İçeriğe geç

Bal Bade'm

Bölüm 9 · 14 dk okuma

Bal Bade'm

Bölüm 9

0.8

.

.

.

cesur'dan

Sofraya koyduğum tabağın yamuk olduğunu görüp düzelttim.

Yamuk duran şeyleri pek sevmezdim.

İçeriden yüksek gelen seslere aldırış etmedim. Giray ile Bade mutfaktaydı. Ve her ikiside gürültülü insanlardı. İyi anlaşıyor olmaları mutlu ediyordu beni.

Hangi abi istemezdi kardeşleri anlaşamasın diye.

Bir Pars vardı anlaşamayan. O da düzelecekti inşallah yakında.

Bade ile geçirdiğim şu bir kaç saat, benim için çok değerliydi. İyi anlaşıyorduk artık. Bir şeyleri çekinmeden söyleyebiliyordu.

İçinde yatan deli dolu bir kişilik vardı. Ve bu, gün geçtikçe ortaya çıkıyordu.

Son bardağı da düzgün bir şekilde koyup doğruldum.

"Ne yapıyorsun lan sen! Kıza mı vuracaktın!? Göt herif."

Bir anda Sarp'ın bağrma sesi gelince mutfağa doğru ilerledim hızlıca.

Kapıdan içeriye girdiğimde, gördüğüm görüntü ile durdum. Bade Giray'a sarılıyordu. Pars ise yerdeydi. Dudağındaki yara ise başında dikilen Sarp'tan dolayıydı galiba.

"Ne oluyor burada!?" Diye sordum sesimi yükselterek. Her gün bir olay mı olacaktı?

Niye hep olan Bade'ye oluyordu?

Niye şu an Giray'a sarılıyordu mesela, sıkıca.

Sarp arkasını döndü telaşla. Pars ise ayağa kalkmış, dudağındaki kanı silmişti. Yüzünden okunuyordu pişmanlığı.

Ne yapmıştı ki? Vuracak mıydın kıza demişti Sarp? Umarım yanlış anlamışımdır.

Diğerlerine döndüm. Hâlâ sarılıyorlardı. Pars'a baktım. "Odama git, konuşacağız." Kısa ve net bir şekilde konuşmamla, kafasını eğip çıktı mutfaktan.

Bade'ye ilerledim. Giray'dan ayırdım yavaşça. Refleks ile kafasını kaldırıp baktı bana. Gözleri dolup boncuk gibi olmuştu.

"Ne oldu abicim, iyi misin?" Diye konuştum merhametle. Gözlerini kaçırıp kafasını salladı. "İyiyim, bir şey olmadı." Diye mırıldandı kısıkça.

Olmuştu işte!

Yanımdan geçmek için hareketlendi. İzin verdim. Durmak istemediği yerde zorla tutamazdım onu. Ne olduğunu öğrenirdim her türlü.

Bade mutfaktan çıkınca Giray ve Sarp'a döndüm. İkiside bana bakıyordu.

"Anlatın." Bir kelime yetti onlara zaten.

Sarp da baktı abisine. O da geç gelmişti galiba. Giray anlatmaya başlayınca can kulağı ile dinledim.

"Geldi işte bir şeyler zırvaladı. İşler kızışınca elini kaldırdı, vuramazdı zaten abi tutardım."

Kaşlarım çatıldı öfkeyle. Ne demek el kaldırmıştı. Karşısındaki kadının kardeşi olmasını geçtim, bir kadına el kaldırmıştı.

"Ne olacak abi? araları gün geçtikçe daha çok açılıyor." Diye soran Sarp'a döndüm.

Derin bir nefes aldım.

Yorulmuştum artık. Her şeyden yorulmuştum. Bir şey gelmiyordu elimden. Tek istediğim birazcık huzurdu. Lakin bu evde her gün bir olay vardı.

Gözlerimi kapatıp açtım. "Bilmiyorum abicim. Halledeceğim."

Kafa salladı. Saçını okşayıp kapıya adımladım. "Ben Bade'ye bakayım abi, sen Pars ile konuş." Diyen Giray'a göz kırptım.

