Ertesi sabah operasyon hakkında plan yaptık. Oy Birliğiyle Geceyi seçmişlerdi. Yer üstünde herkesin uyuduğunu sandığı saatleri. Hedef, şehir merkezinde eski bir finans binasıydı. Camı bol, ışığı az. İçeride tutulduğu söylenen şey bir dosya değildi, bir anahtardı. Dijital değil. Fiziksel. Tarikatın yer üstü bağlantılarını açabilecek türden. "Kanında hala alkol olan bir çaylağı içeri soktuğumuzu öğrenirlerse... " Aeron havadan havadan konuşuyordu yine. Bakışlarını üzerimde hissettim. "Çevik." dedi Raina. Tecrübesi var. " kısa ve net bir cevaptı. Zaman hızlı geçti, lazım olabilecek şeyleri yanıma aldım. Halatlarla birkaç kat yukarı çıktım, devamı yangın merdiveniyle geldi. Çatının kenarında çömeldim. Altımda şehir vardı. Yukarıdan bakınca her şey sessiz görünürdü, aşağıda ise her şey tetikteydi. “Klaus.” dedi Raina kulaklıktan. “Rüzgâr kuzeydoğudan. Kamera döngüsü on iki saniye.” “Yeterli.” dedim. Aeron’un sesi girdi. “Bu atlayış gereksiz. Merdiven—” “Gereksiz olan yavaş olmak.” Cevap vermedi. Sonraki saniye nefesimi toparlayıp koşmaya başladım. Son iki adımda düşünmeyi bıraktım. Karşıdaki çatının kenarına Atladım. Bir anlık boşluk hissi. Sonra karşı binanın kenarı. Parmaklarım metale geçti, vücudum savruldu ama bırakamadım. Dizlerim sertçe çarptı. Umurumda değildi. Umursayadım. “Temas sağlandı.” dedim kısaca. Camın altındaki kör noktayı biliyordum. Orası eskiden yük asansörüydü. Kilit eskiydi. Çantamdan ince bir parça çıkardım. Üç saniye. Dört. Tık. İçeri girdim. Koridor karanlıktı. Güvenlik devriyesi yoktu ama sensörler vardı. Adımlarımı sayarak ilerledim. Sağ duvar. Üç adım. Eğil. Işık çizgisi geçti. “Klaus,” dedi Raina. “Kalp atışın hızlandı.” “Sebebi sensindir.” dedim. “Uzun zaman oldu, sadece birkaç saat.” Aeron'dan ses çıkmadı. Alt kata indim. Kasaya benzeyen bir oda. İçeride tek bir çelik dolap. Parmak izi, retina… klasik yer üstü kibri. Her şeyi teknolojiye bırakmışlardı. Eldiveni taktım. Dolabın arkasındaki paneli söktüm. Kabloyu kestim. Dolap kilidi çöktü. İçeride küçük siyah bir kutu vardı. Hafifti. Ama değeri ağırdı. “Paket alındı,” dedim. “Çıkıyorum.” Tam dönerken— Adım sesi. İki kişi. Silahlı. Koridorun sonunda. Siper aldım. Işığı kapattım. Nefesimi tuttum. Biri yaklaştı. Diğeri arkada kaldı. Zamanlama. Öndekinin kolunu yakaladım, duvara çarptım. Silah düştü. İkincisi ateş etti. Cam patladı. Gürültü. “Temas!” diye bağırdı Aeron kulaklıktan. “Klaus, geri çekil!” “Bir saniye,” dedim. İkinci adamın bileğini kırdım. Sert. Temiz. Gürültü bitti. "Kulaklık olduğunu unutma, beni sağır etmek mi istiyorsun? " Kutuyu çantaya koydum. Koştum. Çatıya çıktığımda alarmlar başlamıştı. Projektörler açıldı. Atladığım boşluk artık daha aydınlıktı. Geç kalmış sayılmazdım, sadece bitirmem gerekiyordu. “Bunu yapamazsın,” dedi