İçeriğe geç

Ben Mahi

Bölüm 1 · 8 dk okuma

Ben Mahi

Bölüm 1

Ben Mahi

Elimdeki tepsi yere düştüğünde, hissetmiştim. Vücudum yavaş yavaş kasılıyor, buna engel olamıyordum. Bir süre sonra ellerimden başlayan kasılmalar tüm bedenimi sardığında yavaş yavaş gözlerim yukarıya kayıyor, görüşüm bulanıklaşıyordu. Hissediyordum ama engel olamıyordum. "Mahi." "Mahi!" "MAHİ!" İsmimin arda ardına zikredilisi kulaklarıma geliyordu. Duyuyordum ama tepki veremiyordum iste. Nöbetim geçse de hala üzerimdeki ağır yorgunluktan dolayı gözlerimi açamıyordum. birkaç saniye daha bekledim ve elimden geldiğince güc toplamaya calistim ama manasizdi. Son gücümle ismimi deli gibi seslenen Uraz'a kıyasla fısıltıyla "İyiyim." diye cevap verebildim. Cevabımdan sonra yüzüme düşen yaşlarla irkildim.  "Allahım, ç-çok ş-şükür." Kekeliyordu, muhtelemen agliyordu. "Çok korktum Mahi." Biliyordum. Yavaş yavaş kendime gelmemle beraber göz kapaklarımı araladım ve basimda dikilmiş koca oğlana güven vermek ister gibi gülümsedim. Buruk ve sahteydi lakin yine de is görürdü, bence. "İyiyim dedim, ağlama." "Ağlamıyordum kızım ben! İyi degilsin belli, halis görüyorsun."  Uraz'in cevabi dudaklarımdan gücsüz bir kikirtiya sebep oldu. Bedenimdeki kasılma geçtikten sonra yavaş yavaş doğruldum ve oturur bir pozisyona geçtim. Toprak zemin nasıl desem, pek rahat degildi yani. Bakışlarım hala ağlayan ve elimi sıkıca tutan Uraz'a döndü. Ağlamıyorum diyordu, burnunu tam karşımda şiddetle çekerken. Şu an onu teselli etmek isterdim ama ne yazık ki buna gücüm yoktu. Bikkinca bir nefes biraktigimda normalde her zaman bileğimde yer alan akilli saati aradım ama yerinde yoktu. Sabah duş aldigimi hatırladım, sonra geç kaldigimi... zihnimin bulakligi yavaş yavaş dagiliyordu. "Ne kadar sürdü?" diye sorabildim bir tik dönen dünyam geri rayına oturmaya basladiginda. Bas ağrım ama nasıl desem, o da pek iyi degildi yani. Uraz kendi kolundaki akıllı saati yutkunarak kontrol etti. "1 dakikadan fazla ama 2 dakikayı da geçmedi." "Iyiymis." Bakışlarımı ondan çekip bahçeye çevirdim. Garip olan bir seyler vardi. Fazlasiyla rahat hissettiriyordu ve bu... garipti. Uraz ise o sıra benim alışık olduğum bu durumun aksine dediğim lafa hayretle bakıyordu. Normalde böyle kolay yıkılan bir insan değildi, yine de aradaki samimiyetin kurmuş olduğu dostlukla beni o halde görmek her seferinde Uraz'ın sarsılmasına yol açıyordu. Anlıyordum aslında, bu hastalık bende olmasa başka birisini nöbet geçirirken görsem bende telaşlanır ve korkardım heralde. Gerçi bilemiyorum da... malum, uzun zamandır bu hastalıkla yaşıyorum. Uraz cevap vermeden yutkundu ve masanın üzerinde olan çantama yöneldi bir cirpida. Titreyen elleri kendisine pek yardımcı olmasa da içerisinde bulunan hapımı alıp masanın üzerine nöbet geçirmeden önce koyduğum su dolu bardağı da alarak bana uzattı. "İlacın." Üzgün gözlerle bir süre ilacı almadan Uraz'ı izledim. Benimle göz teması kurmaktan kaçınıyordu. Derin bir iç çekişin ardından uzattığı ilacı ve suyu