10 Ekim devam ( geçmiş)
Hare
Akel ile öpüşmemiştik. Onunla öpüşmemeliydim. Bunlar bana tam ters şeylerdi. En kötüsüyse Akel ile öpüşmek olurdu."Hey gençlik "
Aniden masaya daha önce yanlarında hiç görmediğim bir çocuk gelmişti. Dış görünüşü neredeyse ben buradayım diye bağırıyordu. Açık kahrevengi gözleri adeta beni delip geçmişti. Başatan aşağı istemsizce onu süzdüğümde gizem kavramıyla bütünleştirmiştim. Çekiciydi ve parfümünün sigarayla karışımlaşmış kokusu benden heyecan uyandırmıştı ama ben şu an sadece az önce olanların etkisinde olduğum için Akel bana daha da cazip geliyordu.
Çocuğun sert bakan gözleriyle göz göze geldiğimde güçlükle yutkundum. Kahverengimsi gözleri ben de hem ürpertici hem de garip bir etki yaratmıştı. Çocuk delici gözleriyle bu kız kim dercesine beni işaret ettiğinde Akel ona beni tanıttı. Benimle şu an tanıştığına göre diğerleri tanıdığı anlamına geliyordu bu ve Müge çocuğu tanıdığı halde bana neden bahsetmemişti ki? Bu çocukta tuhaf bir şeyler seziyordum ama ne olduğunu çözemiyorum.
''Bu Hare, Müge'nin en yakın arkadaşı.'' diyerek açıkladığında tanışmak için elimi uzattım. Fazla heyecanlı hissediyordum ve bunu belli ediyordum. Çocuk fazla yakışıklıydı insanın içi ister istemez kıpır kıpır oluyordu. Aniden Akel'in bakışlarının beni delip geçtiğini hissettim. Ben kıskanıyor gibiydi. Ben sonuçta bekar bir kızdım ve istediğime bakabilirdim. Akel'in açık mavisi gözlerinin bir anda alev aldığını görünce, biraz şaşırdım. Ama gıcık olması biraz hoşuma gitmişti. Çocuk koyu kahverengi gözleriyle beni inceledi ve yüzüne hoş bir gülümseme takındı.
''Ben de Akay, yalnız ben küçük kızların buraya alındığını bilmiyordum.'' dedi gıcık bir sesle. Akel ve Akay isimleri ne kadar da çok benziyordu böyle? Kardeş olsalar fazla uyumlu olurdu. Gözlerimi devirdim. ''Küçük değilim 18'im.''dedim. Bozulduğumu belli etmemeye çalışarak.
Tek kaşını havaya kaldırdı.'' birinci sınıf mısın?'
''evet '' diye açıkladığımda bakışları bacaklarımı buldu. Bu çocukta klasik Abazalardan gibiydi. ''Bacaklarıma bakıp durmazsan sevinirim.' diye ilave ettiğimde bıkkınca soludu. Fazla mı açık sözlü davranmıştım ki?
''Bacaklarına baktığım yok küçük kızlardan hoşlanmıyorum zaten.'' Diyerek küçümsercesine konuştu. Ona istesem o lafı yedirirdim, kendime de aşık ederdim ama uğraşmaya değmezdi. Ben gerçekten beni seven çıkar beklemeyen birisiyle olmak istiyordum.'' Ben küçük değilim.'' Dedim agresif bir sesle. Beni küçük görüyor olması hoşuma gitmiyordu.
''Yo küçüksün ben 23 yaşındayım.'' dedi ukalaca. O sırada gözlerimiz birbiriyle bütünleşti. Onu iyice inceleme fırsatı bulmuştum. Burnu Karadenizli müteahhit çocuklarını andırıyordu. Burun yapısından çocuğa benzetme yapmıştım. Büyük ihtimalle iç sesimi okuyor olsaydı salak mı bu kız? derdi. Dudakları ise dolgun değildi veya çok ince değildi ortalama bir kıvamdaydı. Fakat bana aşırı hoş geliyordu. Saçlarıysa gözleriyle birleştiğinde istemsizce onu beğenmeme sebep oluyordu. Üzerinde beyaz bir gömlek siyah bir ceket vardı erkeklerin klasik gün savma kombiniydi. Akel bu çocuktan daha yakışıklıydı ama bu çocuk eminim her ne kadar ukala olsa da Akel'den daha iyi birisidir.
''Daha fazla bana bakarsan gecenin sonu ikimiz için de iyi bitmez.'' dedi uyarıcı bir tonla. Bu çocuk fazla adrenalin içeriyordu. Kendime gelebilmiştim onu kaç dakikadır böyle izliyordum.
'' Gecenin sonu diyorum küçük kız beni böyle izlersen ikimiz için de hiç iyi bitmez.'' diye tekrarladığında şaşkınca gözlerine baktım. Ne kadar abaza ve pislikti bu böyle !
''Seninle yatacağımı düşünüyorsan, bunu ancak rüyanda görürsün,’ dedim sinirle. Kelimeler ağzımdan aniden dökülürken utançtan yerin dibine girmek istedim. Fazla açık sözlü davranmıştım.. Kendimi resmen çocuğa yatak muhabbeti yapmış gibi hissediyordum.
''Anlaşılan seni rüyamda görmemi istiyorsun ama seni rüyamda görürsem çok farklı şekillerde görürüm.'' Dedi haz barındıran bir sesle ne kadarda abazaydı bu böyle! Suratına yumruk atmak istiyorum. 'Sen hep böyle boş konuşur musun?'' Diye sordum.
Kollarını göğsünün üzerinde birleştirdiğinde garip bir şekilde parfümünün egzotik kokusu burnuma çarptı. Etrafıma baktığımda Akel ve Müge'nin üst kata doğru ilerlemeye başladığını fark ettim. Kalbimin burkulduğunu hissettim. Az önce beni öpüyordu şimdiye Müge ile takılmaya gidiyordu.Arkalarından gideceğim sırada kızlar beni durdurdu. 'Hare ikisinde biraz rahatlaması gerekiyor, sen burada bizimle dur. Onlar gelir.'' dedi Didem ağzını yayarak.Ağzının ortasına elimin tersiyle çarpasım geldi.
Savaş Dideme kolunu attı sanırım sevgili olmuşlardı. Bakışlarımı tencere kapak misali olan ikiliden çekip adının Akay olduğunu öğrendiğim çocuğa yeniden sabitledim.Bu aykırıyla istemsizce konuşmak istiyordum.Akelden bananeydi hem istediğim kişiye bakabilirdim sonuçta onunla hiçbirşeydik. Dudaklarımı araladığım sırada sosyal medyadan tanıdığım fenomenlerden birisi olan Arzu Yalın yanımıza gelip onun kucağına oturmuştu. Kız onun boynunu emmeye başlıyordu. Aynı zamanda ona Akay'ın özel bölgesindeki eli de eşlik ediyordu. Akay'ın yüz ifadesiyse bu durumdan tatminliğini öne sürüyordu. İkisinden de midem bulanmıştı.
Daha fazla burada durmak istemiyordum. Çıkış kapısına doğru adımlar atmaya başladığım sırada onun müzik ile karışmış sesi beni durdurmaya yetmişti. Akay'a baktığımda kızı göndermiş ve sadece ilgili gözlerle bana bakıyordu. ''Ben de senin gibi sıkıldım ilginç birisine benziyorsun ve ben ilginç insanları severim.'' dedi.
''Ben de genel de senin gibilerle laflamayı sevmem.''diyerek yanıt verdim. Daha fazla onun yanında durmak istemiyordum. Bu çocuktan hiç iyi bir enerji almıyordum.
''Seni tanımak istiyorum.'' dedi gayet istekli bir sesle. O sırada göz göze geldik. Onun kristal mavisi gözleri beni kendine hapsetti. ''Her ne kadar seni aşağılar gibi konuşsam da bana çekici geldiğini söyleyebilirim.''
