Dün gece içilen ağır alkollerin etkisiyle sabaha kadar aralıksız uyuyakalmışlardı. İkisi de alarmları çalmasına rağmen yerlerinden kıpırdamamış uyumaya devam etmişlerdi. Biri koltukta yatarken diğeri dış kapıya yakın tekli koltukta uyuyordu. Birden kapının çalmasıyla ikisinin de gözleri bir anlığına açılmıştı. Barlas kafasını koltuğun kenarından kaldırıp ev arkadaşına yarı açık gözlerle baktı. "Engin kalksana kapı çalıyor."
Engin uykulu bir sesle sinirle küfrederek omuz silkti. "Sen kapıya daha yakınsın sen bak."
"Üstümde tişört yok."
Homurdanarak üstündeki kapalı mavi rengindeki tişörtü çıkarıp ev arkadaşına attı Engin. Tişörtün Barlas'a ulaşıp ulaşmadığına bile bakmadan başını yastığa daldırdı. Tişörtü üzerine geçirirken ayaklanan Barlas uykunun verdiği sinirle Engin'e seslendi. "Allah belanı versin!"
"Sen daha yakınsın senin belanı versin.", aklı uykudan dolayı başında olmayan arkadaşının söylediğine gülmek istese de kendisi de şu an pek iyi bir durumda olmadığından sadece olduğu yerde durdu. Gözlerini tam devirecekken kapının tekrar çalmasıyla gidip kapıyı açtı. Karşısında beyaz tenli, kendisinden kısa boylu, kızıl kısa saçlı ve yeşil gözlü, kendisinin yaşlarında bir kadın vardı. Tanımadığı bu kız kendisine şaşkınlıkla bakmıştı. "Çok özür dilerim.", söylediği her kelimesinde oynayan dudaklarına baktı Barlas. Kızın sesi sanki kendisini hipnotize etmiş gibi konuşmasını bekledi. "Ben halamın yanına gelmiştim de sanırım yanlış daireye gelmişim."
Uyku sarhoşluğunun verdiği kafa karışıklığıyla karşısındaki kadını daha çok inceledi. Kapalı yeşil rengindeki ceketini giymek yerine eline almış giydiği bluzun omuzlarını göstermesine izin vermişti. Giydiği yüksek belli lacivert pantolonu ve kahverengi kısa botlarıyla uyumu yakalamıştı. Kendisine bu kadar bakmasından rahatsız olan genç kadın elini Barlas'ın görüş alanında sağa sola doğru salladı. "Beyefendi siz sapık mısınız?"
Kızın kurduğu cümleyle kendine gelen Barlas gülümsedi. "Şey affedersiniz dalmışım bir an. Hayatımda ilk defa kızıl saçlı ve yeşil gözlü, güzeller güzeli bir kadın gördüm. Yani sapık demeyelim de şu an ilkleri yaşayan bir komşu diyelim."
Utanarak başını eğip önüne düşen bir tutam saçını kulağının arkasına attı. "Ben de sanırım ilk defa bu kadar güzel mavi gözleri olan bir adam görüyorum.", onun gülümsemesine sebep olunca kendisi de üst dişlerini gösterecek şekilde kocaman gülümseyerek başını kaldırıp elini Barlas'a uzattı. "Havin Loya Kaya."
Barlas, Havin'in elini nazikçe tutup tokalaştı. "Bende Barlas Arslan.", bir anda Havin'in kapıyı çalma sebebini hatırlayınca tek kaşını kaldırarak, "Sizin halanız kimdi?", dedi.
"Şevval Kaya'nın yeğeniyim ben.", yan dairedeki yaşlı kadının adını duymasıyla Barlas yavaşça elini çekip ağzını kapattı. Birden yan dairenin kapısının açılmasıyla Havin'in halası Şevval Hanım geldi. Yeğenini görmenin mutluluğundan yukarıya doğru kıvrılan dudakları, Barlas'ı görmenin verdiği sinirle aşağıya geri indi. Hızlı adımlarla yeğeninin yanına geçip yeğenini arkasına aldı.
"Geç kız şöyle arkama. Bana bak hayırsız Arslan, yeğenimden uzak dur!"
Havin'in büzdüğü dudaklarından çıkan cümle Barlas'ın çok hoşuna gitmişti. "Hala ya neden öyle diyorsun? Nesi var ki Barlas'ın?"
Yeğeninin hemen böyle soru sorması kendisini hem şaşırtan hem de sinirlendiren Şevval Hanım, yeğenine döndü. "İçkisi var! Çöpü var! Bu var ya bu her çöpünü kapısının önüne koyuyor dışarı çıkınca atarım diye eh o zamana kadar da apartman kokuyor!"
Havin gülerek kaşlarını çattı. "Vah vah bak sen şu pasaklıya!", dediği gibi Barlasın da gülmesine sebep oldu. Şevval Hanım bu durma karşı şaşkınlığını gizlemeye çalışarak Havin'i evine doğru çekiştirmeye başladı. "Yürü kız! Bak valla babana derim susmaz ağzı ha!"
Onlar evine girerken Havin arkasından sessizce, dudaklarını oynatarak 'Balkona çık konuşalım', diyen Barlas'a bakıp başını olumlu anlamda salladı. İçeriye girdiklerinde Barlas neşeli bir şekilde kendi evine girip kapıyı kapattı. O kadar mutluydu ki uyku diye bir şey kalmamış, kendine gelmişti. Tekli koltuğa oturduğu gibi karşısında uyuyan Engin'e baktı. "Engin, Allah sana bir sürü para, altın, ne istiyorsan bolca versin kardeşim."
