Birlikte ilerledik. Bize çok da uzak olmayan lavaboya geldim. İçeri girdim ve işimi hallettim. Sağ elimi sensörlü musluk sayesinde kolayca yıkayıp aynadaki yansımama baktım. Yüzümün her yerinde cam kesikleri vardı. Alnımda ve sol yanağımda küçük ama derin kesiği olan yerler yuvarlak yara bantlarıyla kapatılmıştı.
Oldukça yorgun ve bitkin görünüyordum. Yoldan geçen tanımadığım biri bile bana baksa halime acıyıp durur, benim için dualar ederdi. -Ki beni hastanede her görenin garip bakışlarının sebebi de kesinlikle bu olmalıydı.
Yüzümdeki yaralara yeni merhemler sürüldüğü için yıkayamadım. Peçete ile sağ elimi durulayabildiğim kadar durulayıp çıktım.
Felix sırtını duvara yaslamış bir şekilde beni bekliyordu. Çıktığımı görünce sırtını yaslandığı yerden ayırdı. Yanıma geldi.
Tam gidecektik ki gitmeden önce Changbin'i fark ettim. O da ayakta sırtını duvara vermiş ve boynunu geriye doğru yatırmıştı. Gözleri tavandaydı. Adımlarımı durdurdum.
''Oh! Changbin değil mi oradaki?'' diye sordum. Felix de durdu. Gözlerimi takip etti. Sonunda o da Changbin'i gördü.
''Evet, o. Bangchan hyung arayıp onu az önce bilgilendirdi. Nasıl bu kadar çabuk gelmiş olabilir ki? İmkansız. Bir sorun mu var acaba? Yanına gidelim.''
Önden ilerlemeye başladı. Ben de onu takip ettim. Changbin çok uzakta değildi. Buna rağmen Felix devamlı başını arkasına çevirip ağır ağır gelebilen beni kontrol etmekten geri durmadı.
En sonunda Changbin'in yanına vardı. Elini onun omzuna atar atmaz derin düşüncelere dalmış gibi görünen Changbin irkildi. Hemen omzuna dokunan kişiye baktı. Felix'i görünce gözlerindeki hüzünlü bakışlar biraz daha arttı.
''İyi misin hyung? Bir sorun mu var?''
Changbin üst üste yutkundu. Felix'in ardından gözleri hemen arkasından gelen beni buldu. Gözleri hayretle irileşti.
''Se-se-sen! Sen iyi misin Mi Roo?''
Ona da başımı sallayıp hafif bir tebessüm ettim.
''İyiyim. Ben iyiyim. Asıl sen iyi misin?''
Burnundan sesli ve derin bir nefes alıp ağzından yavaş yavaş verdi.
''Aslında değilim.''
Bakışları bir Felix'e bir de bana gidip geldi. Sırtını yasladığı duvardan ayırdı. Felix'in omzuna bu sefer de o elini attı.
''Anlatmam gereken önemli şeyler var. Bunu hep beraber konuşalım. Beni Ae Ran'ın yanına götürün.''
Dediğini yaptık. Hep birlikte yoğun bakım ünitesinin önüne geldik. Bangchan Changbin'i görünce bir hayli şaşırdı. Ayaklarını da sallamayı bırakarak oturduğu hastane koltuğundan kalktı.
''Changbin-ah?! Sen... Ne çabuk geldin?''
Changbin'in gözleri harap olmuş Jisung'daydı. Onu görünce gözlerinin hızla dolmasına mani olamadı. Bangchan'ın sorusunu şimdilik es geçip kendi sorusunu sordu.
''Ae Ran'dan bir haber yok mu? Durumu nasıl? Ço-ço-çok mu kötü?''
Bangchan yanına vardı. Kolunu Changbin'in omzuna attı. Akan burnunu çekti. Diğer elinin tersiyle döktüğü gözyaşlarını sildi. Sonrasında Jisung duymasın diye Changbin'in kulağına doğru eğilerek kısık sesle konuştu.
''Oldukça kritik. Büyük bir yaşam mücadelesi veriyor. Doktor... Bize her duruma karşı hazırlıklı olmamız gerektiğini söyledi.''
Changbin bunları duyunca Jisung'da takılı kalan gözleri hüznüne hüzün kattı. Gözlerim, onun dolan gözlerindeki gözyaşlarının titreyişlerine şahit oldu. Titrek titrek derin bir nefes aldı. Aldığı nefesi aynı şekilde geri verirken sayıklamaya başladı.
''Hayır... Hayır... Olamaz hayır... Olamaz. Bizi bırakmaz. Bırakmaz... O inatçı. Hem de çok inatçı.''
Başını soluna, Bangchan'a çevirdi.
''Değil mi hyung? O...''
Gülümsedi. Yüzüne oldukça samimi bir gülümseyiş yerleştirdi. Her ne düşündüyse düşündüğü şey onu gülümsetmiş olmalıydı.
''O gerçekten çok inatçı. Eminim. Eminim şu an da ölüm ile inatlaşıyordur. Hayatı ölüme karşı savunuyordur. Hayata tutunmak için her zaman gıcıklaştığı ölümle mücadele ediyordur. O... İnatlaştığı zaman hiç kaybetti mi?''
Jeongin buruk bir tebessüm gönderdi.
''Kaybetmedi.'' diyerek Changbin'i onayladı.
Jeongin bile gülümsedi. Uzun zaman sonra ilk defa Ae Ran'ın ismini haykırmaktan dolayı çatallaşan sesiyle konuştu.
''Kaybetmez o. Asla kaybetmez. Biriyle inatlaştı mı kazanmadan durmaz. Kazanacak. Eminim ben. O iyi olacak. Ölümle inatlaştı bir kere. Ölüm kaybedecek. Benim kardeşim... Her zamanki gibi zaferle yanıma dönecek.''
Herkesin yüzünde umudu artmış gibi bir tebessüm mevcuttu. Benim de öyle.