Bade en çok ona yakındı. Daha iyi konuşurlardı. Hem Pars ile her türlü benim konuşmam lazımdı. Kimseyi dinlemiyordu çünkü.

Yukarıya çıktım hızlı adımlarla. Çalışma odamın kapısna gelince, açıp içeriye girdim.

Pars, masanın önündeki koltukta, kafasını eğmiş bekliyordu. Odaya girince kafasını kaldırıp baktı bana.

Karşısındaki koltuğa ilerledim. Oturup, gözlerinin içine baktım.

Gözlerini kaçırıp oturuşunu düzeltti.

Derin bir nefes aldım. "Ne şimdi bu Pars. Ben size böyle mi öğrettim?" Diye sorum sakince.

Hemen kendini savunmaya geçti.

"Abi, yemin ederim bilerek yapmadım. Yani, unuttum bir an karşımdakinin Bade olduğunu. Buse var sandım bir an. İstemsizce oldu."

Kafasını eğdi. "Vurmayacaktım zaten, amacım korkutmaktı."

Kafamı iki yana salladım sinirle. "Karşımda buse vardı ne demek Pars, kafayı mı yedin sen? Buse olsa vuracak mıydın?" Diye sordum bu sefer.

Ne olursa olsundu, hiç bir kadına şiddet uygulayamazdı. Buna ben de dahildim. Hatta tüm adamlar dahildi.

Pars kafasını iki yana salladı hızlıca. "Abi yemin ederim, sadece korkutmak istedim." Dedi telaşla.

Sinirle ayağa kalktım hızlıca. Saçımı çekiştirdim sinirle. "Lan! Oğlum kızı korkutunca eline ne geçti? Gerizekalı. Kızın geçmişte ne yaşadığını bilmeden nasıl böyle, hanzo'ca davranırsın ya?"

Yerime oturdum tekrar. "Görmedin mi lan? Gözleri titriyordu kızın." Kafasına geçirdim bir tane.

Sert vurmadım. Canını yakmak istemezdim. Ama pişman gözlerle bakması sinirlerimi bozuyordu.

"Bakma lan öyle!" Diye çıkıştım.

"Nasıl bakıyorum abi?" Diye mırıldanıdı.

Derin bir nefes aldım. "Pişman gibi bakma it herif, niye pişman olacağın şeyler yapıyorsun."

Pars biraz sıkıntılıydı. Yani bir şeyden dersini almadan vaz geçmezdi.

Tekrar gözlerine baktım. "Bir daha, bir daha böyle bir şey yap, bak ne yapıyorum ben o zaman. 2, bilemedin 3 gün veriyorum sana. Değiştin değiştin."

Boğazımı temizledim. "Kızın seni affedeceği bile belli değil." Diye baktım yüzüne.

Kararsızca baktı yüzüme. "Özür dilesem affetmez mi abi?" Diye sordu.

Kafamı iki yana salladım. Affetmezdi. Sürünsün köpek.

Yaptığı hataların farkına varmalıydı artık. Ayağa kalkıp çıktım odadan. Kendime hızlıca bir kahve yapıp balkona çıktım.

Biraz dinlenmek iyi gelecekti sanrım. Giray'ın Bade'nin yanında olduğum için rahattı içim.

.

.

.

Bade'den

Merdivenleri seri adımda çıkıp odaya geldim. Gözümdeki yaş akmamak için direniyordu.

Akmayacaktı işte!

Vermiyordum izin, benim yaşım değil mi? Kalsındı gözümde.

Odaya geldiğimde kıpıyı açıp girdim içeriye. Girince de kapattım. Hareketlerim'in sert oluşuna durdum bi.

Sinirli miydim? Kırgın mı?

Her ikisinde vardı bence. Gerizekalıya bak ya, el kaldırdı bana resmen.

Normalde donup kalmazdım orada, lâkin. Gözümün önüne bir anlığına üvey olan babam gelmişti.

Ve yanımda bulunan ilk kişiye sığınmıştım. O da Giray abimdi. Yine aklıma gelen adamla sinirle soludum.