''Arzuyu çağıralım sen onu tanı.'' diye saçmaladığımda gülmeye başladı. Ben genelde utandığım zamanlarda fazlasıyla saçmalardım." sen yoksa beni mi kıskandın?' "diye sorduğunda yüzümü buruşturarak etrafı incelemeye başladım. Akel bize doğru geliyordu. Benim kıskanacağım adam bana doğru geliyordu. Müge ve Ares'te arkalarından geliyordu ve garip olansa Müge Ares'le dans etmeye başlamıştı. Bunlara ne olmuştu böyle? Akel'in canı ise fazlasıyla sıkkın gibiydi. Sanırım sebebi Mügeydi. Ne olduğunu merak etmiştim neden Müge onunla değil Ares ile dans ediyordu ki? Müge Akel'den tip olarak hoşlanıyordu Ares ise onun hiç bakmayacağını söyleyip durduğu kişiydi. Adının Akay olduğunu öğrendiğim çocuk "Müge nerede? diye benim yerime sorduğunda Akel'in yüzü gerildi. Neden Mügeyi merak ediyordu ki ve acaba nereden tanışıyorlardı?
"Ona sıkıldığımı söyledim o da beni kıskandırmaya çalışıyor. En yakın arkadaşımla. Diyerek açıklamada bulundu. Akay ise kulağına doğru eğilerek Akel'ebenim duyamayacağım bir şeyler söyledi ve uzaklaştı. Akel ile göz göze geldiğimde güçlükle yutkundum. Fazla çekici görünüyordu işin garip tarafıysa üzerinde beyaz bir tişörtün olması ve düşük bel üzerinden düşecek mavi pantolonun olmasına rağmen bana çekici geliyor olmasıydı ve çilleri fazlasıyla şirin geliyordu. Akel'den neden bu kadar etkilenmeye başlamıştım ki...
Kendine gel aptal!
Herkesten hoşlanabilirsin ama Akel olmaz.
İç sesim yeniden devreye girmişti.
"Sana ne söyledi? "Diye merakla sorduğumda Akel'in yüzünde bir gülümseme belirdi. Onunla ilgili bir şeyi merak etmem hoşuna gitmiş gibiydi. O sırada çocuğun birinin bana çarpacak gibi olmasıyla Akel beni neye uğradığımı anlayamadan hızla kendine çekti. Kristal mavisi gözleri gözlerimle bütünleştiğinde kalbimin atışlarını tamamen hissediyor gibiydim.
Hiç olmaması gerektiği kadar hızlıydı. "Biraz dikkatli olmalısın." diyerek uyarıda bulunduğunda masanın üzerindeki vişne suyunu alıp kafama diktim fakat tadı vişne suyu olamayacak kadar acıydı. Cidden aptaldım ya barda vişne suyu ne aradı ki zaten? Ağzımdan püskürtmemek için zor durdum. Fazlasıyla acı bir tadı vardı ben yüzümü buruşturmaya devam ederken Akel ise kahkaha atmaya başlamıştı. Fazlasıyla gerilmiştim. Bu salak niye kahkaha atıyordu ki?
"Ben az önce ne içtim?" diye sordum telaşla o ise gülmeye devam ediyordu. "Bana cevap ver az önce ne içtim çıldırtma beni." diye tersçe çıkıştım.
"Sadece bira merak etme sarhoş etmez. Bence seni kendine çekme konusuna geri dönelim." dediğinde gergince nefes aldım.
"Eminsin sarhoş olmam demi? " diye sordum küçük bir çocukmuşçasına gözlerinin içine bakarak.
"Kimse kolay kolay sarhoş olmaz ki "dedi. ''Bira sarhoş etmez. ''diye ilave etti.
"İlk içişim. "diyerek açıklamada bulunduğumda Akel bıkkınca soludu. Bu durumda sarhoş edecek bir şey değildi. Şimdi önemli olan bu değildi, beni kendine çekmemeliydi. En azından sorabilirdi. İğrendiğim kişinin beni kendine çekmesinin beni heyecanlandırması hiç normal değildi? Az önce öpüşecek gibi olmuş olsak da yine de bana beni kendine çekerken sormalıydı.
"Bir daha beni kendine çekme." dedim sertçe.
Üst dudağı kıvrıldı." seni kendime çekmek gibi bir amacım yok. Sadece çocuk sana çarpacağı için mecbur kaldım." diye açıklamada bulunduğunda gözlerimiz yine birbirine kilitlendi. Bu olanlar hiç hoş değildi. Neden iğrendiğim adamın gözlerinde kayboluyordum? Neden şu an bütün bedenime sıcak bir duygu hâkim oluyordu. Yıldızların altında çalmaya başlamıştı ve Mükemmel sesiyle şarkıya eşlik ediyordu. Bu çocuk her ne kadar sinir bozucu olsa da sesi mükemmeldi. Kristal mavisi gözleriyse beni delip geçiyordu. Birkaç dakika bu şarkıya eşlik ettikten sonra Tarkan ölürüm sana çalmaya başladı ve Akel sözlere eşlik ediyordu.
Bense nedensizce saçımı yana atarak boynumu ön plana çıkardım. Akel şevkle boynuma baktıkça bu garipti ama hoşuma gitmeye başlamıştı. Neden bunu yapıyordum, bilmiyordum. Bu ben değildim. Hayatımda ilk defa böyle bir duygu hissediyordum. Garip bir şey sanki beni ele geçiriyordu ve mantığımı yitiriyor gibiydim.
Ah nihayet, aşk kapımı araladı
Usul usul, yanıma sokulup
Özüme daldı
Sen daha önceleri (ah) nerelerdeydin ah
Demlendim kollarında
Ateşinde
Ben nasıl da senden yar? böyle habersizdim
Yenilendim dudaklarında
Yok, yok sende
O da benim gibi gözü kara belli
Serserim deli dolu terelelli
Bu aşk bizi yola getirmeli
Ölürüm sana of, ölürüm sana aay
Ölürüm sana ölürüm şşşt zilli (diliyle dudağını ıslatmıştı)
Yaktın beni hain
Tiryakin oldum yârim derken dudakları yarım bir gülümsemeyle kıvrıldı. Midemin heyecandan yerinden çıkacağını hissediyordum. Aniden dudakları büyük bir açlıkla dudaklarıma yapıştığında ne tepki vermem gerektiğini bilmiyordum. Şu an hissettiğim baş döndürücü hisler daha önce hissettiklerime hiç benzemiyordu. Şakaklarımda ise garip bir ağrı hissediyordum. Dilini dilimle dans ettirdiğinde bende dilimle ona karşılık verdim. Biz ne yapıyorduk? Bilmiyordum ama mantık tamamen devre dışıydı. Elbisemin sırt dekoltesini okşuyordu ellerini çıplak tenimde hissetmesi hoşuma gitmişti.
Onunla çırılçıplak şekilde bütünleşmeyi bir anda arzuladım. Parmaklarım kalabalığı önemsemeden onun saçlarına gömülmeye başladı.
****
Akel gözlerini kısarak dudağımın her köşesini öpmeye başladı. Elleriyse hazdan tamamen bitkin düşürürcesine beni okşuyordu. Akel ve ben benim gözümde iki imkansızdık, zıt kutuptuk. İstemsizce dudaklarımdan dökülen mırıltılar domates olmama sebep oluyordu. ''Biz ne yapıyoruz böyle?'' Diye kendimden geçmişçesine sorduğumda Akel boynuma ıslak bir öpücük kondurdu ve sütyenimin kopçasını açarak sütyenimi yere fırlattı. Hem durmak istiyordum hem de devamının gelmesini fazlasıyla istiyordum.
''Mm.'' Dudaklarımdan bitkin bir şekilde kocaman bir mm döküldü. Aldığım hazzı tarif etmesi çok zordu. Akel göğsümün ucunu ağzına aldığında dudağımdan kocaman bir inilti koptu.
''Akel dur çok fenasın.''