Uykulu sesiyle, "Versin, versin.", dediğinde Barlas kahkaha attı.
"Belanı da versin mi?"
Engin başını yastıktan kaldırıp arkadaşına baktı. "Sen daha yakınsın sana versin.", iki arkadaşta kahkaha atarken etraf kararmaya başladı.
******
Barlas uyanıp tavana bakarken rüyasında Havin ile ilk tanıştıkları günü görmenin mutluluğunu yaşıyordu. Bu mutluluğu kulağına gelen tiz ve soluk ağlamalar nedeniyle bozuldu. Hızlıca yataktan kalkıp koşarak odasından çıktı. Ses Çiçek'in odasından gelince direk odaya girdi. Çiçek beşiğinde ağlarken Dünya Hanım elinde ateş ölçer ile odada geziniyordu. Barlas'ı görmesiyle durdu.
"Ateşi mi var!?", Dünya Hanımın cevabını beklemeden direk beşiğin yanına gidip Çiçek'i kucağına aldı. Dudaklarını ağlayan kızının alnına götürdüğünde gözlerini kocaman açıp kızını göğsüne yasladı. "Resmen yanıyor! Çabuk hazırlanın Dünya Hanım hastaneye gidiyoruz!", yine Dünya Hanımın cevabını beklemeden Çiçek'i beşiğine yatırıp odadan çıktı. Dünya Hanım'da o sırada Çiçek'in çantasını hazırlamaya koyuldu. Barlas kendi odasına telaşlı bir şekilde girer girmez hiç durmadan spor ayakkabılarını giydi. Günlük giydiği kıyafetleri bir çantaya koyup trençkot ceketini giyip odadan çıktı. Dünya Hanımı Çiçek'in odasında göremeyince hazırlandığını düşünerek kendisi Çiçek'i hazırlamaya koyuldu. Çiçek'e pembe, tavşan şapkalı kalın tulumunu giydirirken pencerenin açık olduğunu fark etti. Kış aylarında oldukları için Çiçek'in penceresinin açık olması iyi değildi. Beklemeden pencereyi kapattı. Ağlaması duran Çiçek'i kucağına aldığında elindeki beyaz bebek battaniyesini Çiçek'e sarıp odadan çıktı. Dünya Hanım hazırlanmış bir şekilde karşısına çıkınca beraber evden çıkıp kapalı otoparka gittiler. Yola çıktıkları andan itibaren Barlas dikiz aynasından Çiçek'e bakıyordu. Onun hasta olması üzülmesine sebep oluyordu.
"Evladım sakin ol önüne bak. Bir kaza filan çıkacak. Merak etme sadece biraz ateşi çıkmış.", Dünya Hanımın bunları demesi sadece bir şeyi değiştirmişti. Barlas artık kaşlarını çatıyordu.
"Üzgünüm Dünya Hanım ama rahat edemem. O daha minicik ya ona bir şey olursa?", Barlas'ın bu endişesi Dünya Hanım'ın gözünde kendisine artı puan kazandırsa da bir yandan da üzüyordu. Sonuçta pencereyi açık unutan kendisiydi. Hastaneye vardıklarında Barlas, Çiçek'i direk kucağına alıp koşarak acile gitti. Dünya Hanım kısa ve hafif tombul bacaklarıyla arkasından koşarak durmasını söylüyordu. Onların şu an acilde değil çocuk doktorunda olmaları gerekiyordu. Barlas dinlemeden sekreterin masasına gelip elini hızlıca masanın üzerine koydu.
"Yardım edin!"
Sekreter hızlıca ayağa kalkıp, "Ne oldu?", diye sordu. Nefes nefese kalan Barlas kendini iyi hissedince kızını işaret edip, "Ateşi var.", dedi. Sekreter bir anlığına gülmemek için kendini zor tutarak ellerini birleştirdi.
"Yalnız beyefendi çocuk doktorumuz hemen koridorun ilerisinde sağda. Oradaki çalışanımızdan sıra alabilirsiniz."
"Allah Allah benim acile gelebilmem için illa kolumun mu kopması gerek? Bakın minik kızımın ateşi var ya!", Barlas, Çiçek'i biraz daha yukarıda tutup sekreter kadının daha iyi görmesini sağladı. Sekreter yüzünü yumuşatarak gülümseyip işaret parmağıyla Çiçek'in minik burnunu okşadı.
"Endişeniz çok hoş beyefendi ancak dediğim gibi çocuk doktorumuz koridorun ilerisinde sağda o size yardımcı olacaktır.", Barlas bir şey demeden koridorda ilerledi. Tabi yürürken yanındaki Dünya Hanımın attığı bakışları da görmezden gelemedi. Oradaki sekreterden sıra alır almaz kapının üzerindeki bilgisayarı net görebileceği bir yere oturdu. O sırada Çiçek huysuzlanarak yerinden kıpırdamaya çalışıyordu. Barlas, Çiçek'i başından öpüp göğsüne yasladı. Onun için endişeleniyordu. Aklı her ne kadar bunun geçici bir şey olduğunu söylese de yüreği itiraz ederek endişesini arttırıyordu. Etrafta çocuklarıyla bekleyen kadınlar çaktırmadan Barlas'a göz gezdirdiler. Normalde babaların çoğu işte olduğundan çocukları için hastaneye gelemezlerdi. Bu yüzden kadınlar Barlas'ı görünce evli olduğu kadının çok şanslı olduğunu düşünmeden edemediler. Sıra kendilerine geldiklerinde Barlas hiç beklemeden odaya girip doktorun yanına yaklaştı.
