İçeriğe geç

Ben Gökçe

Bölüm 6 · 4 dk okuma

Ben Gökçe

Bölüm 6

Bölüm 6

Sabah kahvaltıdan sonra alışveriş için kasabaya indik. Annem ev için gerekli olan malzemeleri alırken, ben ve Gül annemin aldığı poşetleri taşıyorduk.

Sebzeleri de aldıktan sonra manavdan çıktık. Eve dönüş yolunda giderken kalbimin neredeyse duracağını hissetmiştim. Cengiz'in babası tam karşımda durup bana bakıyordu.

Bizi görmüş ve bunun için benim yüzümden Cengiz dayak yemişti. Bakışları beni o kadar rahatsız ediyordu ki, sanki birini öldürmüşüm gibi bakıyor, gözleriyle yargılıyordu.

Boğazımda bir yumru var gibi hissettim, kalbim sıkıştı. Babam gülümseyip Cengiz'in babasına doğru elini uzattı. Kafamı Cengiz'in babasından çekip Gül'e doğru çevirdiğimde, o zaten bana bakıyordu.

O kadar çaresizdim ki, ne yapmam gerektiğini bilmiyordum. Eğer askeriyeyi ona söylerse, beni bu sefer öldürürdü. Sadece ben endişeli değildim, Gül de benim kadar korkuyordu. Çünkü babamın öğrenirse ne yapacağını o da çok iyi biliyordu. Bir süre babamla konuşmaya devam ettikten sonra, vedalaşıp gideceği sırada tekrar konuşmaya başladı.

"He, bu arada Ekrem, kızına sahip çık," dedi imayla.

"Anlamadım, neden kızıma sahip çıkayım?" diye sordu hemen ardından babam.

"Mahalleli, karısını döven bir adama engel olup tutuklattığını söyledi. Bilirsin, kasabada bu durumlar hoş karşılanmaz."

Babam, anlamaz gözlerle bize bakmaya başladı. Cengiz'in babası ise bu durumdan çok büyük zevk alıyordu. Bunu o varla yok arasında kıvrılan dudaklarından çok iyi anlayabiliyordum. Bu adam ne olsun istiyordu? Babamın hâlâ anlamadığını görünce yüzündeki gülümsemeyi sildi.

"Herhangi bir olayı atladıysam ya da yanlışsa, lütfen düzelt Gökçe," dedi bana doğru dönerek.

Babam gülümseyerek özür diledi ve bir daha böyle bir şey olmayacağına söz verdikten sonra vedalaştılar. Boynunu kıtlatıp yanıma doğru yaklaştı.

Kulağıma eğildi, kolumu sıkıca tuttu. O kadar sıkıyordu ki büyük bir ihtimalle moraracaktı. "Seninle evde görüşeceğim," dedi öfkeyle.Kolumu bırakıp eve doğru yürümeye başladım.

Her şey bitmişti.

Annem yürümem için sırtımdan ittirdi. Gül, korkuyla gözlerime baktı. Ama artık ben onun kadar korkmuyordum. Az önce korkan Gökçe gitmiş, yerine korkusuz bir Gökçe gelmişti. Nedenini bilmiyordum ama korkmuyordum artık. Zaten doğduğumdan beri bu gibi şeyler yaşanıyordu. İlk defa olan bir şey olmadığı için korkmam saçma olurdu. Evi gördüğümde derin bir nefes verdim. Artık ne olacaksa olacaktı, bundan kaçamazdım.

Babam evin kapısını açtıktan sonra kolumdan tutup beni içeri doğru fırlattı. Herkes içeri girdikten sonra yavaşça kapıyı kapattı. Koridorun sonundaki dolabın kapağını açıp içindeki anahtarı aldı. Çatı katının anahtarıydı. Dolabın kapağını sinirle kapattıktan sonra tekrar kolumdan tuttu.

"Kimse yukarı çıkmayacak, duydunuz mu!"

Annem başıyla onayladıktan sonra kolumdan tutarak çatı katına çıktık. Beni yere doğru fırlattıktan sonra kapıyı üstümüze kilitledi. Buraya o kadar çok gelmiştim ki pek de yabancılık çekmiyordum.