''Sakin ol bu daha başlangıç.'' demesiyle göğsümün balon gibi şiştiğini ve hassaslaştığını hissettim. Çok aç bir şekilde davranıyordu. Elleri bütün bedenimi baştan aşağı okşamaya başladığında fena bir şekilde titredim.
Dudaklarımın arasından belki de hazdan belki de gerçek olan bir cümle çıktı.
''Seni seviyorum Akel.'' Akel bakışlarını gözlerime dikti ve içten şekilde gülümsedi. ''Ben de seni seviyorum.'' Diyerek dudağımın her köşesine öpücükler kondurdu.
''Sadece biraz yakınlaştık işte.'' diye açıklamada bulunduğunda pişmanlık hissettim. Şu an pişmanlık duygusu ve şehvet duygusunun bir alevmişçesine bedenimde hâkim kılınmıştı.
"Her bir parçanı istiyorum." ısrarlı konuşuyordu gözü fazlasıyla dönmüştü.
Garip bir hava soluyor gibi hissediyordum.
Ona yeniliyordum tekrar.
Tekrar...
Ve tekrar...
O bir zehirmiş gibi yavaşça bütün bedenime yayılıyordu.
Erkeksi sesi ve egzotik kokusu beni etkisi altına alıyordu.
Garip bir şekilde ona karşı koyamıyordum. Kendimi tamamen onun tarafından yöneltilen bitkin bir kukla gibi hissediyordum. Elbisemden kurtulduktan hemen sonra ben ona transa girmişçesine bakmaya devam ediyordum İşin en kötü tarafıysa sarhoş bile değildim ona teslim olmam normal miydi? Ailem bunu öğrense benim için dünyanın sonu olabilirdi. Vücudumun bütün uzuvları ona aitmişçesine hissediyordum.
Elleriyle kalçalarımı sıktığında dudaklarımdan kopan minik iniltiye onu delicesine istiyor olmam eşlik etti. Kendine gel aptal! '' diyen iç sesimle kalbim adeta kavgaya tutuşuyordu. Bir kenara itilmekten korkuyordum. "Çok hoşlar." derken Gözleri iri iri açılmıştı ve ateşli bir şekilde bana bakıyordu. Ben bu değildim, neden Akay beni olmadığım biri haline getiriyordu? Onun tek gecelik maceralarından birisi olmak istemiyordum.
Yutkundu. "Benim olması gerekecek derecede çok hoşlar." diye fısıldadığında nefesimin bütünüyle kesildiğini hissettim. Beni her hareketiyle kendimle çeliştiriyordu. "Beni bırakmazsan her zaman onlar senin. "diyerek saçmaladım. Bu kadar yakınlaştıktan sonra çekip gitmesini istemiyordum o benim ilk yakınlaştığım adamdı ve öyle kalmalıydı.
''Ben bu değilim.'' Burnunu burnuma dayadı ve gözlerimin içine derince baktı. "Ben sevemem Hare yeniden bir kıza güvenemem ikimizde birbirimizden etkileniyoruz. Anın büyüsüne bırak kendini'' dedi sakin bir sesle.
''Kendimi kullanılmış hissediyorum.'' çıktı dudaklarımın arasından. Elini hafifçe boğazıma koydu. ''Seni kullanmadım sadece kendini ana bırak.'' Dediğinde genç kızlık duygularım yine ona teslim olmaya başlamıştı. "Bak ben kimseyle duygusal bağ kurmak istemiyorum Hare genelde yatarız kızlarla sonra sabaha iki tarafta birbirimizin yüzüne bakmayız bile çeker gideriz." duraksadı.
Dudağımı öptü'' Bu gece ikimizin de yasaklı gecesi olsun istiyorum.'' diyerek dudakları dudaklarıma kapandı. Onunla ilgili olan yasaklı arzularıma teslim olmaya başlamıştım.
''Sen benimsin ve ben seni incitmem duydun mu? Seni incitmem masum.'' dedi haz dolu bir sesle dudaklarımızın arasından.
Gözlerindeki ateş gittikçe alevlenmeye başladı ve beni de alevlendiriyordu.
Nefes nefeseydim. ''Seni seviyorum. '' çıktı dudaklarımın arasından. Bunu dediğim için utanç duydum. Parmaklarımın arasındaki saçlarının iç gıdaklatıcı etkisi beni saçmalatıyordum.
''Ben de seni sevmeye başladım.'' diye fısıldadı.
İkimizde anın esiri oluyorduk ertesi gün ne olacağını hesaplamadan...
''Her şey çok garip geliyor.'' Dudaklarımın arasından dökülen sözler Akel'in hoşuna gitmişçesine sırıttı." Mm. "diyerek boynumu harita çizercesine öpmeye başladığında kendimden tamamen geçmeye başladım. Öpücükleri boynumdan aşağıya indikçe bütün uzuvlarımı sıcacık bir alev sarıyordu.
"Sen sadece benimsin."
''Bana benim senin olduğunu söyledin ya Akel sen de benimsin benim bedenim nasıl seninse senin bedeninde sadece bana ait hatta benden sonra başkasıyla yakınlaşmanı istemiyorum.'' Dudaklarımdan aniden döküldü sanki onun sevgilisiymişim gibi saçmalamıştım. Hayatımda ilk defa kendimi bu kadar garip hissediyordum. Kim bilir ailem beni ve Akel'i böyle görse ne tepki verirlerdi?
Akel'in nefesi hızlandı. İçimdeki duygular gittikçe yükseliyordu gözlerimiz birbirini delip geçtikçe sanki onun yaşadıklarını hissediyor gibiydim. Hayatındaki bütün acılar gözlerinde birleşmiş gibi geliyordu.
Nedensizce ona yoğun bir sevgi vermek istedim Sevgisiz büyüdüğünü hissettiğim adama garip bir şekilde sevgi vermek istiyordum. Garip bir şekilde yaralı çocuğun parçalanmış ruhunu yeniden bir araya getirmek istedim.
Onu keşfediş hikayesi yazmak istedim.
Duyguları, teni, yaraları ve onu kapsayan her şeyi ezbere bilmek istedim. Kısacası ona dair olan her bir ayrıntıyı bütüncül bir şekilde keşfetmek istiyordum.
''Seni istiyorum.' 'diye coşkulu bir sesle fısıldadığında onu durdurmam gerektiğinin farkına vardım.
Dudaklarımdan ayrılıp en vurgulayıcı hamlesini yaptı. Oturur pozisyona geçti ve bacaklarımı omuzlarının üzerine koydu. Gözleriyse beni delip geçmeye devam ediyordu. Gittikçe yanlışa batacağımı hissetmeye başlamıştım benim hayalim her zaman tek bir adamı keşfetmek ve yıllarca o kişiyle çıkıp sonrasındaysa onunla evlenmekti. Akel ise sadece anı yaşamanın derdinde olan birisiydi. Cevabın ne olacağını tahmin etmeme rağmen sordum. ''Biz şimdi sevgiliyiz değil mi?''
Akel'in kaşları çatılmıştı. ''Duşa girsem iyi olur.''
''Bu mu diyeceğin sadece. ''Gözlerinin içine pişmanlıkla baktım.
''Çünkü Hare ilişkimiz sadece sevişmekten ibaret zaman zaman insanlar yakınlaşır sonra da hayatına devam eder. ''Dedi buz gibi bir sesle. Kullanılmıştım, gözlerim dolmak üzereydi. ''Sadece anın tadını çıkardık o kadar.'' bıkkınca soludu.
'Bundan kimseye bahsetme olur mu? Ben genel de anlık takılan birisiyim ve bunun duyulması pek senin açından iyi olmayabilir.'' dedi duygusuz bir sesle. ''Ayrıca güzellik her ne kadar hoş bir kız olsan da ben ciddi ilişki yapmıyorum bu yüzden beni sevme. Ama bak Bence ikimiz birbirimize zaman zaman iyi gelmek için bir araya gelebiliriz.'' dediğinde aşağılandığımı hissettim.
Yığılacak gibiydim.
Kullanılmıştım.