"Doktor Hanım kızımın ateşi var.", kendisi bir şey demeden karşısındaki adamın direk konuya girmesiyle şaşırsa da fazla üzerinde durmayarak bilgisayarına döndü.
"Hmm bebeğimiz altı aylık. Daha önce de bir hastalığı olmamış görünüyor."
"Şey...ben Çiçek'in odasının penceresini açık unuttum doktor kızım. O yüzden ateşi çıktı.", Dünya Hanımın sesinin üzüntülü çıkması Doktor Hanımın başını bilgisayardan kaldırmaya yetmişti. Kalkıp ateş ölçeri eline alıp Çiçek'in ateşini ölçtü.
"Tamam sadece biraz çıkmış. Şimdilik ilaç yazmayalım onun üşümemesini sağlayalım eve gittiğinizde de onu ılık suyla yıkayın."
"Peki Doktor Hanım iyi günler.", tam çıkacakları anda doktor hanımın kendisine seslenmeleriyle durup arkalarını döndüler.
"Beyefendi çocuğunuzun altı aylık, aşısı var. Ateşi düştüğü zaman getirin aşısını yapalım. Eğer ateşi düşmezse tekrardan sizi bekliyorum.", Barlas bir şey demeden sadece başını sallayıp Dünya Hanım ve kucağında hiçbir şeyden haberi olmayan Çiçek ile odadan çıktı. Yoldayken Dünya Hanım Çiçek ile oynarken Barlas'ta ara sıra dikiz aynasından Çiçek'e baktı. Sessiz yolculuğun ardından Barlas arabadan inip Çiçek'in yanağını uzunca öptü. Çiçek bir tepki vermeyince biraz üzülse de hasta olduğundan bunun normal olduğunu düşünüp Çiçek ile Dünya Hanımın otoparkın asansörüne ilerlemesini izledi. Onlar gittiklerinde üstünü değiştirmesi gerektiğini hatırlayarak arabasının arka koltuğunu açtı. Tam arabaya binecekken karşıda gördüğü arabanın arkasındaki kadınla kaşlarını çattı. Bu kadın geçen gün alışveriş çantalarını düşüren kadındı. Barlas, kadına baktığı gibi kadın hızlıca eğilerek arabanın arkasında kayboldu. Kadın için "Tuhaf." Diye düşünerek arabasının arka koltuğuna geçti. Arka koltukta zorla olsa da üzerini değiştirip arabadan indi. Asansöre binmesi, eve çıkması, üzerini değiştirip tekrar asansörle buraya gelmesi uzun olacağından arabada üzerini değiştirmişti. Bunu düşününce bu seferde içinden kendine "Aptal." Deyip üzerine baktı. Siyah boğazlı kazağını ve gri kot pantolon giymişti. Gri trençkot ceketini de üzerine geçirip saatine baktı. Yolda kendine kahvaltı için yemek alsa iyi olurdu.
Birden fazla uzakta olmayan bir ses gelince etrafına baktı. Kimseyi göremeyince yine de kontrol amaçlı sesi duyduğu yöne ilerledi. Bir eliyle de tabancasını tutmayı ihmal etmedi. Yine o kadını göreceğine umut ederek yavaş adımlarla ilerliyordu. Bu kadın kimse fazla olmaya başlamıştı. Birden aklına gelen şeyle durdu. "Belki de o katil olan Alev'dir ve beni takip ediyordur." Düşüncesini saçma bularak başını salladı. "Hayır onlar hiç benzemiyor. Bir kere Alev'in saçları dalgalı bu kadının ise kıvırcık. Hem de çok kıvırcık." Yürümeye devam ettiğinde kapı kapanma sesi duyar duymaz hızla arkasını döndü. Koşarak kendi arabasına giderken bir yandan da bağırıyordu. "Kaçma! Gel buraya, kimsin söyle!", etrafta kimseyi göremiyordu ama bilinmeyen şahsın kendisini duyduğunu biliyordu. Bir an "Acaba kafayı mı yiyorum?" diye düşündü. Koşuşunu yavaşlatıp yürüyerek arabasına ilerledi.
Ön kapıyı açtığında yan koltukta gördüğü poşet ile donakaldı. Yavaşça poşeti eline aldığında içine baktı. Poşetin içinde patatesli, salamlı, sosisli, karabiber ve pul biberli yumurtalı omlet olan büyük ekmekli bir tost, iki tane ayran, bir kola ve iyisinden açılmamış bir paket sigara vardı. Peştin içinde not var mı diye karıştırdığında parlak yeşil kağıda yazılmış bir not buldu. İmzasızdı.
