Derken Changbin bir kere daha söz aldı.
"Buna inanmak istemiyorum. Ama... Hyunjin gereksiz yere, bir anda tatil meselesini çıkarıp gitti. Acelesinin nedenini anlayamamıştık. Sonuçta çok yoğunduk ve o yoğunluk arasında bizimle yüz yüze bile vedalaşmadan gitti. Tüm bunlar yaşanırken... O yanımızda değildi. Min Jung'un öldürüldüğü gece de. Sistemi kurup, bilen tek kişi de oysa kolayca kırabilir."
Ae Ran yine inanamazcasına sırıttı. Oturduğu masadan hopladı.
"Bak hâlâ ya! Hâlâ!"
Onu bu sefer Felix yakaladı.
"Tamam Ae Ran, sakin ol. Sadece fikirlerini danışıyorlar."
"Bu nasıl fikir? Asla ihtimali olmayan bir şey asla sorgulanmamalı Felix! Fikirler arasında yerini de almamalı, anlıyor musun?!"
"Anlıyorum. Seni de anlıyorum. Ama şu an... Ne yapacağımı ve ne düşüneceğimi bilemiyorum. Changbin de haklı. Bir düşün."
"Bu konu hakkında asla düşünmeyeceğim. Düşünecek bir şey yok. Ben hain olurum ama o olmaz. Bundan kendi benliğim kadar eminim."
Minho komiser de yummuş olduğu gözlerini açtı. Ellerini başından yavaşça indirirken;
"Sa-saçmalamayın."dedi. Hepsi ona baktı. Tabii hepsi bakınca doğal olarak ben de.
"Saçmalamayın gençler. Ae Ran'a katılıyorum. Hyunjin yapmaz. Ona güvenmiyor musunuz?"
Jeongin kollarını bağlayarak Minho'ya odaklandı. Sorusunu, ürettikleri teoriye inanmayan Minho'ya yöneltti.
"Şu durumda bize söyler misin hyung? Sence de çok şüpheli değil mi?"
"Değil. Şüpheli falan değil. O gece ben de yoktum. Benden de şüphelenin o zaman."
Ae Ran hızla sağ elini havaya kaldırdı.
"Ben de yoktum. Benden şüphelenin ama ondan şüphelenmeyi kesin artık."
Minho komiser bir müddet sustu. Kuruyan dudaklarını diliyle ıslattıktan sonra sözlerine devam etti.
"Gençler... Bu yine o psikopatın kurmuş olduğu sinsi oyunlardan biri olabilir. Dikkati içimizden masum birine çekmek istiyor olabilir. Bizi birbirimize kırdırmak, aramızdaki güveni yok etmek istiyor olabilir. Biz bizle savaşırsak, onun yolunu açmış olmayacak mıyız? Sakin olalım. Daha sakin bir kafayla, daha derinden düşünelim."
Felix onu onayladı.
"Minho hyung haklı. Doğruyu söylüyor. Bu o psikopatın oyunlarından biri olabilir. Sakin olalım."
Onlar konuşurken ben sadece sessiz kalarak konuşanlara baktım. Gözüm bir oraya,bir başka yere gidip geldi.
Tam bu esnada arkadan polis araçlarının siren sesleri duyuldu. Hepimiz aracın arka camına başımızı çevirdik.
Destek ekip,birkaç araçla beraber gelmişti. Araçlardan inip tedbirli bir şekilde sağa sola bakarak, doğrulttukları tabancalarıyla beraber ilerlediler.
Bizim aracımızın yanına geldiler.
Jeongin onları görünce arabanın kilidini açtı. Kapıyı da açarak önündeki polislerle iletişim kurdu.
"Zamanında geldiniz."
"Siz iyi misiniz?"
"Changbin hyung yaralı sadece. Hafif bir yara. Hepimiz iyiyiz."
Minho komiser ilerleyerek araçtan çıktı. Jeongin ile konuşan üniformalı polisle bu sefer de kendisi konuştu.
"Nereden ateş ettiğini anlamadık. Kim olduğunu bilmiyoruz çünkü göremedik. Dikkatli olalım. Şu kayaları da el birliğiyle yoldan kaldıralım."
"Emredersiniz,komiserim."
Üniformalı polis Minho komiseri onayladı ve diğer polislere bağırarak bilgi verdi.
Yoldaki taşları kaldırmak için dizildiler. Harekete geçip o koca taş parçalarını en az ikişer kişi tutarak yolun diğer taraflarına, boş arazilere fırlattılar.
Felix'in eli hâlâ omzumdaydı. Destek amaçlı sıkıyordu.
Kayaları çeken polislerden biri hızla koşarak yanımıza geldi. Aracın hemen önünde olan Minho komisere elindeki kağıdı uzattı.
"Komiserim, bunu kayaların altında bulduk."
Minho komiser kağıdı polisin elinden aldı. Kaşları çatık bir şekilde okumaya başladı.
"Küçük oyunumu beğendiniz mi? Nedense beğendiğinizi duyar gibiyim. Ama hiç merak etmeyin. Bu küçük olanıydı. Daha sizinle çok oyun oynayacağız. Büyük olanı henüz görmediniz. Mi Roo'yu bırakmadığınız her vakit, yavaş yavaş büyük olana yaklaşacaksınız. Sizinle çok eğleneceğiz."
...
*Tekrar soruyorum. Sizce katil kim?😏
İyice kafanızı bulandırayım.😂