Karşısında ağlayan küçük kızını umursamadan vuran bir adamdı. Ölse gram üzülmezdim. Hatta gülerdim mezarına gidip.

Kapının çalması ile keko gibi

Çöktüğüm yerden kalktım. "Geel" Diye seslendim dışarıya.

Kapı yavaşça açıldı ve Giray girdi. Yatağa oturup baktım ona. Kapıdan tam girmeyip yüzüme baktı.

"İyi misin abicim?"

Değildim. Ve bunu saklama gereği duymadım. İyiyim desem ne olacaktı. Sadece o mutlu olacaktı, ben daha çok mutsuz olacaktım.

"Sizi üç hayır ile yolluyoruz Giray bey." Diye el salladım.

Gülüp içeriye girdi. Yanıma adımlayıp oturdu.

Yanağımı okşayıp konuştu. "Özür dilerim."

Kafamı iki yana salladım. "Dilemesi gereken kişi sen değilsin abi." Diye cevapladım.

"Olsun abicim, o elin kalkmasını engelleyemedim." Mahçupça konuşması sinirimi bozmuştu.

"Ay Giray, senin suçun yok diyorum." Sonra kulağına yaklaşıp fısıldadım. "Hem beyinsiz olmak suç değil, ne yapalım. Gelişmemiş onunki."

Dediklerime gülüp sarıldı bana. Ben de karşılık verdim. "Eskiden ne yaşadın bilmiyorum. Ama gözlerinin böyle titremesini görmek istemiyorum kardeşim." Diye mırıldandı. "Seni böyle görmek, kendimi yetersiz hissetmemi sağlıyor."

"Biz bize yeteriz türkiye" Diyip güldüm. Bu yersiz gelen anlamsız periler.

Derin bir nefes aldı. "Her şeyi şakaya alman çok koyuyor be kızım. Bağır çağır. Hatta git döv Pars'ı, ses çıkarırsam şerefsizim."

Ondan ayrılıp doğruldum. "Vallaha de." Dedim gözlerimi açıp. Gülüp kafa salladı. "Vallaha kız."

Döverdim artık bir ara, almıştım sözü. Midemdeki aç canavarı hatırlayınca aklıma donut'larım gelmişti.

Donut yapmıştım ben. Giray'a döndüm. "Ay Giraay, donut yaptık ya biz, koş kız koş yiyelim hadi."

Ofladı Giray. Ciddi biri olmayışım onu sinirlendirmiş gibi duruyordu. Ona bakarken kapı açıldı.

Sarp girdi içeriye. "İyi misin Bade?" Diye sordu.

Ben ofladım bu sefer. Ne bu iyi olma merakı. İyi olsam ne değişecekti yahu.

"Ne olarak, yani tip olarak mı ruhsal mı?" Diye sordum.

"Tip olarak diyorsan fevkaladeyim." Diye kendimi cevapladım.

"Ruhsal." Diye kısa kesti. Başımı salladım. "Eh işte, sürünüp gideceğiz böyle."

"Of Bade of, yürü hadi yemek yiyeceğiz." Diye kolumdan sürükledi beni Sarp.

Üçümüz birlikte aşşağıya indik. Yemek odasına geldiğimizde, konuşmadan yerlerimize oturduk. Cesur abim de gelmişti. Pars yoktu. Olmasa da olurdu.

"Pars nerede?" Diye sordu Cesur abi.

"Odasında." Diye cevapladı Sarp onu.

"Çağırır mısın abicim?" Dedi bu sefer.

Sarp kafasını sallayıp uzaklaştı masadan. Cesur abi elini uzatıp saçımı okşadı. "Özür dilerim böyle bir şey yaşadığın için kardeşim." Diye mırıldandı.

Kafamı iki yana salladım 'önemsiz' der gibi. "Senin suçun değil abi." Diye konuştum.

Sofraya gelen Pars ve Sarp ile sustum. O da yerine geçip oturdu.

Yemekte taze fasulye vardı. Bayılırım hocam. Fasulyeyi çatala batırıp ağzıma attım. Tuzsuz olmuştu bu.

Sofradaki tek ses çatal bıçak sesiydi. Bıçakla kim uğraşıyordu Allah aşkına. Bıçaklık bir şey yoktu.