'Nasıl bu kadar çok malzemeli bir tost yiyebiliyorsun merak ediyorum. Acaba miden nasıl kaldırıyor? Bunları düşünmeden edemesem de yine de sana sevdiğin tosttan aldım. Bu tostu depresyonda olduğun zaman dışarıda bir bankta otururken yediğini gördüm ve yüzünden sevmiş olduğunu belli eden bir ifade vardı. Gerçi tostun hepsini yiyemedin biraz bırakmıştın ve oturduğun bankta poşetin içine koymuştun. Ben de onu çaldım ve denedim ^^ hiç pişman değilim çünkü sevdiğin tostu ben de yedim ^^ iki tane ayran koydum sen ayranı çok seviyorsun ve yediğin şeyi bitirmeden ayranı bitiriyorsun bu yüzden iki tane koydum. Kolayı sakın ha şimdi içme! Aç karnına içersen miden bozulur :( sigara paketinde bir tane kaldığı için sana yeni paketini aldım ^^ Not: Kim olduğumu şimdi öğrenemeyeceksin ama öğrendiğinde yüzünün alacağı ifadeyi merak ediyorum!'
Notu katlayıp poşete geri koyar koymaz cebinden sigara paketini çıkardı. Cidden bir tane kalmıştı. Şaşkınlıktan yavaşça etrafa baktı. Yine kimseyi görmeyince arabaya binip poşeti yan koltuğa koydu. "Bir sapığım mı var?" içinden geçirdiği cümlenin tuhaflığıyla gözlerini sıkıca kapatıp başını salladı. Kendine az da olsa gelince cebine koyduğu sigara paketini çıkarıp sonuncusunu ağzına koyup yaktı. Boş paketi torpido gözüne koyup arabayı çalıştırdı. Binanın otoparkından çıkarken etrafa bakınmayı ihmal etmedi. Cebindeki pakette son bir tane sigara kaldığını bilen bir kadın vardı. Hem ürkütücü hem de merak uyandırıcıydı. Neyse ki otoparkın güvenlik kameraları vardı. Bu sayede kadını bulabilirdi. Şimdilik gizemli kadını aklından çıkararak biraz daha gaza basıp Emniyet Müdürlüğüne gitti. Çalışma odasına çıktığında Ömer ve Kerim'in de orada olduğunu gördü. "Günaydın.", diyerek içeri girip Doruk'un karşısındaki koltuğa oturup elindeki gizemli kadının poşetini yanına koydu. Ömer ve Kerim ona günaydın derken Doruk, Barlas'ın geldiğini fark etmeden telefonuyla oynamaya devam ediyordu. Başını telefonundan kaldırdığında Barlas'ı fark etti. "Günaydın Barlas. O poşet ne?"
"Kahvaltı işte. Boş ver poşeti de yeni kurbanın telefonundan bir şey bulabildin mi?"
Başını salladığında Barlas ayaklanıp yanına gitti. Doruk bilgisayarına girerken söylenmeyi de ihmal etmedi. "Aman aman hemen işe başlamasan olmazdı. En azından nasılsın derdi insan."
"Hala telefonunla oynayabiliyorsan iyisindir şimdi söylenme de beni bilgilendir.", cümleyle beraber Doruk sırıtarak bir dosyadan whatsapp mesajlaşması açtı. Doruk mesajlaşmadan karşı tarafın attığı bir mesajı işaret etti. "Bu adresi görüyor musun? Orada buluşacaklarmış."
"Buluşmuşlar mı peki?", tek kaşını kaldırarak sorduğu sorunun cevabını Kerim verdi.
"Evde herhangi bir iz çıkmamış."
"Ama yerde kan damlası vardı?"
"Kurbana ait.", beklediği şeyin cevabını almak Barlas'ı tatmin etmek yerine moralini bozmuştu. Farklı bir şey yoktu. Adrese tekrar baktığında adresin tanıdık olduğunu aklından geçirdi. Eski dostu ziyaret etmenin zamanı gelmişti.
"Bu adrese de gidelim ancak gece gitmeliyiz. Sabah gidersek bir şey bulamayız.", dediğinde tüm gözler kendisine döndü. Ömer tek kaşını kaldırıp sessizliğini bozdu.
"Adresi biliyor musun?"
Başını salladı. "Evet biliyorum. Orası pek iyi bir yer değil. Orada bir sürü otel ve...", cümlenin devamını getiremeden yalandan öksürdü. Bunu Kerim'in yanında diyerek pot kırmıştı. Kerim kaşlarını çatıp, "Devam et.", dedi. Cümlenin devamını tahmin edebiliyordu.
"...ve barlar falan var. Çoğu suçlu orada takılıyor.", eski dostu için eski dosta yalan söylemek kendisini tuhaf hissettirmişti ama bunu yapmak zorundaydı. O eski dost görevlerde hep Barlas'a ve Engin'e yardımcı olmuştu. Şimdi istese de olurdu. Bu yüzden onu korumak zorundaydı. Kerim, Barlas'ın yalan söylediğini anlasa da bir şey demeden önüne döndü. "Akşama kadar serbestiz. Akşam olduğunda o yere gidip araştırma yapacağız. O zamana kadarda Hakan'dan bilgi alalım. Sonra benim yapmam gereken bir işim var ve bu işte Doruk bana lazım."
"Peki.", deyip esneyerek ayağa kalktı Ömer. İkisi beraber oradan ayrılıp Adli Tıp'a giderken yolda bu zamana kadar buldukları bilgiler hakkında fikir alışverişi yaptılar. Adli Tıp'a vardıklarında direk soluğu Hakan'ın yanında almışlardı. Barlas yiyemediği yemeği Hakan'ın masasında yerken Hakan ve Ömer kendisine tuhaf bakışlar atıyordu.
