-Kara (Alexo) Grassi-
Kara oğlum derdi bana annem.
Benim karanlığım sendin derdi baba.
Ben Kara oğlan olmak isterken,
Herkesin karanlığı oldum.
Gözlerimi alarm sesi ile araladım. Siyah eşofman takımı giyip belime silahımı yerleştirdim. Kahvaltı yapmayı sevmezdim, kahve içtim. Bize her kahvaltıyı zehir ederdi baba. Annemle İtalyanca konuşur, bana bakarak "buio!(Karanlık)" Diye bağırdı. Her kahvaltıda masanın altında işaret ve baş parmağımı silah yapar kendimce tetikte bekliyor olurdum. Sevmezdim ben babayı. Çok sinirli olurdu. Bana hiç İtalyanca öğretmedi. Annem öğretmişti. Gözlerim uzaklara dalarken çalan telefonu açtım. Arayan en yakın arkadaşım Tufan'dı.
"Sabah sabah yine şaşırtmıyorsun. Ne oldu hoşlandığın kız seni red mi etti?" Dedim çatallı sesimle.
"Sus lan! Acil göreve bekleniyorsun." Burnundan soluyan Tufan çok sinirli çekilde cevap vermişti.
"Hemen sinirlenme oğlum. Ne bu afan Tufan?" Küçük bir kahkaha atıp kahvemi yudumladım.
"Beni sınama Kara! Beni sınama!" Öfkelenen Tufan'ı kızdırmadan konuşmayı bitirip Askeri üst'e gittim.
Koridorda yürürken Oğuz albayın beni hazırda beklediğini gördüm. Kollarını göğsünde birleştirip bana gülümsemesiyle bakıyordu. Asker selamı verip yanına geçtim.
"Günaydın Grassi." Dedi albay, yani dayım.
"Günaydın." Diye karşıladım ve sevimli gülümsemesini taklit ettim.
"Kara, sana çok önemli bir görevle geldim. Mahru Bozdoğan, eminim tanıyorsundur." Dayım ismi söylediğinde tanımıyorum bakışı attım. "Şu aptal sosyal medya fenomeni değil mi ? Nişanlısını paylaşıp duruyor. Çok sinir bozucu bir kadın. Bizim onunla ne işimiz var ki dayı?"
"Aptala oynuyor işte. Odamda konuşalım." Dayım çenesiyle kapıyı işaret etti ve onun arkasından odaya girdim. Dayım kendi koltuğuna oturunca bende oturdum. "Kahve içer misin? Gerçi sen içmişsindir. Muzlu oralet ister misin?" Gözlerim parladığında başımı olumlu anlamda salladım. Aklımda bir anı canlanırken uzaklara daldım.
"İyi ki doğdun Kara!
İyi ki doğdun Kara!"
Doğum günümde annem ile birlikte muzlu pasta yapmıştık. Babam gelmeden pastayı bitirecektik.
"Kara, oğlum üflesene mumları." Annem siyah saçlarını üstten topuz yapmış, üstündeki sarı kazağı ile pastayla uyumlu olmuştu. Mumları üflediğim sırada kapı sert bir şekilde açıldı. Giren ne yazık ki babamdı.
"Cosa fai? Non ho detto che in questa casa non si festeggia il compleanno di questa tenebra?!(ne yapıyorsunuz? Bu karanlığın doğum günü bu evde kutlanamaz demedim mi?!)"
Babam pastayı alıp duvara fırlattı ve küfürler savurup odasına çıktı. Pastaya baktığımda paramparça olmuştu. Anneme yalandan gülümseyerek koşar adımlarla odama çıktım. Ağlayarak yatağımda otururken kapıdan annem girdi. Elinde muzlu oralet vardı.
"Kara oğlum benim. Muzlu pastamız yok ama muzlu oraletimiz var değil mi?" Annem acı gülümsemesi ile bana baktı ve oraleti komodinin üzerine bıraktı. "Güzel, güzel gözüküyor." Zorla konuşup komodindeki oralete uzanıp bir yudum içtim. Gözlerim kocaman olurken bir yudum daha içtim. Bir yudum daha,bir yudum daha ve bir yudum daha içtim. "Anne, bu şey muzlu pastadan bile daha güzel! Lütfen her gün bana bundan yap!" Annem kocaman bir kahkaha attı. "Yaparım tabi kara oğlum benim. Sen uyu olur mu şimdi?" Annem saçlarım arasına kocaman bir öpücük kondurup odadan çıktı.
Dayımın elime verdiği mavi dosya ile kendime geldim
"Mahru Bozdağan, dünyanın en güçlü silahı onda. Hem tıbbi hem de nükleer silah o kadında." Küçük bir kahkaha attım. "Bu kadar güçlü silah bir kadının elinde öyle mi?" Tekrar güldüm. "Kara, komik bir şey anlatmıyorum! Evlerine kadının şahsi koruması olarak gireceksin sonra silahın yerini tespit edip ekiplere haber vereceksin." Dayım kızgın ses tonunda hafif sesini yükseltti. Olaylar sandığımdan daha ciddi olsa gerek.