Cesur abime döndüm. "Abi tuzu uzatır mısın?" Dedim.

Abim kafasını kaldırıp tuzu aradı.

Bir anda gözümün önüne gelen tuz kavonuzu ile geriye çekildim. Uzatana baktım. Pars?

Alık alık baktım yüzüne. Tutmaktan sıkılmış gibi bir kaç kez salladı. "Senden istesem abi demezdim Pars." Dedim ifadesizce. Pişman pişman bakıyordu gözlerime.

Son pişmanlık neye yarar, her şeyin bir bedeli var.

Umursamadım bakışarını. "Neyse" Diye döndüm önüme. "Tansiyon yapar, kalsın"

Kafasını eğip geri çekilmişti. Neydi şimdi bu tavırlar. Pişman olmuş gibi. Yapmasaymış, umrum dışıydı. Bana bakan Cesur abime göz kırptım. Gülüp önüne döndü.

.

𓃬

.

Yemeğimizi yemiş, salona geçmiştik. Şimdi ise donut'larımızı yiyorduk. Elime aldığım çikolata kaplamalı donut'u ısırdım. Ve konuşan Sarp beyi dinledim.

"Tabi ya, Giray beye özel donut yapılsın. Bize yok, ben kimim ki zaten." Trip atar gibi konuşan Sarp'a döndüm. "Eşşek başıyız sanki." Diye mırıldandı.

"Giray yemiyormuş ama pasta süslü. Sen yemesen sana da yapardım."

Omuz silkti ve elindeki bol pasta süslü donut'u bıraktı. "Ben de sevmiyorum artık."

Güldüm bu dediğine. "İki saattir yiyosun Sarp. Ye işte daha yok." Elimdeki çikolatayı, peçeteye sildim.

Dudak büzüp yemeye devam etti. "Yarın amcalar geliyor." Dedi Giray abim, konuyu değiştirip.

Gözleri büyüdü Sarp'ın. "Can gelmesin hayır. Bade'mi almasına izin veremem."

Merakla baktım yüzlerine. Bu Can kimdi Allah aşkına. Niye istemiyorlardı gelmesini.

"Malesef kardeşim, gelmek için can atıyor çocuk." Dedi Cesur abicim.

Can, gelmek için can atıyordu.

Kendini mi atıyordu yani?

İçimden yaptığım espri ile içimden güldüm. Ne komik bir insandım ben be. Beni öpüp başlarına koymaları gerekiyordu. Nankör insanlar vardı evet.

"Kötü birisi mi Can?" Diye sordum.

Gülmeye başladı Giray. "Yok be kızım, biraz deli dolu çocuk. Seninle tanışmayı çok istiyor. Sarp kıskanıyor." Diye cevapladı sorumu.

Saçımı savurup Sarp'a döndüm. "Ya beni sevmeyen ölsün be." Diye yükseldim. Onlar gülerken gözlerim büyüdü.

Tekli koltukta oturan Pars'a döndüm. "İyisin değil mi? Genç yaşta gitmeni istemem." Diye şirince konuştum.

Sonuçta beni sevmiyordu.

Çok da koymazdı.

"Bad-" Diye konuşacakken izin vermedim. Cesur abime döndüm.

"Abi, arada ayarlayalım böyle, ikimiz eğleniriz yine, olur mu?" Diye sordum.

Kafasını salladı abim. "Olur güzelim." Dedi sevgiyle.

Gözlerim parlayarak baktım ona. "Güzelin miyim gerçekten?"

Diğerleri esprimi anlayıp gülerken, Cesur abim bu halime gülüyordu. "Güzelsin tabiki bebeğim." Dedi saçımı okşayarak.

Yaa erirdim kii. Ona tatlı bir gülüş gönderip ayağa kalktım.

Mert abiyi arayacaktım. "Mert abiyi arayacağım." Dedim salondan çıkarken. "Tamam abicim." Dediğini duydum arkadan.

Arka bahçeye çıkıp telefonumu çıkarttım. Kişilerden Mert abiyi bulup üzerine tıkladım.

