İçeriğe geç

Belinay

Bölüm 1 · 11 dk okuma

Belinay

Bölüm 1

1.Bölüm

...

"Pişt Belinay patlatsana kızım bir şarkı." diyen Miraçla ofladım her bulduğu fırsatta şarkı söylememi istemeyi bırakması lazımdı.

Oturduğum servis koltuğunda hafif arkaya döndüm tam arkamda oturuyordu. Her zamanki gibi.

"Belki daha sonra Miraç. Şuan hiç havamda değilim, belki daha sonra." dedim tekrar önüme dönerek.

Elimde ki telefonumda boş boş gezerken arkadan gelen seslerle yüzümü buruşturdum. Pis hipopotamlar 5 dakika ya abi beş dakika sussalar dişimi kıracağım ya. Ne bu car car amk ?

Kısın o sesinizi aslan mısınız mübarek ?

"Berkay bugün Çağatay ile konuştun mu ?" dedim yanımda oturan en yakın arkadaşıma dönerek. Canım kankim.

"Yok Belinay konuşmadım." dedi uğraştığı telefonundan başını kaldırarak. O da aynı benim gibi servistekilerin sesinden bıkmış olmalıydı.

Bugün okulun son günüydü, son günü derken yanlış anlamayın bir haftalık tatile giriyorduk. Ara tatile.

Başımla onayladım. Biricik sevdiceğim benim bütün itirazlarıma rağmen askere gitmişti bana da geleceği günü saymak düşüyordu.

Servisimin oturduğum mahalleye gelmesiyle derin bir nefes aldım sonunda gelebilmiştim.

Yakın olduğum bir kaç arkadaşımla vedalaşarak, Berkay ile beraber servisten indim. Aynı mahallede oturuyorduk evlerimiz yan yanaydı.

Elimde telefon bir kolumda okul çantan düştü düşecek bir şekilde ilerlerken arkamdan duyduğum sesin hayal veya gerçek olduğunu ayırt etmekte zorlandım "Belinay." yanlış duyduğumu düşünerek ilerlemeye devam ettim Berkay ise bir kaç adım arkamda durmuştu. O çok özlediğim sesi yine duyduğumda içim titredi "Belinay'ım." evet evet yanlış duyuyordu olamazdı.

Ve o an dünya benim için durdu. Gerçekten de dünyam dönmeyi bıraktı. Karşımda gördüğüm görüntü gerçek miydi ?

yoksa hayal mi ? gözlerimi bir kaç kere kapattım. Lütfen bu sefer hayal olmasın lütfen, kalbim ağzımda atarken gözlerim gördüğüm görüntünün şokuyla tabiri caize fal taşı gibi açılmıştı.

Tam karşımda ona en çok yakışan asker üniformasının içinde Sevgilim, bir tanem, ilk aşkım gülümseyerek -Öldüğüm gamzesini gözlerimin içine soka soka- bana bakıyordu.

Gördüğüm görüntü gözlerimin dolmasına neden oldu.

Buradaydı, karşımdaydı, ona çok yakışan asker üniformasının içinde bana gülümseyerek bakıyordu.

Gözlerimi kapattım "Allah'ım lütfen ! bari bu seferki hayal olmasın." dedim, daha önce onunla konuşmak istediğimde konuşturmamışlarının etkisiyle bir kaç kere rüyamda hayal görmüştüm.

"Çağatay !" koşarak kucağına atlayarak bacaklarımı beline doladım koşarken düşen çantam ise hiç umurumda olmamıştı.

Kollarımı boynuna sıkı sıkıya doladım 6 aydır ona sarılmamıştım. Her gün ona sarılan ben 6 aydır sarılmamıştım. Tamam telefonla konuşmuştuk, görüntülüde konuşmuştuk, sesini de duymuştum ama yetmiyordu işte.

"Çok özledim lan çok özledim !" diyerek düşmemek için bacaklarımı daha daha sıkılaştırdım.

Saçlarımın üzerine sert bir kaç öpücük bıraktı "Bende çok özledim güzelim Belinay'ım çok özledim seni." diyerek bir elini saçlarıma atarak canımı acıtmaktan korkarcasına okşadı.

Göz yaşlarım boynuna bir bir düştüğünde kaşlarını çattığını hissetim. Belimdeki elleriyle hafifçe belimi okşadı "Ağlama lütfen ağlama güzelim. Bak geldim artık bir aradayız hiç ayrılmayacağız." dedi. Bana ağlama diyordu ama kendinin gözünden de bir kaç damla çoktan düşmüştü kafasını gömdüğü boynuma.