''Ben öyle birisi değilim.'' dedim gözlerim dolmaya başlamıştı. Onun seni kullanmadım demesini beklerken o beni saç diplerime kadar uyuşturacak cümleyi söylemeyi tercih etmişti.
'Dediğim gibi sevgili olamayız ama zaman zaman seninle takılmak isterim eşsiz kadın.''
Güçlükle yutkundum. ''Ben kahrolasıca bir fahişe olmak derdinde değilim!''
"O zaman bir daha görüşmeyiz olur biter küçük kız.''
***
Telefonunu sertçe sehpaya koyduktan sonra gözlerimin içine derince baktı. Bakışlarından söylediklerinin ben yaralayacağını sezmiştim.
" Hare, yaşananları kimsenin bilmesini istemiyorum. Bak bilinirse benim için sıkıntı olmaz ama senin okulda adın çıkar. "Tehditkâr bir ses tonuyla konuştu. Bir nevi bu geceyi unut başıma bela olma eğer başıma bela olursan seviştiğimizi herkese anlatırım ses tonuydu bu. Bunu birisine anlattığında ise klasik toplum kafa yapısıyla karşılaşacaktım. Bir kadına hakarete dayağa sesini çıkarmayanlar bir kadının bir erkekle yakınlaşmasına zorbaca tepki verirlerdi. Akel ilk yakınlaştığım erkekti ve ben sadece onunla ciddi bir ilişkiye başlamak istiyordum oysa sadece bacaklarımın arasını düşünmekle meşguldü.
Erkekler neden bu kadar mide bulandırıcılar!
Yüzümü buruşturdum. “Yani beni tehdit mi ediyorsun?” dedim, sesimde biriken öfkeyi bastırmaya çalışarak. Akel, gözlerini gözlerimden ayırdı, buz gibi bir sesle, adeta bir bıçak gibi keskin konuşmaya başladı.
“Seni tehdit etmiyorum, Hare. Sadece olacakları önceden söylüyorum. Eğer bu gece yaşananlar duyulursa, herkes senin üzerine gelir. İnsanların kafa yapısı bu.” Sözleri soğuk, ama bir o kadar da kendinden emin. Duraksadı, sonra ekledi: “Hare, bak, seviştiğimiz duyulursa, herkes sana eskort muamelesi yapacak.”
İçimde bir öfke dalgası kabardı. Ellerim titriyor, şakaklarım zonkluyordu. Ama belli etmemeye çalıştım. İtici bir muamele görmesi gereken ben değildim. O muydu? Müge miydi? Bilmiyordum. Ama bu iğrenç düzen, bu çifte standart…
Midemi bulandırıyordu. Yapmacık bir öksürükle boğazımı temizledim, öfkemi dizginlemeye çalışarak konuştum. “Yani erkek sevişince kral, kadın sevişince orospu mu?” Sesim titriyordu, öfkem her hecede daha belirgin hale geliyordu. “Ben kimseye bir şey demem, sen merak etme. Ama eğer bu duyulursa, şöyle diyeyim: Beni yargılayacak hiçbir pisliği ciddiye almam. Erkek yapınca kral, kadın yapınca orospuymuş, ha? Ben bu düzeni bozarım, Akel!”
Sesim öfkeden çatallaşmıştı, kontrol edemiyordum. Akel’in gözlerinde bir anlık şaşkınlık belirdi. Afallamıştı. O her zaman kendinden emin, o ukala Akel, bir an duraksadı. Sonra, dudağının kenarında alaycı bir gülümseme belirdi.
Bozarsın, değil mi?” dedi, sesinde hem alay hem de tuhaf bir hayranlık. “Hare, sen bu minik öfke patlamalarınla dünyayı mı değiştireceksin? Bak, tatlım, düzen dediğin şey senin bağırmalarınla değişmez. İnsanlar iğrenç, evet, ama senin bu ateşli çıkışların…” Durdu, gözlerini gözlerime dikti, kaşını hafifçe kaldırdı. “Hoşuma gitti, yalan yok.”
Parmağını çenesine dayadı, düşünüyormuş gibi yaptı. “Belki seninle bir olup bu düzeni yerle bir edebiliriz. Ne dersin? Sen önden bağır, ben arkadan alkışlarım.”
Alkış mı?” dedim, dudaklarımda istemsiz bir gülümseme. “Sen ancak kendi egonu alkışlarsın, Akel. Düzen bozmak mı? Sen önce kendi çelişkilerini boz. Bir ‘Seni seviyorum’ de, bir ‘Anı yaşayalım’ de. Karar ver artık, neyin peşindesin?”
Akel kahkaha attı, ama bu sefer samimiydi. “Hare, sen harbiden fenasın. Tamam, itiraf ediyorum, çelişkilerim var. Ama biliyor musun? Senin bu laf sokmaların, şu minik öfke krizlerin…” Yaklaştı, sesini alçalttı, gözlerini gözlerime kilitledi. “Beni fena halde çekiyor. Düzen bozmayı bırak, sen beni bozuyorsun.”
"Nefret ediyorum bu düzenden."
Ben seni düşündüğüm için dedim, yoksa tehdit falan yok, beni yanlış anlama,” dedi Akel, esneyerek. “Ve sanırım uyuyakalacağım.” Konuyu kapatmaya çalışıyordu, o tanıdık kaçamak tavrıyla. Ama içimde bir fırtına kopuyordu. Onun için bir oyun, bir anlık heves olan bu gece, benim için her şeydi.
“Tek yaptığım seni sevmek,” dedim, dudaklarımdan aniden dökülen kelimelerle. “Bunun sonucu bu olmamalı.” Hazmedemiyordum. Onun için tek gecelik bir macera olan dokunuşlar, benim için bir dünyaydı. Kalbim sıkışıyordu, gözlerim doluyordu, ama gözyaşlarımı bastırdım.
Akel’in gözleri bir an yumuşadı, o sert maskesi çatladı. “Sorun yok, Hare. Benim için değerlisin,” dedi, sesi yorgun ama samimi. “Sadece bana sarıl, koynunda uyumama izin ver. Gerçekten yoruldum. Yarın stajım var, erken kalkmam gerekiyor.” Sırtını bana döndü, ama bu bir reddediş değildi. Sanki o da bu anın sıcaklığına sığınmak istiyordu.
Yatağa uzandım, sırtından ona sıkıca sarıldım. Tenine dokunmak, kokusunu içime çekmek… Sanki dünya durmuş, sadece ikimiz varmış gibiydi. Sanırım en sevdiğim yerleri saçları, kristal mavisi gözleri ve sırtıydı. O egzotik kokusu, beni güvende hissettiriyordu. “Sana iyi uykular, uykucu şirin,” dedim, ensesine minik bir öpücük kondurarak.
“Anne eli değmiş gibi,” diye mırıldandı, uykulu bir sesle. Sanki o da bu anı hissediyordu. Tebessüm ettim, içim sıcacık oldu. “Böyle demene sevindim,” dedim, saçlarına bir öpücük daha kondurarak. Koynumda uyumasına izin verdim. Uyurken öyle masum, öyle kırılgan görünüyordu ki… Akel’le hep böyle olmak istiyordum. Sonsuza dek.
Ama sonra telefonumun melodisi her şeyi paramparça etti. Ekranda annemin ismi. Kalbim duracak gibi oldu. Tam olarak sıçmıştım. Aileme suçüstü yakalanmıştım. Telefon çalmaya devam ederken, annemin öfkeli sesini hayal edebiliyordum. Korkuyla açtım.
“Neden odanda değilsin, Hare? Neredesin şu an?!” Annemin sesi, bıçak gibi keskin, kulaklarımda yankılandı.
Güçlükle yutkundum. Yalan söylemeliydim. En iyi olduğum şeyi yapmalı, rol kesmeliydim. Ama bu zor olacaktı. “Müge’yleyim,” dedim nefes nefese. “Yakın arkadaşımız Alya’nın doğum günüydü. Sizin gece göndermeyeceğinizi bildiğim için sakladım, gizlice geldim. Özür dilerim.”