Arayacağım diyip sürekli ertelemiştim.

Bir kaç kere çalıp kapandı. Yüzüm düştü.

Topmalmakla uğraşamazdım şimdi. Tekrar aradım.

Çaldı.

Çaldı.

Çaldı.

"Alo" Diye bir yanıt geldi sonunda. Gülümsedim sevinçle. Sesini özlemiştim.

"Abi" Dedim özlemle. Hayır, Özlemle değildim. Ben demiştim bir tek.

"Abicim." Diye bir ses verdi bir kaç dakikanın ardından.

Derin bir nefes aldım. "Nasılsın abi, iyi mi oralar? Ne zaman gelirsin?" Diye sordum.

"Görev bitince geleceğim Bade'm." İyi gidiyor demedi.

"İyi gidiyor mu peki?" Diye sordum tekrar. Belki duymamıştı.

Bir kaç cızırtı geldi hattan. "Kapatmam lazım Bade. Seni seviyorum, iyi bak kendine."

Kapandı.

Ne olmuştu bir anda. Panikle kalktım yerimden. Bir şey olmayacaktı değil mi?

Olamazdı ki? Abim gibi olmazdı değil mi?

Gözümden bir damla yaş aktı. Keşke asker bir tanıdığım olmasaydı diye diledim.

Sonra kendime saydırdım. Bende bir salaklık vardı. Ne demek asker yakınım olmasaydı?

Oflayıp yapıştırdım kendime bir tane. "Oha hayvan" Diye mırıldandım. Ne sert vurmuşum öyle.

Ayağa kalktım ani bir kararla. İçeriye adımladım. Yatsam iyi olacaktı.

Yarın sürünün diğer bölümü ile tanışacaktım.

Salona girdiğimde konuşmayı bırakıp bana döndüler.

"Ben yatıyorum, iyi geceler." Dedim el sallayarak.

"İyi geceler." Dediler hep bir ağızdan. Arada bir sinek sesi kaynamıştı ama umursamadan odama yöneldim.

.

.

.

"Sarp! Sarp!" Diye Sarp'ın kapısına vurdum.

Kapı hızlıca açıldı. Sarp telaşla baktı her yerime. "Ne oldu! Bir şey mi oldu?" Diye bağırdı telaşla.

Gözlerimi büyütüp aynı panik ile cevap verdim. "Benim giyecek kıyafetim yok!" Dedim, üç çocukla sokakta kalmış teyzeler gibi.

Kötü bir şey söylemediğim için rahatlamış gibi nefes aldı. "Kızım korktum ya."

Kafamı iki yana salladım. "Korkmadın korkmadın, yok bir şey."

Derin bir nefes aldım. Koşmuştum buraya kadar yahu.

"Amcanız geliyor, ne giyeceğim ben. Yanımda özel bir kıyafet yok." Dedim gözlerimi kısıp.

Ellerini omzuma koydu ve üzerini gösterdi. "Amcam resmi kıyafetler sevmiyor. Bak eşofman ile karşılayacağım onu." Dedi.

Rahatlayarak derin bir nefes verdim. "He tamam o zaman." Dedim.

Cesur abim, bir kaç saat içerisinde burada olacaklarını söylemişti. Ben de bir panik yap, bir panik.

Elimle arka tarafı gösterdim. "Ee giyineyim o zaman ben." Dedim şirince gülüp.

"Ee giyin bari." Dedi arkamdan. Odama adımladım.

Yani, bence, üzerimdeki spiderman baskılı olan pijamam ile bayağı seksi bir bireydim.

Odama girerken, model yürüyüşlerini taklit ederek girdim. Onlarda yürümeyi bilmiyordu anacım.

Ben daha iyi yürüyorum bir kere.

Hızlıca banyoya girip kısa bir duş aldım. Sonrasına ise, çıkarttığım eşofman ve tişört giydim.

Saçlarım hâlâ ıslaktı. Üşenmiştim kurutmaya. Ama amcalar gelene kadar kurumazdı.

El mecburi kurutma makinesini aldım. Yavaşça kuruttum saçlarımı.

Dolaba yapışık olan boy aynasına baktım.