Sıcak dudaklarını alnımda hissettim.

"Kurban olduğum." çevredeki insanları ne o ne de ben umursuyordum. Bir birimize sıkıca sarılmış ağlıyordu.

Gözlerim yaşlarım anca dakikalar sonra durmuştu.

Çağatay beni kendinden ayırdığında bacaklarımı belinden çözüp kucağından insem de boynuna doladığım kollarımı çözmedim. Onun yanında olmak, ona dokunuyor olmak, onun kokusunu solumak, ah hepsini çok özlemiştim.

Çağatay eliyle göz yaşlarımı silerek yanağımı öptü.

Bu güzel anı bozacak tabi ki bir kişi vardı.

"Çağatay." diyerek Çağatay'a sarılan Berkay gözlerimi devirdim. Kendisi benim büyük mü büyük kumam oluyordu.

17 yaşında bir veletten başka bir şey değildi. Sürekli aramıza girmese olmuyordu, her şeye karışıyordu.

Çağatay sıkıca yıllardır kardeşi gibi gördüğü Berkay 'a sarıldı biz bu mahallenin ayrılmaz üçlüsüydük.

Belinay, Çağatay ve Berkay .

Çağatay'la 14 yaşından beri sevgiliydik. Yani üç yıldır birlikteydik yakında dört yıl olacaktı, zaman ne çabuk geçiyordu öyle değil mi ?

Ben 14, o 17 yaşındaydı sevgili olduğumuzda. Şuan da da 21 yaşına yeni girmişti. Aramızda dört yaş yok tu üç yaş vardı. Ben bir kaç ay sonra 18 olacağım için teknik olarak üç yaş vardı aramızda.

Berkay, Çağatay'a sulanmasa olmayacaktı. Çağatay'ın yanağına sulu bir öpücük bıraktığında Çağatay yüzünü buruşturarak yanağını sildi.

Benden önce ailesiyle görüşmüş olmalıydı.

Bakışlarımı kısa saçlarında gezdirdim oysa Çağatay uzun saç severdi askere gitmeden önce uzun saçlarını ağlaya ağlaya ben kesmiştim.

Diğer taraftan kumamın ona sarılmaya çalışmasını umursamadan sımsıkı sarıldım ona "Çok özledim Çağatay çok özledim."

Dudaklarını saçlarımda hissedince gülümsedim hâlâ temas bağımlısıydı. "Sen onu birde bana sor. Temas bağımlısı olan benim için çok zordu 6 ay boyunca elini tutamak, sana sarılamamak, kokunu soluyamamak çok zordu güzelim." benim içinde çok zordu.

Dudaklarını tekrar saçlarımda hissettiğimde bir flaş patlama sesiyle oraya döndük Berkay ?

"Ne ?" dedi ona garipçe baktığımızı fark ederek. "Çok güzel gözüküyordunuz ben de çekeyim dedim. Diğerlerinin arasına koyarız." dedi elinde tuttuğu telefonu sallayarak.

Her ne kadar istemesem de Çağatay dan ayrılarak Berkay'a ilerledim fotoğrafa bakmak adına. Çağatay dudaklarını saçlarıma bastırmış, ben huzurla gözlerimi kapatmıştım. Çağatay'ın üzerinde olan kamuflaj ona çok yakışmıştı.

Kıkırdadım. "Ne güzel gülüyorsun sen ?" diyerek dudaklarını yanağıma bastırdı Çağatay.

Şımarıkça sırıttım. Normalde de çocuktum ama Çağatay'ın yanında daha çok çocuklaşıyordum.

Bana kıskançlıkla bakan Berkay'a dil çıkardım. Ne olduğunu anlayan Çağatay sırıttı "Sakin olun ben ikinize de yeterim." dediğinde sinirle koluna vurdum.

Güldü ikisi de. İkisi bir olup beni delirtmeyi başarıyorlardı.

"Hadi çocuklar ayrılında ben bir türlü doyamadığım oğluma sarılayım." dedi Çağatay'ın annesi Dila teyze.

Biz Çağatay dan ayrıldığımızda Dila teyze sıkıca sarıldı oğluna aynı şekilde Çağatay da sıkıca sarıldı annesine. İkisi de dakikalarca ağlayarak bir birini öpüp kokladılar.

Bizse Berkay'la köşeden izlemekle kaldık.

