İçeriğe geç

Başlangıcın Sonu

Bölüm 2 · 8 dk okuma

Başlangıcın Sonu

Bölüm 2

Kâbuslar Şehri

Müziğin ve elbette gelen müşterilerin çoğalmasıyla birlikte konuşma sesleri de her geçen dakika artıyordu. Bir an olsun boş kalmayan yüzlerce dükkân arasından yalnızca tek bir yere adım dahi atılmıyordu. Kâbuslar Şehri'ne ilk kez gelen bir grup öğrenci, neye bulaştıkları hakkında bir bilgiye sahip değillerdi ancak mümkün olan en kısa sürede öğreneceklerdi.

Ren, uzun boylu ve sıska yapılı çocuğun elindeki çakıyı hızla yere düşürmesini sağladığında, zemine çarpan metalin sesi müziğe oranla çok daha gürültülü hissettirmişti.

Reyna sakince gülümseyerek "Beyler, burada hoş karşılandığınızı söyleyemem. Kibarca söylüyorken buradan toz olur musunuz?" diye sordu ya da emir verdi de denilebilir çünkü ses tonu tebessümünün aksine oldukça soğuk ve sertti.

Ortada duran çocuk bir adım öne çıkarak ellerini cebine koydu ve küçümser bir bakışla önce Reyna'yı sonrada onun arkasında duran kendi sınıf arkadaşını yavaşça süzdü. Tam ağzını açmış cevap verecekti ki Reyna çoktan parmaklarını şıklatmıştı ve puf... Sadece bakışlarından bile rahatsız olduğu insanlar bir anda Ren tarafından kapı dışarı edilmişti.

Eğer Kâbuslar Şehri'ndeyseniz uymanız gereken bazı kurallar vardır. Ne olduklarını birisi söylemese de siz bunu zaten anlarsınız. Tek yapacağınız şey aklınızı kullanmak ve oyunu kurallarına göre oynamak. Kim olduğunuz veya nereden geldiğiniz önemli değil, burada olduğunuz müddetçe en büyük bölgenin liderine küçümseyerek bakamaz ve en önemlisiyse kendi mekânında onu aşağılamaya kalkışamazsınız. Dışarıya çıktığınızda kimin kafasına silah dayadığınız hiç fark etmez ama Kâbuslar Şehri'ne adım attığınız anda kargaşaya sebep olup insanları rahatsız edemezsiniz. Aksi takdirde düşeceğiniz durumun içinden ne paranızla ne de sahip olduğunuz statünüzle kurtulabilirsiniz.

Reyna arkasını döndüğünde daha önce hiç görmediği bu yabancıya "Seni buralarda ilk kez görüyorum. Üstelik küçük bir çocuk gibi arkama saklandığın gerçeğini göz önünde bulundurursak, asla uyumayan bu şehirde hayatta kalmak senin için zor olsa gerek. Kapıdan içeriye yanlışlıkla girmediğine emin misin?" diye sordu.

18-19 yaşlarında duran gencin, misket misali parlak ve saçlarıyla uyumlu yeşil gözleri şaşkınlıkla birkaç saniye boyunca ardına dek açıldı. Kuru bir öksürüğün hemen ardından "Çocuk olduğum söylenemez ve hayır buraya kendi isteğimle geldim... Yani, bir nevi. Her neyse yardımın için teşekkür ederim ama bir an önce buradan gitsem iyi olur," dediğinde Reyna'nın gözlerindeki zevk parıltıları kendini çoktan belli etmişti.

"Madem kendi isteğinle buradasın o halde gitmek için bu kadar acele etme! Henüz hiçbir yeri görmemişken çekip gitmek kendine yapacağın en büyük haksızlık olur."

Reyna hafifçe olduğu yerde sallanırken aynı zamanda da önündeki gencin gitmesine izin vermiyordu. Bu hareketine karşılık aldığı tepki daha büyük bir şaşkınlık ve sorması beklenilen birkaç soru olmuştu.

"Bence buna karar verecek tek kişi benim, üstelik sen kimsin? Bir anda arkadaşlarımı buradan neden gönderdin?"

Reyna'nın gülümsemesi artık bütün yüzüne yayılmıştı. "Sen bana adını söyle, ben de sana kim olduğumu söyleyeyim. Ayrıca, az önce yardımımı isteyen sen değil miydin?"

"Birisinden yardım istediğimi hatırla-..."

Reyna hızlı bir biçimde gözlerini devirip araya girerek "Önce ismini alayım," dedi.

Hiç geçmeyecekmiş gibi hissettiren birkaç saniyenin sonunda istemsiz bir şekilde duyduğu isim Louis olmuştu.

"İyi tamam, artık mutlu olduğuna göre sorularıma cevap vermen gerek."

