Sürpriz
Kibrit çakıldığında oda yoktu. Sadece o an vardı — alev, avucun ısısı ve pastanın şekerle kaplı üzeri. Demir onu eliyle korudu, tıpkı bulunduğu anı avucunun içinde tutmak ister gibi. On sekiz yaşında bir gecenin tam ortasındaydı; her şey henüz mümkündü, her şey hâlâ önündeydi.
"Şşşt... Sessiz olun. Annem uyanacak." Sesi fısıltıydı, neşesi hakikiydi. Kimseyi görmüyordu çevresinde, ama bakmak istiyordu — özellikle o kravatlı adama, sınıfının en ciddi görünen çocuğuna. "O kravat ne oğlum? İnek misin?" diye sordu ve kendi şakasına güldü. Sesi, odanın duvarlarına çarpıp döndü.
Sandalyeye oturduğunda pasta kucağındaydı. Pastanın yeni olduğunu biliyordu, tişörtünün de. Her şey yeniydi o gece. Arka plandan gelen müzik — o eski, biraz kısık, biraz boğuk müzik — sanki uzaktan değil, doğrudan hatıradan geliyordu. Bir 90'lar şarkısı, adını bile bilmediği, ama her notasını ezberinde taşıdığı türden.
Sonra bir ses duydu. Ya da duyduğunu sandı. Dondu. İki saniye boyunca alevle, pastayla, müzikle arası kesildi ve boşluğa baktı. Yalnızca boşluğa. Sonra gene güldü, sanki hiçbir şey olmamış gibi.