-Kara (Alexo) Grassi-
Salona giren kadın bana tanıdık geliyordu. Bir o kadar da yabancı.
Hayır, Kara bu senin zihninin karanlığı
"Merhaba Mahru hanım. Ben Alexo Buio." Dedim ve kadını baştan aşağı süzdüm. Kumral düz saçlar, yeşil gözler, ince bel,dolgun dudak ve küçük burun. Bana tanıdık gelen bir sima. Nereden tanıyorum ben bu kadını?
Kendine gel Kara
"Hoşgeldiniz. Bende Mahru Bozdoğan. Biliyorsunuz beş ay önce talihsiz bir kaza geçirdim. İhanetin en büyüğünü şahsi korumam tarafından yaşadım. İnsanlardan duyduğuma göre çok iyi ve merhametli bir insanmışsınız. Sizinle çalışmak isterim." Dedi Güzel Kadın.
"Teşekkürler Mahru hanım. Sizinle çalışmak benim için bir onur." Elimi uzattım,Mahru bana karşılık verdi."Bugün başlasan çok iyi olur benim için. Odan akşama tahsis edilmiş olur." Mahru'nun tatlı gülümsemesi içimi ısıttı. Nasıl güç bu kadında olur anlamadım? Kadın odadan çıktı. İstirahat etmek için hizmetçi kadının gösterdiği odaya çıktım. Tahmini yarım saat sonra kapım çalındı.Odaya tatlı bir teyze girdi.
"Alexo oğlum, Mahru hanım seni aşağıda bekliyor. Ziyaret günü bugün." Olumlu anlamda kafamı salladım. Üstümdeki takım elbiseyi aynanın karşısında düzelttim. Aşağıya indim. Mahru, siyah kalem etek, siyah gömlek ve yakasına taktığı kedili bir broş ile beni bekliyordu.
"Alexo, hadi çıkalım." Gözüyle kapıyı işaret edince arkasından ilerleyip dışarı çıktım. Yaklaşık sekiz kilometrelik bir yol gittikten sonra dikkat çekmeyen bir sevgi evinin önünde durduk. Mahru, arabadan inip sevgi evine gitti. Kim bilir? Belki silahı burada saklıyordur.
🫀
İçerisi cıvıl cıvıldı. Mahru'yu herkes tanıyor gibiydi. Bir kadına kafasıyla komut verip iki kat daha çıktık. Ses yalıtımlı bir odanın önünde durunca Mahru eliyle burada kalmamı söyledi. Ben kapıyı aralık bırakıp içerideki iki çocuk ile konuşmasını dinledim.
"Mert, Berk nasılsınız?" Dedi Mahru yüzündeki ifade okunmuyordu ama gülümsüyordu."İyiyiz" dedi içlerinden benim gibi kara saçlı kara gözlü çocuk. Diğer sarışın çocuk susmayı tercih etmişti.
"Sizi yanıma almak istiyorum ama biliyorsunuz. Gerçekten çabalıyorum." Mahru'nun gözleri dolmuştu ama çocuklar sadece bakıyorlardı. "Bak, biz burada daha mutluyuz. Hem başımıza ne geldiyse hepsi senin suçun!" Diğer sarışın çocuk konuşmuştu
"Berk, benim suçum değil. Size olayı anlattım." Mahru'nun gözünden bir damla yaş aktı. Çocuklar ise kin beslemiş gibi karşılarında duran kadına bakıyorlardı. Sessizlik bozulmayınca Mahru tekrar söz aldı. "Anneniz...." Boğazını temizledi. "......anneniz nasıl?" Çocuklar deliye döndüler "Nasıl sorabilirsin bunu?!" Çocuklar kalkıp odadan çıktılar. Mahru odada tek kalınca yüzünü gezen damlalar çoğalmaya başladı.
Odanın kapısını tıklatıp içeri girdim. Sandalyede dirseklerini diz kapağına dayamış oturan kadının önünde durdum. "Mahru hanım, iyi misiniz?" Kadın kafasını kaldırmadan ağlamaya devam ediyordu. Ceketimin cebinden siyah mendil çıkarıp kadına uzattım. "Kendinizi üzmeyin." Dedim. Kadın kafasını yavaşça kaldırıp bana baktı. Yeşil gözleri sanki yas tutuyordu. "Ben," dedi "Ben bunu hak ediyorum." İşaret parmağı ile kendini gösterdi. "Göz yaşlarım yerine kanımı akıtmalılar." Dedi Mahru.
