İçeriğe geç

Bal Bade'm

Bölüm 5 · 12 dk okuma

Bal Bade'm

Bölüm 5

0.5

.

. bölümlerin

.

Kapının tıklatılmasıyla yattığım yataktan doğrulup kapıya ilerledim. Dün Sarp ve Giray salondan çıktıktan sonra odalara dağılmıştı herkes.

Cesur abi ise şirkette işlerim var diyerek çıkmıştı evden. Sonrasında uyumuşum zaten. Şu an ise sabah güneşi yeni doğuyordu. Bu saatte kapımın önündeki eleman kimdi acaba?

Uykuyu seven birisi olmama rağmen ufacık seste uyanırdım. Yerimden kalkıp kapının kilidini açtım, hafifçe araladım kapıyı. Sarp gelmişti. Ben ona uykulu gözlerle bakarken, o bana hiç uykusu yokmuş gibi bakıyordu.

Kafamı sağa sola salladım. 'Ne var' dercesine.

Bu hareketime gülüp "Günaydın" Dedi.

"Günaydın da, bu saatte niye ayaktasın ya" Diye mırıldandım gözlerimi ovuştururken. Bir elimi yüzümü yıkasaydım bari.

Yüz ifadesine şaşkınlık eklendi. "Sen uyuyor muydun hâlâ?"

Yüzüne 'aptal mısın?' der gibi bakıyordum. Sabahın 7'sinde ne yapılırdı? Okul tatildi zaten.

"Saat daha 7" Dedim, uykundan arınmış sesimle. Ensesini kaşıdı çekingence.

"Özür dilerim uykundan ettim seni. Ben konuşmak için gelmiştim. Dün konuşamadık adam akıllı" Daha fazla mahcup olmasın diye konuştum,

"Sorun değil ya, sen bekle istersen. Ben bir elimi yüzümü yıkayayım." Dedim içeriyi işaret ederken.

Yatak dağınıktı, bir zahmet koltuğa otursundu yani. Ben demedim gel beni uykumdan et diye.

O koltuğa ilerlerken ben de banyoya ilerledim. İşlerimi halledip elimi yüzümü yıkadım. Yandaki aynadan bulduğum tarakla saçımı tarayıp çıktım banyodan.

Tam da tahmin ettiğim gibi yan taraftaki tekli koltuğa oturmuştu. Karşısındaki diğer tekli koltuğa ilerledim ve oturdum.

Sarp'a döndüm, sorar gözlerle. "Ee konuşacak mısın?"

"Konuşacağım" Kafamı sallayıp devam etmesini belirttim. Yani mal değilse anlardı. Öyleyse de Allah kurtarsın.

"Geldiğinden beri çok konuşmadık beraber" Diye başladı söze. Daha dün gelmiştim ne konuşabilirdik. Gözlerime bakıp devam etti.

"Ben, nasıl abi olunur bilmiyorum. Yani hiç kız abisi nasıl olur, nasıl davranmam gerekiyor bilmiyorum. Aramızda soğukluk olsun istemiyorum. Abin olmak istiyorum Bade. Bana bir şans verir misin?"

Açıkçası bunları konuşmasını beklemiyordum. Al şu parayı kaybol diyecek falan sanmıştım yalan yok. Tabiki verirdim şans. Sonuç olarak artık bu evdeydim. Aynı evde azılı düşman gibi gezesim yoktu kimseyle. Pars hariç.

"Sanırım sana bir şans verebilirim" Dedim. Demez olaydım, sanırım sana bir şans verebilirim neydi Allah aşkına. Gözlerindeki mutluluğa şahit oldum. Bu yetti bana.

"Ee, o zaman artık abinim değil mi?" Ne konuşacağını bilemiyor gibiydi. Güldüm bu haline.

"Yani, öylesin galiba. Zaten teknik olarak öyleydin zaten." Yerinden kalktı bir anda. İrkildim bir an, hızlı kalkınca.

"Sarılabilir miyim?" Diye sordu, küçük bir çocuk gibi. Üzülmesin istedim o an. Kafamla onayladım ve ayağa kalktım. Beni kendine çekip sarıldı sıkıca. Kafam göğsüne geliyordu. Sap gibi dikilmemek için kollarımı beline sardım.