Benim hiç annem olmamıştı.

Her zaman daha çok parayı ve alışverişten başka bir şey düşünmeyen biriydi.

Bana hep Çağatay'ın annesi Dila teyze annelik yapmıştı.

Gözlerimi yumdum. Berkay onunda ailesi ilgilenmezdi onunla.

Bazen onlara imrenmeden yapamıyordum.

...

Elime aldığım sarmayı hemen yanımda oturan Çağatay'ın ağzına tıktım. Bir yandan ben yedirirken diğer yandan Dila teyzem de besliyordu oğlunu. Biraz zayıflamıştı, ve biz bunu fark eder etmez Çağatay'ın ağzına bir şeyler tıkıyorduk.

Çağatay en sonunda dayanamamış olmalı ki sitemle kafasını geri çekerek dolu ağzıyla konuştu.

"Yeter ! Yavaş olun ya bir sen bir sen boğulacağım."

Dila teyze canını acıtmayacak şekilde kafasına vurdu. "Sus eşek sıpası zayıflamışsın zaten."

Çağatay mecburen Dila teyzenin ve benim ağzına tıktıklarımı yemek zorunda kaldı.

"Kızlar ben askere gidip geldiğimde de böyle yapmayın o zaman görüşeceğiz sizinle."

Çağatay sırıtarak kolunu sandalyemin arkasına attı ağzındaki böreği yutarak cevap verdi "Kıskanma Berkaycığım kıskanca. Çalış senin de olur."

"İyi yıllar sonra sana bu sözünü hatırlatırım Çağataycığım."

"Çocuklar siz benim yüreğime mi indireceksiniz ? yok askere gitmek falan yıllarca Miran'ı bekledim ben birde sizi bekletmeyin beni..." Dila teyze zorlanıyormuşçasına derin bir nefes aldı. "Siz ikiniz benim kanımdan olmasa da canımdan olan çocuklarımsınız. Bana aynı acıyı tekrar yaşatmayın. Berkay sende bedelli falan yap oğlum. Tamam vatan göreviniz yapmanızı sonuna kadar isterim ama benim şu yüreğim bir acıyı daha kaldıramam." dedi dolu gözleriyle.

Çağatay'ın babası bundan 7 yıl önce şehit olmuştu. Dila teyzenin en büyük korkusu bizden birinin asker olmasıydı. Çağatay'ın ilk askere gideceğini duyduğunda baygınlık bile geçirmişti. Birimizi kaybetmekten çok korkuyordu.

O gece çok eğlenceli geçti bol bol sohbet ettik. Bir ara telefonumu elime alarak bildirimleri kontrol ettim bir tane bile yoktu. Beni hiç mi merak etmediniz anne, baba ? gerçi benim ne yaptığım onların umurunda değildi ki.

Belinay umursamaz, kırılmaz, duygusuz bir çocuktu öyle değil mi ?

Buruk bir tebessüm ederek sevdiğim adamın göğsüne sinerek onun anlattığı askerlik maceralarını dinlemeye devam ettim.

"Sen benimle geliyorsun." diyerek beni kolumdan tutup çeken Çağatay'la beni sürüklemesine izin verdim.

Odasına girip kapıyı kapattı. Giysi dolabının kapağını açarak bana uzun bir tişört verdi. "Sen bura da giyin güzelim ben banyoda giyinirim." diyerek kendi kıyafetlerini odadan çıktı.

Birlikte uyuyacaktı.

Hiç yapmadığımız bir şey değildi.

Ben Çağatay'ı kendimi bildim bileli tanıyordum, o benim çocukluk aşkımdı defalarca kez birlikte uyumuştuk. Ama ben her seferinde ilkmiş gibi heyecanlanıyordum, ah bu adam benim kalbime zarardı.

Üzerimi değiştirip yatağını yattım. Saatin ilerlemesi üzerine Berkay evine gitmişti Çağatay ise beni bırakmamıştı, onların umurunda olmadığım için nerede olduğumu umursamıyorlardı.

Ben düşüncelere dalmış gitmişken kapı açılında yan dönerek elimi yastığın altına koyarak Çağatay'ı izledim.

Yavaş adımlarla yanıma gelerek arkama uzandı. Bir kolunu belime sorarak beni göğsüne çektiğinde gülümsedim. Bu sıcaklığı özlemiştim.

"Oh be !" dedi saçlarıma dudaklarını bastırarak. "Seninle uyumayı çok özledim Belinay'ım."