"Kendinize bunu yapmayın. Yeşil gözleriniz perdeleniyor."
"Ben gözlerimi çoktan perdeledim."
"Perdelemeyin."
"Neden?"
"Gözlerinizdeki ormanı görememek beni korkutuyor."
"Niye korkuyorsun?"
"Korkmam gerek."
"Seni korkutan nedir?"
"Geçmiş."
"Ne yaşadın? Gözlerimin yeşilini görmemek seni niye ürkütüyor?"
Duraksadım. Aklım tekrar geçmişe gitti.
🫀
"Bella Donna, ben buradayım korkma!"
"Sen Kara, sen korkuyor musun?"
"Hayır. Çünkü buradan çıkacaksın. Seni buradan çıkartacağım."
"Gözlerim Kara kedi, gözlerim kapanıyor."
"O yeşilleri görmezsem kıyamet kopar!"
"Gözlerim senin karanlığında kapansın isterdim. Sen benim kıyametim ol isterdim."
"Kahretsin! Ne olur kapama o yeşil gözlerini! Ben o gözündeki ormanın içinde kaybolmazsam ölürüm Bella Donna!"
"Benim için Kara. Benim için yaşa."
Kesik nefesler alırken kalbinin sesini duyamadım. Ormanın yandığını hissettim. İçinde ben varken yansaydı keşke. Onu'da karanlığım ile baş başa bıraktım.
Yeşil gözler
Kapandı.
Ebediyen açılmamak üzere.
Y E Ş İ L
G Ö Z L E R
🫀
"Alexo, nereye daldın?"
Bana dokunan naif eller ile kendime geldim. "Uzaklara daldım Mahru hanım. Çok uzaktaki yeşillere daldım."
"Alexo, senin dertleşmeye ihtiyacın var anlaşılan. Bugün patron/çalışan ilişkisinden çıkıp arkadaş olmaya ne dersin?" Gözlerim kadına daldı. Gülümsemesi o kadar sıcaktı ki, dudaklarına bakan gözlerimden alevler çıktığını düşündüm. Elimi enseme koydum. "Bilmem ki, siz nasıl isterseniz." Mahru, kahkaha atınca gülüşünün anneme benzediğini fark ettim. Mahru, eli ile saçlarını düzeltti. "Sizli bizli konuşmayalım. İlk defa bir korumamı kendime yakın hissediyorum."
"Ben de ilk defa patronumu, kendime yakın hissediyorum."
🫀
Bir dağ evine geldik. Arabadan indiğimizde Mahru ile birlikte eve girdik.
Uzun zamandır girilmemiş bir eve benziyordu. Duvarda bir aile fotoğrafı vardı. Mahru'yu göremediğim için şaşırdım. Ahşap dolapta şaraplar vardı. Mahru, bir şişe şarap alıp, mutfak dolabından iki kadeh çıkarıp şarap doldurdu.
"Burası senin evin mı?" Dedim kafam karışıkken. "Evet. Benim evim. Benim evim gibi durmasa bile benim." Yüzündeki gülümseme dudaklarından silinmiyordu. İç çektikten sonra elindeki şaraplar ile yanıma oturdu. Kadehleri tokuşturup şarap içmeye başladık.
"Senden bir şey isteyeceğim, Alexo."
Dedi Mahru.
"Tabi, seni dinliyorum."
Mahru üzerindeki gömleğin birkaç dügmesini açtı. Omzuna kadar sıyırdığında kurşun yarasını gördüm. Bacağındaki yara için eteğinin bir kısmını baldırlarına kaldırdı. Orada da bir kurşun yarası vardı. Karnındaki yara için gömleğini alttan katladı ve bütün yaraları ortaya çıkardı. Onun dışında vücudunda bir çok yara izi daha vardı.
"Gördüğün gibi Alexo. Beş ay geçti ve bu beş ayda bu üç kurşun yarası geçmedi. Neden? Biliyor musun? Nişanlım Polat yüzünden." Cevabı duyunca kanım dondu. Elimi yaraların üzerinde narin şekilde gezdirdim.
"Soyunu siktiğimin şerefsizi"
Diye fısıldadım.
"Senden beni nişanlımdan korumanı istiyorum."
🫀
Biri dayanılmazdı
Biri dayanamazdı
