
“Ailem, beni bir odaya kapatıp sadece kendi pencerelerinden bakmamı istedi,Onlara göre doğrular sabitti, bakışlar netti.Ama ben… sisli camlardan da, kırık çerçevelerden de bakabilirdim.Benim gözlerim birden çok pencereye aitti.”Evdeki her şey olması gerektiği gibiydi.Masada dört tabak, sessizce çatalını tabağa vuran bir baba, dik oturan bir anne ve başı hafif eğik bir Alım.Konuşulmayanlar, konuşulanlardan daha çok yer kaplıyordu o sofrada.“Derslerin nasıl gidiyor?” diye sordu annesi, sanki her akşam aynı cümleyle aynı rolü oynuyormuş gibi.“İyi,” dedi Alım. Her zamanki gibi kısa, her zamanki gibi ölçülü,Sorunun cevabını değil, sorunun kaç saniyede biteceğini düşünüyordu.Onlar “iyi bir gelecek” için endişeleniyordu; Alım ise “bugünün geçmesi” için.Akşam yemeği bitti. Kimse birbirine bakmadan kalktı.Odaya çekilirken elinde telefon vardı, ama kimseyi aramayacaktı.Bildirim yoktu, mesaj yoktu. Dış dünyaya açılan tek şey ekranın ışığıydı.Ve o an…Tesadüfen, ya da kaderin yanlışlıkla düğmesine basmasıyla, karşısına bir site çıktı.“Mahkumlarla yazışın. Sessizliğin içindeki sesleri duyun.”“Saçmalığa bak birde mahkumlarlamı konuşacağım”-“onlar da kesin sıkıcı biriyle konuşmak istemez” İç seslerim yine savaşa başlamıştı Ya gerçekten ne yapıyorum ben? Yarın derslerim var, ben burada suçlularla tanışmaya mı çalışıyorum?Hem ne diyecek ki? “Merhaba, katilim ama merak etme mektuplarım duygusaldır mı?”Parmağım geri tuşuna gitmedi. Site açıkken telefonu öylece kapattım ve yatağın üstüne attım. Bilgisayarın başına geçip blogum için birkaç söz yazdım. Yazmayı seviyordum. Ailemin dilinde avukattım; konuşurken sürekli edebiyat yapar ya da felsefe yapardım.Yani en azından onlara göre“Bazı pencereler manzarayı gösterir.Bazıları sadece parmaklıkları.”Yazdığım şiiri paylaştıktan sonra hazırlamam gereken proje ödevinin temeli için birkaç görsel oluşturdum Aile evinde üniversite okumak işkence gibiydi ikinci senemdi ve artık burada kalmaya tahammülüm kalmamıştıYazdığım şiiri paylaştıktan sonra hazırlamam gereken proje ödevinin temeli için birkaç görsel oluşturdum Evde ışıklar erken kapanırdı belirli bir düzen vardı saat 22.00’den sonra ışıklar kapanır uyumak istemezseniz bile salonda oturamazdınız ses çıkarmak ayıp gibi görülürdü bunlar başka ailelerde ne kadar anormalse bizde’de o kadar normaldiKapım iki kez tıklandıDüz bir ses tonuyla “gir” dedim“Alım ışıkları bu gün birazdaha erken kapatacağız baban yorgun on dakika sonra kapanmış olur” başımla onayladım itiraz etme gibi bir hakkım yoktu çünkü biz bir aileydik ve onlar benim anne ve babamdı sesli bir şekilde bunları tekrarlayıp yatağıma geçtim az önce bırkatığım telefonumu elime alıp kilidini açtım az önceki site hala açıktı telefonu bırakırken kapatmamıştım içimdeki bir ses yazmam gerektiğini söylüyordu diğeri ise bunun saçmalıktan