"O tostu nasıl sindirebiliyorsun? O nasıl bir midedir arkadaşım?"
Hakan kollarını göğsünde birleştirip masasına yaslandı. "Valla Barlas öldüğünde mideni incelemek için sabırsızlanıyorum. Acaba içinden neler çıkacak?"
Barlas ağzındaki lokmayı yutup arkasına yaslandı. "Boş ver benim midemi kurban hakkında bilgi ver."
"İnsan bir nasılsın falan diye sorardı ama neyse seni mi kıracağım?", masanın üzerindeki pembe dosyayı eline alıp dosyayı açtı. "Evet şimdi adamın ismi Çağatay Kol. Kırk dokuz yaşında astımı var. İlaç dışında her şey aynı. Bu sefer ilacın dozu az. Bu da kurbanınızın yavaş ölmesine sebep olmuş. Nefes darlığı astımı yüzünden daha fena olmuş bu yüzden vücudunda morluklar var. Kutu meyve suyunu düşün onu içiyorsun ve bittiğinde daha var mı diye içine çektiğinde karton kutu eziliyor onun gibi."
"Peki adam bir ilişkiye girmiş mi?", Ömer'den gelen soruya karşı Hakan başını iki yana sallayıp elindeki dosyayı masanın üzerine koydu.
"Yakın zamanda bir ilişki yaşamamış.", kaşlarını çatarak yere doğru bakıp bir elini çenesine diğer elini dirseğinin altına koydu. "O katilin nasıl bir tecrübesi varsa kurbanda hiçbir iz bırakmıyor ve öğrendiğime göre sadece kurbanda değil olay yerinde de iz bırakmıyor."
Katilin bu kadar dikkatli olması işlerini giderek zorlaştırıyordu. Doruk, Alev ile ilgili bir bilgi bulamamıştı. Katilin o olduğuna emin olmamaları için bir sebep yoktu. Bir şekilde kadını kendi ağlarına düşürmeliydiler ama bu kadar kolay olamazdı. Kadın, Barlas'ın kendisini yakalamaya çalıştığını biliyor olabilirdi. Barlas'ın iştahı kesilmişti. Ayranı ziyan olmasın diye bir dikişte içip çöpünü yemeğiyle beraber poşetin içine koydu. Ayağa kalkıp elini Ömer'in omuzuna koydu. "Hadi Ömer biz gidelim. Bilgi için teşekkürler Hakan.", Hakan cevap vermeyince ikisi onun yanından ayrıldılar. Herkesin canı sıkılmaya başlamıştı. Elbette bir şeyi çözmek zaman isterdi ancak şu an tıkanmışlardı. Şu an sadece yapmaları gereken akşam olmasını beklemeleriydi. Bir de Barlas'ın, Alev ile mesajlaşması ve gizemli kadını bulması gerekiyordu. Ömer'i evine bırakır bırakmaz kendi evine yol aldı. Yolda giderken yarım kalan yemeğini yedi. Evinin otoparkına geldiğinde arabasını park edip arabadan indi. Arabasını kilitlediği gibi elinde anahtarıyla oyalanarak asansöre doğru ilerledi. Bu iş gerçekten canını sıkıyordu. Eskiden de zorlu vakalarında bunu hissederdi. Bunalırdı, sıkılırdı, sinirlenirdi. Şimdi uzun zaman sonra o duyguları yaşamak daha da fenaydı. Tam asansöre varmıştı ki otoparkın güvenlik kameralarına bakacağını hatırlayıp geri döndü. Arkasına döndüğü gibi o kıvırcık saçlı kız karşısında belirdi. Arkasını döneceğini tahmin edemeyen kadın koşmaya başladığında Barlas geride kalmayıp arkasından gidip üzerine atladı. Yerden kalkıp kadının suratını kendisine döndürüp kalkmaya yeltenmesin diye dizlerini kadının kollarına koyup üzerinde durdu. Ellerini de kadının omuzlarına koydu. Şaşırtıcı bir şekilde kadın korkmuyor aksine gülüyordu.
"İnanamıyorum sonunda! Bu anın hep geleceğini düşlerdim ama bu kadar çabuk değil. Daha sana bugün iyilik yapmaya başladım. Gerçi beni yakalamanı çok istiyordum sonunda oldu!", kahverengi kıvırcık saçlı, mavi gözlü kadının konuşmaları Barlas'ı daha çok şaşırtıyordu. "Bak üzerimden kalksan iyi olur yoksa yanlış anlaşılırız, ki bu isteyeceğim en son şey. Eğer rahatsızsan ellerimi kelepçeleyebilirsin."
Hipnotize olmuş gibi dediğini sorgulamadan yapıp üzerinden kalktı. Onu bırakmayıp ellerini kelepçelerken kadın konuşmaya devam etti. "Ama önden kelepçeliyorsun. Arkadan kelepçelesen sana zarar verme olasılığım azalır. Aaa bacağına yaslanmama bir şey demiyorsun. Hep hayalimdi bacağına yaslanmak! Ama küçüklük hayalim. Ben senin bacağına yaslanacak ve sende bacağını havaya kaldırıp benim uçmamı sağlayacaksın! Acaba denesek mi? Kırk dokuz kiloyum beni taşıyabilir misin? Ahh cidden çok heyecanlıyım.", küçük bir kız gibi Barlas'ın gözlerinin içine bakarken bacağına yaslanmıştı. Barlas hala bir şey demiyordu.