alarak içtim. Ortamın havasını biraz da olsa dağıtmak amaçlı Uraz'a döndüm ve gülümsedim. "Eğer her seferinde böyle kötü olacaksan işimiz zor. Partner değişikliğine mi gitsek?" Uraz'ın şu ana kadar kaçırdığı bakışları, çatık kaşlarının eşliğinde gözlerimi buldu. Yaptığım şaka yerini bulmamış gibiydi. "O ne demek Mahi? Olur mu öyle şey, bırakmam seni. Kendimden başka kimseye güvenemem kizim ben!" Gücümün el verdiğince güldüm. Biraz soluk ve hasta bir gülüş olsa da önemsemedim. Sağ elimle yanımda oturan koca oğlanın saçlarını karıştırdım. "Nöbeti geçiren benim, acıyı çeken sensin hergele." Kızarık gözleri gözlerimle yeniden buluştuğunda bu sefer bakışları kaçıran bendim. Derin bir nefes aldım ve yüzümdeki gülümsemeyi silmeden konuşmaya çalıştım. "Kendim için söylemiyorum Uraz ama ben her yanında nöbet geçirdiğimde kendimden çok sen nasıl bir hale gireceksin diye düşünmek beni üzüyor." Uraz tereddüt bile etmeden hızla cevap verdi. "Düşünme. Üzülme de. Ben tam bir aptalım sen o haldeyken bir de uyanıp benimle uğraşıyorsun. Bir daha yapmam Mahi, hayır bir daha yapmayacağım. O yüzden, lütfen partner değişikliği falan gibi şeyler söyleme. Ya bilinçsiz biri gelirse, ya... ya o an yanlış bir pozisyona sokarsa seni? Olmaz. Benden başka partnerin olamaz." Zorla takındığım gülümsemem Uraz'ın içten sözleriyle samimi bir hal almıştı. Uraz Koçyiğit, iki yıllık iş partnerim ve altı yıllık arkadaşım. Yine her zaman aynı şeyleri söylese de bir sonraki nöbetimde gözyaşlarını tutamıyordu ve ne yazık ki de elimden bir şey gelmiyordu. Ben Mahi, doğuştan epilepsi hastasıydım. Bıkkınlıkla aldığım derin nefesi bir solukta bıraktım ve ayaklandım. "Yavaş olsana biraz! Daha yeni nöbet geçirdin!" Üstümdeki tozu ve ellerindeki pisliği silkelerken cevap verdim. "İyiyim dedim, hergele." "Bak," Yüzüne dönüp ellerimi belime koydum. "Turp gibiyim." Uraz'ın söylenmesine kulak asmayarak yere döktüğüm metal tabldot tabağa baktım. Ardından bakışlarım çevreye gezindi. Bir gariplik vardı çünkü açık alandaydık ve başımda dikilen tek kişi Uraz'dı. Genelde nöbete dışarıda yakalandığım vakitlerde insanlar çevreye toplanır, sanki film çeviriyormuşuz gibi beni izlerlerdi. Kimsenin olmadığını görünce unuttuğum şey aklıma gelerek kaşlarım çatıldı ve hızla hala söylenmekte olan Uraz'ın lafını kestim. "Toplantı. Uraz, toplantı!" ~ Hızlı adımlarla binanın içerisine girerek toplantı odasına ulaşmaya çalışıyorduk. En son kapının önüne vardığımızda telaşla çalmayı bile unutarak kapıyı aniden açtım ve masada oturan çoğu bakış bu aptal ikiliyi buldu. Bakışların eşliğinde yutkunarak bir özür mırıldandım ve içeriye sindim. Arkamdan gelen Uraz'ında benden farkı yoktu. Hemen masanın başında yer alan Atalay Yönetmen'in yanına oturdum. Atalay abi kızgın bakışlarını üzerimden ayirmayarak kulağıma eğildi ve "Nerdesin sen?" Diye fısıltı şeklinde kükredi. Ardından dudaklarımı birbirine bastırıp sorusunu cevapsız bıraktım. Boğazındaki sahte gıcığı temizleyip hemen sol tarafında oturan askeri üniformalı