İçeriğe geç

Benden Korkma

Bölüm 4 · 10 dk okuma

Benden Korkma

Bölüm 4

3.Bölüm

Mine:

Uzun zaman olmuştu, sabah bu kadar huzurlu bir şekilde uyanmayalı 1 ay ama hissedilen 1 yıl denilecek kadar uzun bir zaman olmuştu. Peki bu gün bu kadar huzurlu uyanmamın sebebi neydi? O adam hala peşimdeydi, beni gözetlemeye devam ediyordu, ondan hala korkuyordum, ona hala güvenmiyordum. Peki beni bu gün bu kadar huzurlu kılan neydi? Bunu bende anlayamıyorum, belki de bu gizemli kişinin dün ki yaptığı jest hoşuma gitmişti, tabi hoşuma giden şeyin bu jestten çok, bu jestin kendimi artık bu evde yalnız hissetmemi önleyecek sevimli bir arkadaş olmasıydı. Dün bu arkadaşla vakit geçirmek bir anlığına kafamın içindeki karmaşadan uzaklaşmama ve güzel bir şekilde uyumama yardımcı olmuştu. Sabah ise yatağıma gelip yanağımı yalaması ile gözlerimi açtığımda o sevimli tipi ile karşılaşmam güne enerjik başlamamı sağlamıştı.

Peki günün sonunda bu enerji devam edecek miydi? Sanmıyorum.

Bu sevimli arkadaş sağ olsun güne güzel başlamak bir yana bir saatte erken başlamış oldum ama bu benim için daha iyiydi, bu sayede yeni arkadaşımla biraz ilgilenip vakit geçirdikten sonra hiç acele etmeden hazırlanmış ve evden çıkmıştım. Ben kahvaltımı evde yapmazdım daha çok okulun yakınlarında ki bir kafenin sabah saatlerinde sıcacık simit ve çayı ile yapardım, benim için güne başlamak için daha iyi bir yöntem olamazdı.

Fakat peşimde ki adamın attığı en son mesajdan dolayı bu sefer ki kahvaltım o kadar güzel geçtiği söylenemezdi. Her sabah okul öncesi gittiğimiz kafenin aynı olduğunu söylemişti, bu yüzden gözüm sürekli etrafı gözetliyordu. Bu kişiyle karşılaşmaktan çok korkuyordum ama aynı zamanda bu kişiyi aşırı merakta ediyordum.

“Oturabilir miyim?”

Ben kahvaltımı unutup etrafta şüpheli kişiler aramaya öyle bir dalmıştım ki duyduğum ses ile irkilmiştim, bu seslenen kişiye döndüğümde ise Gizem’in bahsettiği çocuklardan olan Kerem’i karşımda görmem bir olmuştu. Kerem bir cevap beklercesine yüzüme öylece bakarken bense boş boş yüzüne bakıyordum. Ne demişti o bana?

“Ha, efendim?”

“Oturabilir miyim diyorum? Bu gün baya kalabalıkta bura boş yer bulamadım.”

Etrafıma hızlıca bir göz attığımda cidden boş yer olmadığını iki saattir etrafı gözetlememe rağmen yeni fark ediyordum, kahvaltımı yaparken yalnız olmayı her ne kadar seviyor olsam da mecbur onaylayacaktım artık. Hem belki Gizem’in de bahsettiği konu hakkında çaktırmadan bir şeyler öğrenebilirdim ama hani benden kaçıyordu bunlar?

“Tabi, oturabilirsin.”

Şapşal ifademi zorda olsa yok edip zoraki bir gülümseme yerleştirmeye çalışmıştım yüzüme.

“Teşekkür ederim, hayırdır sabah sabah ne bu dalgınlık?”

“Sabah sabah, onayı alır almaz ne bu sorgu sual?”

Bunu tabi ki içimden söylemiştim.

“Hiç, daha ayılamadım galiba.”

