İçeriğe geç

Ben Gökçe

Bölüm 8 · 3 dk okuma

Ben Gökçe

Bölüm 8

Bölüm 8

Gül hızla ayakkabılarını çıkartıp odaya doğru koştu. Annesi de anahtarı alıp kapıyı kapattı. Tekrar azar işitmemek için yere koyduğu poşetleri alıp mutfağa götürdüm. Poşetleri tezgaha bırakıp ona doğru döndüm.

"Nesi var bunun?" diye sordum, kafamla yukarıyı işaret ederek.

"Ben nereden bileyim? Yine bir şeyi kafasına takmıştır," dedi umursamazca.

Mutfaktan çıkıp odaya doğru gitmeye başladım. Kesin, saç kesimini beğenmemişti, adım kadar emindim. Yere oturmuş, elleriyle yüzünü kapatıyordu. Derin bir nefes verip kapıyı kapattım ve Gül'ün yanına oturdum.

"Yine ne oldu?" diye sordum. Ellerini yüzünden çekip küt kesilmiş olan saçlarını gösterdi.

"Şu saçlarımın haline bir bakar mısın? Ben uçlarından kesilsin dedim ama annem çok kısa kestirdi."dedi kızarmış gözlerle.

"Küt sana yakışmış," dedim gülümseyerek.

"Ama ben küt istemedim ki Gökçe," diye ekledi sızlanarak.

"Bende o yüzden dedim ya ben gelmem diye. Her defasında böyle yapıyor. Hep kendi bildiğini okuyor."

"Ne yapacağım ben ya! Gitti güzelim saçlar."

"Tamam, abartma Gül. Zaten kökü sende yine uzar."

"Doğru kökü bende uzar herhalde. Uzar değil mi?"

Dudaklarını büzmüş, benden gelecek onayı bekliyordu. Bu haline daha fazla dayanamadım. Tebessüm edip kafamla onu onayladım. Somurtan yüzüne bir anda güneş doğdu ve gülümsemeye başladı.

Odadan çıkıp tekrar mutfağa gittik. Masayı kurması için yardım ettikten sonra kapı çaldı. Elimdeki tabağı masaya bırakıp kapıya doğru ilerledim. Kapı deliğinden kimin geldiğine baktıktan sonra kapıyı açtım. Kapıyı benim açtığımı görünce konuşmadan, yüzüme bile bakmadan lavaboya doğru ilerledi.

Ben de benimle konuşmasına çok da meraklı değildim. Kapıyı kapatıp mutfağa geçip oturdum. Birkaç dakika sonra içeri girdi. Televizyonun önünden kumandayı alıp kendi yerine oturdu.

"Kasabada bir telaş var, neler oluyor?"

"Bende bilmiyorum ki bey. Herkes bir telaş, ben de anlamadım."

Yemeğinden bir kaşık aldıktan sonra tabağının kenarına koydu. Masanın üzerinde duran kumandayı tekrar eline aldı. Açma tuşuna basıp beklemeye başladı. Televizyon açıldıktan sonra herhangi bir haber kanalına bastı. Spikerin sunduğu birkaç haberden sonra merak ettiği konu gelmişti. Biraz sesini açtıktan sonra kumandayı tekrar masanın üzerine koydu.

"Ülke son dakika gelişmelerle alarma geçmiş durumda. Macarların yük gemisinin batırılmasının ardından cumhurbaşkanı hâlâ sessizliğini koruyor."

"İyi halt yemişler. Savaşa girmezsek iyidir."dedi öfkeyle.

"Neden öyle söylüyorsun, baba?" diye hemen ardından sordu Gül.

"Kızım, savaşa girersek kasabadaki bütün erkekleri askere alıp savaştıracaklardır."

"İyi de askerler?"

"Bu sene daha asker eğitmediler, testler 4 hafta sonra. Ayrıca Macarlılara karşı yeteri kadar ne askerimiz var ne de gücümüz."

"Neyse bey, sen canını sıkma, inşallah bir çaresi bulunur."

"İnşallah. Beni kimse savaşa götüremez. Ben ayağımı, kolumu kırarım, yine de gitmem."

"Niye gitmiyorsun ki? Sonuçta sen de burada yaşayan bir vatandaşsın. Sen burada çayını içerken, savaşta ölen, yaralanan insanların ne suçu var?" diye sordum, ağzıma engel olamayarak.

"Çok istiyorsan sen gidebilirsin Gökçe, ama ben gitmem. Canımı sokakta bulmadım ben."

Daha fazla bir şey söylemedim. Sanki savaşa gidenler canını sokakta bulmuştu; ayrıca ne kıymetli bir canı varmış. Eninde sonunda herkes ölecek, ölümden kaçması saçmaydı.

Daha fazla onlarla aynı masada bulunmak istemediğim için tabağımı alıp oturduğum sandalyeden kalktım.Hepsinden önce kalkmam ya da sadece çorba içip yemek yememem onların umrunda değildi.Dikkatlerini çekmemiştim kafalarını kaldırıp göz ucuyla bile bakmamışlardı.Tabağı tezgaha bıraktım. Ardından lavaboya gidip ellerimi yıkadıktan sonra odama geçtim.

...

Eğer günün kötü geçtiyse umarım kurgum senin yüzünü güldürür.Her zaman gülümse ve asla o güzel yüzünün solmasına izin verme çünkü gülmek sana yakışıyor.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.