"Bir şey demeyecek misin?"
Sonunda ağzını açıp sorması gerekeni sordu. "Kimsin sen?"
"Hadi tahmin etmece oynayalım! Ben kimim tahmin et!", deyip kıkırdadı.
Tek kaşını kaldırarak, "Delinin teki?", diyebildi Barlas. Karşısındaki kız başını salladı.
"Aslında doğru biraz deliliğim var ama seni görebilmek, seninle kurduğum hayalleri gerçekleştirebilmek ve seninle yaşayabilmek hastaneden kaçtım abicim!"
"Abicim?" diye tekrarladı içinden. O hala bir şeyleri anlamaya çalışırken kadın konuşmaya devam etti. "Cidden birbirimize benziyoruz! Ben de zekiyim ama biraz deliyim. Bilmiyorum. İkimizde annemizin zekasını almışız! Sen mavi gözlerini kendi babandan alırken ben de mavi gözlerimi kendi babamdan aldım."
"Kadın zaten kendisinin deli olduğunu söylemişti ama ya dedikleri gerçekse? Annem babamı aldatmış olabilir miydi? Gerçi babamda aldatılmayacak kadar masum değil ama kimse kimseyi aldatmasa çok iyi olabilirdi..." kadını yorumlaması zordu. Gerçekten deli olabilirdi ama doğruyu diyor da olabilirdi. Eğilerek kadının ellerinden kelepçeleri çıkardı ve onu ayağa kaldırdı. Bu onun daha çok hoşuna gitmişti.
"Adın ne? Kaç yaşındasın?"
Kız kocaman gülümsedi. "Adım Sıla Çetin. On dokuz yaşındayım."
"Bu cidden kafayı yemiş. Yaşımın yarısından fazla olabilir ama çok genç." Barlas'ın bakışları Sıla'nın gülüşünü soldurmuştu. Onun kolunu tutup, "Doğruyu söylüyorum bunu sana kanıtlayabilirim. Gerçekten. Babana sor hatta o bilir beni."
Hayatı normalmiş gibi bir de bu çıkmıştı başına. Yine de Sıla'yı kırmak istemiyordu. Sabah bıraktıklarının hatırına bunu araştıracaktı. "Peki Sıla sen nerede kalıyorsun?"
Sıla dudaklarını birbirine bastırıp elini kabarık kıvırcık saçlarına koydu. Saçlarını kaşıyıp yavaşça otoparkın kenarındaki duvarı işaret etti. Barlas ağzı açık şekilde işaret ettiği yere baktı. "Ciddi olamazsın! Orası bomboş! Yerde mi yatıyordun?"
Yine eli kıvırcık saçlarına gittiğinde başını salladı. "Ne yapsaydım? Önceki evinin alt katında kalıyor ve kirayı kolaylıkla ödüyordum ama burası çok pahalı."
"Bir insan tanımadığı biri için bu kadar zahmete girmezdi. Aklı başında olmayan kişiler bir kirayı ödeyemezlerdi. Ama bir de bu kadına nasıl inanırdım? Hiçbir yalan belirtisi göstermese bile de emin olamıyordum. Saçını kaşıması yalan belirtisi değildi. Utangaçlık belirtisiydi. O, kendisinin burada kalmasına karşılık vereceğim tepkiden korkuyor bu da utanmasını sağlıyordu." İçinden durumu yorumlarken Sıla'nın girdiği kolundaki eliyle elini tuttu. Bu Sıla'nın hem şaşırmasına hem de tebessüm etmesini sağlamıştı. "Gel benim evime gidelim. Kızımın bakıcısı seninle ilgilensin."
Tebessümü gülümsemeye dönerken başını salladı. "Biliyorum ben Dünya Hanımı çok sevdim çok tatlı ve tombik bir kadın."
Barlas gülümseyerek Sıla'yı asansöre yönlendirmişti. Bu günlük gülme ve şaşırma kotasını doldurmuştu. Düşünceleri karıştı, hayatındaki olaylar arttı ve eğer Sıla doğruyu diyorsa hayatındaki kişi sayısı da artacaktı. Hep bir kız kardeşi olmasını istemişti. Bir abinin kız kardeşiyle ilgilenmesi, kız kardeşini koruması, onunla abi kardeş vakit geçirmesi kısaca abi kardeş ilişkileri hep hoşuna gitmişti. Eve geldiklerinde Sıla'yı Dünya Hanım ile tanıştırdı. Sıla, Çiçek'i sevip gülmesine sebep olurken Barlas'ta o sıra Dünya Hanım ile konuşmuştu. Sıla ile ilgili bildiklerini ve onun hakkında bilgi öğreneceğini anlattı. Dünya Hanım, Sıla'nın haline acımış ve onunla en iyi şekilde ilgileneceğini söylemişti. Yapacağı ilk iş Sıla'nın banyo yapmasını sağlamaktı. Dünya Hanım onunla ilgilenirken Barlas, Çiçek'i kucağına almış oturma odasında oturuyordu. Doruk'u arayıp onu Sıla hakkında bilgilendirip bir şeyler öğrenmesini söyledi. Doruk şaşkınlığını gizleyememiş ve meraklanıp hemen araştıracağını söylemişti.