Kerem yavaştan simidini ve çayını yemeye başlamıştı ve ağzına attığı her lokmayı yuttuktan sonra konuşmaya devam ediyordu.

“Hm, anladım ayılırsın birazdan ya. Bu sıcacık simit ve çay herkesi kendine getirir doğruyu söylemek gerekirse.”

“Orası doğru, sende mi her sabah buraya geliyorsun?”

“Evet, hiç fark etmedin mi?”

Bu o olabilir miydi, beni takip eden o gizemli kişi olabilir miydi? Resmide çok iyiydi, tuvalime o resmi çizen kişi de olabilirdi belki de. Peki ya benden neden korkuyordu ki, o olsaydı benden korkması mantıklı olmazdı herhalde? Belki de gizemli takılmasının sebebi korkusuydu, peki neden korkuyordu, korktuğu şey cidden ben miydin yoksa başka bir şey miydi, ya da cidden korktuğu bir şey var mıydı? Sanırım bunu zamanla öğrenecektim ama şuan için tek şüpheli o gibi gözüküyordu.

“Yok fark etmedim doğruyu söylemek gerekirse.”

Yüzüne yalandan alınmış bir ifadeye bürümüştü.

“Bak bu kırdı işte.”

Bu yalandan alıngan ifadesine karşılık yüzüme yalandan bir gülümseme yerleştirmekle yetinmiştim sadece.

“Mine, Sana bir şey soracağım?”

“Evet?”

“Şey…”

Daha cümlesine başlaması ile gözlerinin arkamda bir noktaya takılı kalması ile birden sanki aşırı gerilmişti, onun baktığı noktaya baktığımda ise oradan hızla geçen bir gölgeden başka bir şey görememiştim. Kerem’e geri döndüğümde ise çayını ve bitmemiş simidini aceleyle alıp masadan kalkmıştı.

“Kusura bakma ben gitsem iyi olacak.”

“Ne oldu şimdi?”

Kerem benim sorumu cevaplamadan hızla kafeden ayrılmıştı, ben ise aval aval arkasından baka kalmıştım. Onu korkutan cidden bir şey vardı ve bu kesinlikle ben değildim, peki neydi? Peşimde ki şu gizemli kişi olabilir miydi? Eğer oysa bu şüphelendiğim tek kişi olan Kerem hakkında yanıldığım anlamına gelirdi. İyice kafayı yemek üzereydim kimdi bu adam?

Kahvaltımı bitirip hesabı ödedikten sonra hızla kafeden çıkıp okula gittim. Bu konu için artık iyi kötü bir şeyler yapmam gerekiyordu, bu gizemli kişi kimse uzaktan bile Gizem’in bahsettiği çocuklardan bir şeyler öğrenmemi engelliyordu ama belki gizem yardımcı olabilirdi, hemen onu bulmam gerekiyordu. Neyse ki bu zor olmamıştı, okula adımımı atar atmaz o beni direk bulmuştu ve tüm neşesiyle yanıma geldi.

“Günaydın yeni arkadaşım naber?”

“Günaydın Gizem iyi senden naber?”

“Bende iyi yeni arkadaşımı bekliyordum bende.”

“Anladım, fakat Gizem bana yeni arkadaşım demesen mi, her normal arkadaş gibi ismimle hitap edebilirsin ya da yeni arkadaş dışında herhangi bir şeyde olabilir.”

Bunu söylemem ile Gizem’in neşesi iyice yerine gelmişti ve sevinç çığlıkları ile boynuma sımsıkı sarılmıştı. Onu böyle görmek çok güzeldi ama halletmemiz gereken bir konu vardı.

“Gizem, Gizem tamam bu kadar şimdi seninle halletmemiz gereken bir konu var daha doğrusu bu arkadaşın çok feci bir şekilde senin yardımına ihtiyacı var.”

