İçeriğe geç

Belvet Bulvarı (noir)

Bölüm 1 · 3 dk okuma

Belvet Bulvarı (noir)

Bölüm 1

Bölüm 1

Belvet Bulvarında akşam. Korna sesleri, yağmur damlaları ve arnavut kaldırıma çarpan topuklular. Sürgülü perdeden içeri sızan ay ışığı. Puro dumanım tütüyor, trençkot portmantoya yerleşiyor ve en önemlisi radyoda jazz çalıyor. Sallanan kapı arkamda gıcırdaşırken peçeteyle alnımı siliyorum. Çalışma masam ve üzerindeki tonla dosya beni bekliyor. Koltuğa oturunca fark ediyorum: mütevazi ofisim nergis kokuyor. Bir dakika. Neden?

Elbette tütsüsüz olmaz. Ben mi? İşim olmaz. Stajyerler işte. Hele Annie ismindeki, paganlar ve spiritüellikle kafayı bozmuş. Her davayı da farklı yorumluyor. İnanıyorum, bir gün büyüyecek.

Kendime bir shot dolduruyorum. Tekledikten sonra pencereye bakıp geriye yaslanıyorum. Akşam… Kayıp eşyalar ve sırrakadem ölümlerle uğraşmak için ne kötü bir an! Oysa ki radyo kulağımla aşk yaşıyor. Dinlenmek herkesin hakkı. Purom tekrar ağzımda beliriyor. Daha da yaslanıyorum, neyse ki koltuğum esnedikçe esniyor. Huzur, zevk ve anın tadını çıkarmak. Katil mi? Belki ben puromu tüttürürken ya da bunu yazarken iki sokak ötede birini daha bıçaklıyordur. İşte Amerikayı bu yüzden seviyorum. Mesai saatleri dışında valiyi bile öldürebilirsiniz, sorun değil. Size kızmam.

Uyuyor muyum? Ya da uyukluyorum. Alnımdan saçıma akmış ter düşerken, bir anda kapılar birbiriyle tepişiyor. Koltuktan fırlayıp bakmaya fırsat bulamadan jazz müzik yerini metale bırakıyor “Bir dosya daha geldi efendim! Efendim? Uyuyor musunuz?! Hem de mesai saatinde!” -mesai saati miymiş? Umarım valiyi öldürmediniz- bir hışımla kendime geliyor; önce elimin tersiyle, sonra peçeteyle alnımda birikmiş teri siliyorum “Bugün neden bu kadar nemli Tuna?” ayağa kalkıp, kesin kuytu köşeye kaldırdığım vantilatörü arıyorum. Tuna tabii sanat düşmanı olarak önce radyoyu kapatıyor, ardından pencereyi sonra da sürgülü perdeyi çekiyor. Elbette söylenmeyi de ihmal etmiyor “Son iki gündür sayenizde çok yoğun çalışıyoruz ve basit işleri bile yapamaz hale geldik, tabii bir de ödenmemiş elektrik faturaları var! Belki o yüzdendir. Ne dersiniz?” vantilatör nerede? Bu kadar büyük bir şeyi kaybetmeye imkan yok. Bugünkü mesaim şu an başlıyor: Vantilatörü bulmak. İlk önce olay yerine genel bir göz gezdiriyorum. Her tarafta saksılar, köşelerde dağınık vitrinler, duvarlarda dedektif panoları. Vantilatöre dair pek bir iz yok. Zanlı iyi temizlemiş. Ancak kağıt yığınları. Bingo! Her zaman kağıt yığınları ele verir. Gizli bir cep gibi geçmişinizi ve sırlarınızı saklarlar. Hemen masadaki kağıtları inceliyorum. İhbarnameler, ihtarnameler ve… Faturalar. Vantilatöre dair pek bir şey yok. Sıkı çalışılmış.

Çok sıcak. Beynini çalıştırdıkça daha da terliyorsun. Zanlının en büyük silahı da bu zaten. Dediğim gibi belli ki deneyimli. Ama silahına güvenmek, namluyu doğru tuttuğun anlamına gelmez. Alnımdan bir ter düşüyor. Tam da kağıtlardan birinin üzerine. Olay yeri inceleme çok kızacak diye düşünemeden kağıdın fatura olduğunu fark ediyorum. Aha! Elektrik faturası. Üç aydır ödenmiyormuş. Kapatmakla tehdit ediyorlar. Belli ki yetmemiş, vantilatörü de kaçırmışlar. Kağıdı kaptığım gibi sağ cebime sokarken heyecanlanıyorum, hâlâ formdan düşmemişim “Arabamı hazırlayın!” hayır. Bunu söylememiş olmalıyım. Doğru ya, Tuna hâlâ odada. Kalem kaşları çatıldığında, şirinlerdeki sinirli olana benziyor. “Neden bahsediyorsunuz siz!” -Tuna söyleniyor. Emin olun ben bile dinlemedim- Son hatırladığım hızla odadan çıktığı. Ve sanırım beni aşağıya çağırıyor. Üstümü değiştirmeliyim. Gömleğimi çıkarırken radyoyu ve perdeyi de açıyorum. Gözüm kapıya kayıyor. Sallanan bar kapısı. Sanırım çok fazla western filmi izliyorum. Mahremiyet önemli, özellikle de böyle sıcak günlerde.

Giyinip trençkotumu da kaptıktan sonra tek bir engel kalıyor. Kelimi kapatacak kasketim. Sonrasında moda ikonuyum. Onu da taktıktan sonra koşar adımlarla ofisimden çıkıyorum.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.