İçeriğe geç

Bazen Bazı Mektuplar Yarım Kalmalı

Bölüm 3 · 3 dk okuma

Bazen Bazı Mektuplar Yarım Kalmalı

Bölüm 3

3

Rüzgar esiyordu esmesine ama bir gariplik vardı bu rüzgarda. Karanlık ve sessiz sokaklar, yağmurun sesiyle dolup taşıyordu; ama yine de zihnindeki sesleri susturmaya yetmiyordu. Dikkatsiz bir adımıyla ayağı bir taşa takıldı, düşe yazdı. Bir küfür savurdu. Taşı eline aldı. Sanki her şeyin suçlusu o taşmışçasına yoğun bir öfkeyle taşa bakakaldı. Ardından, içindeki tüm öfkeden ve acıdan kurtulmasının bu taşı fırlatmasına bağlı olduğuna inanarak taşı fırlattı. Fırlattı fırlatmasına ama gözleri doldu. Taşı fırlattığı için suçluluk duydu. Her şeyin suçlusu bir taş olamazdı, bunu çok iyi biliyordu. Fakat korkmuştu. Her şeyin suçlusu olmaktan korktuğu için, suçu —her zaman yaptığı gibi— bir başkasına atmış ve o başkasını asmıştı. Bunları düşündükçe gözleri daha da doldu. Ama kararlıydı. Ağlamayacaktı. O, ağlayamazdı. Koşarak taşı fırlattığı yöne doğru ilerledi. Yağmur, canını acıtmak istercesine hızlanmıştı. Bir süre daha koştu ve taşı buldu. Eline aldı. Daha fazla tutamadı kendisini ve ağlamaya başladı. Dudakları... soğuktan mı, yoksa çektiği acıdan mı bilinmez, titremeye başladı. Titreyen dudaklarını yavaşça araladı ve kendisinin bile zor duyduğu bir sesle sayıklamaya başladı: “Özür dilerim…” Her “özür dilerim” deyişiyle sesi biraz daha yükseliyor, yükselen sesine eşlik eden pişmanlık daha da görünür hâle geliyordu. Yere çöktü. Taşı dudaklarına nazikçe değdirdi ve bu sefer bağıra çağıra özür dilemeye başladı. Kısa bir süre sonra sessizleşti. Gözlerinden akan yaşlar hâlâ dinmemişti. Titrek nefesler alarak yavaşça ayağa kalktı. Taşa baktı, bulanık gözleriyle. Yavaş hareketlerle taşı cebine koydu. Bir süre yere baktı. En sonunda, gözlerini yerden ayırmadan yürümeye başladı. Yağmur, eskisi kadar şiddetli yağmıyordu artık. Sanki biraz bağışlamıştı onu. Gülümsedi. Sahi, bağışlanmak… Bağışlanmak neydi onun için? “Seni affettim” mi? Gözlerinin içine bakabilmek mi? Tekrar sarılıp öpebilmek mi? “Bilemiyorum…” dedi içinden. Ağlamak istiyordu duran gözyaşlarına inat, kendi benliğine, insanlara ve bu düzene inat... Her şeye inat bağıra çağıra ağlamak istiyordu. Ama yapamıyordu. Gözyaşları kurumuştu. Başını kaldırdı. Baktı acımasız gökyüzüne. Gözlerinden her şey anlaşılıyordu. Haykırdı tüm gücüyle: “Eğer gerçekten beni duyuyorsan, eğer gerçekten beni görüyorsan, ey yüce Tanrım… bırak yağsın! Bırak gök kükresin, hiç susmasın! Ağlamaktan bile aciz olan bu zavallı kulun için bırak gök ağlasın, bırak gök haykırsın!” Bir süre bakakaldı gökyüzüne. Sonra yavaş hareketlerle eğdi başını. Yürümeye başladı, yeri izleyerek. Bir anda irkildi; göğün kükremesi ve yağmurun hızlanmasıyla. Güldü. “Tanrım… teşekkür ederim… Hak etmediğim şeylere bile sahip oldum… Teşekkür ederim…” diye mırıldandı ve yere yığıldı. Gözleri yorgun bir şekilde gökyüzünü inceliyordu. Yağmur damlaları, ince ve zayıf bedenine sert bir şekilde çarpıyordu. Üşüyordu ama hava soğuk olduğu için değil. Gözleri yavaş yavaş kapanıyordu. “Celia’m… Senin sevgini hak eden en son kişi bendim. Yine de beni sevmekten hiç çekinmedin. İsmini en güzel sen telaffuz ederdin. Sesin, yağmurlu bir havada şömine karşısında oturup sıcak bir fincan çay içerken yaptığımız sohbetler gibi içimi ısıtırdı. Gülümsetirdi beni… Celia’m… Celia’m! Bir kez daha zikret adımı, sanki kutsalmışçasına… Bir kez daha süzülerek çıksın dudaklarından ‘Lucuis’… Ve böylece bir kez daha hissedeyim seni yanımda. Bir kez daha ellerimi tut… Ve yollarımız, sen cennete girene dek asla ayrılmasın.” Sustu. Son kez gözlerinin önüne geldi Celia’sı. Ve gözleri kapandı. Karanlık bir sokağın ortasında, canını almaya gelen sevgilisi Celia’yla... Toprak yerine üstünü örten yağmurun altında, yeniden kavuştular.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.