Gizem biraz gerilmişti ama bir yandan da arkadaşı için yardım etmek adına çokta heyecanlanmıştı.

“Tabi ki, sorun ne , nasıl yardımcı olabilirim?”

“Şht, sessiz ol burada değil kızlar tuvaletine gid…”

Daha sözümü bitirmeme bile fırsat vermeden Gizem hızla beni kolumdan çekiştirerek büyük bir merak ile kızlar tuvaletine çoktan getirmişti.

“Evet seni dinliyorum.”

Onun bu heyecanı ve merakı yüzümde istemsiz bir tebessüme yol açıyordu, bu kız cidden çok iyiydi bir arkadaşı için bir şey yapacak olması bile onu mutlu etmeye yetiyordu. Şimdiye kadar ben bu kızla nasıl tanışıp arkadaş olamam?

“Dur kızım sakin ol ya ne bu heyecan?”

“Ya ne yapayım ya ilk defa arkadaşım oluyor ve ben ilk defa onun için bir şey yapacağım, hadi hadi söyle…”

“Tamam bak beni de heyecanlandırma şimdi zaten gerginim.”

“Tamam ama hızlı ol…”

“Gizem tamam, bak şimdi hani senin şu bahsettiğin çocuklar vardı ya, benim için kötü şeyler düşünüyorlardı ama sonradan benden kaçmaya başlamışlardı…”

Gizem tüm dikkatini bana vermiş dikkatle beni dinliyordu.

“Evet, ne olmuş onlara?”

“Şimdi senin bir şekilde benden neden kaçtıklarını öğrenmen gerekiyor.”

Gizem’in kafası karışmıştı.

“İyide neden?”

“Ya şimdi sana nasıl anlatsam? Benim şimdi peşimde bir süredir birisi var ve ben kim olduğunu öğrenebilmiş değilim ve bu çocuklarda benden değil peşimdeki bu kişiden korkuyor olabilirler. Sen bunların korkusunun sebebini öğrenirsen bende peşimde ki kişinin kim olduğunu öğrenmiş olurum. Bu sabah Kerem ile kafede oturduk ve ben bir an o olduğundan şüphelendim ama bir anda tam bir şey söyleyecekken arkamda bir yere kilitlendi sonra telaşla uzaklaştı.”

Ben anlattıkça Gizem’in suratı şekilden şekle girip duruyordu, bir şaşırmıştı, bir meraklanmıştı, bir heyecanlanmıştı. Ona hakta veriyordum içinde bulunduğum durumu tek bir duygu ile yansıtmak mümkün değildi.

“Vay be, entrikaya gel. Bir şey diyeceğim bence bu kişi seni korumaya çalışıyor.”

“O nereden çıktı şimdi?”

“Korkutup senden uzaklaştırmaya çalıştığı kişilere bakacak olursak nerden çıkmış olabilir?”

Gizem bu sefer yüzüme imalı imalı bakmaya başlamıştı.

“Gizem, neyse ne işte bu beni takip ettiği gerçeğini değiştirmez ve bu normal bir durum değil. Bizim bir şekilde bunu öğrenmemiz gerekiyor.”

Gizem’in yüzü düşünceli bir ifadeye bürünmüştü.

“Hm, sen merak etme canım elimden geleni yapacağım ben.”

“Çok teşekkür ederim gizem.”

Diye sımsıkı sarılmıştık bir birimize, belki bilmiyordu ama uzun zaman sonra benimde tek arkadaşım şuan oydu.

“Ne demek canım, her zaman.”

“Hadi şimdi sınıfa gidelim ders başlamak üzere.”

“Tamam.”

Tuvaletten çıkıp sınıfa giderken de sohbetimize iyi kötü devam etmiştik.

“Gizem biliyor musun? Uzun zaman sonra benimde tek arkadaşım sensin.”

“Cidden mi? Doğruyu söylemek gerekirse sevinsem mi üzülsem mi bilemedim. Sonuçta hiç arkadaşım olmadığı için şimdiye kadar yalnızlık nasıl bir şey biliyorum.”

