir görüşme yaptı.

— Tamam. Belgeleri bugün öğleden sonra gönderin. İnceleyip dönüş yapacağım.

Telefonu kapattım.

Ece bana baktı.

— Yeni dosya mı?

— Evet. Bir aile davası.

— Dosya ne zaman gelecek?

— Öğleden sonra.

Adliyeden çıkıp araca doğru yürüdük.

Benim için sıradan bir iş günüydü. Yani şimdilik

Araca bindikten sonra çantamı yanıma bıraktım.

Ece de diğer tarafa oturup telefonundan takvimine bakmaya başladı.

— Öğle yemeği için bir planınız var mı?

Başımı koltuğa yasladım.

— Yok. Ofise dönünce bakarız.

— Yani yine öğle yemeğini unutma ihtimaliniz var.

Ona baktım.

— Ben hiçbir şeyi unutmuyorum.

Ece kaşını kaldırdı.

— Geçen hafta dosyayı masanızda unutmuştunuz.

— O farklı.

— Geçen ay da—

— Ece.

Gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım.

— Tamam, tamam. Bir şey demiyorum.

Araç hareket etti.

Camdan dışarı bakarken telefonumu çıkarıp gelen maillere göz attım. Birkaç yeni belge vardı. Çoğunu öğleden sonra inceleyebilirdim.

Yaklaşık yarım saat sonra ofise geri döndük.

Kapıdan girer girmez masama bıraktığım dosyaları tekrar düzenledim.

Ece arkamdan geldi.

— Kahve?

— Olur.

— Şeker?

— Yok.

— Biliyorum.

Mutfak tarafına geçerken ben de bilgisayarımı açtım.

Ekran açılır açılmaz yeni bir mail bildirimi geldi.

Öğleden sonra gelecek olan aile davasının belgeleriydi.

Maili açtım ve dosyanın ilk sayfasına göz attım.

Sonra birkaç saniye duraksadım.

Ece kahvelerle geri geldi.

— Ne oldu?

Ekrandan gözlerimi ayırmadan cevap verdim.

— Bir şey yok.

Dosyayı kapattım.

— Sadece yeni dosya gelmiş.

Ece kahveyi masama bıraktı.

— O zaman kolay gelsin.

— Sağ ol.

Kahvemden bir yudum aldım ve yeniden bilgisayara döndüm.

Dosyanın ilk sayfasını açtım.

Bir süre sessizce okudum.

Sonra kaşlarımı çatıp kendi kendime söylendim.

— Aman, bu nedir? Her şeyde de insan şikâyet edilmez ki be canım…

Ece masasına geçerken bana baktı.

— Bir sorun mu var?

Başımı kaldırmadan cevap verdim.

— Daha ilk sayfadan yoruldum.

Ece gülerek sandalyesine oturdu.

— Daha dosyanın tamamını okumadınız bile.

— İşte ondan korkuyorum zaten.

Dosyayı önüme çekip okumaya devam ettim.

Dosyanın birkaç sayfasını daha inceledikten sonra bilgisayarımı kapattım.

— Ece.

— Efendim?

— Bugün başka dosya var mı?

Ece masasındaki dosyalara göz attı.

— Birkaç tane var. İsterseniz getireyim.

— Getir, biraz onlara da bakayım.

Ece ayağa kalkıp dosyaların bulunduğu dolaba yöneldi. Birkaç dakika sonra kucağında üç dosyayla geri geldi.

Dosyaları masama bıraktı.

— Bunlar.

— Sağ ol.

İlk dosyayı açtım. Kısa bir süre inceledikten sonra kenara bıraktım. İkinci dosyaya geçtim.

Onu da hızlıca gözden geçirdim.

Üçüncü dosyayı açtığımda ise durdum.

Dosyanın başındaki isimleri okudum.

Benimle hiçbir ilgisi yoktu.

Sayfaları çevirdikçe bunun bir aile davası olduğunu anladım. Belgelerin arasında bir çocuğun verdiği ifade de vardı.

Dokuz yaşındaydı.

İfadeyi okumaya başladım.

Küçük bir çocuğun, anne ve babasıyla ilgili yaşadıklarını kendi anlayabildiği kadarıyla anlatmasıydı.

Bir süre sessiz kaldım.

Sayfanın sonunda gözlerimi birkaç saniye kapattım.

Ece beni izliyordu.

— İyi misiniz?

Dosyayı kapatmadım.

— İyiyim.

Sonra yeniden sayfaya baktım.

— Sadece… dokuz yaşındaki bir çocuğun böyle şeylerle uğraşmak zorunda kalması biraz ağır.

Ece sessizce başını salladı.

Ben de dosyayı dikkatlice kapattım.

— Bunu diğerlerinin arasına koymayalım.

— Neden?

— Çünkü önce bunu daha dikkatli incelemek istiyorum.

Ece bir süre dosyaya baktıktan sonra bana döndü.

— Deniz Hanım.

— Efendim?

— Sizce de fazla merhametli değil misiniz?

Kaşlarımı hafifçe kaldırdım.

— Neden öyle düşündün?

Ece kollarını bağladı.

— Çünkü bu dosyanın sizinle hiçbir ilgisi yok. Yine de saatlerce inceleyeceksiniz.

Dosyaya baktım.

— Çocuk dokuz yaşında, Ece.

Ece birkaç saniye sustu.

— Biliyorum.

— O yaşta bir çocuğun mahkeme dosyasına ifade vermek zorunda kalması normal gelmiyor bana.

Ece’nin yüzündeki sert ifade biraz yumuşadı.

— Belki de bu yüzden iyi bir avukatsınız.

Başımı iki yana salladım.

— Hayır. Sadece bazı şeylere kayıtsız kalamıyorum.

Ece dosyayı önümden almadı.

— O zaman inceleyin.

Sonra kendi masasına dönüp ekledi:

— Ama kendinizi de unutmayın, Deniz Hanım.

Bölüm sonu

1 yorum