Göğsüne daha çok sokuldum. "Ben de çok özledim Çağatay."

Dudaklarını açıkta kalan omuzuma bastırdı. "Yarın Ankara'ya gideceksin değil mi sevgilim ?" diyerek ona döndüm.

Bu sefer dudaklarını alnıma bastırdı "Daha yeni geldim seni bırakıp hemen gitmek istemesem de..." dediğinde hızla sözünü kestim.

"Saçmala bir tanem babanın mezarına gitmeyecek misin ?" dedim sitemle yanağını öperken. Babasının mezarı Ankara'daydı biz ise İstanbul'daydık. Babaannesi ve dedesi Ankara'ya gömülmesini istemişlerdi haklılardı da.

"Gideceğim güzelim gideceğim." aklına bir şey gelmiş gibi derin bir nefes alarak devam etti "Hem dedemgili de ziyaret ederim. Uzun zamandır uğrayamıyorum." dedi kollarını bana sıkı sıkı sararak.

Başını boyun girintime soktuğunda derin bir nefes aldım kalbim hızlı hızlı çarpıyordu. "Sen ne yaptın bakalım ben yokken ?"

Elimi kısa saçlarına koyup hafifçe okşadım "Sanki hiç konuşmamız gibi soruyorsun ya." dedim homurdanarak. "Pek bir şey yapmadık aynı günlük rutinimize devam ettik." dedim bakışlarımı kaçırarak.

Değişen sesimden yalan söylediğimi elbette anlamıştı.

"Anlat bakalım neler oldu ? yine başını hangi belaya soktun güzelim." dedi beni biraz daha göğsüne çekerken.

"Hiç." dedim onu boş meselelerle rahatsız etmek istemeyerek.

"Hadi portakal çiçeğim ne oldu anlat bana." portakal çiçeğim Çağatay'ın bana küçüklükten beri kullandığı bir tabirdi, benimde çok hoşuma gidiyordu. "Yoksa o Seyit denen herif mi rahatsız etti seni ?" dudaklarımı ısırdım asıl meselede buydu zaten.

Takıntılı piç sevgilim olduğu halede peşimi bırakmıyordu mal.

"Belinay."

"Hım." diye mırıldandım içime kaçan kısık sesimle.

Ufak bir küfür savurdu "Ne yaptı yine piç ?" dedi yüzümü göğsüne gömdüğüm için öfkeli nefesleri saçlarıma vuruyordu.

"Yolumu kesip duruyor rahatsız olduğumu, sevgilimin olduğunu söylediğim halde rahat bırakmıyor."

"Piç herif."

"Şey..." dedim çekingenlikle işte buna çok sinirlenecekti. "Benim gittiğim okula kaydını aldırmış aynı sınıftayız."

"Piç kurusu !" diyerek kollarını benden çekerek doğrulduğunda ona baktım.

"Çağatay nereye ?" dedim elinden tutarak durdurmaya çalıştım. Yoksa iyi şeyler olmayacağa benziyordu.

Sinirli hareleri bana dönünce yumuşadı "O piç kurusunu bulup öldürmeye gidiyorum Belinay oldu mu ?"

Yapardı. O Karadenizliydi bir deli tarafı vardı kimse görmesin o deli tarafını. Kolunu tutup sahteden gözlerimi doldurdum gitmemesi adına.

Söylemesi ayıp çok güzel oyuncuydum.

"Çağatay bak ne yapacaksan yarın yaparsın ? hı. Daha yeni geldin zaten lütfen sevgilim sadece sarılıp uyuyalım lütfen." dediğimde tereddütte kalsa da tekrardan yanıma uzanıp beni kollarının arasına aldığında gülümseyerek ona biraz daha sokuldum.

"Belinay ?" soru sorar tonda konuşmasıyla başımı göğsünden kaldırarak ona baktım.

"Efendim bir tanem."

Gözlerini bana çevirip kocaman gülümsedi "Seni çok seviyorum."

Gülümsedim. Çocukluk aşkımdı o benim, ilk aşkımdı. "Bende seni çok seviyorum." dediğimde uzanıp burnuma bir öpücük bıraktığında gülümseyerek kollarımı ona daha sıkı doladım.

Uzanıp ışığı kapatmasıyla korktuğum karanlıkta biraz daha ona sığındım.

...

Yanaklarıma konan sulu sulu öpücüklerle kaşlarımı çattım bu da neydi böyle ? evin içinde köpeğin ne işi vardı ?