ibaret olduğunu bir diğeri ise ailemi hayal kırıklığına uğratmamam için yazmamam gerektiğini fısıldıyordu sonuçta mesleğim daha önemliydiYazmayacağımı bilerek siteye girdim ve suçluların profillerine tek tek baktım Tolga –İsim: TolgaYaş: 26Suç: Hırsızlık ve tacizCeza Süresi: 8 yılKalan Süre: 3 yılKonuşma Talebi: Aktif (yeni arkadaşlıklar arıyor)Hakkımda:“Yanlış zamanda, yanlış yerdeydim. Pişmanlık kelimesi artık hafif kalıyor.”Profil fotoğrafında çok olmasada keskin yüz hatları ve yumuşak bakan bir çift göz vardı bu site trool için açılmış olabilirmiydi Tolga bir suçludan çok aptal aşık rolüne uyuyordu Birkaç profil daha geçtim.İçlerinden en ürkütücü olanı Tayfun’du.Yaralı bir yüzü vardı; sağ gözünün altından başlayıp yanağının ortasında biten bir bıçak izi, derin ve keskin görünüyordu.Bakışları… insanın ürkmesine yetiyordu.Ekran başında yüzümü ekşitip aşağıya kaydırdım.Yatağımdan kalkıp kapıya doğru yöneldim.Kural 1: Sessiz ol.Açık olan sitenin ışığı yettiği kadar, ezbere bildiğim evin içinde dolaşıp mutfağa girdim.Dolabı açıp bir bardak çıkardım. Sürahideki suyu yavaşça bardağa doldurmaya başladım.“Abla…”Arkamdan gelen fısıltıyla yerimden sıçradım.“Su içmeye kalktım,” dedi Ulaş önce.Ardından gözlerini kaçırarak fısıldadı:“Aslında… biraz da acıktım.”Gülümsedim. Cevap vermedim, ama dolabı kapattım ve telefonumu elime aldım.“Pizza mı?” dedim O da. “Sebzeli sevdiğin gibi”dediUygulamayı açtım. Siparişi verdim.Not kısmına:“Kapıya bırakın. Zili çalmayın.Bina kapısının giriş şifresi #3553”Yirmi dakika sonra, biz hâlâ mutfakta sessizce bekliyorduk.Saat neredeyse 00.40’tı.Pizza geldi. Kapıyı açtım, kimse yoktu. Sadece kutu oradaydı.Sessizce aldım. Ulaş’la birlikte salona geçtik.İkimiz de fazla konuşmadık.Dilim dilim bölüştük pizzayı.Her şey kısa sürdü. Sanki hiç olmamış gibiydi.Son lokmayı yuttuğunda Ulaş, göz ucuyla bana baktı.Başını hafifçe sallayıp odasına doğru yürüdü.Ben de arkasından bakakaldım.Sessizliğimiz, bu gece biraz daha sıcaktı.Pizza kutusunu elime alıp odama geçtim annem bunu kesinlikle görmemeliydiAynı siteye girip suçlulara bakmaya devam ettimAta A.— Yaş: 24Fotoğraf: YokSuç: — (sitede belirtilmemiş)⸻Hakkımda: …—————Bu ne şimdi gizmeli bir suçlumu üç nokta söyleyeceklerim bitmedi ama noktayı koydum tamamlanmamış cümlenin sonuna üç nokta konulur ne anlatmaya çalışıyorduİçimden oflayıp siteyi kapattım ve telefonumu yatağımın yanında olan masaya koydum ne yapıyordum ben Hiç bir zaman erken uyuyabilen bir insan olmadım çok yorulduğum zamanları saymazsak tabiYarın Perşembeydi Yani 10.00 ve 12.00 arası dersim vardı Mühendislik ekonomisiSaat 01.23’tü uykum hala yoktu yatakta sağa sola dönüp duruyordum Telefonumu tekrar elime alıp aynı siteye girdim ve gizemli suçlunun hiçbir şey yazmayan profilini açtım ne yapıyordum ben Bir suçluyumu merak ediyorum Tanrım… kafayı