“Bence sevinmelisin, bu aramızdaki bağı güçlendirir bence. Hem yalnız olmak benim seçimimdi biraz.”

“Ya, bu beni daha çok onurlandırdı işte. Kendimi seçilmiş kişi gibi hissettim.”

Dedi ve neşe içince bana tekrar sarıldı. Şimdiye kadar onu hep içine kapanık, sessiz, sakin ve üzgün bir şekilde görmüştüm. Meğerse bunun sebebi yalnız hissediyor olmasıymış, kendini artık yalnız hissetmeyince, bir arkadaşı olunca o eski Gizem gitmiş yerine enerji ve neşe dolu, aşırı sempatik bir kız gelmişti. Şimdiye kadar neden onunla arkadaş olma girişiminde bulunmadığıma kızıyordum, sanırım o zamanlar da kafam doluydu ve cidden Gizem’e de söylediğim gibi yalnız kalmaya ihtiyacım vardı.

Gizem’le beraber sınıfa girmiştik ve tam tuvalimin başına oturmuştum ki telefonuma gelen mesaj bildirimi ile irkilmiştim.

“Bu gün uykunu almış gibisin:)”

…

“Bir teşekkür fena olmazdı.”

“Ee, yeni arkadaşının bir ismi var mı?”

“Evet.”

“Nedir peki?”

“Amanda.”

“Hm, sevgiyi hak eden demek.”

“Evet.”

“Sence bende bir gün senin sevgini hak edebilir miyim?”

Bu mesaj birden duraklama sebep olmuştu, parmaklarım yazmaya hazır bir şekilde bekliyor ama yazamıyordu. Beynim ne yazacağını biliyordu ama aynı zamanda bilmiyor gibiydi de. Buda neydi şimdi? Benim bu anlamsız tepkime bir tarafım “Seni gizlice sapık gibi takip eden biri için böyle bir ihtimal tabi yok neyi düşünüyorsun?” dese de bir tarafım ise “Böyle gizlice davranmayı bırakıp kendisini tanımasına fırsat verse belki olabilir aslında diyordu. İkinci yönüme daha çok hak vermiş olsam da kendimi çabuk teslim ediyormuş gibi hissediyordum ve sanırım gururum bu konuda daha ağır basıyor gibi, mantığımda diyebiliriz sonuç olarak birinci yanımın söylediği de doğru sayılırdı. Sonunda zorda olsa yazmaya karar vermiştim ki öğretmenin sınıfa girmesi ile telefonumu çantama atmam bir olmuştu ve ekranı kapatmadan önce istemsizce attığı son mesaja gözüm çarpmıştı.

“Cevabı anladım ama bu kadar düşünmüş olman bile bir umut olduğunun kanıtı bence…”

“Sen ona aldırma Mine kendi kendine ümitleniyor işte.”

Diye kendimi avutmaya çalışsam da cidden bu kadar düşünmem tuhaftı ama içimde de bir umut yoktu, acaba vardı da ben mi fark edemiyordum? Şuan ona karşı hissettiğim tek şey korkuydu, dün gece ki jesti bu korkuyu sadece azaltmıştı. Acaba bir şansı olup olmadığımı düşünmeme engel olan şey içimde ki korku olabilir miydi? Büyük ihtimal öyleydi ama bu korku bir şansı olmadığının da kanıtı sayılırdı, sonuçta insan korktuğu bir kişiye aşık olabilir miydi? Olamazdı tabi.

“Mine?”

Ah, uyuz çocuk. Sayesinde yine daldım gittim, öğretmenin seslenmesi ile hayalet görmüş gibi suratına baktığıma eminim şuan.

“Efendim hocam?”

“Hala neyi bekliyorsun kızım 10 dakikan var?”

“Anlamadım hocam ne için 10 dakikam var?”