Elindeki yelpazeyi döndürmeye devam ederken "Mutlu olduğum çıkarımına varman oldukça yanlış. Her neyse, yeni okulunda sana zorbalık yapan insanlarla gece vakti hiç bilmediğin bir yere geldin, tanıdığın hiç kimse yok ve muhtemelen buradan nasıl çıkacağını bile unuttun. Kısacası yardıma ihtiyacın varmış gibiydi. Merak etme, bundan sonra olacak şeylere karışacak değilim, pısırık olup o aptallara karşı duramaman senin hatan. Hayatınla ne yaptığın beni ilgilendiriyor da değil ama burada olan her müşteriyle ilgilenmek benim görevim. Pekâlâ, hadi baştan alalım. Louis, Kâbuslar Şehri'ne hoş geldin! Gezimize başlayalım mı?" diye sordu.

Louis nutku tutulmuş bir halde Reyna'ya bakarken sözlerini toparlayamıyordu, nasıl tepki vermesi gerektiğini bile bilmiyordu. Hayatında ilk kez gördüğü birisinin, kendisi hakkında bu kadar çok şey bilmesi normal değildi ki. Louis kendi kendini konuşmak için zorlarken, Reyna'nın elindeki yelpazenin aslında bir silah olduğunu fark etmesiyle tüm vücudundaki kan çekilir gibi oldu. Gerçekten, en başından beri onun burada ne işi vardı ki zaten?

Reyna Larist'in çıkışına doğru ilerlerken Louis'e onu takip etmesi için elini salladı. Elbette Zaina'ya da ufak bir bakış atmayı ihmal etmedi. Bu basit hareketle bile Zaina onun ne demek istediğini çok iyi anlamıştı. Bugün de burası ona emanetti, her zamanki gibi.

Louis sersemlemiş bir vaziyette Reyna'yı takip ederken cebindeki telefonuna gelen onlarca bildirimden haberi yoktu. Tekrardan zihnini toparlayabildiğindeyse, içeride binlerce insan olmasına rağmen yalnızca birkaç avuç kişi varmış gibi gözükmesi bir hayli ilgisini çekmişti. Burası sandığından çok daha büyüktü. Anlamsız düşünceleri birbirini kovalarken "O halde dediğin gibi baştan başlayalım, buranın olayı tam olarak ne ve neden böyle tuhaf bir ismi var?" diye sordu. Kendisiyle ilgili az önce yaşanan olayın cevaplarını şimdilik kaldırabileceğini zannetmiyordu. Bu yüzden bu konuda sessiz kalmaya karar verdi.

Reyna birinci kata çıkan uzun merdivenlerde ilerlerken "Buraya gelen insanları hiç inceledin mi?" dedi.

Kırmızı halının serili olduğu merdivenlerin bir türlü sonu gelmezken, yanlarından geçen neredeyse herkesin farklı farklı silahlar ve daha önce hiç görmediği kristallerden yapılmış aksesuarları üzerinde taşıdığını elbette ki fark etmişti. Buradaki insanların yüzde doksan dokuzunun suçlu olduğunu düşünüyordu. Haksız da sayılmazdı. Yine de bunca insanın burada ne yaptığını hala çözememişti.

"Tehlikede hissetmemin normal olduğunu söyleyeceksen boşuna yorulma. Kimliklerini gizlemek için uğraşmıyorlar bile."

Nihayetinde birinci kata ulaştıklarında Louis'e döndü. "Evet, bulunduğumuz alanda yüzlerce psikopat ve sosyopat bulunuyor fakat oyunlara dâhil olmadığın müddetçe buradayken zarar görmeyeceğinin garantisini veriyorum."

Başka bir evrenden fırlamış gibi duran bölgeyi dikkatle süzen Louis sorularına bir yenisini daha eklemişti. "Oyunlardan kastın da ne?"

Reyna, insanlara çarpmamaya çalışarak hızlı adımlar eşliğinde ilerlerken anlatmaya başladı. "Kâbuslar Şehri toplamda 15 kattan oluşuyor. Zemin katta ve şu an bulunduğumuz birinci katta tamı tamına 1552 dükkân var. Anlayacağın üzere bina dışarıdan göründüğü kadarıyla sınırlı değil, burası bugünkü mimarların ve mühendislerin inşa edemeyeceği, hatta varlığına inanamayacakları türden bir yer. Açıkçası ben bile bunun nasıl mümkün olduğunu bilmiyorum fakat insanları büyüleyecek türden gizemlere ev sahipliği yaptığını gayet iyi biliyorum. Bahsettiğim 1552 dükkânın hepsinde dünyanın başka hiçbir yerinde bulamayacağın en az bir ürün mutlaka vardır. Dükkânlardaki satıcıların aslında birer büyücü olduğuna dair efsaneleri duyarsan da şaşırma. Bana öyle bakmayı kes, tabii ki de söylentilerin hiçbiri doğru değil. Sadece zekâsını kullanmayı bilen insanlarla çalışıyorum, o kadar."

Louis, onun buranın yöneticisi gibi önemli bir role sahip olabileceğini düşünmeye başlarken ciddi manada tehlikede olup olmadığını hala kestiremiyordu. Kafasının daha da karışmasına izin vermemek için "Burada önemli bir pozisyonun falan mı var? Yoksa sadece... Aslında aklıma başka bir fikir gelmiyor," dedi.