kişiye döndü. "Kusura bakmayın, kendisine bir görev vermiştim de vaktinde yetişemedi. Bizim hatamız. Tanıştırayım bu görüntü yönetmenimiz, Mahi Çeviker." Bakışlarımı en sonunda masadan kaldırdığımda göz göze geldiğim mavi gözlerle gözlerimi birkaç kere kırpıştırmama engel olamadım. Ardından yutkundum ve adamı yüzünü iyice süzdüm. Tanıdık geliyordu. Karşımda oturan kır saçlı ve heybetli adam ise aynı şekil kaşlarını çatmış, bana bakıyordu. Havada geçen garipliği sadece biz değil Atalay abi de hissetmiş olacak ki yine sahte gıcık yapmış boğazını temizledi. "Bu beyefendi de Yavuz Çekiç. Belgeselimizi çekeceğimiz alayın sorumlusu ve Albayıdır kendisi." İsmi ya da cismi bana bir şey ifade etmese de istemsiz o mavi gözleri sanki daha önce bir yerlerde gördüğümü hissetmiş gibi takili kalmistim. Yine de emin olamıyordum. Albay'ın bakışları yumuşamış, bana samimi bir gülümseme ile baş selamı vermişti. "Soyadın... Çeviker mi dedin kızım?" Ben dememiştim ama yine de sahte gıcık Atalay abiden bana bulaşmış olmalı ki temizledim. "Evet. Mahi Çeviker ben. Memnun oldum." Albay'ın yanında oturan asker üniformalı diğer cüsseli bir beden araya girdi. "Görüntü yönetmeni mi dediniz? Pek bir disiplinliymiş." Albay'ın bana takındığı tavrın aksine sert sesi ve ifadesiyle yanında oturan adama döndü. "Kurtuluş." Bağırmasa bile sesindeki otoriteyi hissetmiştim. Adam bagirmadan bagirmisti. Uraz'a kayan bakışlarımla sert bir ifadeyle Kurtuluş denilen adamı süzdüğünü gördüm. Yapma Uraz, yanarız. Albay'ın yanında oturuyorsa muhtemelen rütbeli biriydi ve iş yapacağımız insanlarla zit düşmek istemezdim. Hemde daha ilk dakikadan. Derin bir nefes aldigimda bakışlarım bu sefer Kurtuluş ile buluştu. Fazlasıyla yorgundum. Uğraşmak istemiyordum ki henüz on dakika önce geçirdiğim nöbetten sebep kafatasima ardi ardına balyoz darbeleri iniyormuş gibi hissediyordum.  "Elimde olmayan sebeplerle geç kaldım lakin mazeretim kusurumu örtmez. Yeniden özür dilerim, Kurtuluş Bey." Adamın sert bakışları ve Albay gibi parlayan mavileri benim yeşillerimde takili kaldı ama cevap da vermedi. Onun yerine araya giren Albay oldu. "Tanıştırayım, Kurtuluş Yüzbaşı." Uyarı dolu bakislari Yüzbasinin üstünde gezindi kısa süre. "Kurtuluş Akıncı. Sizden sorumlu olacak komutanımızdır kendisi. Malum, benim rütbem gereği elimden geldiği kadar yardımcı olacak olsam da her zaman karargahta bulunamıyorum. Herhangi bir sorun ve probleminizde kendisini bulabilirsiniz." Kurtuluş Yüzbaşı ne kadar ifadesiz bir surat ile bize baksa da bu durumdan rahatsız olduğu ve istemeyerek kabul ettiği her halinden belliydi ve ise bak, o bakışları ardında beni daha ilk dakikadan sevmediğini hissedebiliyordum. Albay konuşmaya devam etti. "Doğu'ya geldiğinizde teğmen ve erlerden oluşan bir ekip sizlere eşlik edecek. Sorumlunuz demişken; rehberiniz olarak kast etmedim, onu belirteyim. Belirli durumlarda ilk izin alacağınız ya da danisacaginiz kişi kendisi olacaktır. Diğer türlü tüm bölük size yardımcı olabilmek adına