Medya: Günseli Efnan Ve Ammar

Yazar'dan
Hızlı bir hazırlık vardı mahallede. Herkes ordan oraya koşturuyor, çocuklar eğleniyor, sofra kuruluyordu.
Yaşlılar kendi arasında koyu muhabbetlere dalmışken gençler gülüşüyor, şakalaşıyordu.
"Ay elim yandı"
Efe'nin yakarışıyla ikizi ona dönmüştü.
"Bu ne demek oluyor biliyor musun?"
Efe gözlerini devirerek cevap verdi Yağız'a:
"Öldüm demek oluyor"
Bu sözüyle kafasına bir şaplak yemişti Efe.
"Hayır gerizekalı misafire götürdüğün çorbaya parmağını sokmuşsun demek oluyor. Otur kendin ye onu"
"Bu parmağımın ilk yanışı değil desem?"
"Götürdüğün kaçıncı çorba derim."
"Neredeyse tüm çorbaları ben götürdüm kardeşim."
Efe sırıtırken, Yağız yüzünü buruşturmuştu.
"Allah rahmet etsin içenlere. Sakın gidip de bal parmak esprisi yapma insanlara."
"Ama şimdi bal gibi parmağım var ya..."
"EFEEEE!"
"Yahu ne kızıyorsun çilekli sütüm sakin ol. Yapmam espri mespri. Espri de ne demekmiş?"
Yağız bu çıkış üzerine başını sağa sola sallayarak sabır dilemişti. Çok fazla benzemiyorlardı da aslında. Belki de ikiz değillerdi. Çünkü ona göre Efe kesin evlatlıktı. Dönüp dikkatle Efe'ye baktı bir dakika boyunca. Yok, yok malesef yanında ki denyo tıpkısının aynısıydı... çift yumurta ikizi olduklarından fazla benzemeselerde ilk bakışta kardeş oldukları anlaşılabilirdi. Evet... malesef kardeşlerdi!
Günseli'den
Gelip çalmıştı o gün... Onu görecek yazmayı durdurmamın ardından onunla ilk defa karşılaşacaktım. Heyecandan tirtir titriyordum. Şey... açlıktan da olabilirdi tabi.
Kaç gündür pek fazla bir şey yiyebildiğim söylenemezdi hani. İştahın i si bile kalmamıştı ki bende. Midem feryat figan ağlıyordu içerde. Aklım sayısız hakareti kalbime sayarken ben mal mal ortada dolaşıp saf saf etrafa bakmaktan başka bir şey yapmıyordum. Kendini gömenlerde bugün yine başı çekiyordum. Aşk acısı ne menem bir şeydi böyle yahu. Özdemir Asaf'ın dediği gibi ölüm gibi bir şey oluyordu ama kimse ölmüyordu.
Sevdiğin zaman ne zamanın ne mekanın bir hükmü kalıyordu. Her an yanıyordu içeride bir yer. Ben kendi kelebeklerimin katiliydim. Sevmemem gereken birini sevmiştim. Yapmamam gereken bir hatayı yapmış, bedelini kalbimin ağrısıyla ödemiştim. Bir de son zamanlarda yazan bir anonimim vardı şimdi. Anonim olayım derken onu beceremediğim gibi bir de anonimim olmuştu.
"Kızım haydi çıkıyoruz. Ezana az kaldı."
Kalbimin gümbürtüsü yeniden kulaklarımı inletirken ayağa fırladım. Aynadan üzerime baktığım da dudaklarım memnuniyetle kıvrıldı.
Kırmızı askılı boydan bir elbise giymiştim. Saçlarımı da açık bırakmıştım. Ela yeşil arası gözlerime siyah bir sürme çekip rimelimle tamamlamış, dudaklarımı da hafifçe renklendirmiştim. Burnumdan yanaklarıma yayılan çillerim yüzümün en güzel detaylarından biriydi bana göre. Aynı özelliğe sahip bazı kızların çillerini sevmediğine çokça şahit olmuştum lakin ben seviyordum. Bana aitti. Böyle yaratılmıştım. Ve bence bu kusursuzdu. Kusur gibi gözüken bir şey ancak bu kadar kusursuz olabilirdi...
Babamın tekrar seslenmesiyle ayakkabılarımı ayağıma geçirip çıktım evden. Kapıyı ardımdan kapattıktan sonra her adımıma ayrı bir heyecan katıp yürüdüm. Hadi ama her defasında bu kadar heyecanlanamazdım...
Heyecanlanabiliyordum işte...
Mahallenin ortasına kurulmuş upuzun sofrayı gördüğüm de midem ne kadar acıktığımı fisıldamaya başlamıştı. Tabi buna fısıldamak denirse...