Reyna gözünün önüne gelen birkaç saç telini arkaya atarken cevap verdi. "Buradaki en önemli ve en güçlü kişi olduğumu bilsen yeter ve sözümü kesme, zaten açıklamam bitmek üzere. Neyden bahsediyordum? Heh evet, oyunlar! Sana sadece iki katı anlattım ama olay şu ki, asıl mesele diğer katlarda yaşananlar. Kâbuslar Şehri bir oyun sistemi üzerine kurulu, on farklı seviyede birbirinden farklı, tehlikeli ve elbette bir o kadar da kazançlı oyunlar mevcut. Hemen bir üst katta oyunun birinci seviyesi bulunuyor. Oyunların ne olduğunu sorma çünkü her gün yenileniyorlar ve bunun nasıl olduğu hakkında da bir fikrimiz olduğu söylenemez. Gerçekte bizler burada sadece misafiriz fakat benimle birlikte çalışanlarımın üstlendiği sorumluluklardan dolayı, buraya gelen diğer insanlardan farklı bir konumdayız diyebilirim. Zarar görebileceğin tek yer oyunlar, eğer oradayken öldüğünü fark edersek şanslılardan biri sayılırsın çünkü bu iş çoğu zaman kimsenin ruhu bile duymadan gerçekleşiyor."

Louis artık daha fazla yürüyemeyeceğini hissettiğinde adımlarını yavaşlattı ve oturabileceği bir yer var mı diye bakınmaya başladı. Burası çok kalabalık, gürültülü ve oldukça renkliydi. Başı ağrımaya başlamıştı. Her yerden konuşma ve gülüşme sesleri geliyordu. Bayılacakmış gibi hissetmesi normaldi. Reyna, durumu görünce onu bu kez daha az insanın olduğu bir yere doğru yönlendirdi.

Louis nefesini düzenlemeye çalışırken "Her şeye tamam, kulağa mantıksız, hayır, enteresan gelse bile tamam fakat isminin nereden geldiğini hala açıklamadın. Ayrıca artık adını söyleyebilir misin, sana nasıl seslenmem gerektiğinden emin değilim," diyerek sitem etti.

Reyna bir anda durup ona doğru döndüğünde içinden bir ses, karşısındaki bu saf ve endişeli gençle tekrardan karşılaşacaklarını söylüyordu. Kendisi için eğlence yeni başlıyordu ve bu sefer son ana dek yaşanacaklardan keyif almak için elinden geleni yapacağından emindi.

Elindeki yelpazesini açıp gülümsemesini gizlediğinde karşılık verdi.

"Kâbuslar sadece korkutucu yaratıklardan ve karanlıktan ibaret değildir. En tehlikeli kâbus, hayal ve gerçeğin ayırt edilemediği o sınırda gezinir. Gittikçe dibe batıyorsundur fakat bunu anlayamayacak kadar sersemlemiş ve söylenen yalanların etkisi altına girmişsindir. Buradayken insanlar geçen zamanı umursamaz, tek önemsedikleri şey her duyguyu son ana dek yaşamak. Oyunlarda canlarını kaybetme ihtimalleri, onlar için hayal ettikleri her şeye sahip olabilmeleri için oyunun sonunda ulaşacakları anahtar adına, feda edilebilecek önemsiz bir şey. Yeter ki o anahtarı elde edebilsinler, diğer türlü yaşamalarının zaten bir anlamı olmadığını düşünüyorlar. Çelişkili, değil mi? Yine de bu kimsenin umurunda değil."

Louis Reyna'nın ağzından çıkan her cümleyle içten içe dehşete kapılırken "Ve sen bunca şeyi normal kabul ederek burayı yönetiyorsun. Bunca insan nasıl oluyor da sana güvenip burada çalışmaya devam edebiliyor? Söylediklerini anlayabiliyorum fakat aynı zamanda da kafama oturtamıyorum. Sadece... Nasıl?" diye sorarken buldu kendini.

Reyna, Ren'in aniden kendi görüş açısına girmesiyle bir şeylerin ters gittiğini anladı ve gözden kaybolmadan önce son sözlerini söyledi.

"Bu kadar insanın saygısını nasıl kazandığımı mı soruyorsun? Basit. Geçmişini bilmediğin insanları yargılama cüretinde bulunma ve yapılan iyiliklerin yüze vurulmadıkça anlamlı olduğunu unutma. Bu kurallara sadık kaldığın sürece hayatta kalabilirsin. Aksi takdirde insan denilen varlıklar tarafından dışlanma korkusuyla yaşayıp gidersin."

İşte hepsi bu kadardı. Louis sözün tükendiği noktaya ulaşmışken aklındaki sorular dur durak bilmiyordu. Reyna en başta onun hakkında onca şeyi nasıl öğrenmişti, onu buraya kadar neden sürüklemiş ve neden bir anda ortadan kaybolmuştu? Ayrıca en önemlisi, eve dönüş yolunu bulabilecek miydi?

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.