Çiçek'in ateşi biraz düşmüştü. Kendini daha iyi hissetmesi hareketlenmesinden belliydi. Bu babasının tüm yorgunluğunu almasına yetmişti. Sıla'nın yanında kıyafeti olmadığını düşünen Barlas, Çiçek ile odasına gidip dolabının tek kapaklı yerini açtı. Dolabın bu köşesinde Havin'in kıyafetlerini saklıyordu. Ne atmaya ne de dağıtmaya gönlü el vermemişti. Tam onun için kıyafet bakacakken Dünya Hanım yanına geldi. "Barlas ne yapıyorsun?"
"Sıla için kıyafet çıkaracaktım."
"Bırak şimdi kıyafeti o kendi seçer alır. Ben bir şey diyeceğim sana.", Dünya Hanımın sesi endişeli çıkınca kaşlarını çatarak konuşmasını bekledi. "Kızın kolunda morluklar var."
"Nasıl morluklar?"
"Bilmem morluk var işte. Bunlarında iyiye işaret olduğunu sanmıyorum büyük morluklar var."
"Tamam Dünya Hanım, siz onu buraya getirip hazırlayın hastaneye gidelim ama ben fazla kalamayacağım bir işim var. Dorukla da konuşmam gerek. Ben sizi arabada bekliyorum.", Dünya Hanımın bir şey demesine izin vermeden kucağında Çiçek ile otoparka gitti. Çiçek'i bebek koltuğuna oturtup kendi de şoför koltuğunda yerini aldı. Dikiz aynasından dudaklarını büzmüş Çiçek'e bakarken gülümsedi. "Merak etme kızım senin aşı işin için gitmiyoruz rahat ol yani."
Yaklaşık on beş dakika sonra Sıla ve Dünya Hanım geldiler. İkisi de arka koltuğa geçtiklerinde direk hastane yolunu tuttular. Barlas ara sıra dikiz aynasından Sıla'ya bakıyordu. Kendisi rahat hatta huzurlu görünüyordu. İyi bir şekilde banyo etmiş, Dünya Hanım ile iyi anlaşmış ve –bu en çok huzur bulduğu- abisinin yanındaydı. Barlas bunları anlayabilirdi ama o morluklara rağmen normal görünüyordu. Hastaneye geldiklerinde Barlas arabadan inip arka kapıyı açıp Sıla'nın arabadan inmesini sağladı. Hastaneye geldiklerini gören genç kız alt dudağını dişlerinin arasına aldı. Yüzünden anlaşıldığı üzere hastaneleri hiç sevmiyordu hatta korkuyordu. Acile girdiklerinde bu sabahki sekreterin yine orada olduğunu gördüler. Sekreter, Barlas'ın iki koluna da bakıp ellerini masanın üzerine koydu. "Beyefendi iki kolunuzda yerinde görünüyor eğer ciddi bir aciliyetiniz yoksa lütfen sizi ileriki sekreter arkadaşımızın yanına alayım.", diyerek gülümsedi. Barlas'ın ciddi ifadesini gördüğünde gülümsemesi yüzünden kayboldu. Ortalıktaki gerginliği hisseden Dünya Hanım tek eliyle Çiçek'i tutup diğer eliyle Barlas'ın kolunu tuttu. "Barlas oğlum senin işin yok muydu? Hadi sen işine git biz hallederiz."
Barlas ona dönüp tam, "Ama...", diyecekken Dünya Hanım cümlesini devam ettirmesine izin vermedi.
"Hadi oğlum germe ortamı. Ben seni haberdar ederim."
"Peki!", gitmeden önce Çiçek'i başından öpüp Sıla'ya gülümseyerek, "Merak etme geleceğim. Ben gelene kadar uslu ol.", dedi ve Sıla'nın tebessüm etmesiyle gitti. Arabaya bindiğinde arabanın yakıt göstergesinde arabanın yakının az olduğunu anlayınca oflayarak arabayı en yakın petrol ofisine sürdü. Petrol ofisindeki görevliye arabanın yakıtını doldurmasını rica edip arabanın diğer tarafına geçip ön koltuğun kapısına yaslandı. Telefonunu çıkarıp mesajlar kısmından Ömer'e gidecekleri adresin sokağının başında buluşacaklarını yazıp telefonunu kapatıp cebine koydu. Gözlerini kapatıp başını hafifçe yukarıya kaldırıp derin bir nefes aldı. Ama alacağına pişman oldu. Aldığı nefes boğazında kalınca öksürük krizine girdi. Soluğunu düzenleyince görevli ona seslenip yakıtı doldurduğunu söyledi. Yakıtın parasını ödeyip arabaya bindi ve hiç beklemeden Ömer ile buluşacakları yere sürdü.
Karanlık çökmüştü. Barlas, Ömer'in gelmesini beklerken iki sigara içmişti bile. Öksürük krizini boşuna yaşamamıştı bunu her sigara içişinde daha iyi anlıyordu. İşler karışmasın diye telefonunu sessize alıp saate baktı. Kolunu indirdiği gibi Ömer'in az önce duran arabanın içinden çıkıp yanına geldiğini gördü. "Sonunda geldin. Beni biraz daha bekletseydin tek girecektim içeriye."
"Tamam geldik işte. Eee ne yapıyoruz?"