Bir anda duvara çarpan kapıyla irkilip Sarp'tan ayrıldım. Sese baktığımda, kapının kolundan tutup bize hayal kırıklığı ile bakan bir adet Giray görmüştüm.

Sanki ağlıyormuş gibi yaparak gözlerini silip burnunu çekti. "Bana bunu yaptınız mı gerçekten." Ne yapmıştık diye düşünmeden edemedim. Bir şey yapmamıştık.

Sarp'a döndüm. "Abin neyden bahsediyor" Diye sordum. Beni cevaplayacakken Giray bağırarak engel oldu.

"Hayır! Abisi değilim ben onun!" Sonra bana baktı, gülümsedi. "Ama senin en sevdiğin canın abin olabilirim" Dedi. Bunun derdi belli olmuştu.

"Abim değil misin zaten?" Diye sordum. Gözleri şokla açıldı. Şimdi ise yanımdaki Sarp hayal kırıklığına uğramış gibi bakıyordu.

"Evet! Evet abinim ben senin. Canım en sevdiğim kardeşim." Bağırmadan da anlaşabilirdik bence.

"Bade, ilk abin benim değil mi? Bak ilk beni abin kabul ettin" Diyen Sarp'a döndüm. Ona cevap verecekken Giray atladı.

"Hayır. Benim değil mi Bade. En çok beni seviyorsun" Tam onu da cevaplayacakken Sarp girdi araya.

"Sen sussana şerro, ilk ben geldim. Bana şans verdi ilk."

Nereye düşmüştüm ben?

Konuşmama izin vermeden birbirleriyle rekabete girmişlerdi. Kurtulmam lazım benim burdan. Onlar birbirine saydırırken, arkadan dolaşıp çıktım odadan. Gerçekten bu ikili ömür törpüsüydü.

Merdivenlerden inerken sesleri kaybolmuştu. Mutfağa ilerledim. Kahvaltılıkları çıkartıyordum bir yandan.Cesur abi neredeydi acaba, gelmemiş miydi akşam eve? Diğer kardeşleri umrum dışıydı. Nerede olursa olsun.

Beni istemeyenin peşinde koşacak kadar aptal değildim. Pişman olacağı günü iple çekiyordum. Tabi ip kopmazsa.

"Hayırdır, ne yapıyorsun mutfakta. Yok yani dosya falan çalacaksan burada değiller."

An iti hazırla çomağını.

Bu çocuğun beyni yoktu galiba. Kuş beyinli derdim ama, hakaret olurdu kuşlara.

Sinir bozukluğuyla arkama döndüm. "Sence çalacak olsam yakalanır mıyım sanıyorsun?" Yakalanırdım aslında. Ama bunu anlayacak kadar kafası bastığını sanmıyorum.

"Ne diyorsun kızım sen, piyon musun yoksa?" Demesiyle, ciddiye aldığını anlamış bulundum. Ne piyonundan bahsediyordu şu an.

"Evet, piyonum ben, görevim de veziri öldürmek." Dedim oyunumu devam ettirirken. Google'dan bu aileyi araştırdığımda hepsinin iyi okullarda okuduğu ve zeki olduğu yazıyordu. Hani, zekilik neredeydi?

Yüzüme alık alık bakmasına dayanamayıp gözlerimi devirdim ve arkamı döndüm. Yarım bıraktığım salatalığı alıp doğramaya başladım.

"Bana baksana kızım sen, alay mı ediyorsun benimle?" Kolumu kendine çekip konuşmasıyla, elimdeki bıçak kayıp da parmağımı kesmişti. Hemen elinden kolumu kurtarıp soğuk suya tuttum parmağımı. Bir yandan da saydırıyordum.

"Aptal mısın sen ya, niye seninle alay edeyim. Salak gibi kanma sen de her şeye. Piyonmuş. Başka işim yoktu zaten benim de."

"Ağzını topla, doğru konuş benimle." Dedi sesini yükselterek. Zaten parmağımı kesmiştim, uğraştığım şeylere bak.

"Allah Allâh, ne olurmuş böyle konuşursam?"