"Belinay güzelim uyan hadi kahvaltı yapacağız." bulunduğum sıcaklığa daha da sokulup mırıldandım.

"Uykum var."

"İyi uyu bakalım biraz daha." diyerek beni kendine çekti Çağatay.

Çağatay yanında uyuyan sevgilisine bakıp gülümseyerek saçlarına dudaklarını bastırdı. Allah biliyor çok seviyordu, küçüklüğünden beri onun hayatında hep portakal olmuştu.

Kıkırdadı kendi kendine. Küçükken onunla az 'portakal, portakal' diye dalga geçmemişti.

Ama gerçekten de öyleydi turuncu saçları, mavi gözleri portakaldı işte onun portakalıydı o.

Kendine bir az daha sokulan sevgilisiyle burnuna dolan portakal çiçeği kokusuyla gülümsedi. Portakal demesinin bir diğer sebebi de buydu zaten. Portakal çiçeği gibi kokması.

Kapının pat diye açılıp içeri birinin girmesiyle sinirle gözlerini yumdu Çağatay bunu Berkay dan başka kimse yapmazdı.

"Vay demek -" Berkay sözünü tamamlamadan Çağatay kenarda bulduğu kalemi ona fırlattı.

Berkay kalemi havada tutarak somurtarak eski yerine koydu.

Yine olan kendisine olmuştu.

"Kalksana kızım, aç kaldık senin yüzünden kaç saattir senin kalkmanı bekliyoruz !" diyen bağıran bir sesle irkilerek uyandım.

Gözlerimi ovarken Çağatay'ın ensesine yapıştırdığı tokat yüzünden ensesini acıyla ovan Berkay'la kaşlarımı çattım.

"Günaydın bir tanem." diyerek yanağıma dudaklarını bastırdı Çağatay.

"İnsan düzgün uyandırır Berkay. Bunun intikamını senden çok fena alacağım." dedim sinirle yataktan kalkarken uykumun içine sıçmıştı.

"Allah Allah öyle mi hanım efendi ?" dedi ellerini beline yerleştirerek. Çocuğunu azarlayan teyzelere benzemişti.

"Öyle."

"Öylemi ?"

"Öyle."

"Öyle mi ?"

"Öyle."

"Öy-"

"Yeter ! Çağatay sen ekmek alamaya git." dedi Dila teyze oğluna bakarak ondan sonra Berkay'a döndü "Sen de masayı kurmama yardım et." bu sefer bana döndü "Sen de üzerine değiştir de gel kızım kahvaltı yapacağız."

Dila teyze odadan çıkarken Berkay arkasından söylendi "Bize gelince masayı kur, Belinay hanıma gelince üzerini değiştir gel kahvaltı yapacağız." dedi sesiyle Dila teyzeyi taklit ederek.

Çağatay annesine söylenmesinden dolayı Berkay'ın ensesine bir şaplak atarken onunla birlikte odadan çıktı.

...

Parmak uçlarımda yükselerek kollarımı boynuna dolayarak sıkıca sarılarak kokusunu içime çektim sevdiğimin.

"Dikkat et güzelim en fazla üç, beş gün yokum ondan sonra buradayım. Sakın başını belaya sokma." dediğinde yine ve yine gözlerimi devirdim. Her zamanki rutin konuşmasını yapıyordu.

"Tamam dedim ya sevgilim uslu uslu oturacağım belaya da bulaşmayacağım." dedim havanın soğuk olmasından dolayı montuma sıkıca sarılarak göğsüne sığındım.

"Hadi..." dedi kolundaki saate bakarak. "Uçak birazdan kalkacak güzelim bu soğukta üşüme bekleme git sen."

Adımlarımı beni bekleyen taksiye doğru çevirip kapısını açarak bindim evimin adresini verdikten sonra rahatça arkama yaslandım.

Genç adam 'sakın başını belaya sokma' demişti değil mi ? hâlbuki genç kızı kendi eve göndermişti. İşte o bela onu evde bekliyordu.

...

Nasıldı ?

Çağatay gibi biri beni sevsin yeter : (

Berkay ?

Evet üçünün de isimleri uyumlu Belinay, Çağatay, Berkay... hdfpuga neden bilmiyorum böyle yapmak istedim.

Diğer bölüm ne zaman gelir bilinmez ancak ben ne zaman yazarsam o zaman gelir hufsğ

Görüşmek üzere öptüm bay...

01.02.2023 tarihinde yayınlanmıştır.

Bölüm sonu

9 yorum