İçeriğe geç

BARDAKİ PATRON

Bölüm 3 · 5 dk okuma

BARDAKİ PATRON

Bölüm 3

2

Boran telefonu kapatıp yanıma geldiğinde yüzünde biraz önceki kararsızlıktan eser kalmamıştı. Ama dikkatli bakınca omuzlarının çok hafif gerildiği fark ediliyordu.

"Bir sorun mu var?" diye sordum.

Başını iki yana salladı.

"İşlerde ufak bir problem çıktı ama hallolur."

Ses tonu sakindi ama cümlenin ağırlığı orada asılı kaldı. Bir an duraksadım, sonra doğal bir şey söylüyormuşum gibi:

"İstersen kalkalım."

Boran bana baktı. Bu sefer bakışı kaçmadı.

"Hayır, bu geceyi böyle boş bir sebepten bitiremem."

Bir anlık şaşkınlıkla güldüm.

"O zaman siparişleri vereyim" dedi.

"Ben sipariş verdim."

Boran kaşlarını kaldırdı.

"Neden beklemedin."

Omuz silktim.

"Benim olduğum masada siparişi ben veririm hep."

“Böyle bir kural mı var?" dedi gülerek.

"Var, Hande benim bazı kurallarım var. Buda onlardan biri ."

İkimiz de güldük. O an gerginlik kendiliğinden çözüldü sanki.

Boran dirseklerini masaya koydu.

"Anlat bakalım, senin hikâyen ne?"

Bir an sustum. Denize baktım. Sonra geri döndüm.

"İşsizim."

"Ama ailem çalıştığımı sanıyor. Üç aydır her gün aynı yalanla kandırıyorum onları."

Boran’ın yüzü ciddileşti ama acıyan bir ifade yoktu.

"Bir yalanı üç ay devam ettirmek de bir marifet."

Burnumdan kısa bir nefes verdim.

"Gel bir de bana sor. Her gün vicdan azabı çekiyorum."

Boran hiç düşünmeden konuştu:

"Senin gibi birini kaçırdıkları için onlar aptal."

Gülümsedim.

"Nasıl biriyim sence ben?"

Boran başını hafifçe yana eğdi.

"Bunu söylemem için seni yaşamam lazım."

Kaşımı kaldırdım.

"Buna ben izin verir miyim sence?"

Bir an durdu. Sonra yumuşak bir sesle:

"Ben, senin beni yaşamanı isterdim şahsen."

Konuşma orada durdu.

Cümleler bitmişti ama bakışlar devam ediyordu. Uzun, sessiz, acele etmeyen bir an.

Yemek geldi. Konu dağıldı. Balık ekmek yedik, arada gülümsedik. Çok konuşmadık. Sessizlik rahatsız edici değildi; tam tersine yerli yerindeydi.

Yemek bitince Boran hesaba uzandı. Ben de hemen araya girdim.

"Hesap konusunda da katı kuralların var mı?"

"Ben ödesem sorun olur mu?"

Boran gülümsedi.

"Sipariş vermene bir şey demedim"

"Ama bu beni aşar, güzelim."

Ayağa kalktı, ustaya parayı uzattı.

"Kolay gelsin" .

Sonra yanıma geldi. Eli belime yerleştiğinde refleksle değil, sanki zaten olması gereken yere gelmiş gibi hissettirdi.

Boran belime dokunduğunda bir anlığına tüm dünya durdu. Hafif ama kararlı bir temas. Elini hissetmek, sıcaklığı ve güveni aynı anda vermek beni bir an hem şaşırttı hem de heyecanlandırdı.

Kalbim hızla atmaya başladı. O hız, birkaç saniye boyunca nefesimin yetmemesine neden oldu. İçimden "Ne oluyor?" diye geçirirken, aynı anda yüzümün sıcaklığını hissettim. Yanaklarım hafifçe kızarmıştı. Gözlerim hemen dalgalı denize kaydı ama aklım Boran’da takılı kaldı.

Heyecanım sadece fiziksel değildi. Sanki yıllardır beklediğim bir an gelmiş ama ben bunun farkında değilmişim gibi.

Ellerimiz belimde buluşmuşken istemsizce omuzlarımı hafifçe onun yönüne yaklaştırdım ama fark ettirmemeye çalıştım. İçimdeki o karışık his; hem güven, hem merak, hem çekingenlik hem de tarifsiz bir enerji bütün benliğimi sardı.

Nefesimi kontrol etmeye çalışırken bir yandan da gözlerim onun gözlerinde takılı kaldı. Hafif titreyen kalbimle birlikte aklımdan sürekli şu cümle geçiyordu:

"Bu anın tadını çıkar, Hande."

Ama aynı anda: "Bu kadar yakınlık. Yeni tanışıyoruz." diye de kendimi uyarıyordum.

Adımlarımız sahilde ilerlerken ellerimiz hâlâ birbirine temas hâlindeydi. Bu ufak, sessiz temas benim için bir bağ gibi hissediliyordu; hem cesaret veriyor hem de heyecanımı doruklara çıkarıyordu.

"Sen kendinden biraz bahset" .