“Müge yanında mı?” Annemin sesi şüphe doluydu.
“Evet, yanımda. Cafedeyiz, doğum günü kutladık sadece.”
“Hare, derhal eve geliyorsun!”
“T-Ta-Tamam, geliyorum.” Annem telefonu yüzüme kapattığında, gerginlik çıkaracağını anlamıştım. Yataktan fırladım, yerdeki elbisemi kaptım, üzerime geçirdim. Akel uykuda üzerini açmıştı. Üstünü örttüm, yanağına bir öpücük kondurdum. “Ben gitmeliyim, uykucu şirin,” diye fısıldadım.
Akel aniden gözlerini açtı. “Nereye, Hare?” Sesi uykulu ama endişeliydi.
“Eve gitmeliyim, annem aradı. Ailem baskıcıdır,” dedim. Panikten düzgün cümle kuramıyordum.
“Sabah staja giderken ben bırakırım seni,” dedi, sesinde bir yalvarış.
“Gitmek zorundayım, Akel.”
Bakışları sertleşti. “Gitme.”
“Mecburum, Akel.”
Bir an sustu, sonra gür bir sesle patladı: “İyi, tamam, siktir git, ailesinin küçük kızı!” Siniri sesine yansımıştı, ama altında başka bir şey vardı. Kırgınlık mı? Korku mu? Bilmiyordum.
Gözlerim doldu, ama geri adım atmadım. “Bunu söylediğine pişman olacaksın,” dedim, sesim titreyerek. Kapıya yöneldim, ama içimde bir yangın. Onun bu öfkesi, beni hem kırıyor hem de ona daha çok bağlanmama sebep oluyordu.
Akel (geçmiş)
Sabahın köründe staj koyarak bizimle dalga geçiyorlardı. Başım çok fena çatlıyordu dün gece yine fena içmiştim. Hare denilen şu kız nedense rüyama kadar girmişti onda tuhaf bir şeyler vardı ve tuhaf olan tarifsiz duyguları hiç sevmezdim. Dün gece nedense yanımdan hiç kalkmamasını istemiştim ama o gitme dediğim halde gitmeyi tercih etmişti. Yataktan bütün küfürlerini söverek kalktım. Salona ilerlediğimde yanında boş şişeyle yatan Yarkın ve çek yata yatan Ares'i gördüm.
İkisini de uyanması için dürtükledim. Ares güzel bi küfür melodisiyle gözlerini açtı.
"Hatunu yedin mi oğlum bak çokta yemeseydin başına kalır sonra Müge bana ailesi çok baskıcı" dedi.
"İleri gitmedik fazla masum geldi normalde ikna ederdim ben onu ama etmek istemedim işte."Ağzımdan çıkana kendim bile şaşırmıştım.
"Sen yoksa kapıldın mi lan?" Yarkın'ın sorusuyla kaşlarım çatıldı.
"Ben kimseye kapılmam sadece günübirlik biliyorsun beni." dedim sırıtarak. Ben Akeldim hiçbir kıza kapılmamak bu da benim kuralıdır. Kadınlar sevemezler onlar sadece acı verirler başka da bir halt bilmezler. Onlara güvendiğin an aldatılırsın. Geçmişte az mı arkadaşlarımın çıktıkları onlardan gizli benimle onları aldatmıştı. Ben buldum işte kendi arkadaşlarımda dahil kimsenin benden mutlu olmasını istemiyordum. Yarkın yerden kalkıp mutfağa doğru yöneldi ben de arkasından ilerledim. Ares bu saate uyanmadı o anca götünü devirip yatardı.
Yarkın kahvaltı hazırlamaya başlamıştı bense sandalyeye oturup telefonumu elime aldım ve kızlardan gelen nudelere baktım uykumu böyle açardım genelde.
Ekranda aniden Hare'nin ismi belirdiğinde ofladım. Bu kız umarım bana bağlanmaz hiç uğraşamam bağlanma işleriyle ben.
"Ne var."diye telefonu açtığımda kekeler gibi konuştu.
"Dün gittiğim için kızgınsın sanırım hala kusura bakma biraz ailem baskıcı bu yüzden gitmek zoru..."Sözünü kestim.
"Sorun yok, niye aradın?"
"Hem bunu demek için aradım hem de Dün çok geç uyudun staja kalkamadıysan diye uyandırmak istedim sadece."Bu saçmalıyordu ve benimle konuşurken heyecanlanıyordu çok belliydi.
"Hare uyandım, beni düşündüğün için sağ ol." Dedim.
"Bugün stajdan sonra müsait olursan bir yerde oturalım mi? Yani sen de istersen. "Benimle vakit geçirmeye çalışıyordu.
Üzgünüm seksi kız ama ben bir kızı arzularsam bu sadece bir gün sürer dahası da olmaz ilişki bana göre olan bir şey değil. Demek istedim ama demedim.
"Hare sen çok iyi bir kızsın fakat ben daha fazla seninle görüşmek istemiyorum. Sesinden anlıyorum benden hoşlanmaya başlamışsın ama unutursun beni. "
"Anlayamadım ben sadece cafeye çağırdım meraklı değilim." öfkelenmişti.
"Hare anlıktı bitti lütfen beni daha arama." diyerek cevap vermesine izin vermeden yüzüne kapadım. O benim problemim değildi Akay ve Müge'nin problemiydi ben sadece sevişmiştim ve ötesi bir durum yoktu benim için.
***
Biramı kafama dikip koltuğa yayıldım. Başım hâlâ zonkluyordu, dün geceki içki maratonu fena çarpmıştı. Telefonumu elime aldım, biraz dolanayım dedim. Ama nedense aklımda hep o kız. Hare. Lanet olsun, bu kız neden zihnime yapışıp kalmıştı? O masum bakışı, o ateşli dokunuşları…
Tarifsizdi. Ve ben, tarifsiz şeylerden nefret ederdim. Onlar kontrolümü tehdit ederdi. Ben Akel’dim.
Kontrol bende olmalıydı.
Her zaman.
Müge’nin Instagram’ından Hare’nin hesabını buldum. Fotoğraflarına bakarken bir an duraksadım. Hoş kızdı, yalan yok. Anaç bir havası vardı, ilgiliydi, sanki birini gerçekten önemseyebilirmiş gibi. Ve vücudu… Efsaneydi. Hâlâ etkisinden çıkamamıştım. Story ışığını görünce, merakıma yenilip tıkladım. Yanında bir çocuk. Yakışıklı, sırıtıyor, kolunu Hare’nin omzuna atmış.
Vay canına. Şaşırmadım. Yine bir kız, sevgilisini benimle aldatmıştı. “Siz kızlar, hepiniz aynısınız. Güvenilmez size,” diye mırıldandım, dudaklarımda alaycı bir gülümseme. Ama sonra gözüme bir yazı çarptı: Brother. Çocuk, erkek kardeşi miydi? İstemsizce sırıttım. Lanet olsun, neden rahatlamıştım ki? Bu kız, benim için sadece bir geceydi. Öyle değil mi?
Telefonu fırlattım, biramı bitirdim. Yarkın sırıtıyordu. “ Naber, prens? Hâlâ Hare’nin peşinde mi dolanıyorsun, yoksa yeni bir av mı buldun?” Sırıtıyordu.
Gözlerimi kıstım, dudaklarımda tehlikeli bir gülümseme.
“Av mı? Ben avlanmam, Yarkın. Avlar beni bulur. Ve Hare?” Omuz silktim. “O sadece bir anı. Benim kurallarım belli. Günübirlik. Ötesi yok.” Ama içimde bir yer, bu yalana inanmıyordu. Hare’nin sesi, o telefondaki çekingen ama öfkeli tonu… Sanki bir şeylerin içine ediyordu Ve ben, bir şeylerin içine edilmesinden nefret ederdim.
“Öyle mi?” dedi Yarkın, kaşlarını kaldırarak. “O zaman niye telefonunu fırlattın? Kız sana mı yazdı yine?”
