İçeriğe geç

Ben Almiyim. | bl

Bölüm 16 · 2 dk okuma

Ben Almiyim. | bl

Bölüm 16

kader

★

Müdürden gelen o kısa mesaj, odamın zifiri karanlığında, yatağın üzerine fırlattığım telefonun ekranında aniden parladı. Günlerdir üzerime çöken o kapkara bulutların, o öğretmenler odasındaki felaketten sonra hayatımın tamamen bittiğine dair inancımın tam ortasına bir yıldırım gibi düştü.

GÖNDEREN: Müdür Bey

"Fatih Hocam, yarınki ilçe zümre toplantısına sizin katılmanız gerekiyor, Hasan Hocayla beraber görevlendirildiniz."

Yatağın içinde aniden doğruldum. Gözlerimi defalarca kırpıştırıp ekrana bir daha, bir daha baktım. Yanlış görmüyordum. "Hasan Hocayla beraber..." yazıyordu.

O an içimde patlayan o hissi tarif etmem imkansızdı. Günlerdir beni yaşayan bir ölüye çeviren, "Midem bulanıyor" diyerek beni hayatından tamamen süpürüp atan o adamla, yarın saatlerce aynı odada, aynı masada oturmak zorunda kalacaktık. Bu bir ceza değildi, bu bir sürgündü belki onun için ama benim için yeryüzünün en büyük lütfuydu.

Yatağın üzerinden fırlayıp odanın içinde bir aşağı bir yukarı yürümeye başladım. Dudaklarımdan istemsizce bencilce bir sevinç nidası döküldü. Hasan benden nefret ediyordu, yüzüme bakmıyordu, beni yok sayıyordu ama yarın... Yarın benden kaçamayacaktı. O ilçe binasının dördüncü katındaki o dar zümre odasında, nefesimiz birbirine karışacaktı.

Dolabımın kapağını hızla açtım. Yarın ne giyeceğimi seçmeliydim. En güzel, en ütülü gömleğimi çıkardım. Hasan'ın o çok sevdiği, bana hep "Hafız, bu yeşil sana çok yakışıyor" dediği o koyu yeşil kravatımı buldum.

Parmaklarım kumaşın üzerinde gezinirken gözlerim doldu ama bu sefer mutluluktandı.

"Göz göze gelmeyeceğiz dedin Hasan Hocam..." diye fısıldadım karanlığa doğru, kravatı göğsüme bastırarak. "Karşıma çıkma dedin. Ama bak, kader bizi yine aynı masaya oturtuyor. Sen benden ne kadar kaçarsan kaç, Allah seni benim önüme çıkarıyor."

Sonra birden dün akşam Hüseyin Abi'ye kahvehanede anlattıklarım, döktüğüm o günahkar gözyaşları geldi aklıma. Kendimden bir anlığına yine utandım. Tövbe etmem, bu yangını söndürmem gerekirdi. Ama ben o yangından kurtulmak falan istemiyordum; ben yarın o ilçe binasında, Hasan'ın o öfkeli, o buz gibi bakan gözlerinin içinde bile olsa, sadece onun yanında olmak istiyordum.

Telefonu tekrar elime aldım, mesajı bir kez daha okudum. Yarın sabah o binanın kapısında onu bekleyecektim. Arabasıyla gelişini, o öfkeli adımlarla merdivenleri çıkışını izleyecektim. Hasan benden nefret etmeye devam edebilirdi, bana dünyayı dar edebilirdi ama yarın o masada, Hasan ve Hafız Fatih, yeniden yan yana olacaktı. Bu ihtimal bile, benim bu geceyi sabaha kadar yatağın içinde kalbim fırlayacakmış gibi, nefes nefese fırıl fırıl dönerek geçirmeme yetiyordu.

Bölüm sonu

1 yorum

  • 17. Bolum hemen gelsin acayip sarıyor bide 17. Bolumde bence aralarında biseyler olsun.(buarada kim seme?)

    1Yanıt