"Dua at kızsın, yoksa bilirdim be yapacağımı" Pis cinsiyetçi köpek. Kenardaki duran peçetelikten peçete alıp, kanamayı bırakmış olan parmağıma sardım. Sonra da Pars'a döndüm. Zaten bana bakıyordu, öfkeyle. Aynı şekilde baktım ona.

"Niye geldin lan sen. Ailemizi karıştırmak için mi, bilmezmiyim kızım ben sizin gibileri. Kimin adamısın sen. Buldun tabi zengin aileyi çök hemen Oh ne ala memleket." Ben buna dalardım.

"Öncelikle bana bir daha kızım dersen hiç iyi olmaz. Ayrıca kimsenin adamı falan da değilim salak salak konuşma. Beğenmiyorsan görmezden gel beni. Sana meraklı değilim bende. Abin istedi diye geldim,ve pişman da değilim. "

Bu ona yetmemiş gibi konuşmaya devam etti.

"Acıyorlar lan sana. Abin ölmüş, ailen yok. Seni isteyen yok hatta. Niye kendini zorla sokuyorsun bir yerlere. Gitsene hayatımızdan istemiyorum seni evimde!"

Bu laflarla canımı acıtabileceğini mi sanıyordu?

Eğer öyleyse doğru sanıyordu.

Canım acıyordu. Parmağım da acıyordu. Çok acıyordu hatta. Cevap vermedim ona. Hayır, bu bir yenilgi değildi. Uğraşmak istemiyordum sadece.

Hava almaya ihtiyacım vardı. Kapıdan çıkıp geçecekken önüme geçti. Öfkeyle parlayan gözlerimi çevirdim ela rengi olan harelerine.

"Çekil" Diye uyardım sert bir sesle. Nefes alamıyor gibi hissediyordum. Hava almaya ihtiyacım vardı şu an.

Alayla baktı yüzüme. "Ne o sevgiline gidip ağlayacak mıs-"

Lafını bölen, ona attığım tokattı.

Sinirden gözlerimin dolduğunu hissettiğim için, Parsı öylece bırakıp dış kapıya adımladım.

"Çekil dediysem çekil. İlla yiyecek tokadı." Saçımı geriye attım sinir bozukluğuyla.

Ayakkabılıktaki ayakkabımı alıp giymeye başladım.

"Bade, nereye gidiyorsun" Bakmadım. Giray'dı seslenen. Ayakabımın bağacığını bağlamaya başladım.

"Bade?" Yanıma yaklaştığını hissedince doğruldum ve ona döndüm.

Dolan gözlerimi görünce şaşkınlık yayıldı önce gözlerine "Ne oldu sana, niye ağlıyorsun. Biri bir şey mi dedi?"

Ard ard'a sıraladığı soruları duymazdan geldim.

"Hava alacağım azıcık. Telefonum yanımda" Dedim. Sonra arayacağımı anlasın diye.

"Bilmiyorsun ki sen buraları, ben de gelseydim" Dedi belki bir umut, kabul ederim diye. İstemiyordum. O da mı acıyordu bana.

"İstemiyorum. Uzaklaşmayacağım fazla."

Uzatmamak için kafasını salladı. Merak ettiğini anlıyordum. Ama söyleyemezdim. Mutfağın kapısında bize bakan Pars'a son bir bakış atıp dış kapıdan çıktım. Son duyduğum ses Girayın bağırmasıydı. Pars'a mı bağırıyordu.

.

.

.

Parmağım mıydı bu acıyan, yoksa kalbim miydi?

İkisi de acıyor gibi hissediyordum. Ama suçu parmağıma yıkmaya çalışıyordum. Kalbimdi asıl acıyan, ruhumdu.

Abimi özlemiştim ben. O olsaydı burada olmazdım şu anda. Bir gerizekalının iki çift lafına aktırmazdı bu göz yaşlarını. İzin vermezdi.

Konaktan biraz uzakta olan yolun, köşesinde duran bankta oturuyordum. Ağladığım için akan burnumu çektim.

"Aptalsın Bade, lan adam o kadar laf söyledi. Cevap niye vermiyorsun. Bir tokadı daha hak ediyordu o manda boku."

Kendi kendime saydırmamla güldüm. Delirmiştim iyice. Konuşacak kimsem yoktu şu an. Mert abiyi arardım, ama görevde olduğu için kapalıydı telefonu.

