İçeriğe geç

Başkaldıranlar

Bölüm 2 · 5 dk okuma

Başkaldıranlar

Bölüm 2

İsyanın Başlangıcı

Cumartesi günü nihayet geldi çattı, Edward eski dostlarıyla buluşmak için yola çıktı. Ordudayken arkadaşlarıyla sık sık gittikleri bir restoran vardı, Edward eski zamanları yad etmek adına buluşma için herkesi bu restorana çağırdı. Edward geldiğinde timdeki herkes oradaydı.

Jackson, Edward'ı gördüğünde resmen gözleri dolmuştu. "Dostum, seni gerçekten çok özledim. Görüşmeyeli çok uzun zaman oldu." dedi hüzünlü bir bakışla. Jackson'ın oldukça hassas bir kalbi vardı ve haliyle bu tarz buluşmalarda gerçekten çok duygulanıyordu. Jackson'ın aksine duygusal açıdan daha dayanıklı olan Brad ve William gülümseyerek "Hoş geldin Ed." dediler.

Sonra William'ın surat ifadesi bir anda değişti ve "Duyduğuma göre geçen gün John'la buluşmuşsunuz." dedi. "Gerçekten çok bozuldum, neden bize haber vermediniz?" diye sordu. John "Çünkü bugün sizinle konuşacağımız konuyla ilgili birtakım planlamalar yapıyorduk." dedi. "Bu yüzden bir şeyleri kesinleştirmeden sizi çağırıp vaktinizi almak istemedik."

Edward "Sizinle bazı şeyleri konuşmam gerekiyor." diyerek söze başladı. "Son zamanlarda olan şeyler size de ağır gelmiyor mu? Gerçekten artık sıkılmadık mı? Doğrusunu isterseniz ben çok sıkıldım. Her gece aynı kabusları görüyorum, yiyemiyorum, içemiyorum, külüstür evimden dışarı çıkamıyorum. Nefesim daralıyor! Zor durumda olan bu kadar çok insanı görmekten nefesim daralıyor!" Etrafındaki arkadaşları onu sakinleştirmeye çalışıyorlardı. "Sizce de artık bu haksızlığa bir son vermenin zamanı gelmedi mi? Sizi bilmem ama ben her şeye hazırım. Hayatım boyunca bu ülkeye hizmet ettim, şimdi ise bu ülkenin geleceği için başkaldıracağım!"

Uzun bir sessizlik oldu. Daha sonra Liz "O haklı, bir şeyler yapmalıyız." diyerek destek verdi. "Hepimizin geleceği söz konusu, farkındaysanız eğer can güvenliğimiz bile yok. Suçlular kol geziyorlar!" William "Evet ama ne yapabiliriz ki?" diye sordu. Edward bir süre düşündükten sonra"Ben ne yapacağımızı biliyorum." dedi. "Tabii ki bir direniş bu kadar az kişiyle yapılmaz, önce halkı kendi tarafımıza çekeceğiz. Onların sesi olacağız." Brad "Bizim eski Ed geri döndü galiba!" diye haykırdı gülümseyerek. John "O zaman yapalım şu işi!" dedi.

Akşam olmuştu, Sally ve John ekipteki herkesi Gwen'in voleybol turnuvasına davet etti. Hiçbiri bunu kaçırmazdı çünkü Gwen'i doğduğu günden beri kendi çocukları gibi görmüşlerdi. Gwen, voleybol konusunda oldukça başarılıydı. Kısa sürede kendini geliştirip okul takımının kaptanı olmuştu. Turnuva nihayet başlıyordu, ilk başta her şey olması gerektiği gibiydi. Voleybol topu her seferinde bir oraya bir buraya savruluyor, seyirciler pür dikkat maçı izliyorlardı. Derken saniyeler içinde her şey değişti. Bir bomba spor salonunun ortasında patlak verdi ve bu bomba tam 15 can aldı. Ölenlerin içinde maçtaki oyuncular da vardı Gwen'in iki arkadaşı bomba yüzünden hayatını kaybetti, bir arkadaşı ise ağır yaralandı.

Gwen birkaç santimlik farkla hayatta kalmayı başarmıştı ancak bu yaşananlardan sonra kendisini adeta bir ölü gibi hissediyordu. Arkadaşlarının yanına gitmeye çalışsa da babası onu sahadan uzaklaştırdı.

Edward tüm bu olanların farkındaydı, devlet bunu artan kıtlıktan dolayı nüfusun azaltılması için yapmıştı fakat her zaman olduğu gibi yine tüm suçu başka ülkelere atacaktı. Fakat her zamanki gibi olan yine halka olacaktı.

Herkesi apar topar dışarı çıkardılar, anlaşılan o ki bu olayın ne tür bir olay olduğunu anlayan tek kişi Edward değildi. Sally de olanların farkına varmıştı.

"Yine şu nüfus azaltma projelerinden biri mi?"

"Muhtemelen öyle Sally. Başka bir şey düşünmek çok zor."

"Alçak herifler!"

İnsanlar koşuşturuyor bina boşaltılıyordu. Edward da tıpkı diğerleri gibi koşa koşa binayı terk etti. Dışarı çıktığındaysa bütün ekip ve Gwen oradaydı, tek bir kişi hariç. Edward "Aranızda Brad'i gören oldu mu?" diye sordu.

