-Yıllar önce-
Eryx’a ulaşmam lazımdı. Onu bırakmak istemiyordum, onu kaybetmek istemiyordum.
Kaçıncı yazışımdı bilmiyorum ama yine yazmaya başladım.
“Yine bekleyeceğim o nehrin orada seni.
Sevgili sevgili,
Son bir kere gelsen olmaz mı?
Yapmayacaksın farkındayım fakat,
Son bir kere gelmeyecek misin konuşmaya?
Yine mi seçmeyeceksin beni?
Sevgili sevgili.
Gelmeyeceksin farkındayım fakat,
Hiç mi sevmedin beni?
O kız kadar değerli değil miydim gözünde?
Kalbinde?
Yalan mıydı tüm sözler?
Yalan mıydı tüm anılarımız?
Yine mi beni seçmeyeceksin?
Sevgili sevgili...”
Mektubu katlayıp arkasında bir kalp çizdim. Mektubu iletmesi için yine aynı elçiye gittim ve mektubu verdim. Elçi geri geldiğinde üç gündür yaptığı gibi mektubu geri getirmemesini umarak odama geçtim. Yatağın üzerindeki mektupları elime aldım. İlk gün yazdığıma baktım.
“Özür dilerim Eryx.
Hatalıyım özür dilerim.
Son bir kez nehirin oraya gelir misin?
Son bir kez konuşur musun benimle?
İnan kendimi sana affettireceğim.
Gelirsen kendimi affettireceğimi sende biliyorsun.”
Elçi götürdüğü mektubu hiçbir şey demeden geri getirmişti. Zaten nehirede kimse gelmemişti. Umut ya işte, ikinci gün tekrar yazmıştım.
“O kız yüzünden gelmediğine inanmak istemiyorum sevgili.
Üzgünüm ama gelmeni istiyorum.
Sen gelir misin dediğinde tüm öfkeme rağmen gelmiştim.
Üzgünüm ama gelmeni hak ettiğimi düşünüyorum.”
Gelmemişti işte. İkinci günde gelmemişti. Nasıl gelmezdi? Bu kadar mı değersizdim?
Tüm sorularıma rağmen dün tekrar mektup yazmıştım.
“Üç gün oldu
Ama zaman geçmedi,
Biz ise hala seviyoruz, ihanet etmeyiz sanmıştım,
Ama sevgi bazen yetmiyor demek ki.
Bugün birinin gölgesi girdi aramıza,
Ve artık daha yabancı birine dönüştün.
Aynısını ben yapsaydım dönüşür müydüm?
Bende kendi benliğimi kaybeder miydim bir hiç uğruna?
Bunlar olurken kaybetmekten değil sadece,
Senin kendin gibi kalamamandan da korkmuştum.
Şimdi senden geriye ne kaldı?
Senin bu olmadığını biliyorum.
Belki de sadece böyle iğrenç bir insan olma istiyordumdur.
Söylesene bana şimdi o iğrenç insan oldun mu?
Şimdi üç gün oldu
Ve ben artık son bir kez beni seçmeni istiyorum.
‘Herkes sevdiğine kavuşmak ister,
Ama bazı sevgiler,
Yan yana değil,
Ayrı ayrı, tek başına yanarak yaşanmalı.’ diyordu kitapta.
Buna inanmak istemiyorum Sevgili sevgili.
Ve her şeye rağmen yine de seni bugün de beşe kadar beklediğimi bil Sevgili sevgili.”
Gelmedi. Dünde gelmedi.
İçimdeki sese inat bugün geleceğini düşünerek göl kenarına gittim. Yanımda getirdiğim defteri açtım. Eski yazdığım şeylere göz attım.
“Senden nefret ediyorum,
Aramıza gölge soktuğun için.
Senden nefret ediyorum,
Neden beni hiç tanımadın?
Beni tanımadığın için daha çok nefret ediyorum senden.
Senden nefret etmiyorum,
Her şey çok güzeldi çünkü senden nasıl nefret edeceğim?
Hayır, senden nefret edeceğim.
Senden nefret ediyorum,
Neden bunları yapıyorsun?
Senden ölene kadar nefret edeceğim.
Seni seven diğer tarafımsa en büyük düşmanım olacak.
Kendim dışında ilk defa birine nefret besliyorum.
Hani nefret diye bir duygu yoktu?
Ama senden nefret ediyorum bizi imkansız yaptığın için.
Bir gün senden gerçekten nefret edeceğim,
Bizi imkansız yaptığın için.
Hani imkansız diye bir şey yoktu?
Sen bizi imkansız yaptın.
Bir gün senden öyle nefret edeceğim ki…”
Diğer sayfayı geçtim.
“‘Seviyorum’ derken gözlerin parlıyordu,
Ama kalbime bıraktığın izler,
Parlak değildi.
Sevgi, bir kelime miydi sadece?
Yoksa yanımdayken
Gerçekten yanımda olmak mı?
Beni sevdiğini biliyorum,
Ama insan sevdiğini
Böyle mi kırar?
Beni sevdiğini söyledin,
İnandım.
Çünkü kalbim inanmak istedi.
Ama bazı davranışlar vardır,
Bir cümleden daha ağırdır.
Şimdi düşünüyorum da,
Belki sevdin…
Ama korumadın.