Fıstıktım fıstık.

Yüzüme baktım dikkatle. Makyaja lüzum yoktu. Gayet renkli bir yüzüm vardı bence. Doğal güzellikten yanaydım ben.

Ama makyaj yapanları da çirkin bulmuyorum. Allah var, güzel her halde güzeldir. Ha makyajsız, ha makyajlı.

Tabiki ben iki türlü de güzelim. Ve bu, bütün hemcinslerim için geçerli bir kuraldı.

Kapımın tıklatılması ile kendimle bakışmayı kestim. Kapı aralandı.

"İki dakika bekleyemediniz, tam evlenme teklifi edecektim ya." Diye mızmızlandım.

Evet, kendime aşık bir insandım ben.

Ses gelmeyince aynadan gözüken kapıya baktım.

Pars.

Kapının önünde dikilmiş, aynadan bakıyordu. Göz göze gelince, "aa bak pislik." Diye mırıldandım. Küçük bir Tebessüm etti. Arkamı döndüm.

"Ne vardı?" Diye sordum, gözlerine bakarken.

"Bade, ben özür dilerim. Çok pişmanım. Affeder misin beni?"

Gülümsedim kocaman. "Tabiki affederim." Dedim neşeli bir sesle.

Şaşırarak baktı yüzüme. Gülüşümü soldurdum. "Ama ölünce falan, hm ne dersin?"

Yüzü daha da şaşkın bir hâl alınca kahkaha attım. Bu çocuk tam bir ahmaktı.

Bir anda soldu gülüşüm. Kapıyı işaret ettim. "Çık dışarı." Dedim, kısa ve net olduğunu düşünüyordum.

"Bir dinlesen beni?" Demek ki olamamışım.

"Senin neyini dinleyeceğim ben be, anlamasam yine mi kaldırısın elini, söylesene!"

Cevap vermedi. Sadece üzgün bakışlarla baktı yüzüme.

"Sana, çık diyorum." Dedim sert bir sesle.

"Tekrar geleceğim." Dedi kısık bir sesle.

Kapıya adımladı. Çıktı gitti sonra.

"Siktir git ya, seni mi çekeceğim ben, tövbe estağfurullah" Diye mırıldandım.

Aynadaki kendimle göz göze geldim. Gülümseyip göz kırptım. "Neber güzellik, görüşemedik."

İyidim iyi.

Aynaya bakmayı kesip kapıdan dışarıya çıktım. Merdivenleri indim hızlıca. Son üç basamağı atayıp indim.

"Kızım atlama oradan, inciteceksin bileğini." Diyen Cesur abime döndüm.

Hepsi buradaydı. Yan yana dizilmişlerdi.

"Sübhaneke tespihsi gibi niye dizildiniz buraya." Diye şakıdım.

En köşedeki Giray abim, kolumdan tutup çekti beni. "En kıymetli boncuğumuz da geldi."

Dedi, kolunun altına beni alırken. Saçımı savurdum. Diğerlerine baktım. "Dışlıyor sizi bakın." Diye fısıldadım.

Güldüler sadece. "Ee hani neredeler?" Dedim sıkılmış bir sesle.

"Geliyorlar abicim." Dedi Sarp.

Gözlerimi kıstım. Kafası eğik duran Pars'a baktım. Nasıl da sönmüştü mum gibi.

"Yoksaa, Pars yüzünden mi gelmiyorlar?" Diye sordum. Omuz silktim sonra. "Eh adamlar haklı. Ben de istemezdim." Diye cevapladım kendimi.

Bana hâlâ cevap vermeyen adamlara döndüm. "Sohbetinize doyum olmuyor. Siz geçin şöyle, ben ağırlarım misafirlerimizi." Diye gülümsedim.

Ve nihayet, çalan zile ilerledim. Kapıyı açacakken durdum. Arkamı döndüm. "Ben mi açacağım kapıyı ya, piliniz mi bitti, hareket azıcık lütfen yani." Diye çıkıştım.

Adamlar gelmiş kapıda bekliyor, bunlar durmuş beni bekliyor.