"Sen nasıl bir insansın ya? Bizi rezil edip duruyorsun, Gökçe! Eğer senin doğacağını bilseydim, zehir içerdim." diye haykırdı yüzüme doğru.

"Ne olacak sandın, öğrenmeyeceğimi filan mı? Sen kimsin, adam tutuklatıyorsun!"

Ve o el yine kalktı...

...

Ağrılardan dolayı bir türlü uyuyamıyordum. Odanın içi kapkaranlıktı. Karanlıktan fırtınalar kadar çok korkardım. Ama o kadar canım yanıyordu ki şu an korkumu bile düşünecek halde değildim.

Vurduğu yerler acımıyordu; haksız yere dövülmek acıtıyordu. En çok da ailenin senden nefret etmesi acıtıyordu. İnsan kendi ailesini seçemez. Her insanda anne, baba olmayı asla hak etmez.

Kendi hatalarını sorgulamak yerine her zaman seni suçlarlar. Kendi yaptıklarını görmezden gelip seni azarlarlar. Kendi kusurlarını örtüp senin en küçük hatanı ararlar.

Küçükken arkadaşlarımın ailelerini çok kıskanırdım. Bir yere gideceğimizde ailesinin haberi olmazsa kızacağını söylerlerdi. Ben de istedim, bana kızmalarını.

Onlardan habersiz bir yere gitmeme kızmalarını çok istemiştim. Az da olsa Gül'e gösterdikleri sevgi kadar bana da gösteremezler miydi?

Bir kere olsun sarılsınlar istemiştim, bir kere olsun nasıl olduğumu sorsunlar istemiştim. Bir kez olsun o el vurmak için değil, saçlarımı sevmek için kalksın istemiştim. Sadece istemiştim.

Dışarıdan gelen ses ile düşüncelerimden ayrıldım. Sesin neyden geldiğini anlamaya çalışıyordum. Adımı duymamla cama doğru yaklaştım.

"Gökçe, ya kime diyorum alo?" Sesini kısık çıkarmak için aşağıda can çekişiyordu. Bu hali beni güldürmüştü. Camı açıp ona doğru bakmaya başladım.

"Ya iki saattir burada sana seslenmeye çalışıyorum, neden camı açmıyorsun?" diye sitem etti.

"Anca duydum," dedim, sesimi kısık çıkartmaya çalışarak.

"Bana bak, çekmecelerin içinde çamaşır ipi olacaktı, onu al."

"Çamaşır ipini ne yapacaksın bu saatte be?"

"Ya sen soru sorma, dediğimi yap. Çabuk ol, yakalanacağım."

Camın önünden ayrılıp dediği gibi çekmecelere bakmaya başladım. Çamaşır ipini alıp çekmeceleri kapattım. Tekrar camın önüne geçtim.

"Heh, şimdi bir ucu tut, diğer ucunu bana yolla."

Dediği gibi yapıp, demirlerin arasından elimi sokarak ipi aşağı doğru attım. Ucuna bir şey bağladıktan sonra yukarı çekmem için hareket ettirdi. İpin ucundaki kese kağıdına sarılı olan şeyi ipten kurtardıktan sonra tekrar aşağı atmamı söyledi.

Tam üç kere ipi aşağı yolladıktan sonra aldığım yere geri koydum.

"Yemek yedikten sonra sana yolladığım ağrı kesicini iç. Eminim her yerin ağrıyordur. Su şişesini ve ilacı çekmeceye koy. Ben yarın tekrar sana yemek getirmeye çalışacağım. Ayrıca iki saatte bekletmesene, kızım, valla yakalanıyordum."

Dediklerine gülümsedim. Tam eve geri gideceği sırada konuşmaya başladım. "Teşekkür ederim," dedim.Gülümsedikten sonra eve geri girdi.

Eğer günün kötü geçtiyse umarım kurgum senin yüzünü güldürür.Her zaman gülümse ve asla o güzel yüzünün solmasına izin verme çünkü gülmek sana yakışıyor.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.