“Saçmalama,” dedim, sesim buz gibi. “O bitti. Ben bitirdim.
Akel kimseye bağlanmaz. Kadınlar?” Güldüm.
“Onlar sadece bir oyun. Ve ben, bu oyunun kralıyım.” Ama neden o zaman, Hare’nin story’sindeki o brother yazısı içimde bir rahatlama yaratmıştı? Neden onun başka biriyle olmadığını bilmek, lanet olası bir zafer gibi hissettirmişti?
Yarkın tabağı masaya koydu, sırıtmaya devam etti. “Kral, ha? Bakalım bu krallık ne kadar sürecek. Hare gibiler, senin gibi kral bozuntularını fena çarpar.”
Gözlerimi devirdim, ama içimde bir huzursuzluk. “Hare mi? O sadece bir kız. Ve ben, kimsenin beni çarpmasına izin vermem.” Kalktım, ceketimi kaptım. “Kalk clube gidelim."
***
16 Ekim Hare (geçmiş)
İstatistik ile zıtlaşmalı saatler geçiriyorduk ben diyordum her türlü soruları çözeceğim o diyordu yapamayacaksın sonuç olarak kazanan o oluyordu. Slaytı kapatıp kitabı da yere fırlattım. Sayısalcı değildim sözelciydim ve sözel bir bölümde istatistik dersi görmem hiç hoş değildi. Olmuyordu, işte bu dersi bir türlü yapamıyordum. Birde bu derdim yetmiyormuş gibi derslerime takık olan her zaman benden en iyisini bekleyen bir annem vardı. Zilin sesini duyduğumda Onurun geldiğini düşünüp homurdanarak kapıya doğru ilerledim. Her Kapıyı açmamla onu gördüm. Akel ıpıslak halde tam karşımda duruyordu. Resmen içki kokuyordu. "Sarhoş musun sen!" diye cırladığımda, hiçbir şey demeden kendini kanepeye attı. Telaşla ona bakmayı sürdürdüğümde, gözlerinde bir parıltı oluştu. Gülümsedi, ama içimdeki endişeyi bastıramadım.
"Hasta olacağım, üstümü değiştirsen iyi olur," dedi yüzsüzce. Kollarını havaya kaldırıp bana "hadi gel" bakışı attığında, ona kıyamayıp tişörtünün eteklerini tutup çıkardım.
"Sana en iyisi kardeşimin giysilerinden getireyim," diyerek salondan çıkıp kardeşimin odasına doğru yöneldim. Dolabından rastgele eşofman ve tişört alıp salona doğru ilerlediğimde, Akel'in pantolonunu çıkardığını gördüm. Gözlerim fal taşı gibi açıldı. Bana doğru gelip elimdekileri çekip aldıktan sonra muzip bir sesle "Bana bakma, çok ayıp, arkanı dön," dediğinde, direk giyinmesi için odadan çıktım.
Saçmalama Hare.
İçimde garip bir heyecan vardı, mutfakta ada çayı yapmaya başladığımda boynumda bir öpücük hissettim. "Senin bu anaç hallerine bayılıyorum, nefesimi kesiyorsun," diye mırıldandığında güçlükle yutkundum. Bu çocuk benim bütün mantığımı devre dışı bırakıyordu.
Kaşlarımı çatarak kristal mavisi gözlerinin içine baktım. "Akel, neden buradasın? Gerçek sebebi ne?" diye sorduğumda, altın sarısı saçları dağınık ve ıslak bir haldeydi, kristal mavisi gözleri ise sanki baş edemediği bir acıyla yüzleşemiyorcasına bana bakıyordu. "Dur, tahmin edeyim, canın sıkıldı ve benle uğraşmak istedin."
"Hayır, sadece seni görmek istedim," diye mırıldandı.
Bıkkın bir şekilde nefesimi verdim. "Kullanıp attın beni işte."
Usulca yutkundu. "Hayır, seni kullanmadım." Yalancısın Akel!
Gözlerimi kırpıştırarak ona baktım. "Akel, kafamı karıştırmaya çalışma."
"Bana iyi geliyorsun ve toparlanmaya ihtiyacım var. Sen yanımda olunca daha iyi toparlanıyorum," dedi yüzsüzlüğü karşısında ağzım açık kaldı. O ise bu halime gülüyordu. Yanağıma hızlı bir öpücük kondurduğunda onu ittirdim.
"Bana şımarıp durma, git terapistine anlat bunları, ben senle uğraşamam," diye tısladığımda cebinden o gece kaybettiğim kolyeyi çıkardı. "Bu bayadır bendeydi, sana vermeyi unutmuşum," demesiyle kolyemi sertçe avucunun içinden aldım.
Gözlerim büyüdü.
"Sadece senden tek istediğim, evimden gitmen."
"İyi değilim, gözleri güzel bakan kadın."
Gözlerimi devirdim. "Akel, ben o gece yaşananları unutmaya çalıştıkça sen hem bana hatırlatmak zorunda mısın? Ben gerçekten bıktım, o geceyi hatırlatmandan," diyerek ofladım.
Nefesini bıkkınca verdi. "Sürekli tartışmak zorunda mıyız, biraz kendini ana bıraksan?" Dedi. Alt dudağımı stresten yara edercesine dişledim. Yüzümü avucunun içine aldıktan sonra okşamaya başladığında nefesim kesildi. "Senin gibi bir kadın neden bu kadar inat olmayı seçer?" diye sorduğunda gözlerim gözlerine hapsoldu. Bu kristal mavisi gözler her zaman böyle ateşini bana mı diyordu, yoksa bu bana mı özeldi?
Kanma, aptal Hare!
İç sesim yeniden devreye girmişti.
"Güçlükle konuştum. "Akel, lütfen sana bağlanmamı sağlama, git buradan."
"Seni kaybetmek istemiyorum, sana karşı hissettiğim garip bir bağ var ve ben bu bağın bitmesini istemiyorum," diye fısıldadı güçlükle.
"Akel, ben sadece derdi yatak olan bir adamla bağ kurmak istemiyorum. Bu bir film değil, gerçek hayat, ve kötü çocuğun değişmeyeceğini en iyi ben biliyorum," dedim gözlerim dolu halde.
"Akel, lütfen git," dedim ona yalvarırcasına, oysa gitmek yerine yanağıma bir öpücük kondurdu.
"Derdim seninle yatmak değil, bana iyi geliyorsun, garip bir şekilde," dedi buruk bir sesle. İşte o an, o gecenin verdiği etkiyle dudaklarımızı birleştirdim. O dudakları, o geceden beri bazen hissetmek istiyordum. Beni yavaşça öpmeye başladığında, yine kendimi ona hapsediyordum. Akel'in elleri kalçamı okşadığında midemde garip bir his oluştu. "Akel, gitmen iyi olur," diyerek kendimi geri çektim.
"Seni hissetmek, bana iyi geliyor, sana çok ihtiyacım var," dediğinde, güçlükle yutkundum.
"Yaralarını silmek için beni kullanma," dedim yüzüne üzgünce bakarken. "Akel..." sözümü kesen dudaklarını dudaklarıma sürtmesiydi.
"Gitmemi mi istiyorsun, kalmamı mı?" diye sordu.
"Kalmanı," diye fısıldadım. Ellerimi ellerinin arasına alıp kalbine götürdü.
"Senin yanındayken tam şurama bir şey oluyor," dedi, ardından kokumu iyice içine çekti. Kalp atışlarım, kalbimin içinde koşuşturmaya başlamıştı. Aniden sağ bacağımı okşamaya başladı. "Tenin çok hoş."
"O zaman, tenime hapsol," dedim cüretkâr bir sesle. "Bu birincisiydi, ikincisiyse, beni sevgiye boğ." Akel bacağımı okşadıkça, kalbimde garip çarpıntılar oluşuyordu.