"Sen aç Bade, hadi." Dedi Giray abim gülümseyerek.

Omuz silktim. "Açayım bari."

Kapıyı açtığım gibi üzerime atlayan beden ile neye uğradığımı şaşırdım.

"Yuh, ne oluyor lan." Diye mırıldandım.

"Ayy canım kuzenim benim. En sevdiğim kuzenim." Beni sağa sola savurarak sarılan çocuğu ittim.

"Uzaklaş be, sümsüğe bak." Diye cırladım. Arkadakiler gülünce onlara baktım. Sarılan çocuk ise gülüp yanıma geçmişti.

Bir sürü insan vardı. Hemen cici kız moduna aldım. "Ay hoş geldiniz, çocuklar getirdiniz."

Bu kadar çocuk yapmalarına ithafen demiştim bunu.

Arkadaki bir adam öne çıktı. "Merhaba Bade, ben amcan oluyorum." Dedi elini uzatıp, gülümseyerek.

Uzattığı elini sıktım. "Merhaba." Amca demeli miydim acaba?

"Amca içeride konuşalım, ayakta kaldınız." Dedi Cesur abim. Amca bey onayladı kafasıyla.

Herkes salona geçip koltuklara oturdu. Bazıları yerdeydi. Tabi sürü gibi gelirseniz olacağı buydu.

Hepsinin yüzüne baktım. "Bade, ben en sevdiğin kuzenin Can."

Hemen yanı başımda oturan çocuğa baktım. Kumral saçları ve mavi gözleri ile yakışıklı bir çocuktu. "Merhaba Can, en sevdiğin kuzenin ben." Dedim ona ayak uydurarak.

Can'ın yüzüne gelen yastık ile geriye kaçtım.

"Ya baba." Diye bağıran Can ile, amcaya döndüm.

Adam adını söylememişti. "Dur lan kereta. Ben tanışayım yeğenimle bir." Dedi. Bana döndü sonra.

"Ben Erol, amcanım" Yanındaki kadını işaret etti. "Bu da karım, Elçin."dedi.

"Memnun oldum" Dedim kafamı sallayıp.

"Biz de memnun olduk canım" Diye karşılık verdi Elçin yenge.

Erol amca susunca Elçin yenge devam ettirdi.

Koltukta oturmuş, bana bakan adamı işaret etti. "Bu, birinci oğlum, Derman. 29 yaşında."

"Derdime derman olan derman mı?" Diye sordum. Küçük bir kahkaha attı herkes.

O kadar komik ne vardı bunda. "Ya Bade. Ben çok sevdim seni." Diyen Can'a baktım. "Dur bekle bir sıranı." Dedim. Kafa sallayarak önüne döndü.

Derman abiye döndüm. "Alınmadın inşallah." Dedim. Gülümsedi. "Yok alınmadım." Dedi.

Kafa salladım. Alınmadıysa problem yoktu.

"Bu ikinci oğlum Vales. 20 yaşında."

Onları 9 yıl bekleten şey neydi acaba?

Vales'e baktım. Saçları beyazdı. Üstelik, gözleri de maviydi.

Yanımdaki Can'a döndüm. "Evlatlık mı bu?" Diye fısıldadım.

O da yaklaştı bana. "Yok kız boya o" Dedi. Kafamı salladım anlamış gibi. "Memnun oldum" Dedim.

"Ben de." Diye karşılık verdi.

"Bu da-" Diye konuşacaktı Elçin yenge. Ama Can bölmüştü. "Ben tanıtayım kendimi anne."

Bana dönüp kocaman gülümsedi. "Ben Can Karaca. 19 yaşındayım ve senin en sevdiğin kuzenin olma yolunda ilerliyorum inşallah."

"Amin amin." Diye mırıldandım.

Sevmiştim bu çocuğu.

Kafa birisiydi.

"Aha bu da Berat. Kardeşim. Yaş 18, talip bekliyor." Diye gösterdiği çocuğa bakarak güldüm.

Düz kumraldı. Gözleri de kahverengiydi. Kafamı eğdim 'memnun oldum' dercesine. O da aynı karşılık verdi.

Bölüm sonu

5 yorum