Ben Arya. Sessizliğe alışkın, fazla konuşmayan, kalabalık ortamlarda varla yok arasında duran biriyim. Herkes gibi görünmeye çalışsam da, aslında kimse gibi değilim. Hayatım boyunca en büyük başarım görünmez olmak oldu. Hep saklanmak zorunda kaldım, belki de hayat böyle gerektirdi, bilmiyorum. Ancak şimdi anlıyorum ki bildiğim her şey boşunaymış. Hiçbir şey gerçekleri değiştirmeye yetmiyor. Ben ne birinin fazlasıyım, ne de eksikliği. Her şeyden birazım; ama hiçbir şeyden tam olarak değilim.
Bir zamanlar sabahları uyanıp okula gitmek için can atardım. Masa lambamı yakar, ders çalışırdım. Gelecek denen o belirsiz şeye umutla bakardım. Sınav stresi ve deneme sonuçları arasında monoton hayatımı sürdürürdüm. O küçük odanın dört duvarı içinde geçen zamanımda mutluydum. Yani, öyle sanıyordum. Çünkü bir hedefim vardı: kazanmak istiyordum. Yeni bir şehirde okumak, yeni bir başlangıç yapmak ve kendime ait bir hayat yaşamak istiyordum. İstediklerim fazla mıydı? Bu yüzden mi hayat beni en acımasız şekilde cezalandırdı?
O sabah her şeyi değiştirdi, geleceğimi elimden aldı. Hayatımın dönüm noktasına döndüğümde, hatırladığım tek şey telefonumun ekranında beliren bir isimdi: “Baba.”
Saat sabahın yedisiydi,bu durumdan iyi bir haber geleceğini beklemem son derece saçmaydı.Ama her şey devam edecek sanmıştım.Yeni bir gün daha doğacaktı,ve ben de her şeye kaldığım yerden devam edecektim.
Ancak, yine yanıldım. Her zaman olduğu gibi…
Annem aradı o sabah beni.Henüz yataktan bile çıkmamıştım.Annemin sesi çok kırık döküktü. O kadar çok şey anlattı ki, hiçbiri aklımda bile kalmadı.Sanki tüm sesler sustu ve ben o iki kelimenin altında daha çok ezilmeye başladım:
“Kaza.”
“Baban.”
Babam henüz kırklarında, dünyaya inat sakin bir adamdı. Gözleri her zaman bana güven verirdi, sesi huzur gibiydi. Sabah işe gitmek üzere yola çıkmıştı. Karşıdan karşıya geçerken, aşırı hızlı gelen bir aracın altında kaldı. O arabanın altında kalan sadece babam değildi; bizim evin içi, geleceğim ve hayallerim de ezildi.
Koştum. Nereye gittiğimi, nasıl gittiğimi bilmiyorum. Hastane koridorundayken kalbim göğsümden çıkacak gibi atıyordu. Babam gözlerini bir daha açamadı. Açamıyor ve bir daha açamayacağını söylüyorlar. Makineye bağlıymış; beklemek zorundaymışız. Benim için en zor eylem de bu zaten:Beklemek.
Elimden bir şey gelmeden, günleri gecelere katıp beklersem her şey düzelir mi? Hayat bir anda değişiyor. İstediğin kadar plan yap, kaderin sana bambaşka bir senaryo hazırlıyor.
Sınav mı, gelecek mi? Anladım ki hepsi bir silgiyle silinebilecek kadar basit şeylermiş. Ben artık hayal kuran biri değilim, artık sadece yaşayan biri bile değilim. Zorunda olan biriyim. Annem ve kardeşim Emir için güçlü olmak zorunda olan, babası için ayakta kalmak zorunda olan, yaşamadığı halde yaşar gibi görünen biriyim.
Babamın gidişine alışmaya başladığım için suçluyum. Kapalı göz kapaklarına bakıp dua ederken, umudu kestiğim için suçluyum. Bu, kendime bile aylarca itiraf edemediğim bir suçluluk hissi. Babam bir nefese muhtaçken, benim nefes alabiliyor olmam ihanet gibi geliyor.
Ben Arya.
Belki bir zamanlar arkadaşlarıyla vakit geçiren,sınava çalışan ve
mutlu bir kızdım.
Ama artık…
Ben,babamın yerine nefes alan bir gölgeyim.