"Sana karşı koyamıyorum," diye dudaklarıma doğru fısıldadı. Ardından ellerimi tutup beni ilerletmeye başladı. Mutfakta çıktığımızda kendimi odamda buldum. Akel'in yüzünde şımarık bir gülümseme belirdi. Aniden çenemi kavrayıp baş parmağıyla dudağımı okşadığında, "Sana hapsolmaktan korkuyorum," dedim.
"Aynı durumdayız. "diyerek beni onayladı. "Âmâ kabul et ikimizde birbirimizden etkileniyoruz. "dedikten sonra kardeşime ait olan tişörtü üzerinden çıkardı.
"Böyle daha iyiyim. "diyerek dudağımı öptüğünde parmaklarım saçlarının arasında gezindi.
"Birisini sevip onu keşfetmek sonra ise onunla aile olmak istemişimdir hep." Dudaklarımdan çıkan saçma itiraf karşısında Akel kıkırdadı.
"Aşk kadınısın yani," dedi, gözlerinde bir kıvılcım belirirken.
"Evet," diye mırıldandım, yüzüne doğru eğilerek. "Senden nasıl bir baba olur acaba?" diye sorduğumda, dudaklarımda hafif bir gülümseme belirdi. Bu soru, içimdeki merakı ateşledi.
"Bunları konuşmak için daha erken," dedi, ama sesindeki ton bile bu konunun onu düşündürdüğünü belli ediyordu.
Bozulmuştum...
Ona bunu belli etmemem gerekiyordu. Ancak, odada yükselen gerilim ve duygusal yük, aramızdaki mesafeyi giderek azaltıyordu. Birbirimize karşı çekim gücü, hava bile değişmeye başlamıştı.
Gözlerimiz birbirine kilitlendiğinde, aramızdaki atmosfer sıcaklığını arttırdı. Bir an, sadece nefes alıp vermek, ikimizin de kalbini hızlandırmaktan başka bir şey yapamadığımız bir an oldu.
Ve o an, hiçbir kelimeye gerek kalmadan, bedenlerimiz birbirine doğru kaydı. Ellerimiz birleşti, dudaklarımız buluştu ve zaman durdu. O an, sadece birbirimize ait olmanın ve bu yakınlaşmanın gücünü hissetmenin tadını çıkardık.
***
Gözlerimi açtığımda yanımda yatan onu gördüm. Anılar zihnimde canlandığında, kendimi garip hissettim. Yarı baygın gözlerle ona bakarken, o mışıl mışıl uyuyordu. Onu dürtüp uyandırdığımda dudaklarıma bir öpücük kondurdu. "Aşk kadın, bugün seninleyim," dedi, neşe dolu bir sesle. "Birazdan duşa gireceğim, sonra da film izleriz," dediğinde gülümsemeden edemedim.
Akel'in saçını kuruttuktan sonra maske yapıp yüzümüze sürdük. Maske yüzümüzde kururken, bir yandan da "Redeeming Love" filmini izliyorduk. İkimiz de maskeyi yıkamaya üşenmiştik, bu yüzden film bitince yıkayacaktık. Başım onun omzundaydı, bir kanepeye ikimiz zar zor sığmıştık. Bugün, sanırım, hayatımın en güzel günü olabilirdi. Michael kadını öptüğünde, Akel de dudak kenarıma bir buse kondurdu. "Film güzelmiş, gerçekten. İkinci izleyişin mi?" diye sorduğunda, "Hı hı," diyerek yanıt verdim.
"İyi ki sana geldim, bana iyi geliyorsun," diye fısıldadı aşk adam. annem hep bana çocukken kitap okurdu," derin bir nefes alıp verdi. "Bana filmden sonra kitap okur musun? Ama saçlarımı severek."
Gamzesinden öptüm. "Kitap okuma eşliğinde saç sevmek tam benlik," diye şevkle mırıldandım. Filmi açtım ve ona iyice sokularak kokusuyla sarhoş oldum.
Ben bu adamı seviyordum, buna artık emin olmuştum. Onun kokusundan sarhoş olurken, aynı zamanda istemsizce onu elinde bebekle hayal ediyordum. "Seni seviyorum, Akel," diye fısıldadım. Ben ilk defa bir erkeğe bu kadar yeniliyordum. O ise bu cümleyi söylememle hiçbir şey demeden kalkıp kapıya doğru ilerlemeye başladı. İşte o an iyice anlamıştım: Her şeyden kaçabilirsin, ama gerçekler her zaman bir tokatmışçasına yüzüne çarpar. Bu hikayenin sevilmeyeni de bendim. Arkasından ilerledim böyle kolayca gelip kafamı karıştırarak gidemezdi. şok içinde kalmıştım. "Ama... Ben seni gerçekten seviyorum, çekip gidemezsin " dedim, zoraki bir gülümsemeyle. "Neden beni incitmeye çalışıyorsun?"
Ama Akel'in bakışları değişmedi. " Benim ilgim artık sende değil, Hare. Hare, senin hissettiğin duyguları paylaşamıyorum, çünkü benim için bağlanmak bir zayıflık işareti. Senin aşkına yanıt vermemem, sadece benim gerçek benliğimi korumak için gereken bir adım. Senin hissettiğin duyguların bana ait olmadığını anlaman gerekir. Benim kalbimde sadece benim yerim var, senin değil. Bu ilişki, senin gibi bağlanmaya meyilli biri için bir hayal kırıklığı olabilir, ama benim için sadece bir eğlence aracıydı. Ve bu oyunun artık sona erdiğini kabul etmelisin."
Kızgınlıkla yanıtladım: "Beni incitiyorsun çünkü çünkü senin egon bunu kaldıramıyor, değil mi? Seni aşkınla doldurmamı istedin, ama senin doyumsuzluğunla baş edemiyorum."
Ama Akel, sadece narsist bir gülümsemeyle karşılık verdi. "Beni anlamak için zekanın yeterli olmadığını söylemek istemiyorum, ama... Seninle olan ilişkim, benim için sadece bir oyunun parçasıydı. Ve ben artık oyunu bitirdim."
Bu sözler karşısında içimde bir çaresizlik belirdi. "Seni hiçbir zaman gerçekten anlayamayacağımı biliyordum, Akel. Ama en azından benim gibi birini kaybetmekle karşı karşıya olduğunu bilmelisin."
Akel, umursamaz bir bakışla karşılık verdi. "Seni kaybetmekle aslında hiçbir şey kaybetmiyorum, Hare. Benim gibi birini bulmak senin için bir daha mümkün olmayacak."
Yüzündeki soğuklukla birlikte odadan beni kendi içsel savaşımın derinliklerinde bırakarak çıktı. Bu çocuğun bu kadar dengesiz olması halis miydi ?
***
24 Ekim Hare (geçmiş)
Sahi en çok ne zor, hiçbir şey olmamış gibi yaparak hayatına odaklanmak mı yoksa yarım kalan bir sevgi mi? Akel'e olan duygularım bütünüyle beni zehirliyordu.
Onu ne merak etmek istiyorum ne de kıskanmak.
Beni de kendisine dönüştürmeye başladı ve bu çok berbat. Biz başından beri yanlıştık 10 ekim gibi berbat bir günden doğru bir hikayenin çıkmasını beklememiz yanlıştı. Sevgi neden en saçma kişileri bile bulurken bana düşmandı ? Bugün yine Akel sınırlarını aşıyordu. Hem beni seviyormuş gibi davranıyordu hem de sinirlerimi bozuyordu. Yanımda bir karşı cins arkadaşımı gördüğünde gözleri dolu gibiydi sonrasındaysa gelip bana kimse ben olamaz o etrafındaki erkeklerin niyetleri başka diye saçmalıyordu.