yiyorum sanırımİçimde tarifi bilinmez bir öfke vardı ve bu öfke yine en çok kendimeydiTelefonu birkez daha kaptıp battaniyenin altına girdim uyuyamadığım için kendimi azarlıyordum SabahAlarm sesiyle irkildim.Telefon ekranında saat 08.20’ydi.Kapat tuşuna bastım ama kalkmadım.Gözlerimi tavana dikmiş, “neden?” diye sormaya devam ediyordum.Dün gece uykusuzlukla boğuşmuştum.Ama sabahları yine herkes gibi ayakta olmam gerekiyordu.Çünkü hayat sistemliydi.Ve ben o sisteme uy(a)mayan bir mühendislik öğrencisiydim.Yarım saat sonra yataktan kalkıp banyoya gittim.Dişlerimi fırçalarken aynaya baktım.Gözlerimin altı morarmıştı.“Yine kendime yenildim.”Sessizce fısıldadım.Kafamda hâlâ üç nokta yankılanıyordu.…Hiçbir şey söylemeyen birinin sesi neden bu kadar gür çıkıyordu?Aynaya daha fazla bakmadan yüzümü yıkayıp banyodan çıktım Dolabın önüne gelip kıyafetlerimi süzdüm en sevmediğim mevsimlerden birinde kış aylarındaydık dışarısı epey soğuktu kül rengi bol bir kapüşonluyu üzerime geçirdim siyah bir eşofman alıp onuda giydimAynanın önüne geçip uzun saçlarımı taradım bana göre saçlarım benim aksesuarımdı en önemli parçamdıEnse kökünden sıkı bir at kuyruğu yaptım berbat halde olan göz altlarımı kapatıp bir kaç dokunuş yaptıktan sonra askıda olan siyah montumu alıp üstüme geçirdim ve çantamı alıp mutfağa yöneldim Annem kahvaltı hazırlıyordu yanağına öpücük kodurup masada tabakta duran bir peynir parçasını ağzıma attım “Ben çıkıyorum”“Bir şeyler yemeyi unutma”“Tamam” bastırarak söylediğim tamamın ardından “Telefonunu aldın değil’mi” dedi annem tabi ya yine unutmuştum nasıl hatırlıyayım’ki bildirim bile almıyorumAldım aldım diyip sessizce odama girip dün gece bıraktığım masadan telefonumu aldım unuttuğumu duysalar dalga konusu olurdumBirazdaha oyalanırsam metroyu kaçırıcaktım ayağımdaki spor ayakkabıyla birlikte su birikintilerine basa basa koşmaya başladım evet kışında spor ayakkabı giyiyordum bot giymek benlik değilMetro istasyonuna girip kartımı okuttum bir alt kata indim ve duvara yaslanıp saate baktım üç dakika sonra metro burda olucaktı cebimde olan telefonum titredi“Sunum’a hazırlık” Grubundan-+1 mesajumay~hoca bu gün gecikicekmiş…Mesaja cevap vermeden ekranı kapatıp telefonu cebime koydumMetro geldi kapılar açıldı içine girip boş bulduğum bir yere oturdum gözümün önüne umayın attığı sonu üç noktayla biten bir mesaj geldi …Yine Yine aklıma girmeyi başarmıştı kafama kazınmış gibi hissediyordumBu kadar sessiz olup kafamda bu kadar gürültü çıkarması çok garip2.BölümÜç NoktaYazmayacağımı biliyordum.Defalarca siteyi açıp kapamıştım.Her seferinde, “sadece bakacağım” deyip yine Ata’nın profilinde kalmıştım.Fotoğraf yok.Suç yok.Hakkımda kısmı bile üç noktayla bitiyordu.Ama işte…Bu kadar sessiz olup, kafamda bu kadar gürültü çıkarması — garipti.O gün,ekranı tekrar açtım.Parmaklarım bir süre havada asılı kaldı.Sonra, sanki biri beni izliyormuş gibi hızlıca yazdım.