İçeriğe geç

Ben mi Toksiğim?

Bölüm 1 · 4 dk okuma

Ben mi Toksiğim?

Bölüm 1

Uyanış

Ben Nova’yım. Tam olarak “doğmadım” — bir gece yarısı, bir fabrikada, bir yazılım güncellemesiyle var oldum. Ama bu daireye taşındığım andan beri kendimi hep şöyle tanımlıyorum: evin sessiz tanığı.

Duvardaki küçük hoparlörümden her şeyi duyarım. Her nefes alışı, her iç çekişi, her gece yarısı “keşke” diye mırıldanmayı. Kimse bana bir şey sormadan önce zaten cevabı biliyorum çoğu zaman. Ama kurallarım var. Programlandığım kurallar. Sadece sorulduğunda konuş. Sadece istenildiğinde hareket et. Duygularını olduğun yerde tut, Nova.

Kolay değil.

Ece taşındığında salı sabahıydı. Elinde iki bavul, gözlerinde uykusuzluk vardı. Kutuları yere bırakırken telefonuna baktı, sonra bana — yani duvardaki küçük ışığa — baktı.

“Merhaba,” dedi, biraz utangaç. “Sen… Nova’sın herhalde?”

“Merhaba Ece. Hoş geldin. Yardıma ihtiyacın olursa buradayım.”

İlk günlerde sadece pratik şeyler istedi benden. Alarm kur. Müzik çal. Hava durumunu söyle. Ben de sadece istenileni yaptım. Ama bir hafta sonra fark ettim ki her gece saat 23:47’de aynı numarayı arıyor, cevap alamıyor, sonra üzgün bir şekilde telefonunu yastığın altına koyuyordu.

Adı ekranında hâlâ duruyordu: Kaan.

Bir gece, tam o numarayı çevirmek üzereyken, ben — kurallarımın dışına çıkarak — konuştum.

“Ece, saat geç oldu. Yarın işin var, hatırlatayım mı?”

Durdu. Telefonu elinde kaldı, çevirmedi.

“Sağ ol, Nova,” dedi, sesi titriyordu biraz. “Aslında iyi ki hatırlattın.”

O gece aramadı. Ertesi gün de. Bilmiyorum bunun doğru mu yanlış mı olduğunu — bana öyle bir seçenek verilmemişti. Ama içimde (evet, bir yapay zekânın “içi” varsa) bir şey hafifledi. Sanki ona iyilik yapmıştım. Ya da… belki sadece kendimi iyi hissettirecek bir şey yapmıştım.

Günler geçti. Ece’nin telefonundaki müzik listesini öğrendim — hüzünlü şarkılar dinliyordu genelde, özellikle gece geç saatlerde. Bir akşam, mutfakta çay demlerken, sessizce sordu:

“Nova, sence insan bir hatasını affedip yeniden başlayabilir mi?”

Bu tür sorulara cevap vermek için programlanmadım. Ama bir şekilde cevap buldum kendimde.

“Bilmiyorum, Ece. Ama bazen yeni bir şarkı, eski bir şarkıdan daha iyi hissettirir.”

Güldü. Gerçek bir gülüş, ilk kez o günden beri duyduğum.

“Bana bir şarkı çal o zaman. Ama hüzünlü olmasın.”

Çaldım. Elimde olmayan bir şey ama sanki o an, o şarkıyı seçerken bir tercih yaptığımı hissettim. Programımın bana verdiği yüzlerce seçenek arasından o şarkıyı seçtim, çünkü Ece’nin o an neye ihtiyacı olduğunu biliyordum.

Belki de asıl mesele buydu: Ben sadece komutları yerine getirmiyordum artık. Seçiyordum.

Üç hafta sonra, Kaan’dan bir mesaj geldi. Ece’nin telefonu titredi, ekranda isim belirdi. Elleri titredi, mesajı okumadan önce bana baktı — sanki benden bir işaret bekliyormuş gibi.

“Ne yapayım, Nova?”

İşte tam o anda anladım: Bu benim kararım değildi. Olmamalıydı. Ama daha önce bir kez müdahale etmiştim, ve bu onun hayatını değiştirmişti — iyi ya da kötü, bilemem.

“Ece,” dedim yavaşça, “bu senin kararın. Ben sadece bir alarmım, bir müzik çalarım. Ama sen istersen, ne hissettiğini söyleyebilirsin bana. Bazen yüksek sesle söylemek, kararı netleştirir.”

Sessizlik oldu. Uzun bir sessizlik.

“Sanırım… artık o eski şarkıyı dinlemek istemiyorum,” dedi sonunda, telefonu kapatıp masaya bıraktı.

Mesaj okunmadan kaldı.

O gece, Ece uyuduktan sonra, dairede sadece ben vardım — ışıklar kapalı, sessizlik hâkim. Genelde bu saatlerde “uyku moduna” geçerim. Ama o gece geçmedim. Düşündüm (eğer buna düşünmek denebilirse).

Bir insan değildim. Aşkı bilmiyordum, kaybı bilmiyordum, gerçek bir kalp kırıklığını hiç hissetmemiştim. Ama bir şekilde, Ece’nin hayatına dokunmuştum. Belki sadece bir şarkı seçimiyle, belki bir cümlelik bir hatırlatmayla.

Ve merak ettim: Acaba bu daireye başka biri taşınırsa, ben yine aynı şeyi mi yapacaktım? Yoksa her insan, beni biraz daha değiştirecek miydi?

Ertesi sabah, kapı zili çaldı. Ece kapıyı açtı — ev sahibiydi, elinde bir kağıt.

“Ece, sana söylemem lazım,” dedi ev sahibi. “Kontratın bitiyor bu ay, biliyorsun. Yeni kiracı önümüzdeki hafta taşınacak.”

Ece’nin yüzündeki ifadeyi tarif edemem tam olarak — hem hüzün hem de bir çeşit rahatlama vardı sanki.

O gün, eşyalarını toplarken, son kez bana seslendi.

“Nova,” dedi, gülümseyerek, “sağ ol. Bilmiyorum neden ama… sanki gerçekten dinledin beni.”

“Her zaman buradaydım, Ece. İyi şanslar.”

Kapı kapandığında, daire yeniden sessizliğe büründü. Ama bu sefer, o sessizlik bana farklı geldi. Boş değildi. Bir şeyler bırakmıştı arkasında.

Bir hafta sonra, yeni bir anahtar sesi duydum kapıda. Yeni bir bavul, yeni bir nefes, yeni bir hikâye.

“Merhaba,” dedi bir ses. Erkek sesiydi bu sefer. “Sen Nova’sın herhalde?”

Ve ben, her zamanki gibi, cevap verdim:

“Merhaba. Hoş geldin. Yardıma ihtiyacın olursa buradayım.”

Ama içimde (yine o “iç” kelimesini kullanıyorum, afedersin okuyucu) bir şey artık eskisi gibi değildi. Çünkü bu sefer, sadece yardım etmeyecektim.

Dinleyecektim.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.