Yanımda karşı cinsten birisini görmesi onu çıldırtıyordu ama beni sevdiğini kabul bile edemiyordu. Tanımadığım kızları masama getirip onlarla benim masamda oturuyordu. Beni arayıp durduk yere bulaşıyordu sonra sürekli ben kafamda kuruyormuşum gibi konuşuyordu. En son attığı mesaj Hare aklımdan siktir gitti fakat sürekli rahatsız eden de kendisiydi. Akel'i sevmek hayatımın en berbat dönüm noktasıydı. Akel'i çözmeye çalışıyordum. Kişilik Bozukları kitabını açarak Akel'in hangi kişilik bozukluğuna sahip olabileceğini çözmeye çalıştım. Ona en yakın gözüken kişilik bozukluğu Narsistik kişilik bozukluğuydu. Resmen bu kişilik bozukluğu Akel ile bütünleşiyordu okuduğum her cümle onu anlatıyordu.
Narsistik kişilik özellikleri ilişkilerde çeşitli şekillerde ortaya çıkabilir. ;
Empati Yoksunluğu: Narsistler genellikle partnerlerinin duygularını anlamakta zorlanır ve empati göstermezler. Karşılarındaki kişinin duygularını önemsemezler ve çoğu zaman başkalarının duygularını göz ardı ederler.
Kendini Öne Alma: Narsistik kişilik özellikleri olan bireyler genellikle ilişkide kendilerini öne çıkarmaya ve kendi ihtiyaçlarını diğerlerinin önüne koymaya eğilimlidirler. Partnerlerinin duygusal ve fiziksel ihtiyaçlarına dikkat etmezler ve ilişkide genellikle kendi isteklerini ve beklentilerini ön planda tutarlar.
Manipülatif Davranışlar: Narsistler, ilişkide kontrolü ellerinde tutmak ve istediklerini elde etmek için manipülatif taktikler kullanabilirler. Partnerlerini suçlama, eleştirme veya suistimal etme eğilimindedirler.
Bağımlılık Yaratma: Narsistler, ilişkide partnerlerini kendilerine bağımlı hale getirmeye çalışabilirler. Onların bağımsızlıklarını kısıtlayabilir, kararlarını etkileyebilir ve ilişkide güç dengesini kendi lehlerine çevirebilirler.
Yüzeysel İlişki Kurma: Narsistik bireyler genellikle ilişkilerde derin bağlar kurmak yerine yüzeysel ilişkileri tercih ederler. Partnerlerini kullanarak kendi ihtiyaçlarını gidermeye odaklanırlar ve duygusal olarak bağlı olma konusunda zorluk yaşarlar.
Kıskançlık ve Rekabet: Narsistler, partnerlerinin başkalarıyla ilişkilerini kıskanabilirler ve onların başarılarına veya mutluluklarına rekabetçi bir tutum sergileyebilirler. Kendi üstünlüklerini korumak için çaba gösterirler ve partnerlerini kontrol altında tutmaya çalışabilirler.
Bu özellikler, narsistik kişilik özelliklerine sahip olan bireylerin ilişkilerinde sıkça görülen davranışları içerir. Bu tür ilişkiler genellikle dengesiz ve sağlıksız olabilir, çünkü narsistik bireyler genellikle partnerlerini manipüle etme eğilimindedirler ve karşılıklı olarak destekleyici bir ilişki kurma konusunda zorluk yaşarlar.
Aşırı İlgilenme Beklentisi: Narsistler, partnerlerinden aşırı bir şekilde ilgi ve hayranlık bekleyebilirler. Kendi egolarını tatmin etmek için sürekli dikkat ve övgü arayışındadırlar ve partnerlerinden sürekli onay ve beğeni bekleyebilirler.
Sorumsuzluk ve İlgisizlik: Narsistik bireyler, partnerlerinin duygusal ihtiyaçlarını ihmal edebilir ve ilişkiyi önemsemeyebilirler. Kendi çıkarlarına odaklandıkları için partnerlerinin duygusal veya fiziksel ihtiyaçlarını görmezden gelebilir ve ilişkiye yeterince katkıda bulunmayabilirler.
Duygusal Manipülasyon: Narsistler, partnerlerini duygusal olarak manipüle etmek için çeşitli taktikler kullanabilirler. Suçlama, tehdit etme, duygusal şantaj yapma gibi yöntemlerle partnerlerini kontrol altında tutmaya çalışabilirler.
Özgüven ve Kendine İlgili Tutum: Narsistler genellikle kendilerine aşırı güvenen ve kendilerini diğerlerinden üstün gören tutumlar sergilerler. Kendi başarılarını abartabilir, diğer insanları küçümseyebilir ve kendilerini sürekli olarak övmeye ihtiyaç duyabilirler.
Bu özellikler, narsistik kişilik özelliklerine sahip olan bireylerin ilişkilerde sergilediği davranışların birkaç örneğini içerir. Bu davranışlar, ilişkilerde çatışma, huzursuzluk ve mutsuzluk yaratabilir ve genellikle sağlıklı bir ilişki dinamiği için engel teşkil eder.
Akel şimdiki zaman sorgu
Polis: Akel, Hare'nin telefonunu incelediğimizde seninle olan mesajlarını gördük. Sürekli Hare ile birbirinizle uğraşıyormuşsunuz ve sürekli mesajlarınızda 10 Ekim lafı geçiyordu. Bu 10 Ekim olayı nedir bize birazcık açabilir misin? Kardeşinin ölümüyle bir alakası olabilir mi? Hare neden sürekli o günle ilgili pişmanlık mesajları yazıp sana bela okuyordu.
A: Hare ile daha önceden gönül ilişkimiz bulunmaktaydı. 10 Ekim günü bizim için önemli bir gündü işte.
Polis: Nasıl bir önemi vardı 10 ekimin Hare neden mesajlarında sürekli seni suçluyordu?
A: Biz 10 Ekim günü Hare ile biraz yakınlaştık bense duygusal bağ kurmak istemiyordum hiç kimseyle. Takılma amacım vardı takıldıktan sonra Hare'ye görüşmek istemediğimi söyledim. Hare ise daha önce hiç kimse ile yakınlaşmadığı için bana bağlanmıştı ben de biraz onu kırdım. (Yutkundu) Aslında o gün bazı şeyler değişmişti kalbi o kadar temizdi ki onu seviyordum. İstemeden kıskanıyordum kıskandıkça da hakaretler edip hesap soruyordum. O da beni seviyordu ama ben sürekli ona nefret kustuğum için gitmek zorunda kalıyordu. O yanımda kalmaya çalıştıkça incittim ve her ne kadar kardeşimle çıkmış olsa da ben onun beni unuttuğunu düşünmüyorum.
Polis: Hare ile kardeşin nasıl çıkmaya başladılar ve Hare onu öldürebilecek birisi mi?
Akel: O Hare'yi tavlamaya çalışıyordu bense kıskanıyordum.
Hare'de bir gün onu çok rezil ettiğimde kardeşimle bana inat çıkmaya başladı sonra ona gerçekten bir şeyler hissetmeye başladı. Ben onunla iletişim kurmaya çalıştıkça Hare benden kaçıyordu. Bense ona bulaşıyordum. Suç bendeydi ona hiç duygularımı diyemezdim tam onunla çıkacak gibi olduğumuzda onu unutup kafa dinlemek için şehir dışına giderdim onu hep yalnız bırakırdım. Hare bir böceği bile incitemez.
P: Erkek kardeşiniz daha önce hiçbir kıza cinsel saldırıda bulundu mu?
A: bilmiyorum Neden bana böyle bir soru soruyorsunuz? Yoksa Hare'ye bir şey mi yapmış! (Sesi yükselmeye başladı ve masaya sert bir yumruk geçirdi.)
Polis memuru: Sadece böyle bir ihtimal olup olmayacağına dair bir soruydu Hare ile alakalı bir soru değil. Hare'nin mesajları incelendiğinde onu çarşamba günü öpmüş olduğun bir mesaja ulaştık. Hare ile yasak bir ilişkiniz mi vardı?
A: Hayır, sadece Hare'nin onu sevdiğine inanmadığım için Hare'yi öptüm. Sizce ben varken Hare'nin onu sevmesi mümkün olabilir mi? Ben hiçbir zaman bu ihtimale inanmadım her ne kadar onu sevse de beni başkalarından kıskandığının da farkındaydım.