Aeron. “Mesafe fazla.” Gülümsedim. “İzle.” Koştum. Derin bir nefes... Atladım. Bu sefer düşüş daha sertti. Yuvarlandım. Omzum yandı. Ayağa kalktım. “İniş tamam,” dedim nefes nefese. Sessizlik oldu kulaklıkta. Sonra Raina’nın sesi geldi. Sakin ama… farklı. “Geri dön,” dedi, fazla durdungu. “Arabaya.” Araca bindiğimde ekip zaten oradaydı. Üç kız bana bakıyordu. Şaşkın. Aeron sessizdi. Çenesini sıkmıştı. Raina önüme döndü. “Bir daha bana haber vermeden atlama.” “Merak etme,” dedim. “Hep düşmeden önce düşünürüm.” “Bu bir iltifat değil,” dedi. Kutuyu masaya koydum. “Görev tamam,” dedim. “Yer üstü sandığınızdan daha gevşek.” Aeron sonunda konuştu. “Bu şans,” dedi. Ona baktım. “Hayır,” dedim. “Bu alışkanlık.” Raina bana baktı. Uzun uzun. “Anlaşıldı,” dedi. “Bu ekip artık beş kişi.” Motor çalıştı. Şehir geride kaldı. Yer üstü… beni tanımaya başlamıştı. Sadece birkaç gün sonra bir operasyon daha aldık. Tarikat için önemli bir yerdi. Görev yağmurla başladı. Yağmur, yer üstünde her şeyi eşitlerdi, izleri siler, sesleri boğar. Hedef bu kez bir sanat galerisi görünümündeki depo idi. Cam cephe, içeride pahalı heykeller, dışarıda güvenlik. İnsanlar sanat sanıyordu, tarikat burayı geçit olarak kullanıyordu. “İçeride iki devriye, dört kamera,” dedi Raina kulaklıktan. “Alt kat kilitli.” “Üstten gireriz.” dedim. “Çatı eğimli,” dedi Aeron. “Riskli.” “Risk zaten görev tanımı,” dedim. Yağmurda çatı kaygandı. Dizlerimle sürünerek ilerledim. Altımda şehir değil, doğrudan boşluk vardı. Kenara vardığımda aşağı sarkıtılmış metal kabloyu gördüm. Eskiydi. Tarikat acele etmişti. Kabloyu tuttum. Ağırlığımı verdim. Ses çıkarmadı. Aşağı doğru kaydım. Camın üst kenarına geldiğimde durdum. Elmas uçlu kesiciyle daire çizdim. Cam içeri doğru sessizce düştü. Yağmur sesi her şeyi yuttu. İçeride heykeller vardı. İnsan bedenleri gibi. Fazla gerçekçi. Yanlarından geçerken sanki bakıyorlardı. Alt kata indim. Kilit elektronik değildi. Bu daha kötüydü. Mekanik olanlar insan gibi düşünür. İnsan gibi hata yapar. Kilidi açtım. İçeride bir kasa değil, bir adam vardı. Sandalyeye bağlı. Ağzı bantlı. Gözleri korkudan değil, beklemekten kararmıştı. “Klaus...” dedi Raina kulaklıktan. “Hedef bu değil.” “Artık öyle,” dedim. Adamın cebinden küçük bir anahtar aldım. Üzerinde sembol vardı. Tarikatın eski işareti. Ayak sesi. Işık yandı. Refleksle adamın arkasına geçtim. Silah sesi geldi. Kurşun heykelin omzunu parçaladı. Adam bağırmadı. Ben de. Işığı tekrar kapattım. Adamı bıraktım. Koştum. Üst kata çıktığımda güvenlik artmıştı. Yağmur hızlanmıştı. Çıkış yoktu. “Geri çekil,” dedi Aeron. “Çevrelendin.” “Hayır. Şimdi kaos zamanı.” Heykellerin arasındaki yangın sistemini devreye soktum. Alarmlar çaldı. Su fışkırdı. İnsanlar bağırdı. Kaos, benim alanımdı. Çatıya