bilgilendirildi. Netice de güzel bir iş ortaya çıksın istiyoruz ki bu zamanlarda unutulmuş vatan, millet sevgimizi ve değerlerimizi yeniden hatırlayalım. Bu vatan toprağı üzerinde yaşayan her insana unutulmuş değerleri yeniden aşılayalım. Malum, son zamanlarda gençler askerlik bile yapmak istemiyor. Devletin çıkarttığı bir seçenek bile olsa bu beddeli işinden pek haz etmiyorum ben. Türk gençlerimize bazı gerçekleri yeniden hatırlatalım." Yönetmen ile Albayın süre gelen konuşmaları eşliğinde yeniden planlanan çekimin detaylarına geçilirken üzerimden ayrılmayan bir çift mavi göze yeniden baktım. Kurtuluş kirpiğini bile oynatmadan her hareketimi izliyordu. Anladık Yüzbaşı. Disiplinsiz insanlardan hoşlanmıyorsun ama belirtmek isterim ki, düşmanın ben değilim. Göz devirme isteğime engel olarak elimdeki kağıtlara yeniden döndüm. ~ Görüşmenin ardından iki hafta geçmiş ve bir gün sonra Hakkari'ye yola çıkacaktık. Valizimi hazırlarken odaya Uraz girdi. İşime devam ederken bir yandan da göz ucuyla Uraz'a bakıyordum. Katladığım kıyafetlerle ilgileniyor, kendi kendine komidinin üzerindeki eşyalarımı eline alıp incelermiş gibi yapıyordu. Bir yandan da boşta kalan eliyle saçlarını karıştırıyor ve bana kaçamak bakışlar atıyordu. Derin bir nefes alarak elimdeki işi bıraktım ve kollarımı göğüsümde birleştirdim. "Söyle." Şu an makyaj masamda makyaj malzemelerimi neden incelediğini bile bilmeyen çocuk, salağa yatarken cevap verdi. "Hım? Neyi?" Gözlerimi kısıp başımı omzuma doğru eğdim. "Karın ağrını." Birden sahte bir ifadeyle esnedi ve başını yeniden kaşıdı. Bana bakmamaya özen gösteriyordu ve sorumu cevapsız bırakmıştı. "Makyaja mı merak saldın Uraz? Sana yapmamı ister misin?" Kinayeli sesimi duyduğunda aynadan bana baktı. Tek kaşımı havaya kaldırarak sorar gözlerle aynadaki yansimalarimizda bakistik. Dudaklarını yaladıktan sonra birbirine bastırdı ve arkasını döndü. Yatağa sırtımı yaslamış bir pozisyonda oturan benim yanıma çöktü. "Şey düşünüyordum da..." "Ne düşünüyordun?" Yutkunarak ağzında duyamadığım bir şeyler mırıldandı. "Uraz. Sinirimi bozmaya başlıyorsun, bilesin." Bakışları sonunda beni bulmuştu. "Orası askeriye, biliyorsun." "Evet, biliyorum." "İyi olacak mısın?" Derin nefes aldım. "Hastalığım yüzünden mi şüphe ediyorsun?" Hala göğüsümde bağlı olan kolumu destek vermek ister gibi tuttu. "O da var tabi de... onu kast etmemiştim." Yüzümdeki alaycı ifade yavaşça silindi. Bu iş teklifi bize ilk geldiği zamandan beri sakladığım ya da bastırdığım duygular bir anda içimi kapladı. Bakışlarımı Uraz'ın gözlerinden indirerek kolumu tuttuğu eline kaydı. Doğru tahmin etmişti, cevabım için desteğe ihtiyacım vardı. Yutkundum. "Bilmiyorum Uraz. Belki iyi olurum belki de kötü." Bakislarimi zeminden kaldirdigimda buruk bir tebessüm ettim.  "Ama bunu gitmeden bilemem." Ben Mahi. Babasını ve abisini bu vatan toprağı için farklı zamanlarda ama aynı yerde; Hakkari'de şehit vermiş, 25 yaşında bir kız çocuğuydum.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.