Hoca bıkkın bir şekilde…

“Of kızım aklın nerede senin? Kendini temsil edecek bir resim çizmen için 10 dakikan var.”

“Ha, anladım hocam ama benim çizdiğim resimlerin çoğu zaten kendimi temsil eden türden biliyorsunuz. Çiçekler, hayvanlar, doğa falan…”

“Hm o zaman bu sefer temsil edenden çok seni temsil eden şeylerin tam zıttı olacak türden bir şey çiz o zaman sen.”

“Tamam, hocam ama bunlar ne hiç daha önce düşünmemiştim.”

“Şimdi düşün işte kızım, bu gün neyin var senin normalde hemen çizmeye başlardın, yeni konuları da seversin. Al sana mis gibi yeni konu işte.”

“Tamam hocam kusura bakmayın bir şeyler çizmeye çalışacağım.”

İlk başta ne çizebilirim diye düşünsem de, renkli kişiliğimin tam tersi şey karanlık olabileceği fikri aklıma geçte olsa gelmişti sonunda. Karanlığı, korku filmlerini vb. şeyleri sevmezdim. Bu yüzden karanlık bir orman, tamda korku filmlerinde ki gibi eski ve korkunç bir ev, etrafa solmuş çiçekler, up uzun kuru ağaçlar gibi şeyler çizmiştim ve öğretmenin gönlünü almıştım yine de benden daha iyisini beklediğini de bildirmeyi unutmadı tabi.

Tam ders bitmişti dışarı çıkacaktım ki öğretmenin seslenmesi ile geri dönmüş bulundum.

“Efendim hocam.”

“Koray evladım sende gel buraya.”

O ismi duymam ile kas katı kesilmem bir olmuştu ve yanımıza yaklaştıkça gerim gerim geriliyordum, bu çocukta ne vardı da bu kadar korkuyordum bilmiyorum ama kendime de engel olamıyordum, fena ürküyordum işte. Yanımıza geldiğinde hiçbir şey demeden öylece hiç bozuntuya vermediği o sert ifadesi ile öğretmenin söyleyeceklerini bekledi.

“Koray, evladım bu gün yine hiçbir şey çizmemişsin. Çizecek gibi olmuşsun ama sonra aman bana ne der gibi yarım bırakmışsın, hayır anlamıyorum bu nereye gidecek böyle bilmiyorum.”

Koray sessiz sessiz öğretmeni dinliyor gram mimik hareket etmiyordu. Hayat hoca bir an durdu ve topuz yaptığı uzun, kızıl saçlarını sıkıntıyla karıştırırken gözlüğünü düzeltip bana döndü.

“Kızım senin resimlerin bu okula geldin geleli çok güzel gün geçtikçe de daha güzelleşiyor bu gün normal günlere göre performansın düşüktü ama yine en iyisiydi diyebilirim, özellikle 10 dakika içinde çizilen bir resim için.”

Mahcup olmuş şekilde başımı öne eğmiş, yüzümde kocaman bir tebessüm ile teşekkür etmiştim ki hocanın sözlerine devam etmesi ile gözlerim fal taşı gibi açılmış, içim isyan eder gibi depinmeye başlamıştı.

“Bu yüzden diyorum ki şu özellikle bir ay Koray ile birlikte çalışın belki bir faydası olur kızım.”

Ne kadar itiraz etmek istesem de Hayat hocayı çok seviyor ve onu kırmak istemiyordum bu yüzden ağzımdan zoraki bir “Tamam hocam.” Çıkması ile hocanın teşekkür edip bizi baş başa bırakması bir olmuştu. Ben bu çocukla nasıl çalışacaktım, yanında gerginlikten durmakta bile zorlanıyor, yüzüne bakmaya korkuyordum. Bu sefer ki sınavımızda bu hadi sana başarılar Mine’ciğim.

Bölüm sonu

1 yorum