çıktım. Bu sefer atlamadım. Karşı binaya uzanan brandayı kestim. Rüzgâr aldı. Kendimi bıraktım. Düşmedim. Süzüldüm. Araçtaydım. Kapı kapandı. Motor çalıştı. Raina bana döndü. “Plan dışıydı.” “Planlar, insanlar içindir.” Aeron sessizdi. Ama bakışı değişmişti. Kıskançlık değil… hesaplama vardı artık. Raina derin bir nefes aldı. “Bu ekip,” dedi, derin bir nefes aldı. “seni kaldıramayabilir.” Gülümsedim. “Ben de onları.” ... Araç sessizdi. Yağmur hâlâ camdan aşağı akıyordu ama kimse dışarı bakmıyordu. Disk ön panelde duruyordu. Küçük, siyah, sıradan. Ama içindekiler yüzünden birkaç şehir yanabilirdi. “Bu kadarını beklemiyorduk,” dedi Raina sonunda. Sesi kontrollüydü ama dikkatli dinlersen altında bir şey titreşiyordu. “Tarikat hiçbir zaman tek katmanlı olmaz,” dedim. “Bu sadece giriş.” Aeron aynadan bana baktı. “Plan dışına çıktın.” “Plan, bizi yakalatmamak içindi. Başardık.” “Adamı bırakmalıydın,” dedi. Başımı koltuğa yasladım. “Adam zaten ölüydü. Sadece henüz bilmiyordu.” Raina sustu. Bu sessizlik onay değildi. Ama reddiye de değildi. Merkeze döndüğümüzde ekip bizi bekliyordu. Üçü de ayaktaydı. Gözler üzerimdeydi. Merak, tedirginlik, ölçme. Raina diski masaya bıraktı. “Bu görev burada bitmedi,” dedi. “Aksine… yeni başlıyor.” Ekran açıldı. Kodlar aktı. İsimler. Rotalar. Tarihler. İçlerinden biri fısıldadı: “Bu… yer üstü.” “Evet,” dedi Raina. “Ve Klaus bunu ilk fark eden oldu.” Bakışlar bana döndü. Gülümsedim. “Tarikat artık saklanmıyor. Sadece görünmez olduğunu sanıyor.” Raina kollarını kavuşturdu. “Bu noktadan sonra saha liderliği bende. Klaus, sen önden gideceksin.” Aeron hemen atıldı: “Bu mantıklı değil. Adam kurallara—” “—uymuyor,” dedi Raina. “Ama hayatta kalıyor.” Bir an durdu. Sonra bana baktı. “Ve biz şu an buna ihtiyaç duyuyoruz.” Bu bir terfi değildi. Bu bir denemeydi. “Bir şartla,” dedi Raina. “Bir daha plan dışına çıkarsan—” “Seni bilgilendiririm,” dedim. Bakışlarımız çarpıştı. “Hayır,” dedi. “Benden önce çıkmayacaksın.” Bir an düşündüm. Sonra başımı salladım. “Deneyelim Ama bana güvenmen gerekecek.” “Güvenmiyorum,” dedi. “Seni izliyorum.” Gülümsedim. “Daha iyi.” Toplantı dağıldığında herkes odadan çıktı. Raina en son kaldı. “Bu görev,” dedi sessizce, “ekibi parçalayabilir.” Kapıya yöneldim. “Ekipler,” dedim, “zaten kırılgandır. Önemli olan doğru anda kimin ayakta kaldığıdır.” Kapıyı açtım. “Ve ben daha düşmedim.”