Sonra zaman durdu benim için. Kalbim de durmuş olabilirdi pek tabii. Eveet öldüm en sonunda sanırım. Yok yok onu görmüşüm sadece. Kahve sarı arası tonda ki saçları, yeşil yeşil bakan gözleri, üstüne giydiği beyaz gömleği, lacivert ince hırkası, siyah pantolonu, yüzünü süsleyen seyrek sakalları...
Evet kalbim uçuşa geçebiliriz. Uçmak için red bulla hiç ihtiyacımız yok bizim. Birazdan öteki tarafa transfer olma ihtimalimiz bile var. Cenazeme gelip hakkını helal etse bari. Adamın umurunda olmak şöyle dursun beni hatırlamıyor bile cenazeme mi gelecek? Tamam ona yazma rezilliğini yapanın ben olduğumu biliyor ama onu sevme sebebim olan o anları çoktan unutmuş gitmiş. Aman Günseli yine hayal kurmada farklı bir boyuta ulaştın. Ben iki yıl önceye kadar hayal kurmak ne onu bile bilmiyordum. Hep şu karşıdaki yüzünden oldu ne olduysa.
"Bakar mısınız?"
Bakayım tabi bakayım. Kime bakayım? Ay... Bu sefer gerçekten öldüm sanırım. Başka türlü bana onun seslenmesi mümkün değil çünkü. Şey de olabilir delirmiş de olabilirim. Eh olmayan aklımın dibini de sıyırdım...
"Günseli Hanım?"
Adımla seslendi nasıl ağrıma gitti... nE? ADIMLA MI SESLENDİ???
"E- efendim?"
"Fatma teyze şu sandalyeyi istiyor senden ama duymadın sanırım."
Kulak göz kalp birbirine bağlı bende yiğidim. Hepsi de sana kilitli nasıl duyayım?
Fatma teyzeye dönerek salak bir gülümseme sundum
"Özür dilerim teyzem duymamışım."
Bana bakmadan sandalyeyi uzatan adama içimde aniden oluşan sinirle yüzümde ki solmuş gülümseme eşliğinde bakarak
"Siz koyun şöyle Ammar bey ben alırım." dedim az önce ki hanım lafına gönderme yaparak ve bey kelimesine bastırarak. Beni o dağıtıyor bir anda dünyanın en mutlu insanı yapabiliyordu. Hayal dünyamdan ayrılmamı sağlayıp beni toplayan ve kendime getiren yine O'ydu. Hem gülümseme sebebim hem içimin burukluğu ve gözyaşım olabiliyordu. Kalbimin dengesi bozuluyordu. Ve ben bir kez daha yaptığım hata yüzünden kendime sövüyordum. Peki bu benim suçum muydu? Kalbime kimin girip kimin çıkacağını kontrol edebilir miydim ki? Bu mümkün müydü? Neyse neydi. Bu günlük üzüntü ve hayal kırıklığı dozumu sonuna kadar almıştım. Bakmazsa bakmasındı. Bende ona bakamazdım!
Tamam şu an bu iddiama kalbimde beynimde müsait yerleriyle güldüler...
Ezan okunmaya başladığında kadınlar kendileri için ayrılan kısma erkekler de araya koyulan paravanın arkasına geçmiş yemekler yenmeye başlanmıştı. Tek nefret ettiğim şey buydu toplu iftarlarda. Neden onu göremiyordum yemek yerken sanki?
Dedi az önce o zaman bende ona bakmam diyen kız...
Sus sen Günseli yansıması. Ne yaparsa yapsın kırılsam da parça parça olsam da özlüyorum ben onu ne yapayım? Ne olacaktı erkeklerle kadınlar aynı yerde otursa? Herkes birbirine saygı ve sevgi çerçevesinde kardeş gibi bağlıydı bu mahallede.
Yaa senin Ammar'a kardeş gibi bağlı olduğun gibi değil mi?
Sen bugün fazla konuşuyorsun. İstisnalar kaideyi bozmaz.
Hatırlarsan kardeş gibi bağlı olanlardan üç çift birbirine kaçmış ve geçen hafta da Aynur teyzenin torunu bakkalın oğluyla kayıplara karışmıştı. Necip Abi de karısını bırakıp berberin kızıyla yasak aşk yaşıyordu. Bunların hepsi kardeş... değil mi Günseli? Bunların hepsi istisna?
Her neyse fazlasıyla haklı bir konuşmaydı. Böyle iyiymiş aslında. Bu durum onlar için İslam da böyle diye yapılıyor olsa da inandığı dinin hiçbir özelliğine vakıf olmayan benim gibiler içinde bu şekilde mantıklı açıklamalar vardı.