Kalbim diyor ki:
“Sevdi.”
Aklım diyor ki:
“Seven böyle yapmaz.”
İkisinin arasında
Ben kaldım.
'Son zamanlarda çok değiştin' dedin.
Belki de değiştim.
Ama insan,
aynı yerde kırılıp durunca
aynı kalamaz ki.
Bazı şeyleri daha net görmeye başladım,
bazı susuşları artık yutmadım değil yutamadım.
Bu değişmek değil belki,
yorulmak.
Beni sevdiğini biliyorum,
ama bazen sevgi yetmez.
İki kişi de çaba göstermeyince
bir taraf büyür,
diğeri geride kalır.
Belki de aramızdaki fark buydu.
Benim burada, nehrin hemen kenarında seni beklerken ki çektiğim acılarla büyümem,
Ve senin aşkına sahip çıkamayan bir çocuk olarak kalman.”
Saate baktım. Otuz üç dakika vardı. Defterin bir sayfasını daha çevirdim ve kalemin mürekkebini değdirdim.
“Gelmeyeceksin değil mi?
Yine gelmeyeceksin değil mi?
Ben yaptığın onca şeye rağmen sana koşmak için çabalarken,
Sen yine gelmeyeceksin değil mi?”
İçimde bir şeyler kopuyordu.
En içime gömdüğüm, zarar gelmesin diye her tarafını çevrelediğim çocukluğum hıçkırarak ağlıyordu.
O ise bunu bilerek yapıyordu.
Saate baktım. Yirmi dört dakika kalmış.
“Yirmi dört dakika kalmış.
Gelirdin.
Gelmen lazımdı.
Nasıl gelmezsin?
Rüyamda defalarca geldiğini gördüm.
Söyle bana Sevgili sevgili.
Neden gelmedin?”
Tekrar saate baktım. On yedi dakika vardı.
“Sen gelmeyeceksin ama beşe kadar beklerim seni.
Son defa.”
Geri kalan zamanda çimenlerin üzerine yatıp boş bir şekilde gökyüzünü izledim.
Son üç dakika kaldığında arkamdan gelen at sesiyle kalbim tekrar çarpmaya başladı. Tekrar canlandı sanki. Çok heyecanlıydım ama heyecanımın aksine olabildiğince düz şekilde bakmaya çalıştım.
Arkamı döndüğümde onu gördüm. Ama suratıma bile bakmadı. Yanımdan geçip gitti.
"Neden?.." dedim sessiz bir şekilde.
Neden? Sadece neden.
O arkamdan gülerek geçerken nehire doğru baktım. Bir insan üşümeden bu kadar titrer miydi? Gören olursa üşüdüğümü sansın diye ellerimi ağzımda birleştirip üfledim. Ben zaten hep böyle yaparım.
Tekrar arkama baktım. Titrediğimi görse gelmez miydi yanıma? Gelmedi.
Ormanın içinden gülüş sesini duyduğumda yavaşça ormana doğru yürüdüm. Sesin geldiği yöne baktığımda yanında o kız vardı. Gülerek beni nasıl bıraktığını anlattı. O kızda güldü tabii...
Sarsak adımlarla eve doğru gitmeye çalıştığımda fark etti beni. Alay ederek baktı bana.
Bir şey yokmuş gibi yürümeye çalıştım.
Çok vardı yemin ederim ki çok şey vardı.
Bu kadar acıtabilir miydi bir insan canını? En değerlim dediğin kişi, her şeyini anlattığın kişi, ne de olsa o beni asla bilerek kırmaz dediğin kişi, ilk aşkın, en saf duygularla sevdiğin, kafanda kurduğun her hayale onu eklediğin, tüm hayallerini anlattığın, tüm hayallerinin içine kattığın, evlenmek istediğin, baba olarak görmek istediğin kişi... Sana bilerek bunları nasıl yapardı?
"Rüya..." dedim, merdivenleri çıkarken. Hızlıca yatağa yattım ve gözümü kapattım. Kızlar etrafıma doluşmuştu. Benim tek amacım bu rüyadan uyanmaktı.
Rüya değildi hayatımın en kötü kabusuydu.
O gün öyle çok istemiştim ki uyanmayı, kabus olmasını... Kardeşimi, Tuğtekin Güner'i görmeyi bile hiçbir zaman bu kadar istememiştim.
Gerçekten gelmemişti. Gerçekten seçmemişti beni. Gerçekten aldatmıştı beni.
Bazen dilek dilerken ayrıntı vermek gerekiyordu çünkü gelmişti.
Gelmişti ama bana gelmemişti.
Gelmişti, yanımdan geçip gitmişti ama sadece benim acı çekişimi görmek içindi.
Yüzmeyi bilmediğimi bile bile, sudan korktuğumu bile bile beni okyanusun tam ortasına bıraktı ve yanıma bir tane eski, işe yaramayan can yeleği iliştirdi.
Ama benimki de bir umuttu işte. Her şeye rağmen beni sevmişti demeye devam ettim ve edecektim.
Ama hayır, seven sevdiğine asla böyle bir şey yapmazdı.
Beni sadece yaralarının üstüne örtmek için kullanmıştı. Bu kullanış benim hayattaki her şeyim olmuşken şuan ve gelecekte sürkeli ölmeyi dileyecek tek şeyim olacaktı.