Sabah oluyordu. Işıklar açıktı ama kimse aydınlık hissetmiyordu. Evraklar hâlâ masadaydı. Kimse kapatmaya cesaret edememişti. Telefon titredi. Raina baktı. Ekranda tek bir isim vardı: Rafi. Açtı. Hoparlöre aldı. “Konuş,” dedi. Rafi’nin sesi temizdi. Fazla sakindi. “Bir adam var. Onu bulmanız gerekiyor.” Aeron hemen atıldı: “Kim?” “Henüz değil,” dedi Rafi. “Önce dinleyin.” Raina masaya yaslandı. “Dinliyoruz.” “Kayıtlarda yok,” dedi Rafi. “Ama evraklarda izi var. Arşiv Kulesi’nden aldıklarınızda.” Bakışlar bana döndü. “Yer üstü mü?” diye sordum. “Yer üstü değil,” dedi Rafi. “Üstü olmayan.” Oda bir an sessizleşti. “Ne demek bu?” dedi Raina. “Demek oluyor ki,” dedi Rafi, “bu adam sistemden silinmiş. Ama tarikat hâlâ onu arıyor.” Aeron kaşlarını çattı. “Niye?” Rafi duraksadı. “Çünkü o adam… ilk kırılma noktası.” Raina nefes aldı. “Yeri?” “Bilinmiyor,” dedi Rafi. “Ama son sinyal bir liman kentinden geldi.” “Ne taşıyor?” diye sordum. Rafi’nin sesi bu kez daha alçaktı. “Bilgi değil. Hafıza.” Raina telefonu kapattı. “Hazırlanın,” dedi ekibe. “Bu bir takip görevi.” Aeron itiraz etti: “Henüz dinlenmedik.” “Tarikat da dinlenmiyor,” dedi. Raina bana baktı. “Klaus, sen önden gideceksin.” Gülümsedim. “Adamı mı arıyoruz,” dedim, “yoksa geçmişi mi?” “İkisini de,” dedi Raina. “Ve bu sefer…” Durdu. “Bu sefer,” dedi, “onu canlı istiyorum.” Odanın içi ağırlaştı. Başımı salladım. “Canlı,” dedim. “Deneyeceğim.” Raina gözlerimi bırakamadı. “Deneme. Getir.” Hava kararıyordu. Oda karanlıktı. Perdeler kapalıydı. Ekranlar açıktı. Adama dair bulabildiğimiz tek şey adıydı. Doran’ın adı, odanın ortasında asılı duruyordu sanki. Söylenince yankı yapan türden. “Bu kadar temiz silinmiş bir profil görmedim,” dedi ekipten biri. “Doğmamış gibi.” Raina kollarını kavuşturdu. “Bir insan doğmamış gibi silinmez,” dedi. “Biri uğraşmıştır.” Ekranda eski kayıtlar aktı. Tarihler, bağlantılar, kesilen çizgiler. Bir noktada her şey… bitiyordu. “Burada. Bakın buraya.” Eğildiler. Bir işlem vardı. Standart silme değildi. Fazla özenliydi. “Bu Mührün işi değil. Bunlar böyle kusursuz silemez.” Aeron araya girdi. “Belki yer altı—” “Hayır,” dedim. “Yer altı iz bırakır. Bu… ritüel gibi.” Raina bana baktı. “Ne demek istiyorsun?” “Demek istiyorum ki bu adam kaçmamış. Saklanmamış. Korunmuş.” Oda sessizleşti. Ekipten biri fısıldadı: “Kendi tarafı mı?” Raina başını yavaşça salladı. “Güçlü bir kolsa… evet. Kendi tarikatı.” Aeron sandalyesinde hafifçe kıpırdandı. Küçük bir hareketti. Ama ben gördüm. Ekranda bir harita açıldı. Son bilinen temaslar. “Bak,” dedi Aeron. “Burada bir boşluk var. Liman hattı.” “Çok düzgün,” dedim. “Fazla düzgün.” Raina kaşlarını çattı. “Ne demek istiyorsun, Klaus?” “Birini saklıyorsan onu kaosun içine koyarsın. Bu çizgi… temiz.” Aeron’un sesi sabit kaldı. “Belki de izler orada kesiliyordur.” “Belki,” dedim. “Ya da biri kesmiştir.” Bakışlarımız çarpıştı. Bir saniye. İki saniye fazla. Raina araya girdi. “Spekülasyon istemiyorum,” dedi. “Somut.” Dosyalar açıldı. İsimler, kodlar. Ve bir tanesi… sürekli atlanıyordu. “Bu isim neden her yerde var ama hiçbir yerde açıklaması yok?” dedim. Ekipten biri yaklaştı. “Bu… liderlerden biri