"Karşıdakileri görüyor musun?", diye karşıda yanan sokak lambasının altında duran kadınları gösterdi. Ömer başını sallayınca devam etti. "Şu sandalyede oturup bacak bacak üstüne atmış siyah kürklü kadını görüyor musun?"
"Evet. Öff ne güzel."
"Ağzına çarparım Ömer! Evlisin sen kendine gel. Piçlik yapma!"
"Tamam ya kızma."
"Kızdırma o zaman. Neyse o kadın benim eski zamanlardan beri dostum. Ondan yardım isteyeceğiz. Benimle gel.", Ömer, Barlas'ın arkasından ilerledi. İkisi de kadınların önünden geçerken kadınların derdi kendini göstermekti. Barlas sadece gülümseyerek Ömer'in kolunu acıtacak şekilde tutup kendisini takip etmesini sağladı. Barlas'ın dediği arkadaş onları fark edince yerinden kalkıp Barlas'ın boştaki koluna girdi ve kırmızı ruja bulamış dudaklarıyla gülümsedi. "Üzgünüm hanımlar ama o benim.", deyip bozulan kızlara aldırmadan Barlas'ı çekerek iki binanın arasındaki boşluğa getirdi. Gülüşünü yüzünden soldurmuş kaşlarını çatmıştı.
"Çocuk senin burada ne işin var!?"
"Sana da merhaba Açelya. Kırmızı deri elbisen sana çok yakışmış. Oradaki bütün kızlardan daha güzel olmuşsun. Şimdi hepsi kıskançlıktan kuduruyordur."
Açelya duvara yaslanıp kollarını göğsünde birleştirdi. "Bana bildiğim şeyleri söyleme çocuk. Soruma cevap ver. Ne işin var burada? Bir de bu kim?"
Barlas, Ömer'in kolunu bırakıp ellerini birleştirdi. "Tanıştırayım. Açelya, Ömer benim yeni ortağım. Ömer bu da Açelya kendisi tüm tanrıçalardan bile daha güzeldir."
Açelya gözlerini kısıp Ömer'i baştan aşağıya süzdü. Gözleri önce nişan yüzüğüne sonraysa çapraz gülüşünde takıldı. Aklındakileri tamamlayınca tüm dikkatini Barlas'a verdi. "Tasmasını sıkı tut bunun. Güvenemedim buna. Karısını umarım aldatmıyordur."
Konuşan iki eski dost Ömer'in şaşkın ve kızgın bakışlarını umursamadan konuşmaya devam etti. "Merak etme o iş bende. Şey buraya ilgilendiğimiz dava için geldik ve senin yardımına ihtiyacım var."
"Beş paket sigara artı senden büyük olduğumu kabul edeceksin."
Kaşlarını çattı. "Sigara kabul ama diğerine hayır. Sadece bir yaş büyüksün benden."
"Beni ilgilendirmez şartlarım bunlar çocuk."
Başka seçeneğinin olmadığını anlamıştı. Açelya güzel olduğu adar zor, akıllı ve inatçı bir kadındı. Bu yüzden Barlas eğer hemen gardını elinden düşürmezse onlara yardımcı olabilecek tek kişiyi kaybedecekti. Başını sallayarak ellerini cebine koydu. "Kabul. Yarın evime gelirsin –adresi sana atarım- ve paketlerini alırsın benden bir yaşta olsa büyük olan Açelya ablacığım."
Son sözleri bu güzel kadının keyfini yerine getirmişti. "Tamamdır. Ne yapmam gerek? Birini mi ayartacağım yoksa başka bir şey mi?"
Ömer onları izlerken çoktan duvara yaslanmış ve kollarını göğsünde birleştirmişti. Barlas telefonunu çıkarıp Alev'in resmini gösterdi. Açelya duvardan ayrılıp telefonu eline alıp kızın resmine baktı. "Bu kadını gördün mü? İki gün önce falan."
Kaşlarını çatıp resme daha dikkatli baktı. Tanıdığını fark edince telefonu geri uzatıp başını salladı. "Evet gördüm. Bir adamla gelmişti."
"Hangi odada olduklarını biliyor musun?"
"Evet kral dairesindeydiler. Eğer odayı araştıracaksanız hem şanslı hem de şansızsınızdır. Şanslısınız çünkü bir tane Kral dairesi var ve o oda hiç temizlenmez yani kanıt arayabilirsiniz. Bir yandan şansızsınız çünkü o oda deli gibi pahalı bu yüzden temizlenmez. Kimsenin oraya parası yetmeyeceği için."
"Güvenlik kameraları yok mu?", sonunda sessizliğini bozmuş Ömer'de konuşmaya katılmıştı. Barlas başını iki yana salladı. "Yok."
"Olsa da göstermezler. Bozuk diyerek geçiştirirler", diye Barlas'ın bitirdiği sandığı açıklamanın sonunu getirdi Açelya.
"O zaman siz ikiniz çift gibi o odaya gideceksiniz."
"Yangın merdiveni var sende oradan girebilirsin.", iki erkekte kadının dediği ayrıntıya başlarını sallayarak planı oluşturdular. Barlas gerçeğe çok yaklaştığını düşünse de çok uzaktı. Attığı ve atacağı her adım da gerçeğe yaklaşsa da gerçek o kadar uzaklaşıyordu.
--------------------------------------------
Bölüm sonu.✨