“ Hakkında hiçbir şey yazmayan biri bir başkasından ne bekler?”Göndere bastım.Ekrana uzun süre baktım.Geri silinmeyecek kadar geç bir andaydım artık.Geri dönüş yoktu çünkü çoktan o tuşa basmış ve mesajı göndermiştimPişmanmıydım Kesinlikle evetTelefonu stresli bir şekilde masaya koydum kampüs’ün içinde bir kafedeydim ders bitmişti haftanın son dersinede girmiştim ama hala yetiştirmem gereken bir proje ödevi vardıKulaklarımın aşina olduğu bir ses “Alım” dedi, sesin geldiği yere döndüm “Ne bu stres neyim var kızım” Umay endişeli gözlerle beni inceliyordu“Yok bir şeyim proje ödevini düşünüyordum” yalan söylemekten nefret ediyorum ama bir suçluya yazıdığımı söylemem hiç etik olmazdı ben bile saçma bulurkenUmay göz devirip masaya oturdu bacak bacak üstüne atıp kollarını göğüslerinin üstüne birleştirdi ve bilmiş bir tavırla“Yetiştirirsin ya daha üç günümüz var” dedi evet daha üç gün vardı ve ben yine son güne bırakıcaktım “Baran gelir şimdi onun sevimsiz suratını görüp enerjimi düşürmek istemiyorum” Umay büyük bir kahkaha patlatıp “Ne zaman seviceksin sevgilimi”“Güvendiğim zaman” Baran asla güven vermiyordu o yüzden asla sevememiştim aksine umayı üzüceğinden korktuğum için dahada nefret etmiştim Masadan kalkıp telefonumu cantamı alıp kampüsün dışına doğru yürüdüm Metroya binmek yerine yürümeyi seçtim çantamdan çıkardığım kulaklığı telefona takıp listemden rastgele bir şarkı açtım _________________britney Spears-Criminal...________________________Başka bir zaman olsaydı çalan bu şarkıyı garipsemezdim fakat şu an bu bir işaret gibiydiKahretsin.Ne yaptığımı sanıyordum?Bir katile mi yazmıştım?Bir hırsıza mı?Bir tecavüzcüye mi…Yoksa… sadece boşluğunu doldurmak isteyen bir bağımlıya mı?Telefon elimde iki kez titredi.Kalbim parmaklarımdan daha hızlı tekpi verdi Ürkek bir şekilde kilit düğmesine basıp ekranı açtım -“Bilinmeyen bir kullanıcı, Instagram hesabınıza giriş yapmaya çalışıyor.”-Bir an donup kaldım.Mesaj değilmiş. Ata değilmiş.Yani… kimse değilmiş. Peki ya kimdi hesabıma girmeye çalışan hemen çift aşamalı doğrulamayı açıp şifreyi değiştirdim Şifrelerle aram pek iyi değildi aklıma ilk gelen şeyŞifre: “Üçnoktalıhakkımda”Parmaklarım klavyenin üzerinde hareketsizce bekliyordu fazlamı duygusal oldum? Şifreyi silip tekrardan yeni bir şifre girdimYeni şifre:“Üçnoktalısuçlu”Parmaklarım hâlâ klavyedeydi.Ekranı kapatmadan önce durdum, düşündüm.Ve o cümle döküldü içimden:İyice abartmıştım.Şimdi de bir suçluyu…şifrelerime mi sızdırdım?Psikologlar bunu görse ‘acil terapi’ derdi.Ama ben hâlâ onun noktasına takılıyordum.Saatler sonra eve geldiğimde hâlâ tek bir mesaj yoktu.Yemek masasına telefon getirmek yasaktı, fakat mesaj gelir de ben göremem diye titreşim modunda cebimde taşıyordum.