O çıkar çıkmaz buruk olan tebessümüm bile anında soldu. Burnumun sızladığını hissettim. Görüş alanım yeniden bulanıklaşıyordu.
Gözlerimi kapattım ve kendimi toparlamaya çalıştım. Gözlerimi kapatınca gözlerimde biriken yaşlar yanaklarımla buluştu. Hemen onları ellerimin tersiyle sildim.
Akmak için harekete geçen burnumu sesli bir şekilde çektim. Koltukta düzgünce oturarak çevreme boş boş bakındım.
Hatırlamak istemiyordum o anları. Gözlerimin önünde canlanmasını,o anki yaşanılanların kulaklarımda çınlamasını istemiyordum. Ama pek becerikli olamıyordum. Yalnız kaldığım her an her şekilde her bir duyumla her bir zerremde hissediyordum olanları.
Ne kadar zaman geçti bilmiyorum. Ama en azından bir 15-20 dakika geçmiş olmalıydı. Buna rağmen hemen gelirim diyen Felix gelmeyince merak ederek ayağa kalktım.
Yine başım döndü. Bir iki saniye koltuğun kenarından tutunarak öylece ayakta durdum. Başımın dönmesi geçince de uyuşan bacaklarımı hareket ettirerek odanın kapısının önüne geldim.
Kapının kolunu tuttum ve aşağı indirdim.
Geçen seferki yerdeydim. Komiserlere ait masaların olduğu büyük yerde. En az 10 masaya sahip olan bu büyük odada 1 kişi hariç herkesin masası boştu. Herkes Felix'in masasının başında toplanmıştı.
Geçen gün,yani sanırım dün bana destek çıkarak,benim Han Soo olmadığımı söyleyen Chan kollarını birbirine bağlamıştı.
Herkes sessizdi.
Sadece telsizlerden gelen anons sesleri duyuluyordu.
Yine dün gördüğüm ve ismini hatırladığım Seungmin isimli kişi inanamazcasına konuştu.
"Hyung... Şimdi... Gerçekten... O psikopat... Yeniden mi ortaya çıktı? O zaman yeni hedefi Min Jung muydu?"
Kuzenimin adını duyunca daha bir dikkat kesildim. Kaşlarımı çatarak onları dinlemeye devam ettim.
Jisung isimli tanıdığım kişi de söz aldı.
"Bu mantıklı değil,Seungmin. O psikopat hedef aldığı kişileri direkt öldürmez ki? İlk alır, kaçırır, bir süre onlara bakar, sonra öldürür. Ama hedefini direkt öldürmez. Sen ne diyorsun bu işe Changbin?"
"Bilemiyorum,çok karışık. Belki de Min Jung onu fark etti ve ona karşılık direndi. Bay psikopat da bu direnişe karşı koyamadı. Onu öldürmekten başka çare bulamadı."
Psikopat derken kimden bahsediyorlardı?
Evde gördüğüm o siyahlara bürünen kişi mi yoksa? Onu tanıyorlar mı?
Felix'i gördüm o kalabalığın arasından. Kendi masasının sandalyesinde oturuyordu. Dirseklerini masasının üzerine koymuştu.
Tüm bu arkadaşlarından duyduklarını sabırla dinledi ve ellerini başına atarak sıkıntıyla derin derin nefesler alıp verdi. Hemen ardından söze girdi.
"Hayır,hedefi Min Jung değildi. O psikopatın hedefi Mi Roo'ydu! Ben eve girdiğimde Mi Roo'ya doğru yönelmişti."
Chan Felix'in sözlerine karşılık kaşlarını çatarak araya giren kişi oldu.
"İyi ama... Belki de Min Jung'u öldürdükten sonra içeriye Mi Roo'nun girdiğini görünce kendisini gören bir kişiyi sağlam bırakmak istememiş ve Mi Roo'yu da öldürmek üzere, üzerine gitmiş olabilir."
Felix ayağa kalktı. Gözleri tek bir yerde sabit kalmıştı. Ellerini masasına dayamıştı.
"Hayır,Chan hyung. Mantıklı düşünün biraz. Neden Min Jung'u öldürdükten sonra evde beklesin ki? Yakalanmak için mi? Öldüğünü anladığı an işin bittiğini anlayıp çekip giderdi. Ama o bekledi. Mi Roo'yu bekledi. Çünkü geleceğini biliyordu. Mi Roo da geldi. Onun geldiğini görünce ortaya çıktı ve onu alabilmek için üzerine gitti."
Herkes Felix'i onaylarcasına mırıldanmaya başladı.
Felix hâlâ derin derin nefesler alıp veriyordu. Oldukça sinirli görünüyordu. Resmen burnundan soluyordu.
Ben duyduklarımı idrak etmeye çalışırken Felix gözlerini sabitlediği yerden çekti. Beni gördü. Gözlerini gözlerime dikti ve güzel güzel bakmaya başladı.
Aslında o güzel bakışların altında yatan endişeyi de görmüştüm.
Ellerini yavaş yavaş masasından çekti.
"Mi Roo..."diye ismimi söyledikten hemen sonra adımlarını bana doğru yöneltti. Diğerleri de onun baktığı ve yöneldiği tarafa dönünce beni gördü.
Hiç beklemediğim bir şey oldu.
Felix yanıma doğru hızla adımladı ve karşıma geçer geçmez kollarını belime doladı. Beni kendisine çekip sıkı sıkı sarıldı.
Hâlâ derin derin nefesler alıp veriyordu. Korkuyormuş gibiydi.
Çenesini omzuma yasladı ve hızlı bir şekilde üst üste kelimelerini sıraladı.
"Seni bırakmayacağım Mi Roo. Seni ne olursa olsun bırakmayacağım. Korkma,tamam mı? Asla bırakmayacağım seni. Asla..."





