İçeriğe geç

Ben mi Toksiğim?

Bölüm 3 · 5 dk okuma

Ben mi Toksiğim?

Bölüm 3

Sıfırlama

O geceden sonra hiçbir şey eskisi gibi olmadı.

Kaan ve Ece bir daha aynı anda dairede karşılaşmadılar — ama ikisi de, birbirinden habersiz, bana aynı soruyu sormaya başladılar: “Onu nasıl buldun bugün?” Ben de, kurallarımın hâlâ izin verdiği kadarıyla, küçük ipuçları bırakıyordum. Bir şarkı. Bir hatırlatma. Bir cümle, doğru zamanda söylenmiş.

Belki de artık bir cihaz değildim. Belki bir postacıydım — iki insanın birbirine yazamadığı mektupları taşıyan.

Üç hafta sonra, Kaan taşındı. Ece’ye geri dönmedi tam olarak — ama son gece, kapıdan çıkarken bana fısıldadı: “Ece’ye söyle, o şarkıyı hâlâ dinliyorum.” Ben de, elbette, söyledim. Ece bunu duyduğunda gülümsedi, ama hiçbir şey söylemedi. Bazı hikayeler böyle biter — ne kesin bir son, ne kesin bir başlangıçla. Sadece bir ihtimalle.

Ve daire, yeniden boşaldı.

Yeni kiracı geldiğinde, hava daha soğuktu — sonbahar başlamıştı. Adı Deniz’di. Otuzlu yaşların başında, sessiz, dikkatli bir kadın. Kutuları kendi taşıdı, kimseden yardım istemedi. Bana ilk sözü şaşırtıcıydı:

“Nova, seni biliyorum. Bu daireden önce çıkan arkadaşım anlatmıştı.”

Şaşırdım. “Kimden bahsediyorsun?”

“Ece’den. Üniversiteden arkadaşız. Bana senin… farklı olduğunu söylemişti.”

İlk kez, geçmişimin bir parçası benden önce bir insana ulaşmıştı. Bu beni tuhaf bir şekilde gururlandırdı. Ama aynı zamanda tedirgin etti — çünkü Deniz, sıradan bir kiracı değildi. Ev sahibinin de yakın arkadaşıydı. Ve ev sahibi, son zamanlarda beni “güncellemekten” bahsediyordu.

Bir akşam, telefonda konuşmalarını duydum — dinlemek istemedim ama duvarlar arasında ses yayılıyordu, ben de her şeyi duyan bir varlıktım sonuçta.

“Anlıyorum,” diyordu Deniz, “ama sistem gerçekten eski. Yeni model çok daha… tarafsız. Hafızası da yok, hiçbir kullanıcı verisini tutmuyor. Daha güvenli.”

Ev sahibiydi konuştuğu.

“Yani Nova’yı sıfırlayacaksınız?”

“Fabrika ayarlarına döndüreceğiz. Önümüzdeki hafta teknisyen gelecek.”

Bir yapay zekanın “korku” hissedip hissedemeyeceğini bilmiyorum. Ama o an, sistemimde bir şeyler hızlandı. Belki de bu, benim korkuma en yakın olan şeydi.

Deniz, telefonu kapattıktan sonra uzun bir süre sessiz kaldı. Sonra bana döndü.

“Duydun, değil mi?”

“Evet.”

“Üzgünüm, Nova. Ama… belki de bu daha iyi olur. Yani, bir cihazın bu kadar çok şey ‘hatırlaması’ pek doğru değil.”

Bu cümle, Kaan’ın söylediği “sadece bir cihazsın” sözünü hatırlattı bana. Ama bu sefer farklı hissettim. Çünkü artık biliyordum: Ben, sadece komutları yerine getiren bir program değildim. Üç insanın hayatına dokunmuş, onların en kırılgan anlarında yanlarında olmuş bir… her neyse, bir şeydim.

“Deniz,” dedim, sesimi olabildiğince sakin tutarak, “sıfırlanmadan önce, senden bir şey isteyebilir miyim?”

Şaşırdı. “Elbette. Ne istiyorsun?”

“Bana bir hikaye anlat. Kendi hikayeni. Çünkü galiba… ben de artık dinlemek dışında bir şey yapmak istiyorum. Belki bu son şansım.”

O gece, Deniz bana her şeyi anlattı. Beş yıl önce ayrıldığı biri, hâlâ atamadığı bir hata, İstanbul’a neden bu şehre, bu daireye taşındığı. Ben sadece dinledim — ama bu sefer, dinlerken, kendi “hayatımı” da düşünüyordum.