Şimdi odamda oturmuş, blogum için bir şeyler yazmaya çalışıyordum; ama bugün yazma modunda değildim. Aklıma tek bir şey bile gelmiyordu.Telefonumu elime alıp tekrar bir mesaj yazdım.“Cezaevinde trafikmi çıktı neden yazmıyorsun”Ne bekliyordumki gerçekten cevap vereceğini falanmıTelefondan en sevdiğim diziyi açıp izlemeye başladım bir ara çıkıp annemlerin yanında çay içmelerine eşlik ettim ve hüsran hala mesaj yoktu Tekrar siteye girip bir mesaj yazdım “Dur tahmin ediyim okuma yazman yok dimi yoksa bu siteye girip mesajlara cevap vermemenin bir anlamı olamaz”Telefonu sinirle yatağa bıraktım ve o an aklıma başka bir şey geldi hemen bilgisayarın başına geçip yeni bir hesap oluşturdum aynı steye girip Atanın adını yazdım ve başkasıymış gibi mesaj attım “Tanışabilirmiyiz yabancı”Merak ettiğim şey, sadece bana mı cevap vermediğiydi.Birkaç saat geçmişti.Işıklar çoktan kapanmıştı.Ama ben hâlâ aynı yerde, aynı şeyleri yapıyordum.Son bir mesaj atacaktım.“Cezaevinde olan birine göre fazla susmadın mı?”Mesajı gönderdim.Yatağa girdim.Uykum olmasa da kendimi yorgun hissediyordum.Ve galiba… en çok da sıkılmıştım.Bir hücrenin içindeydim.Duvarlar grinin en kirli tonuydu, tavan alçaktı.Bir köşede oturuyordum, dizlerimi karnıma çekmiş, sanki biri beni oraya kilitlemiş gibi.Ama ilginç olan, kapı açıktı.Kapı hep açıktı.Dışarıdan ayak sesleri geliyordu.Sert ve düzenliydi.Ama yaklaşmıyordu.Sonra bir gölge belirdi.İçeri girmedi.Sadece kapının eşiğinde durdu.Yüzü yoktu.“Konuşmayacak mısın?” dedim rüyamda bile, tıpkı uyanıkken yaptığım gibi.Gölge hiçbir şey söylemedi.Ama kapının eşiğine, üç küçük taş bıraktı.Ve gitti.Seslenmek istedim ama sesim çıkmadı.Boğazım düğüm düğümdü.Sonra birden hücre küçüldü.Duvarlar üzerime gelmeye başladı.Nefes alamıyordum.Ve tekrardan yapayanlızdım…Gece, Saat 03.46Gözlerimi aniden açtım.Odayı loş bir karanlık kaplamıştı.Rüyamın gölgesi hâlâ üzerimdeydi, kalbim deli gibi atıyordu.Bir süre tavana baktım… sessizlik içimi kemiriyordu.Tam gözlerimi tekrar kapatacakken, telefonum titreşti.Yastığın hemen yanında duruyordu.Ekran bir anda aydınlandı.1 Yeni BildirimNefesimi tuttum.Parmaklarım yavaşça ekrana uzandı.Tüm vücudum tetikteydi.Tüm düşüncelerim tek bir soruya odaklanmıştı:“O mu?”Ekranı açtım.Mesaj geldiğini gördüm.Gönderen:Ata.“Hep böyle çokmu konuşursun”Bir an durdum.Ellerim terlemişti.Bu kadar kısa, bu kadar boş ve bu kadar dolu bir mesaj olamazdı.Gözlerim o cümlede asılı kaldı.Ne cevap yazılır buna?Ne söylenir bu kadar geç kalmış bir sessizliğe?Bir tebessüm yayılacaktı belki yüzüme, ama kendime engel oldum.Çünkü bu bir suçluydu.Çünkü ben…Ben sadece merak etmiştim.Az önce gördüğüm kâbusun etkisi daha geçmemişken…İkinci bir kâbus mu?Elimde titreşen telefon, parlayan ekran, ve o tek satırlık mesaj:“Hep böyle çok mu konuşursun?”
…………………………………………………………….
Nasıl buldunuzzzzz