"Günseli sofranın toplanmasına yardım et haydi kızım."
Annemi başımla onaylayarak ayağa kalktığımda kızları gördüm. Rabia elinde ki tabakları bıraktığı sırada beni görmüştü. Gülümseyerek el salladığında aynı şekilde karşılık vererek yanına ulaştım.
Saliha ve Afra da yanındaydı. Beklemediğim bir tepki vererek üçü de tek tek sarılmıştı bana.
"Yengelerin güzeli gelmiş. Çok güzel olmuşsun be Hatun!"
Utançla başımı eğdiğimde gülümsemem büyümüştü.
"Deme öyle ya."
"Neden öyle değil misin?"
Rabia'nın tek kaşını kaldırarak sorduğu soruya yüzümde ki gülümsemenin silinişi cevap olmuştu.
"Pek umut yok gibi bence. Abine bak bir de bana bak."
Rabia arka tarafıma baktıktan sonra bakışlarını bana çevirdi.
"Ben dünyanın en tatlı ve güzel çiftini görüyorum sadece."
Omzumun üstünden arka tarafa baktığımda Ammar'ı gördüm. Kısa, çok çok kısa bir an kesişti bakışlarımız. Kaşlarını çatmıştı. Gecenin karanlığında hemen altında durduğu sokak lambasının ışığıyla görmüştüm bunu. Ama o beni seçebildi mi ya da gözümde ki hayal kırıklığına ve paramparça olmuşluğuma şahitlik edebildi mi bilmiyordum...
Ardından o arkadaşlarıyla konuşmaya devam etti bende Rabia'ya döndüm tekrar.
"Nasip..."
Sözüm üzerine
"Kısmet..." dedi Saliha.
"Hayırlısı..." diye ekledi Afra.
Her şeyin özü bu üç kelimeydi...
Telefonumun titreşimiyle elim elbisemin cebine gitti.
054******: Gözünde ki hüzne bir ben şahidim...
054******: Kalbinde ki kırılmışlığı bir ben görüyorum.
054******: Ama benim senin kalbini gördüğüm kadar sen benim kalbimi görmüyorsun.
054******: Olsun güzel kız. Ben sana seni sevdiğimi canlı canlı itiraf edeceğim günü bekleyeceğim seni ne derece sevdiğimi anlaman için.
054******: Depresyon güzelim... yaptığım yanlışın dibine kadar farkında ola ola sana yazmaktan kendimi alamamak mahvediyor beni. Ama bir sabır eşiğim vardı ve bu bir kaç mesajla yerle bir oldu.
054******: Senden uzak durmak için yine de elimden geleni yapacak, bu hataya ikimizi de sürüklemeyeceğim daha fazla. Sadece yanında olamasam bile yanında olduğumu bil.
Günseli: Kimsin sen?
054******: Kim olduğumu hissediyorsan O'yum ben.
054******: Nefsine hakim olabildiğini düşünürken bir çift göz yüzünden nefsiyle savaşını kaybetmiş bir acizin tekiyim.
054******: Daha fazla yazmayacağım. Yazmamalıyım. Sadece bekle Efnan. Sadece karşına çıkacağım zamanı bekle yalvarırım. Gitme benden...
Günseli: Umarım hissettiğim kişisindir. Ama zannetmiyorum. Beni bu kadar iyi tanıyorsan birini ne kadar çok sevdiğimi de biliyorsundur.
Günseli: Kalbimin kırıldığı gibi kalbini kırmak istemiyorum ben.
Günseli: Evet yazmaman çok daha doğru olacak. Çünkü dolu bir kalbe başka bir kalbi sığdıramam.
Günseli: Beni sevme diyemem ama seni sevemem.
Günseli: Beklemene engel olamam ama seni bekleyemem.
Günseli: Anonim... Gelmediğim birinden gidemem... Ben sana gelemem.
Günseli: Özür dilerim. Hoşça kal sadece.
054******: Ben seni sevdim, sen hoşçakalları...
054******: Git gideceksen, hâlâ kanımdasın
054******: Ama sana benden başkası sarılmasın...
054******: Bu kaçıncı kayboluşum..?
(Görüldü)
🌸🌸🌸🌸🌸🌸🌸🌸🌸🌸🌸🌸🌸🌸🌸🌸
Esselamu aleykum :)
Mizahım çöktü
Gülesim var ama güldüremiyorum.
Bir sonraki bölüm instagram bölümü olsun bari belki biraz güleriz falan ahdjsja
Voteyi unutmayın he lütfen.
Sınır 10 vote 50 yorum.
Seviliyorsunuuuzzz
Allah'a emanet oluun :))