Tabi ki ciddi Kara!
Nükleer silah diyoruz,tıbbi silah diyoruz!
"Sanıyorum ki o kadar kolay olmayacak." Gözlerimi kısıp dayıma odaklandım. "Sandığından daha basit olacak." Dedi dayım, ellerini masanın üstünde birleştirip bana doğru eğildi. "Kadına suikast düzenlenmiş. Vücudunda üç kurşun yarası var. Beş ay geçmesine rağmen ilk günkü gibi hassas. Neden bilmiyoruz ama o evdeki hizmetçiler susuyorlar."
"Başka önemli bir bilgi var mı?"
"Bilmen gereken bu kadar, Kara. Onun dışında, dosyanın içinde evin adresi var. Kadını sağ istiyorum. Onun bir suçu yok." Dayım tekrar sandalyesine yaslandı. "Çıkabilir miyim?"dedim elimdeki dosyayı sıkıca kavrayıp ayağa kalktım. Arkamı dönüp çıkacağım sırada dayım beni durdurdu. "Kara," dedi dayım, sesi durgundu. "Baban, hapisten çıkmış."
Siren sesleri
Polis
Annem..
Adımlarım buz kesti. Ellerim iki yanda yumruk olduğunda dayıma döndüm. "Hâlâ," boğazımı temizledim. "Hâlâ İtalya'da, değil mi?" Dayım olumlu şekilde kafasını sallayınca derin bir nefes aldım. Başka birşey demeden odadan çıktım.
🫀
-Mahur Bozdoğan-
Aile...
Hakikatten nedir bu aile?
Ablam,anne,baba,ölen kardeşim
Ben neredeyim?
Ben de aynı soyadını taşıyorum. Ama sanki onların bir şifreleri var.
Neredeyim?
Benim hiç ailem olmadı. Başımı okşayan bir el olmadı. Babam beni silahla kasten yaralama suçundan tutuklandı. Karakolda vücudumdaki yaralara baktıklarında babam yirmi beş yıl hapis cezası aldı. Annem ortalıktan kayboldu. Küçük kardeşim ise öldü. Beni Bozdoğan malikanesinde yalnız başıma bıraktılar. Önceden yalnız olsam bile kendimi daha yalnız hissediyordum.
Hayatım bundan beş ay önce çok normal şekilde ilerliyordu. Bir suikast ile, gittiğim restoranda beş silah patlamıştı.Ablam bana bir silah patladığında sesini duymuyorsan kurşun sana isabet etmiştir demişti.
Beş kurşun atılmış
Ben sadece ikisinin sesini duydum.
Nişanlım Polat'ın işkenceleri yüzünden yaralarım kapanmıyordu. Kurşunlardan biri omzuma, bir karın boşluğuma,biri ise üst bacağıma denk gelmişti. Herkes bana düşmandı. Neden?
Sorgulama Mahru.
Senin öyle bir hakkın yok.
Ölme Mahru.
Senin acı çekmeden ölmene izin yok.
Senin karanlığa ihtiyacın var Mahru.
Elimde dünyanın en büyük silahı vardı. Benim umrumda değil tabi ki. Kullanmayacağım. Benim hakkım yok çünkü. Nişanlımın amacı zaten o silahları ele geçirmek. Beni o yüzden yanında tutuyor.
Soğuk su ile yüzümü yıkadığımda kendime az biraz da olsa gelmiştim. Kurşun yaraları dün yine açılmış, dikişleri patlamıştı. İyi olmayacaktı.
Biliyorum.
Biliyorum bana en ağır şekilde öğrettiler.
Kahvaltı masasına doğru yürüken Polat saçımdan tutup beni kendine çekti.
"Günaydın sevgilim." Dedi Polat.
Olumlu şekilde mırıldandım. Kahvaltı masasına oturduğumda yemeğimi yemeye başladım. O sırada ev hizmetlerinden Zülal abla yanıma geldi.
"Mahru hanım, şahsi korumanız olarak başvuru yapan genç adam geldiler."
"İçeri al Zülal abla. Salonda beklesin. Belgeleri sana teslim etsin. Ben gelirim biraz sonra." Gözlerim saniyeliğine Polat'a kaydı sonra geri Zülal abla'ya döndüm. "Üstünü aramayı unutmayın" dedim.
Kahvaltım bitince sofradan kalkıp salona ilerledim. Karşımda hem tanıdık hem de bir o kadar yabancı birini gördüm. Siyah dağınık saçları, kara gözleri,kara kaşları, kavisli dudağı, okkalı burnu, çenesinin ve dudağının arasında oluşan bir gamze, kaslı vücuda sahip ve omuzları geniş bir adam gördüm. Ayağa kalktığında topuklularla omzunun biraz altında kalıyordum.
"Merhaba Mahru hanım. Ben Alexo Buio."
🫀
Birisi karanlıktı
Diğerinin ise karanlığa ihtiyacı vardı.