13 Haziran 2022
* * *
29 Ağustos
Gözlerim sokağın başındaki evde oyalanıyordu. Bugün gelecekti. Saati dakikası belirsizdi. Sadece öznesi ve günü belliydi. Yaklaşık bir saat veya daha uzun süredir burada bekliyordum. Telefonuma bugün İstanbul'dan döneceğini bildiren mesajı aldım alalı balkonumdan onun evini izliyordum.
Tüm dünya duysun Emir Sancak dönüyor...
Güneş yavaş yavaş yerini Ay'a bırakırken semtin ıssız sokaklarına loş sokak lambaları bir bir dökülüyordu. Avuçlarımın içindeki kahve kupasının soğuduğunu hissettim. Yanıma almıştım ama onu düşünmekten içememiştim. Onu en son üç ay önce, İstanbul'a gitmeden önce görmüştüm.
Doğum günü geçen hafta olmuştu ve Instagram hikayesinde arkadaşlarıyla kutladığını görmüştüm. Kerem, Burak ve Meriç de onun yanına İstanbul'a gitmişlerdi. Ve tabi ki Aybüke de öyle...
Aklıma giren anılarla yine içimi kör bir öfke ele geçirmişti. O kızdan intikam alamamak içimdeki yangını körüklerken aynı zamanda Aybüke'nin her şeyi Emir'e anlatma olasılığı aynı yangını buz kutubuna çeviriyordu.
Aybüke'nin, Emir'e onun yüzünden kavga ettiğimizi ve benim ona tam olarak sekiz yıldır platonik olduğumu söylemesi her halde benim ölüm nedenim olurdu. Büyük ihtimalle her şey şöyle gelişirdi; Emir sekiz yıldır platoniği olan bu deli kızdan uzaklaşmak için yurtdışına kaçardı, ve bende onun yokluğuna bir ömür daha dayanamayacağım için hemen üstümdeki çatıdan ruhuma el Fatiha derdim.
Ama neyse ki Aybüke'yle ikimizin de çıkarları doğrultusunda yaptığımız anlaşma sonucu ne onun böyle bir girişimi vardı ne de benim. Aybüke'yle iki yıl öncesine kadar çocukluktan gelen dostluğumuz vardı. Ta ki lisenin ilk yılı benim yıllarca âşık olduğum çocuğu görüp onu elde etmeye çalışana kadar. İlk başlarda sesimi çıkarmamış ve sadece olanları bir film sahnesi gibi izlemiştim. Lakin bir yerden sonra Emir'in de Aybükey'ye karşı hisleri olduğunu anlamıştım. Bu beni parçalayıp geçmişti. Aybüke'ye onu sevdiğimi söyleyemezdim çünkü aynı zamanda en yakın arkadaşımı kaybetmekten de korkuyordum. Bu hikayede ne ortada kalandım ne de dışarıda kalan... Bunca anlatamadığım olayın sonucunda tek bildiğim şey; ben ve Aybüke birbirimizden nefret ediyorduk.
Gözlerim yere kilitlenmiş düşünürken sokağa girdiğini belli eden o tanıdık araba sesini duyunca hemen başımı kaldırdım. Siyah Porsche uzun süredir izlediğim evin önünde durunca rahatladığımı hissettim. Gelmişti.
Yüzüme anlamsız bir gülüş yerleşirken sevinçten kahkaha atmak istiyordum. Arabanın içinden kalbimin ritmini bir panterin koşması gibi hızlandıran kişi indi. Koyu kumral saçları her zamanki gibi alnına dökülmüştü yeşil gözlerini gizlemek ister gibi. Ona doğru yaklaşan anne ve babasına doğru adımladı. Önce annesine özlediğini belli ederek sıkıca sarıldı. Sonra babasına dönerek elini öptü. Zaraf bey yüzünde sıcacık bir gülümsemeyle tek oğlunun saçlarını okşadı.
Ben alt dudağımı dişleyerek onun her adımını heyecanla izlerken başını kaldırıp etrafa şöyle bir bakarken beni görmesinden korkarak başımı eğdim. Az sonra bakınca içeri girdiklerini görerek rahatladım. Hüzünle arkasından bakarken annesine içten bir şekilde sarılması aklıma gelince bir an bana da öyle sarıldığını düşündüm. Gözlerimi kapatıp o güzel hissi ve eğer o hissi yaşarsam burnuma gelecek olan tanıdık parfüm kokusunu düşündüm.
"Belinay!"
... Hayallerimin tam ortasına yıldırım gibi düşen dadımın sesiyle gözlerimi açtım. Evet, büyük ihtimalle uzun süredir bana bağırıyordu ama ben duymuyordum. Oturduğum yerden kalkarak içeri girdim. İçerinin sıcağıyla karşılaşınca dışarının soğuk olduğunu yeni farkettim.
Gülerek başımı salladım. Sen beni sarhoş eden içki misin Emir Sancak?
