Alarmım üçüncü kez çaldığında gözlerimi açtım.
Bir süre tavana boş boş baktım. Sonra telefonu elime alıp alarmı susturdum.
Okul.
Sadece düşüncesi bile içimi sıkmaya yetiyordu, Yataktan kalkıp aynanın karşısına geçtim. Dağınık kızıl-bakır saçlarımı toplamaya çalışırken birkaç tutam yine yüzüme düştü. Onları kulağımın arkasına sıkıştırıp aynadaki yansımama baktım Bugün farklı bir şey olacağını sanmıyordum.
Yanılmışım.
Okulun kapısından girdiğim anda onları gördüm.
Ege.
Doruk.
Alp.
Koridorun ortasında, etraflarındaki öğrencilerin istemsizce yol verdiği üçlü.
Gözlerimi kaçırıp yanlarından geçmeye çalıştım.
“Günaydın, Ayça.”
Ege'nin sesini duyunca adımlarım yavaşladı.
Arkamı dönmedim.
“Duymadın mı?”
Dönmek istemesem de döndüm.
Ege bana bakıyordu. Simsiyah, dağınık saçları her zamanki gibi alnına düşmüştü. Gri gözlerinde ise o tanıdık ifade vardı.
Alay.
“Günaydın,” dedim sessizce.
Doruk güldü.
“Ne kadar neşeli.”
Hiçbir şey söylemeden sınıfa girdim.
Onların ne yapacağını düşünmemeye çalıştım.
Ama o gün, okulun diğer ucunda başka bir grubun da olduğunu unutmuştum.
Berk.
Kuzey.
Emir.
Okulun ikinci zorba grubu.
İki grup birbirinden nefret ediyordu ve o gün, ikisinin yollarının kesişmesiyle her şey değişecekti.
Ben ise henüz hiçbir şeyden habersizdim.