"Nasıl biri olduğunu, hayatını…"

Boran kısa bir duraksama yaptı, sonra omuzlarını hafifçe kaldırdı.

"Pek öyle şaşalı bir hayatım yok aslında,"dedi.

"Ev, iş, ailem çok büyük şeyler değil."

Gözleri ufka kaydı, sonra tekrar bana döndü.

"Ailemle normal bir ilişkim var. Çok gösterişli bir hayat yaşamıyorum ama fena değil."

"Yani ne iş yapıyorsun?"

"Bazen işler değişiyor,” dedi hafifçe gülümseyerek.

"Bazen çalışıyorum, bazen sadece yaşıyorum ya da yaşatmaya çalışıyorum."

"İlginçmiş. O son dediğin, kafamda bir doktor olma potansiyeli doğurdu nedense."

Hafif bir kahkaha attı.

"Alakası bile yok."

"CEO’yum. Şirketim var."

"Şaşırmadım. Galerici de olabilirdin aslında."

"Ortancamız, yani erkek kardeşim galerici."

"Yanlış insan, doğru mesleği tutturdum sanırım."

"Biraz öyle oldu"

Hava iyice soğumaya başlamıştı. Saat neredeyse 03.00’tü.

Sahilde yürüyerek bir bankın önüne geldik. Oradan geçen bir çaycıdan iki bardak sıcak çay aldık. Buharı yüzümü okşuyordu. Hafif rüzgâr denizden tuz kokusunu taşıyor, gece sessiz ama canlı bir hâl alıyordu.

Çayları elimde tutarken içim ısındı. Kalbim hâlâ Boran’la birlikte hızlı hızlı atıyordu.

Birden sahilde uzaktan bir adam şarkı söylemeye başladı, hafif gitar tınılarıyla. Ritmi duyunca içimde dans etme isteği belirdi.

"Dans etmek isterim" dedim heyecanla. Gözlerim parlıyordu.

Boran hafifçe gülümsedi ama kibarca reddetti.

"Burada kalabalık var, şimdi uygun değil."

Ama hemen ardından elimi tuttu ve fısıldadı:

"Gel benimle."

Hızlı adımlarla arabaya gittik.

Sakin, loş ışık veren bir sokak lambasının altında durduk. Etrafta kimse yoktu. Boran arabayı park etti, motoru kapattı.

Sessizlik vardı ama ikimizin de kalbi birbirinin ritmini hissediyordu.

Boran telefonundan "Hatırla Sevgili – Eylem Aktaş" şarkısını açtı.

Melodi hafif ve dokunaklıydı. İlk notalar çalmaya başlar başlamaz Boran beni nazikçe çekti ve dans etmeye başladık.

Yavaş, yakın ama dikkatli.

Şarkı bitince gözlerim doldu. Ona baktım. Boran da fark etti; beni sıkıca sardı. Kulağıma alçak bir sesle fısıldadı:

"Çok yanlış bir zamanda karşıma çıktın."

Gözlerimle ne demek istediğini anlamaya çalıştım ama bir şey anlayamadım.

İçim karmaşıktı ama heyecan doluydu.

Geceyi bitirmem gerektiğini hatırladım.

"Artık eve gitmem gerekiyor" dedim hafifçe.

Boran alnımdan öptü. Sessiz ve anlam yüklü bir şekilde:

"Bu geceyi unutma."

Arabaya bindik ve evime doğru yola çıktık. Yol boyunca şarkı hâlâ çalıyordu. Ama birden gökyüzü kararırken şiddetli bir yağmur bastırdı. Silecekler hızla çalışıyordu.

Arabada sessizce şarkıyı dinledik. Yağmur camları döverken içimde hem heyecan hem huzur vardı.

Eve geldiğimizde arabadan indik. Boran bana bakarak hafifçe gülümsedi.

"İyi geceler. Seni tekrar görmeyi sabırla bekleyeceğim" dedi.

"Ben de" dedim. Kalbim hâlâ hızlı atıyordu.

Boran öpmek için yanaştığında yağmur daha da şiddetlendi. Ben refleks olarak dudağının kenarına küçük bir öpücük bıraktım ve içeri girmeye çalıştım. Ama her adımda arkamı dönüp ona baktım. Boran gözlerini benden ayırmıyordu.

Arabaya baktım, elimdeki ceketi salladım.

"Sende kalsın" dedi hafif bir gülümsemeyle.

İçeri girince nefes nefeseydim, heyecanlıydım. Kızlara koşarak anlatacaktım ama onları sızmış buldum. Salona gittim, yatağa uzandım. Sevinçten zıplıyordum. Kalbim deli gibi atıyordu. Sürekli gülümsüyordum.

Ceketi yatağın kenarına koydum.

Saçımı tarayıp duş aldım, pijamalarımı giydim ve cekete sarılıp yatağa uzandım. Günün yorgunluğu ve heyecanı bir anda üzerime çöktü ama içimde tatlı bir mutluluk vardı.

Gözlerimi kapattım.

Hâlâ hafif gülümseyerek uykuya daldım.

Bölüm sonu

1 yorum