Edward bu soruyu sorduktan hemen sonra Brad, sendeleye sendeleye Edward'a doğru yürümeye başladı. Ancak hiç de iyi görünmüyordu, ağır yaralanmıştı ve çok kan kaybediyordu. Edward şok içinde Brad'e bakarken Brad birden Edward'ın önüne yığıldı. Edward'ın gözleri dolmuştu "Hayır kardeşim, hayır lütfen bizi bırakma! Dayan! Birazdan ambulans gelecek, sadece biraz daha sabır!" Brad zar zor konuşuyordu, kekeleyerek "Bana söz ver." dedi. "Ne olursun bu ülkeyi ve bu halkı kurtaracağına dair bana söz ver."

Brad'in yaşama şansı çok düşüktü, yarası derindi ve ciddi anlamda çok kan kaybetmişti. Edward ne yapacağını bilmiyordu, hiç değilse ona söz vermek ve bu sözü tutmak gerektiğinin farkındaydı. "Söz veriyorum kardeşim, söz veriyorum kurtaracağız bu ülkeyi. Sana bunu yapanlar bedelini en ağır şekilde ödeyecek. Söz veriyorum!"

Brad gülümsedi "Eski cesaretinden hiçbir şey kaybetmemişsin." Saniyeler sonra ambulans geldi fakat Brad çoktan hayata gözlerini yummuştu bile.

Gözyaşları sel olup aktı. Herkes bu acı kaybın etkisiyle sarsılmıştı. Edward, dostunun ismini sayıklayarak ağlıyordu. Fakat sonra yetkililer Edward ve arkadaşlarını uzaklaştırdılar.

Herkes Edward'ın evine toplanmıştı. Edward evin içinde volta atıyor, Sally ve John kara kara düşünüyor; Gwen, Jackson ve Victoria hüngür hüngür ağlıyor, Liz ve Emily onları sakinleştirmeye çalışıyor, Natalie ve William ise birbirini teselli etmeye çalışıyordu.

Victoria "En çok da ona her şeyi itiraf edememenin üzüntüsünü yaşıyorum."diye haykırdı. Victoria ve Brad ordudaki ilk günlerinden beri birbirlerine aşık olmuşlardı fakat bunu hiçbir zaman birbirlerine itiraf edemediler. Çünkü Victoria, kavga ve gürültü dolu bir evde büyümüştü.

Victoria'nın anne ve babası gözünün önünde sürekli kavga ediyorlardı ve bu şekilde evlilikleri tam 10 sene sürdü. Victoria 8 yaşındayken de nihayet boşandılar. Bu yüzden Victoria hep ilişki ve evlilik meselelerine mesafeli yaklaştı. Aşık olmak, evlenmek ve aile kurmak gibi meseleler onu her zaman için korkuttu. Sırf bu yüzden de Brad'in kendisine yakınlaşmak için gösterdiği çabalara hiçbir zaman tam olarak karşılık veremedi.

Herkes üzüntü içindeyken birden Edward ayağa kalktı ve "Bunun bedelini ödetmeliyiz." dedi. "Benim planım şöyle, öncelikle bunu yapanın kim olduğunu bulacağız ve sonra onu ele geçirip yaptığı her şeyi itiraf ettireceğiz." William ise "İyi ama, kimin yaptığını nasıl bulacağız?" diye sordu.

Bu sorunun hemen ardından Edward'ın telefonu çaldı. Arayan, Edward'ın arkadaşı Arthur'du. Arthur, Edward'ın liseden arkadaşıydı ve bir polisti. Aynı zamanda patlama olayını soruşturmakla görevlendirilmişti. Arthur "Dostum, gerçekten çok üzgünüm." diyerek başladı söze. "Brad saldırıda hayatını kaybetmiş. Az önce cesedi adli tıpa getirildi, belden yukarısı resmen delik deşik olmuş!"

Edward'ın bir an için midesi bulandı. Fakat sonra "Evet dostum biz de oradaydık, gerçekten çok kötü görünüyordu. Kimin yaptığını bulabildiniz mi?" diye sordu. Arthur ise "İşte tam da bunun için seni aradım ya." diye cevap verdi.

"Adamı bulduk ama tutuklamayacağız. Tutuklanmış gibi göstereceğiz."

"Ne? Neden?"

"Prosedür böyle gerektiriyor."

"Çünkü bunu hükümet istedi öyle değil mi?"

"Aynen öyle."

"Pislikler!"

"Ama sen bence onun icabına bakabilirsin yarın öğlen on ikide arkadaşlarına beraber arka sokağındaki evime gelin."

"Pekala dostum."

"O zaman yarın görüşürüz Ed, sana güveniyorum."

Telefon kapanmıştı, bundan sonra Edward için işler daha da kolay bir hal alacaktı. Medyanın da gücünü kullanarak halkı ayaklandırması gerekiyordu.

Peki halk Edward'ın çağrısına mı kulak verecekti, yoksa hükümetin istediği gibi her şeye kulaklarını tıkayarak mı yaşayacaktı?"

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.