Merdivenlerden inerek salona ulaştım. Gözlerim ihtişamlı eşyaların arasından Dadıyı aradı. Masanın başında durmuş masayı kuran hizmetlilere bir şeyler söylüyordu. Ağır adımlarla yanına gittim. Bugün hatırladığım kadarıyla misafir gelecekti. Daha doğrusu önemli misafir. Nereden geleceklerini ya da kim gelecek bunun hakkında hiçbir fikrim yoktu. Tek bildiğim öyle önemli kişilerdi ki babam haftalardır onlarla irtibata geçmek için uğraşıyordu.
"Chiara, bana seslendiğinizi duydum?"
Başını yavaşça bana çevirerek kısık ve sert bakışlarıyla denk gelmeme sebep oldu. İçe büktüğü dudakları ve kırışıklıkları olan yüzü bana onu dizilerdeki acılı kadınlara benzetiyordu.
"Küçük hanım, beni sonunda duymanıza sevindim. Zira size ne kadar çok seslendiğime hizmetliler şahit." Beni iğnelemekten geri kalmayarak esas konuya geldi. "Bu akşam önemli misafirleriniz var. Hazırlanmak için son bir saat otuz altı dakikanız kaldı. Ayrıca anneniz onu aramanız gerektiğini söyledi."
Söylediklerini aklımın bir köşesine not ederek salondan çıkıp yukarıya yönelirken rehberden Sarel'in ismini arıyordum. Baş parmağım isimlerin üzerinde gezinirken durdu.
Sarel Erbay.
İsmin üzerine tıklayarak telefonu kulağıma götürdüm. Telefon çaldırırken odama girerek dolabının kapaklarını araladım.
"Sonunda arayabildin beni!" Sitemkâr sesi kulaklarıma ilişince gözlerimi devirmeden edemedim.
"Efendim?"
"Lacivert elbiseni giy." Elbiselerin üzerinde gezinen elim durup yumruk oldu.
"Ne zamandan beri giydiklerime karışıyorsun?"
"Çalışma odasındaki kasanın şifresini biliyorsun. Babanın sana doğum gününde aldığı kolyeyi ve ona uygun zümrüt motifli küpeleri tak." Sorumu es geçerek bana verdiği cevap beni daha da çileden çıkarmaya yetmişti. Her seferinde bunu yapması...
"Tamam." İçimde kopan fırtınalara rağmen sakince beş harfi birleştirerek telefonu kapattım. Öfkeyle elimdeki cihazı yere fırlattım. Annem... Demek doğru olmaz, babamın ikinci karısı bana hükmetmeye bayılır. Ya da bana hüküm edebileceğini sanar!
Elimi hırsla saçlarımın arasından geçirdim bu kadınla kavga etmediğim gün varsa o güne altın madalya takacağım. Hızlı hızlı nefesler alarak kendime gelmeye çalıştım. "Kosonon şofrosono boloyorson!" Ağzımdan komik şekilde çıkan taklit deli gibi gülmeme neden oldu. Sanırım beni dışarıdan izleyen birisi bipolar hastası falan olduğumu düşünebilirdi.
Sinirim geçtikten sonra dolaba ilerleyerek içinden lacivert elbiseyi çıkararak yatağın üzerine bıraktım. Önü tamamen kapalı olan ince askılı elbisenin kat kat etekleri vardı. Sırtında kalp şeklinde dantelli bir dekoltesi olan elbiseyi kısa bir süre önce almıştım. Daha önce giymemiştim.
Sıcak bir duş aldıktan sonra havluya sarılarak aynanın karşısına geçim. Saçlarımı hızlıca kurutarak düzleştirdim. Ardından üstümü giyerek yüzüme sade bir makyaj yaptım. Anlatınca kısa gibi görünen bu işler tam olarak bir saatimi almıştı.
Sağ kirpiğime son kere maskara çekerek kapağını kapattım. Aynadaki doğallığını çok kaybetmeyen yüzüme baktım. Gözlerim her aynadaki yeşil harelerime takılınca onun bakmaya kıyamadığım yeşil gözleri geliyordu aklıma. "Farklı dünyaların insanları bile birbirine kavuştu sen beni göremedin Sancak..."
İçler acısı durumuma son kere bakarak aşağıya indim. Üç katlı evin çatı katında olunca odan, her işin için aşağıya inmen gerekiyordu. İkinci kattaki babamın çalışma odasına girerek kitaplığın altındaki dolabı açtım. Kasanın şifresini girerken her seferinde olduğu gibi yine gizli ajan havasına girmiştim. Ya çok fazla film izliyordum, ya da ruhumda bir gizli ajanlık vardı.
Düşüncelerimi tebessüm ederek aklımdan kovdum. Sarel'in bana bahsettiği takıları alarak üzerime geçirdim. Kasayı kapatarak çıkmak için hazırlandığım sırada holden gelen seslerle duraksadım. Gülüşmeler. Sanırım beklediğimiz misafirler gelmişti. Ellerimi birbirine sürterek kapıyı açıp Hole bakan merdivenlere yöneldim. Tam bir kaç basamak inmiştim ki gözlerim bana bakan ela harelere takıldı.
"Bu da benim küçük prensesim Belinay."