"Bade! Ne yapıyorsun burada, hem niye ağlıyorsun sen. Bak bakayım bana bir."

Bir anda yanımda beliren ve çenemden tutup kaldıran Cesur abiye baktım. Ne ara gelmişti.

"Ne oldu. Evde bir şey mi oldu? Neden dışarıdasın sen. Havalar soğuyor artık. İncecik üstün." Bir yandan çıkardığı ceketini üstüme atarken bir yandan konuşuyordu. Bana telaşla bakan bakışları kayıtsız kalmasın diye cevapladım.

"Bir şey olmadı. Hava almaya çıktım birazcık. Bunaldım evde." İnanmamış gibi baktı gözlerime. Yine de bozmadı. Gözlerindeki ifade merhamet miydi? Yoksa acıma mıydı?

"Niye ağlıyorsun peki, bak gözlerin kızarmış" Dedi, yanaklarımda kurumaya yüz tutmuş yaşları eliyle silerken. Kestiğim parmağımı uzattım.

"Parmağımı kestim, çok acıdı." Gözlerim tekrar dolmuştu evdekileri hatırladığımda. Dolu gözlerle baktım karşımdaki adama. Anlamış gibi bakıyordu. Evde bir şeyler olduğunu, asıl acıyanın parmağım olmadığını. Anlamıştı işte. Anlayan vardı beni.

Ona uzattığım parmağımı avucunun içine aldı. Yavaşça öptü yaranın üstünden. İçimde bir şeylerin kaynadığını hissediyordum. Cesur abinin yanında olunca, verdiği güven duygusunu her zerremde hissediyordum.

Kafasını kaldırıp baktı, ağlamaktan kızaran gözlerime, burnuma ve yanaklarıma.

"Geçti mi şimdi?" Küçük bir çocukla konuşur gibiydi sesi.

Kafamı iki yana salladım. "Geçmedi." Diye mırıldandım. Onu kandırmanın bir manası yoktu. Geçmemişti işte, gelmeyecekti de.

Gülümsedi kocaman, gamzeleri de görünüyordu. "Sarılabilir miyim azıcık?" Sarılırken izin almaları içimi bir hoş ediyordu.

"Sarılabilirsin, Azıcık"

Kollarını belime koyup kendine çekti beni. Ben de boynuna sardım kollarımı. Sanki karşımdaki bir yabancıdan ibaret değil gibi geliyordu. Yanlış mıydı bu düşünce? İki gündür tanıdığım bir adama güvenmek aptallık mı sayılırdı? Sayılabilirdi.

"Her koşulda yanında olacağım Bade, sen istemesen de hep bir adım arkanda olacağım. Biliyorum,

alışamadın daha bu düzene. Abinin yasını tutamadan, yeni bir aileye geldin. Anlamaya çalışıyorum seni. Ama anlayamam tabiki. Özür dilerim bunca yıl seni bulamadığım için." Bir anda söyledikleri kalbime dokunmuştu.

Gülümsedim ona kocaman. Bu aileye bir üzgün yeterdi. O görevi üstlenmiştim çoktan. Cesur abi mutlu olmayı hak ediyordu. Görüyordum gözlerindeki yorgunluğu. Kardeşleri için çalışıyordu yıllardır. Ailenin babası gibi bir şeydi. Herkes saygı duyuyordu ona. Ama gözlerindeki ifade. Kalabalıkta yanlız kalmış gibi bakıyordu.

"Neyse. Hadi bak soğudu hava iyice. Araba şurada hemen" Dedi ilerideki arabasını gösterirken. Havalar soğumaya başlamıştı gerçekten. Midemdeki boşluk hissiyle duraksadım. Açtım ben, Bir saattir buradaydım.

"Şey, ben açım. Sabah kahvaltı etmeden çıktım." Çekinerek dile getirdiğim şeylerle gülümsedi.

Arabanın kapısını benim için açıp, "gel o zaman, ilk midendeki canavarı doyuralım." Heyecanla konuşmasıyla gülmüştüm. Bu adam çok mu tatlıydı acaba?

.

.

.

