İçeriğe geç

BARDAKİ PATRON

Bölüm 16 · 5 dk okuma

BARDAKİ PATRON

Bölüm 16

15

Kapı açıldığında içerideki uğultu bir anda kesildi.Salondaki herkes aynı anda başını kapıya çevirdi. Büyük yemek masasının etrafında toplanmış iki aile. Bakışlar birer birer üzerimize kilitlendi.

Boran elimden sıkıca tutuyordu. Parmakları kararlı ve sıcaktı. Benim kalbimse neredeyse kulaklarımda atıyordu.

Kapıdan ele ele girdik. Fakat o an içimde bir şey dürtüldü. Bir anda elimi yavaşça çektim.

Boran bana döndü, kaşlarını hafif kaldırdı.

"Boran"diye fısıldadım, utangaç ama ciddi bir sesle

"Ayıp olur"

Gözlerimin içine baktı. Bir saniye sürdü belki ama o saniye uzadıkça uzadı. Sonra başını hafifçe yana eğdi, anlayışla gülümsedi ve küçük bir kafa hareketiyle tamam dedi.

Elimi bıraksa da bakışlarını bırakmadı. Yan yana içeri yürüdük.

Masada oturanlar bizi süzüyordu.Melisa , annesi , babası ve Boranın ailesi.

Boran ve ben masanın karşısında durduk. Kimse konuşmuyordu. Çatal sesleri bile kesilmişti. Boran dik durdu. Omuzları geride, bakışları net.

"Hoş geldiniz" dedi sakin ama sert bir tonla.

Melisa’nın dudakları ince bir çizgi halini aldı. Gözleri öfkeyle bana kaydı.

"Senin ne işin var burada" dedi doğrudan bana, sesi küçümseyici ve keskin.

O an içimdeki korku tekrar kıpırdadı ama Boran bir adım öne çıktı.

"Asıl senin ne işin var burada" dedi gözlerini ondan ayırmadan.

Salonda hafif bir kıpırtı oldu.

"Ben size bu evlilik konusundaki fikrimi söyledim"

Melisa’nın babası ağır ağır ayağa kalktı. Sert bakışlı, otoriter bir adamdı.

"Genç adam" dedi kalın ve kontrol etmeye çalışan bir sesle.

"Bu mesele öyle iki lafla kapanacak bir mesele değil.”

"Benim için kapandı"

Melisa’nın babası sertçe masaya elini koydu.

"Bu yaptığın saygısızlık"

"Hayır" dedi Boran.

"Saygısızlık, benim istemediğim bir evliliğe zorlanmam ."

Ama asıl fırtına babasında koptu.

"Ne demek evlenmeyeceğim" diye bağırdı. Sesi sert, alışık olduğu otorite tonundaydı.

"Ben kimseyle zorla evlenmem."

Boran’ın çenesi gerildi ama geri adım atmadı.

Adam bir adım daha yaklaştı.
"Ben bir şeyi bir kere derim" dedi ağır ve tehditkâr bir tonla.
"Evleneceksin Melisa’yla" Salonda çıt çıkmıyordu. Benim kalbim deli gibi atıyordu ama Boran’ın omuzları dimdikti.

"Hayır" dedi bu kez daha sert. "Evlenmeyeceğim."

Melisa’nın babası masaya sertçe vurdu. Bardaklar titredi.

"Sen bu aileyi küçük düşürüyorsun."

"Kimseyi küçük düşürmüyorum "dedi Boran.

"Kendi hayatımı seçiyorum."

O an Boran’ın annesi ayağa kalktı.

"“Yeter artık Boran" dedi öfkeyle.

"Bu ne biçim konuşma karşında büyüklerin var"

Boran annesine döndü. Gözleri kırılmamıştı ama içi karışıktı.

"Anne, ben kararımı verdim"

"Karar mı" dedi annesi sinirle. “Aylardır konuşulan, söz verilen bir mesele bu! İnsanlar burada rezil oldu!”

"Ne ayı ya daha dün evlenicem diye kafamın etini yediniz, bide gelip rızam olmayan şey için rezil mi oluyorum ."

"Kimseyi rezil etmedim" dedi Boran.

"Ben başından beri istemediğimi söyledim."

"İstemiyorum demekle olmuyor" diye çıkıştı annesi.

"Hayat böyle yürümüyor"

Melisa ağlamaya başlamıştı. "Boran bunu bana yapamazsın"

Boran’ın sesi yumuşamadı."Ben sana hiçbir zaman umut vermedim."

Melisa’nın babası tekrar konuştu. Bu kez sesi daha soğuk, daha tehlikeliydi.

"Bak oğlum" dedi yavaşça.

"Bu iş ya istediğim gibi olur ya da sonuçlarına katlanırsın"

Başını hafifçe bana çevirdi, sonra tekrar adama baktı.

"Tehdit mi ediyorsunuz beni"

"Gerçekleri söylüyorum."

Boran bir adım daha öne çıktı.

"Ben Melisa’yla evlenmeyeceğim. Bu konu burada kapanacak"

Babamın sesi odada yankılandı ve bir anda içimi sıktı.

"Sekreter parçasının yanında konuştuğumuz konuya bak ,kızım hadi git sen evine. Bu aile meselesi, sana karışacak iş yok."

