k bölüm — Ben Daha Çocuktum
Bazı hikâyeler mutlu bir sabahla başlamaz. Bazıları, bir çocuğun henüz anlamlandıramadığı bir eksiklikle başlar.
Ben çocukluğumu anlatmaya nereden başlayacağımı bazen bilmiyorum.
Çünkü insanın hayatını değiştiren şeyleri anlaması için büyümesi gerekiyor. Çocukken yalnızca yaşarsın. Neden bazı şeylerin senin başına geldiğini, neden bazı insanların yanında kalamadığını, neden hayatın başkalarınınki kadar kolay olmadığını sorgulamak için bile küçüksündür.
Ben de bir zamanlar küçüktüm.
Dünyanın kocaman, hayatın uzun ve sevdiklerimin hep yanımda olacağını düşündüğüm yaşlardaydım. Bir çocuğun en büyük derdinin oyun oynamak, istediği bir şeyi almak ya da akşam ne yiyeceğini düşünmek olması gerektiği yaşlarda…
Ama hayatın herkes için aynı yerden başlamadığını erken öğrendim.
Babamı kaybettim.
Bu cümlenin ne kadar büyük bir anlam taşıdığını o zaman ne kadar anlayabildim, bilmiyorum. İnsan bazen bir kaybın ağırlığını yalnızca o gün hissetmiyor. Yıllar geçiyor, büyüyorsun, başka insanların hayatlarına bakıyorsun ve içinde bir yer yeniden o eksikliği hatırlıyor.
Babanın yanında büyüyen bir çocuğu gördüğünde…
Birinin babasına sarıldığını izlediğinde…
Ya da başına bir şey geldiğinde içinden, bunu babama anlatsaydım, diye geçirdiğinde…
Bazı yokluklar vardır; üzerinden ne kadar zaman geçerse geçsin, hayatın içindeki yerleri değişmez.
Babamın ardından annem vardı.
Annem, bana bakabilmek için çalıştı. İşten işe geçti. Hayatın önüne çıkardığı zorluklara rağmen bir şeyler yapmaya, ayakta kalmaya çalıştı. O yıllarda onun neler düşündüğünü, geceleri başını yastığa koyduğunda ne hissettiğini belki de tam olarak bilmiyordum.
Ben onun kızıydım.
O da benim annemdi.
Ve bir çocuğun dünyasında annesi, çoğu zaman her şey demektir.
Sonra hayat yine değişti.
Annem yeniden evlendi. İzmir'e gitti. Benden, alıştığım yerlerden ve geride bıraktığım hayattan uzakta bir yaşam kurdu.
İnsan bazen birinin neden gittiğini aklıyla anlayabilir ama kalbiyle kabullenemez.
Bir insanın kendine yeni bir hayat kurmasıyla, geride kalan çocuğun o hayatın içinde kendine nerede yer bulacağını bilememesi aynı şey değildir.
Ben de büyürken kendi yerimi bulmaya çalıştım.
Zaman geçti.
Çocukluk yılları geride kaldı. Günler birbirini izledi. Ben de herkes gibi büyüdüm. İnsanların karşısına çıktım, güldüm, çalıştım, hayaller kurdum.
Ama bazı şeyler insanın içinde sessizce büyüyor.
Kimse görmeden…
Kimse sormadan…
Bazen insanın en çok istediği şey, ona bir çözüm sunulması bile olmuyor. Yalnızca birinin durup gerçekten sormasını istiyor:
Sen bütün bunların içinde ne hissettin?
Belki de bu kitabı yazmamın sebebi buydu.
Çünkü ben yalnızca başımdan geçenleri anlatmak istemiyordum.
Ben, o günlerde kim olduğumu anlatmak istiyordum.
Ben daha çocuktum.
Ve benim hikâyem, daha kendimi bile tanımadan önce başlamıştı.