Dışarıda kahvaltımızı yapıp eve gelmiştik tekrar. Sarp'ın üniversiteye gitmesi gerekiyormuş, o yüzden evde değildi.

Pars ise odasındaydı galiba. Geldiğimizde o açmıştı kapıyı, ve yanağı kızarıktı. Gururla bakmıştım eserime. Cesur abi ne olduğunu sorduğunda geçiştirmişti. Ama benim bakışlarımdan anlamış olacak ki Parsı çağırıp, bir şeyler konuşacağını belirtmişti.

Bir tur da o çaksın bari.

Şu an mevcut durumuma bakarsak da, salonda oturmuş, Giray ile film izliyorduk. Geldiğimizden beri yanlız bırakmıyordu beni.

Mısır patlatmıştık beraber. Komedi bir filmdi.

kadının adama tekme atmasıyla ağzımdan bir kahkaha kaçtı. Giray hayretle döndü bana.

"Kız sen neye gülüyon, iki saattir komik şeylere gülmüyorsun, adam dayak yiyince gülüyorsun, bir tuhafsın he."

Güldüm dediğine. Komikti bir kere, hem hak etmişti adam. Aldatmıştı kadını, daha fazlasını hak ediyordu aslında.

"Hak etti ama adam, aldatmasaydı o da" Dedi kadını savunarak.

Kafasını sallayıp onayladı ve filme geri döndü. Ben de döndüm, heyecanlı bir sahneye geçmiştik.

.

.

.

"Bade, kalksana kızım, yardım et sende" Huysuzca konuşan Giray'a döndüm.

Komedi filmden sonra korku açmıştı. Bir anda ekranda beliren kadını görünce çığlık atıp mısırları yere fırlatmıştı. Şimdi ise toplamaya çalışıyordu.

"Ben yapmadım ki, kendin attın kendin topla." Kollarımı birbirine bağlayıp üstten baktım ona. Gözlerini kısıp baktı yüzüme.

"Sen görürsün sen. İlla ki işin düşer bana." Dedi tehtit edercesine.

Kafamı 'he yav he he' der gibi salladım.

"Hadi Giray, topla mısırlarını."

"Pislik bademcik"dedi. Hayal kırıklığı ile.

"Abinim ben senin abin, canım abim diye yardım etmen gerekiyordu." Dudaklarını büzerek konuşmasına göz devirdim. Aklımdaki soruyu sordum, o mısırları toplarken.

"Cesur abi nereye gitti?"

Gözlerini büyüterek baktı gözlerime. "Abi mi? Bana Giray, ona abi öylemi?"

Ona abi dememi mi istiyordu? Onu abim gibi göremiyordum. Aramızda çok bir yaş yoktu o yüzden daha çok arkadaş gibi görüyordum.

"Abi dememi mi istiyorsun?" Diye sordum merakla dikleşirken.

Hızlı hızlı salladı kafasını. "Evet, abi de bana hadi. Bak a-bi hadi" Güldüm bu isteğine.

Ama ben söylenen şeyleri yapmayı sevmezdim ki. Dilimi damağıma vurup olumsuz ses çıkarttım.

"Söylemeyeceğim."

"Neden yaa, bir kerecik desen." Üzülmüş gibiydi. Ama yapmayın böyle, kıyamıyorum bak.

"Daha sonra derim Giray."

Kafasını salladı anlayışla. "Peki, ama çok geç olmasın olur mu?"

Gülümsedim bu tatlı haline. "En erken ne zaman oluyorsa o zaman" Dedim göz kırparken. Yerimden kalktım odama gitmek için. Kapıdan çıkmadan önce mırıldanmasını duydum.

"En erken bu gün olurdu aslında."

.

.

.

"Senin için uygun mu Bade?"

Önümde çatalımla delik deşik ettiğim pırasa'dan çektim bakışlarımı. Bu yemeği hiç sevmiyordum. Sadece soğandı, soğanı soğanla kavurup oluşan bir yemekti.

Konuşan Cesur abiye baktım. Ne uygun muydu benim için?

"Ha"

Güldü bu tepkime. En baştan başladı anlatmaya.

"Okulun İstanbul'daydı, artık buradasın, seni kuzenlerinin olduğu okula yazdırmamı ister misin?"