O sözler… o küçümseyici ton… Kalbim sıkıştı, gözlerim doldu. İçim birden buz kesti.

"Ben , ben gidiyorum" dedim, nefesim titrek, sesim neredeyse fısıltı gibiydi.

Ayağa fırladım, gözyaşlarım yanaklarımı ıslatıyor, koridora doğru koşuyordum. Ayak seslerim yankılanıyor, kalbim deli gibi çarpıyordu. Koşarken nefesim kesiliyor, babamın sözleri kulaklarımda çınlıyordu. "Sekreter parçası"

Tam kapıya yönelmiş, dışarı çıkacakken, arkamdan öfkeyle bir ses yükseldi.

"Baba yeter ne biçim konuşuyorsun sen"

Boran’ın sesiydi. O an hem rahatladım hem de kalbim daha hızlı atmaya başladı. Ama panik içindeydim, ayağım hızla hareket ediyordu.

Kapıya ulaştım, nefes nefese, gözlerim ıslaktı. Boran peşimden geldiğini hissettim, ama bir an önce uzaklaşmak istiyordum.

Boran gitmek için kapıya yönelmişti ki babam sert bir sesle bağırdı.

"Buraya gel"

Boran bir an durdu, sonra kararlı bir şekilde peşinden çıktı.

Koridorda koştuk, Boran etrafına bakıyor, adımı çağırıyordu. Ama ben , ben gözden kaybolmuştum. Neredeyse görünmez olmuştum.

Boran evin içine geri döndü, nefesi kesilmiş, gözleri öfke ve endişe ile parlıyordu.

"Tüm bu evdeki herkes beni iyi dinlesin"

"Siz kim oluyorsunuz da benim kararımın önüne laf söylüyorsunuz"

"Ben bu evlilik olmayacak diyorsam olmayacak."

O an Boran’ın sesi tüm evde yankılandı, kararlılığı ve öfkesi ile her köşe sarsıldı. Ama ben hâlâ görünmüyordum.

Kalbim hâlâ hızlı çarpıyordu, gözyaşlarım yanaklarımı ıslatıyordu. Boran beni bulamadığı için sinirliydi, ama o öfke ve kararlılık bir yandan bana güven veriyordu.

Dışarı çıktım ve derin bir nefes aldım. Havanın serinliği yanaklarımı yaladı, ama gözlerim hâlâ doluydu, nefesim hâlâ titriyordu. Etrafta etrafa bakındım… Boran yoktu. Kalbim bir an duracak gibi oldu.

Telefonum titredi. Boran’dan mesaj gelmişti:

"Neredesin?"

Titreyen parmaklarımla konumumu gönderdim. Sahil kenarındaki banka oturuyordum, başımı ellerimin arasına gömerek hâlâ ağlıyordum. Gözlerim şişmişti, nefesim hızlı ve düzensizdi.

Birden bir ses yükseldi, sahilde yankılandı.

"Hande"

Başımı kaldırdım ve gözlerim şişmiş, ağlamaktan kızarmış halde Boran’ı gördüm. Kalbim deli gibi çarptı.

O hızla bana doğru koştu. Ben hâlâ şoktaydım ama bir anda kendimi onun kollarına bıraktım, sımsıkı sardım ona. Gözyaşlarım daha da aktı, titriyordum.

"Geçti sevgilim, ben buradayım" dedi Boran, sesi hem yumuşak hem de güven vericiydi.

Dudaklarımdan öptü. Sanki tüm korkularım, tüm üzüntüm o tek öpücükte eriyip gitmişti.

"Özür dilerim babam için "dedi Boran dudağımda hâlâ dururken.

"Niye özür diliyorsun" dedim, sesi ağlamaklı ve daha çok gözyaşı dökülerek. İçimde hem öfke hem çaresizlik vardı.

Boran gözlerimi tuttu, kararlı bir şekilde.
"Bu iş böyle olmayacak. Ben söyleyeceğim bizimkilere, bizim birlikte olduğumuzu."

Titreyerek ağlamaya devam ettim. Ellerim hâlâ Boran’ın kollarında, kalbim hem korku hem de rahatlama arasında gidip geliyordu.

"Dur, bekle buz gibi olmuşsun kıyamam sana "

"Arabadan ceketimi getireceğim" arabaya geri döndüğünde bende banka oturdum. O sıra arkamda duran insanların gölgesini gördüm bir anda .

Bir anda iki adam önümden fırladı. Ellerimden tuttu, öyle güçlü çekiyorlar ki neredeyse dengemi kaybediyordum.

"Bırakın"

"Boran" diye bağırdım, sesi çığlığa dönüşmüş nefesim kesilmişti.

Boran arkamdan geldi, hızla bana doğru koşuyordu, ama adamlardan önce yetişemedi. Ellerimden sıkıca tutulmuş, zorla sürükleniyordum. Ayaklarım yere takılıyor, yerde sürükleniyormuş gibi hissediyordum.

"Boran! BORAN"

Her adımda kalbim göğsümden fırlayacak gibi atıyordu. Gözlerim onun peşinden bakıyordu, ama adamlar beni çekmeye devam ediyordu.

"Hayır, bırakın Boran"

Enseme aldığım sert bir darbe ile bayılmıştım.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.