olmalı.” Raina nefes aldı. “Yani Doran’a giden yol hâlâ açık.” Aeron başını salladı. “Evet,” dedi. “Ama zaman kaybediyoruz. İz soğuyor.” Soğumuyordu. Bilerek soğutuluyordu. Ertesi gün dosyalar hiçbir zaman bu kadar sessiz olmamıştı. Bilgi binasının alt katında, ışığı boğulmuş bir arşiv odasındaydık. Beton duvarlar nem kokuyordu, floresanlar titriyor, sanki buraya bakılmasını istemiyormuş gibi kararıp açılıyordu. Raina masanın başındaydı, parmakları klavyede duraksız geziniyor, yüzünde tanıdığım o soğuk odak vardı. Aeron, kapıya yakın duruyordu. nöbet tutar gibi değil, daha çok kaçış yolunu hesaplar gibi. Doran. İsim ekranda belirdiği an, sistem nefesini tuttu. “Bu kadar mı?” dedim. “Bir isim, iki tarih, gerisi boş.” Raina başını kaldırmadan konuştu. “Boş değil. Bilerek boş.” Haklıydı. Kayıtlar silinmemişti, yerleri doldurulmuştu. Sahte izler, yuvarlak hatalar, fazla temiz bağlantılar… Bir adamın varlığını değil, yokluğunu kanıtlayan türden. Aeron araya girdi. “Belki de yanlış kişiye bakıyoruzdur. Doran sıradan bir aracı olabilir. Liderler böyle görünmez.” Sesi sakindi. Fazla sakindi. Raina ekrana eğildi, bir katman daha açtı. “Hayır. Bu silme, sıradan biri için yapılmaz. Doran, kendi tarikatı tarafından korunmuş.” “Korunmuş mu?” dedim. “Yok edilmiş gibi duruyor.” Raina, bana kısa bir bakış attı. “Bazen aynı şeydir.” Veri akmaya başladı. Eski sevkiyatlar, iptal edilmiş toplantılar, başka tarikatlara ait mühürler… Hepsi bir noktada kesiliyor, sonra başka bir yerden devam ediyordu. Doran’ın adı geçmiyordu ama attığı adımların yankısı hâlâ sistemdeydi. Bir harita açtım. “Bakın,” dedim, “şu boşluklar. Kimse buradan geçmez. Geçenler de iz bırakır.” Aeron omzunu silkti. “Ya iz bırakmamayı biliyorsa?” Raina durdu. Parmakları klavyeden çekildi. “Bilmiyor. Birileri onun adına siliyor.” O an odadaki hava değişti. Aeron’un bakışı kaçtı—bir anlık. Yeterince kısa, ama yeterince net. “Peki,” dedim, sandalyeye yaslanarak. “Bizi nereye götürüyor bu?” Raina haritayı büyüttü. Yer üstünde terk edilmiş bir idari kompleks. Resmî kayıtlarda kapalı. Gayriresmî kayıtlarda… yok. “Buraya,” dedi. “Doran’ın son gölgesi.” Aeron itiraz etti. “Çok açık. Tuzak olabilir.” Gülümsedim. “Zaten aradığımız şey bu.” Raina başını salladı. “Gece gireceğiz. Sessiz. Evrak odası hâlâ mühürlü olmalı. Doran oradaysa, iz bırakmıştır. Değilse… onu silenler.” Aeron, kapıya doğru bir adım attı. “Ben dış çevreyi alırım.” Raina kabul etti. Fazla hızlı kabul etti. Not aldım. Dosyayı kapattım, ayağa kalktım. “O zaman,” dedim, “yokluğun peşine düşüyoruz.” Raina ekledi. "Sahaya iniyoruz. " Işıklar sönerken, ekranda tek bir satır kaldı: DORAN — STATÜ: BİLİNMEYEN Bazı adamlar bulunmak için kaybolur. Bazılarıysa, bulunmamak için. Ve bu ikinciler, her zaman kanla biter.