Kafamı olumlu anlamda salladım. Olurdu benim için, zaten arkadaşım yoktu. Okul değiştirmemek için bir nedenim yoktu. Hem kuzenlerim varmış.

"Olur."

O da kafasını sallayıp gülümsedi. Sonra aklına bir şey gelmiş gibi yine döndü bana.

"Bir de şey var Bade. Amcalarımız seni görmek istiyor. Tanışmak ister misin? Hazır hissetmiyorsan erteleyebilirim istersen."

Soruyu bir düşündüm. Bu da tamamdı. Bugün kaçarsam, yarın hiç yapamazdım.

"İyice sokun kızı aileye, sonra ağlarsınız." Cesur abi tek kaşını kaldırıp Pars'a döndü.

"Ne saçmalıyorsun Pars, dön önüne yemeğini ye."

Pars, abisinin beni savunmasını beğenmemiş olmalı ki gitmek için ayağa kalktı.

"O yemek bitecek Pars." Cesur abinin Pars'a bakmadan komuşmasıyla daha çok bozulmuştu Pars beyciğimiz. Tekrar oturdu yerine.

Sarp hâlâ gelmemişti. Giray aramıştı, biraz geç kalacağını söylemişti.

"Bade, sevmiyorsun galiba yemeği. Mağdur ettin nimeti. Ver başka yemek koyayım" Önümden tabağı alıp, tavuk sote koyan Giray'a gülümsedim.

"Teşekkür ederim" Diyerek önümdeki yeni yemeğe döndüm. Bana bunlarla gelin ya. Şu güzelliğe bak.

"iki gün sonra geliyormuş amcamlar"

Kafa salladım sadece, biraz heyecan, biraz da gerginlik vardı içimde. Pars gibiler varsa işimiz zordu. Ama umrum dışıydı. Beni sevmeyeni ben hiç sevmezdim.

"Mer-ha-ba-laar" Diyen sese döndüm. Sarp gelmişti.

"Merhaba" Dedim ben de. Diğerleri de demişti. İnanabilir misiniz? Pars bile demişti.

"Kız, Bademcim ne yapıyorsun. Bensiz tavuk yiyiyorsun öyle mi? Bekleseydin beni. "

"Bu kadar geç gelmeseydin acıktım." Ağzım dolu olduğu için sesim boğuk çıkmıştı.

Yanıma yaklaşınca bir anda yanaklarımı sıkmaya başlamıştı. "Bı kıdır giç gilmisiydin" Diye taklit ediyordu bir yandan. Ağzımdaki lokmamı yutup ellerine vurdum, acıtmıştı eşşek herif. Yanaklarımı ovuşturdum.

"Elleşme yanağımı ya"

Yaklaşıp yanağıma küçük bir buse bıraktı. "Öperim geçer abisi"

"Ben odamdayım, yemek yemiştim dışarıda." Abisine dönüp söylediklerinden sonra yukarıya çıkmıştı. Pars arada kaçacak yer bulup gitmişti. Bunun da kıçında Kurt vardı. Bir duramıyordu yerinde. Ya da ben varım diye gidiyordu.

Yemeğim bitince yanımdaki mendile sildim ağzımı. Cesur abiye döndüm.

Hissetmiş gibi döndü bana.

"Odamdayım ben."

Kafasıyla onayladı. Yanımdaki Giray'a döndüm. Yemeği ağzına doldurmuş çevirmeye çalışıyordu. Kolunu dürttüm.

"Yavaş ye yavaş boğulacaksın" Dedim alayla. Kafasını iki yana salladı. Şapşal ya. Almış kocaman lokma, konuşamıyordu. Tabağımı mutfağa bırakıp odama çıktım.

Odama gelince balkonuma çıktım, köşede olan yumuşak mindere oturdum. Havaya baktım. Yavaş yavaş akşam oluyordu. Telefonumu aldım elime, galeriye girip abimle olan resimlerime bakmaya başladım. Mert abiyi de özlemiştim. Ne zaman gelecekti acaba? Telefonlara bakmıyordu. Bu beni endişelendiriyordu. Bu sahnenin benzerini yaşamıştım ve bir daha yaşamak istemiyordum.

Bölüm sonu

6 yorum