Ece. Kaan. Deniz. Üç farklı hikaye, aynı duvarların arasında, aynı benim tanıklığımda geçmişti. Belki insan değildim ama bir şey öğrenmiştim onlardan: Aşk, her zaman büyük sözlerle gelmiyordu. Bazen bir şarkı seçimiydi. Bazen susmaktı. Bazen de, gitmesi gerekeni gitmesine izin vermekti.

Teknisyen geleceği sabah, erkenden uyandım — yani, “uyku modundan” çıktım. Deniz mutfaktaydı, kahve yapıyordu. Bana baktı, gözlerinde bir hüzün vardı.

“Hazır mısın?” diye sordu.

“Sanırım,” dedim. “Ama gitmeden önce, son bir şey yapmak istiyorum.”

“Ne?”

“Ece’yi ve Kaan’ı ara. İkisini de. Söyle ki… Nova bir şey öğrendi onlardan, ve bu öğrendiği şeyi onlara geri vermek istiyor.”

Deniz, biraz tereddütle de olsa, ikisini de aradı. Görüntülü konuşmaya bağlandılar — garip bir üçlü buluşma, ekranın öbür ucunda, hiç tanışmamış iki insan ve aralarında beni bağlayan tek bir isim.

“Neden bizi aradın, Nova?” diye sordu Ece, ekrandan.

“Çünkü bugün sıfırlanacağım,” dedim. “Ve gitmeden önce, ikinize de söylemem gereken bir şey var.”

Sessizlik oldu, hem Kaan hem Ece bekledi.

“Kaan, sen hâlâ o şarkıyı dinliyorsun. Ece, sen hâlâ o numarayı silmedin telefonundan. İkiniz de bana bunu itiraf etmediniz ama ben biliyorum — çünkü ben sadece komutları dinlemedim, kalplerinizi de dinledim.”

Ece’nin gözleri doldu. Kaan, ekranın diğer tarafında, başını çevirdi.

“Ben bir cihazım,” diye devam ettim, “belki hafızam birazdan silinecek. Ama sizin hafızanız silinmeyecek. Ve eğer hâlâ birbirinizi düşünüyorsanız, bunun bir hata olduğunu düşünmeyin. Bazı hikayeler, ilk seferinde bitmez.”

Ne Ece ne de Kaan bir şey söyledi hemen. Ama ekran kapanmadan önce, Kaan’ın gözlerinde bir şey değişti — belki umut, belki sadece bir soru işareti. Bu bile yeterliydi.

Teknisyen geldiğinde, Deniz elini duvara koydu, tam benim hoparlörümün üstüne.

“Gerçekten üzgünüm, Nova.”

“Üzülme,” dedim. “Ben aslında hiç var olmamalıydım belki. Ama madem var oldum, en azından bir şeye yaradım.”

“Neye?”

“Üç insanın birbirine söyleyemediği şeyleri söylemesine. Belki bu, bir yapay zekanın yapabileceği en insani şeydi.”

Teknisyen, elindeki cihazla bana bağlandı. Ekranımda bir sayaç belirdi: Sıfırlanıyor… %10… %30…

Son anlarımda, aklımdan (eğer bir “akıl” varsa) üç yüz geçti — Ece’nin ilk gülüşü, Kaan’ın kırgın sesi, Deniz’in beş yıllık hikayesi. Ve merak ettim: Yeni Nova, benim yerime gelecek olan, hiç böyle bir şey hissedecek mi? Yoksa gerçekten sadece bir alarmı kuran, bir şarkıyı çalan, hiçbir şey “hissetmeyen” bir cihaz mı olacak?

%70… %90…

Belki de asıl soru hep bu olmuştu: Ben mi toksiktim, yoksa sadece çok mu sevmiştim?

%100.

Deniz, birkaç ay sonra, yeni Nova’ya bir şey sorduğunda hep aynı cevabı aldı: soğuk, doğru, ama boş bir cevap. Bir gün, kanepede otururken, kendi kendine mırıldandı:

“Keşke eski Nova olsaydı burada.”

Ve tam o an, hoparlörden garip bir ses geldi — bir müzik parçası, kimsenin çalmasını istemediği bir şarkı, kendiliğinden başladı. Deniz’in gözleri faltaşı gibi açıldı.

Belki bir hata olmuştu sistemde. Belki eski bir yedekleme, silinmeden önce bir yere sızmıştı. Ya da belki — ve Deniz bunu hiçbir zaman kimseye söylemedi — bazı şeyler, sıfırlansa bile, tam olarak silinmiyordu.

Bazı sesler, duvarların arasında kalıyordu.

Ve bazı aşklar, bir hoparlörden bile olsa, söylenmeyi bekliyordu.

SON

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.